25 Ekim 2011 Salı

FAŞİZM İNSANLIĞIN BAŞINA GELEBİLECEK EN BÜYÜK FELAKETTİR

Dün Doğu Anadolu'yu sarsan 7.2 büyüklüğündeki deprem kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Depremin ardından sosyal paylaşım sitelerindeki yorumlara isyan eden Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan, 'Kısacası Van'ı önce deprem sarstı, ardından da faşizm. Zaten azıcık kalmış olan insanlığa güvenimi, büsbütün kaybetmemek için olay mahallinden anında kaçtım.' diye yazdı.

İşte Hakan'ın 'Van depremi ve vicdan körelmesi' başlıklı yazısı

VAN'da meydana gelen depremin hemen ardından sosyal medyada küçük bir tur atayım dedim.

'TERÖRE DESTEK VERİRLERSE BÖYLE OLUR'
Hay demez olaydım.
Şöyle bir baktım mesajlara, yorumlara falan:
- Bazıları yürek soğutuyordu.
- Bazıları bilgiç bir edayla "Teröre destek verirlerse böyle olur" diyordu.
- Bazıları acı olaydan hükümete çakacak malzemeler devşirmeye çalışıyorlardı.
- Bazıları Deniz Feneri olayını gündeme getiriyorlardı.
- Bazıları "Ağlama sırası onlarda" diyorlardı.
- Bazıları sözde biraz daha insaflı bir tavır takınıp "Türk'ün nasıl bir millet olduğunu gösterelim, Van'a yardım edelim" diyorlardı.
- Bazıları "Hükümetin yapamadığını Allah yapıyor" diye yazıyorlardı.
Kısacası...

VAN'I ÖNCE DEPREM ARDINDAN FAŞİZM SARSTI
Bir akıl tutulması, bir vicdan körelmesi, bir merhamet yoksunluğu, bir cehalet histerisi alıp başını gitmiş durumdaydı.
"Yapmayın, etmeyin, ayıp oluyor" diyen az sayıda sağduyulu ses ise arada kaynayıp gidiyordu. Kısacası Van'ı önce deprem sarstı, ardından da faşizm.
Zaten azıcık kalmış olan insanlığa güvenimi, büsbütün kaybetmemek için olay mahallinden anında kaçtım.
* * *

EĞER ÖNLEM ALINMAZ VE TEDAVİ EDİLMEZSE
Size bir şey söyleyeyim mi?
Ne sınır ötesi ya da sınır içi operasyonlar, ne PKK'nın yeni saldırıları, ne ölümler / kalımlar, ne terörün önlenmesi, ne dağdakilerin indirilmesi, ne kan, ne gözyaşı, ne ağlayan analar...
Önümüzdeki süreçte...
Bunları bile geride bırakacak çok daha önemli bir sorun bizi bekliyor.
Eğer önlem alınmaz ve tedavi edilmezse...
Bu akıl tutulması, bu vicdan körelmesi, bu merhamet yoksunluğu, bu cehalet histerisi bayrağını burcun en tepesine dikmeyi başaracak.
Hiçbir şeyden korkmayalım, bundan korktuğumuz kadar.
Ahmet Hakan..!

14 Ekim 2011 Cuma

Yüzsüz...

 Yüzsüz...

Cumayı kaçırmıyor...

Hacca gidiyor...

Umreye gidip gidip geliyor...

Oruç tutuyor...

Dana kesiyor...

Din...

İman...

Allah dilinden düşmüyor...
Ama sahtekâr...

*

Bu kadar dinden imandan söz edilen ülkede niçin bu kadar vurgun, talan, soygun, hırsızlık olur hafız?..

Yolsuzluklar, iddialar, belgeler havalarda uçuşuyor...

Tepedekinden en alttakine kadar... Her birinin sırtına yapışmış yolsuzluk dosyaları... Öyle kamburlarla çıkıyorlar milletin huzuruna...
Sıradan memur maaşıyla gelenler, Harun gibi tünüyor...

Nasıl olur?..

Bir tekinden dahi hesap sorulamıyor...

Hesap sormaya kalkan savcıların ve yargıçların tümünün başına mutlaka bir şey geldi, sürüm sürüm süründürüldüler...

Rastlantı mıdır?..

*
Ve arkalarında bir toplum ki...

Yüzde 99’u Müslüman...

Yer gök cami...

Yarısı hacı, yarısı hoca, kalanı mümin, gerisinin dilinden düşmüyor din, iman...
Ama hırsızı seviyor...
Sahtekârlıklar, yalanlar, dolanlar, soygunlar, hırsızlıklar onu rahatsız etmiyor... Dizideki Meldo’ya kızıyor da, çocuklarının geleceğini karartanlara kızmıyor... Ağzı oynayanı “orucunu yiyor” diye yatırıp dövüyorlar ama Türkiye’yi yiyenlere kaşını çatmıyor...

Tepkileri yok...

Kendi payına kaçak elektrik mi düşer, apartmanı var ama yeşil kart mı düşer, ormanı açmak mı düşer, Hazine arazisine konmak mı düşer, bedava kömür mü düşer?..

Razı...

Aslında suç ortaklığıdır...

Daha doğrusu, büyük suçun küçük ortağı...

*

Deniz Feneri iddiası da bu yüzden yapanın yanına kalır...

Çünkü böyle cemaate, böyle imam yakışır...

*

Dosyayı gözlerine sokan Kılıçdaroğlu suçlu çıktı...

İyi mi?..

Nitekim dosyayı açmaya kalkan savcılar da sürülmüştü...

Ama ne yapacaksınız?..

Din diyor...

İman diyor...

Bir de “Allah’a sığındığını” söylüyor...

Yüzsüz...

7 Ekim 2011 Cuma

BAŞBAKAN ERDOĞAN'A ALLAHTAN RAHMET VE SABIR DİLİYORUM..

Başbakan Erdoğan'ın anne acısı

7 Ekim 2011
Başbakan Erdoğan'ın anne acısı

Başbakan Erdoğan'ın annesi Tenzile Erdoğan bu sabah 09:15'te vefat etti. Erdoğan'ın 88 yaşındaki annesi uzun süredir tedavi görüyordu. Başbakan Erdoğan'ın Kısıklı'daki evinin önüne taziyeleri kabul etmesi için taziye çadırı kurulacak.

SURİYE OLAYLARI VE ESAT KONUŞTU:"BEN DEĞİL ERDOĞAN DEĞİŞTİ.".

Esad konuştuTürkiye'den muhaliflere silah geliyor. Ben değil Erdoğan değişti. Türkiye anayasasını 30 yıldır değiştiremedi, benden üç ayda demokrasiyi yerleştirmemi bekliyorlar.

Cumhuriyet- BM Güvenlik Konseyi’nde önceki gün yapılan oylamada Suriye’ye yaptırım kararı, Rusya ve Çin’in vetosuyla engellendi. Uluslararası toplumun bölünmüşlüğü ortadayken Başbakan Tayyip Erdoğan Türkiye’nin Suriye’ye karşı ‘tek taraflı yaptırımlar’ uygulayacağını duyurdu.
‘Laik ülke mezheple uğraşmaz’

Başbakan Erdoğan altı ay öncesine kadar ortak Bakanlar kurulu toplayacak kadar samimi olduğu Suriye lideri Beşşar Esad’ı, neredeyse her gün eleştirmekle kalmıyor, Esad muhaliflerinin Türkiye’de örgütlenmesine de göz yumuyor.

Acaba Esad’ın penceresinden Erdoğan’ın ve AKP’nin yeni Suriye politikası nasıl görünüyor?

Sorunun yanıtı Suriye liderinin eylül başında CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu başkanlığındaki CHP heyetiyle yaptığı bir buçuk saatlik görüşmede saklı. Bu görüşmenin kamuoyunun bilmediği çarpıcı detayları ilk kez Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu ziyaretinde ortaya çıktı.

Görüşmede, Esad’ın CHP heyetiyle görüşmesinden iki önemli unsur Davutoğlu’na aktarıldı. Bunlardan ilki, Erdoğan ve AKP sözcülerinin Suriye’de yaşananları “mezhep çatışması” olarak sunmasından Esad’ın duyduğu büyük rahatsızlık.

Esad’ın bu konuda CHP heyetine, “Suriye laik olan tek Müslüman Arap devleti. Laik ülkede mezheple uğraşılmaz. Çıkın sokakta istediğinizle görüşün, halkımın gündeminde böyle bir şey yok. Suriye’yi karıştırmak için olayı mezhep boyutuna indiriyorlar” görüşünü aktarmış.
‘Eylemcilerin elinde Türk silahı’

Davutoğlu-Kılıçdaroğlu görüşmesinde Esad’ın son derece kritik iddiası da gündeme gelmiş. Esad’ın CHP’lilere anlattığı “Silahlı eylemcilerin elinde bol miktarda Türkiye menşeili silah bulduk” iddiası görüşmede Davutoğlu’na aktarılmış. Ancak Davutoğlu görüşmede bu iddiaları kesinlikle yalanlamış.
‘Siz 30 yılda değiştiremediniz’

Davutoğlu’na ne kadarının aktarıldığını bilemiyoruz ama Esad’ın, ülkesindeki gelişmeler ve Erdoğan’ın yaklaşımına ilişkin eylül ayı başında Şam’da yapılan görüşmede CHP heyetiyle paylaştığını öğrendiğimiz bazı diğer çarpıcı değerlendirmeleri şöyle:

“Türkiye, anayasasını 30 yıldır değiştiremedi, benden üç ayda demokrasiyi yerleştirmemi bekliyorlar. Halkımın ihtiyacı olan reformları biliyorum. Tek tek yapacağım. Batı istiyor diye değil, halkım istiyor diye yapacağım. Bazısını yaptım. BAAS partisinin etkinliğini azaltmak için anayasayı değiştirdim. Basın yasasının önündeki engelleri kaldırdım. Gençleri internetle tanıştırdım. Kalanları da yapacağım. Ama bu zaman alacak. Bunları söylememe rağmen, ‘geç kaldınız’ denmesinde art niyet var.”
‘Müslüman Kardeşler’in hamisi gibiler’

“Her adımı atarım ama din eksenli, şeriat partilerine izin vermem. Laikliğe zarar verecek örgütlenmeye izin vermem. Bana baskı yapan devlet adamları aynaya bakıp kendi laikliklerini sorgulasın. Olayların arkasında farklı gruplar var. Samimi reform isteyenlerin dediklerini yapacağım. Ama bir de şeriatçılar var: El Kaide ve Müslüman Kardeşler. PKK Türkiye için neyse, Müslüman Kardeşler de bizim için o. Türkiye’nin Müslüman Kardeşler’in hamisi gibi davranması bizi üzüyor”

‘Değişimin nedenini Erdoğan’a sorun’

“Bana ‘Türkiye ile ne oldu da böyle oldunuz?’ diye soruyorlar. Ben değişmedim, Başbakanınız değişti. Bunu Başbakan’a sorun. Benim kanaatim
Türkiye-Suriye dostluğunu ABD istemedi. Türkiye!den gelenler Obama’nın sözcüsü gibi davranıyor.Ne Tunus, ne Libya, ne de Suriye’de dertleri demokrasi. Asıl mesele kaynaklarımızı kontrol etmek.  ‘Obama şöyle istiyor, böyle istiyor’ diye geliyorlar bana. Oysaki, ABD’nin Şam’da büyükelçisi var, gelip söylüyor zaten bize. Türk kardeşlerimizin aynı sözleri tekrarlaması bizi üzüyor.”

‘Yardım beklerken, git deniyor’

“Türk halkı benim ve Suriye halkının dostudur. Bu dostluğun sürmesinden yanayım. Reform sürecinde de Türkiye’yi örnek almak istiyorum. Biz yardım beklerken tehditle karşımıza çıkılıyor, ‘bırak git’ deniyor. Genel seçimleri yapacağım ve sonucuna saygı göstereceğim. Göreceksiniz en yüksek oyu ben kazanacağım. Olayları çıkaranların arkasında halk desteği olmadığı görülecek. Ben halkımla barışığım.”
‘Ölümlerin nedeni tecrübesizlik’

“Suriye’de bu tür olaylar benim dönemimde ilk defa cereyan ediyor. Polisim, askerim maalesef toplumsal olaylara karşı eğitimli değil. O yüzden çok kanlı geçti ve kayıplar verildi. Sadece sivillerden değil polis ve asklerlerden de çok kayıp var. Türkiye yıllardan beri hem sosyal olaylar ve terörle mücadele ettiği için bu alanda çok deneyimli. Biz ise deneyimsiziz. Ama masum göstericiyle elinde silah olanı ayırmak zorundayız.”
‘Mülteci gelmeden kamp kurdunuz’

“Türkiye sınırında kurulan kamplara giden vatandaşlarım dönüyor. Niye gittiler? Korkutuldular ve kandırıldılar. Sonra çağrı yaptım, dönenler döndü. Ancak burada dikkat çekici bir unsur var: Daha mülteciler gelmeden Türkiye Hatay’da çadır kent kurdu. Merak ediyorum, nasıl oldu da bildiler mülteci geleceğini?..

5 Ekim 2011 Çarşamba

HİÇBİR ÖTEKİ BEN DEĞİLİM...ÖTESİ YOK ÇÜNKÜ İNSAN OLMANIN..


15 yaşındaki bir kız yanında 1 yaşındaki bebeğiyle sokakta yürüyor, insanlar ona kaşar ve fahişe diyor, 13 yaşında tecavüze uğradığını bilmeden...
 
İnsanlar bir adama şişman diyor, kilosunu hızla arttıran bir hastalığını olduğunu bilmeden... 
 
İnsanlar yaşlı bir adama çirkin diyor, ülkesi için savaşırken kaza geçirdiğini bilmeden...
 
İnsanlar bir kadına kel diyor, kanser olduğunu bilmeden...
 
İnsanlar bi kız yürüdüğünde yorulduğunda zayıfla diyor astım hastası olduğunu bilmeden....
 
Siyah beyaz oralı buralı diye kimlikler üretiyoruz kardeş olduğumuzu aynı göğün altında ağlayıp güldüğümüzü bilmeden...

3 Ekim 2011 Pazartesi

Bu ülke bölünsün istiyorum;
Yandaş yalaka ve yavşaklar bir tarafa,
Onurlu şerefli üreten emekçiler ve vatansever insanlar birtarafa!

Can Yücel
Onlar sigara paketlerinin üzerine caydırıcı resimler koyuyorlar...

Neden Mcdonalds paketlerinin üzerine açlık çeken çocukların resmini koymuyorlar?

Neden içki şişelerinin üstüne sarhoş sürücülerin resmini koymuyorlar?

Neden kozmetik ürünlerine nesli tükenen canlıların resmini yapıştırmıyorlar?

Neden vergi zarflarının üstünde yalancı ve hırsızlık yapıp paramızla eğlenen politikacıların fotoğrafları yok?"
Genç vazgeçmeye karar verir ve
Bilge sorar;
- Mecnun Leyla’sından vazgeçti mi?
.. Hayır.
- Kerem ateşten kaçtı mı?
 .. Hayır.
- Ferhat dağları delmekten korktu mu?
.. Hayır.
- Ya Kocadağlı Ahmet?
Bir süre susup düşündükten sonra genç;
..O'nu hiç duymadım ki efendim, deyince
Bilge:
- Tabi duymazsın, çünkü: O vazgeçti ..
Unutma;
Vazgecenler değil
Mücadele verenler tarihe geçerler !

SORU

Türkiye’de kaç okul var?
67 bin…
Kaç hastane var?
1220…
Kaç sağlık ocağı var:
6 bin 300…
Peki kaç cami var?
85 bin…
Her 60 bin kişiye 1 hastane düşerken, 350 kişiye 1 cami düşüyor.
Peki kaç kilise var?
270…
Kaç cemevi var?
100.
* * *
Türkiye’de kaç doktor var?
77 bin…
Peki kaç din görevlisi var?
90 bin…
Türkiye’de her 900 kişiye bir doktor düşerken, her 780 kişiye bir din görevlisi düşüyor.

Eğitim-Sen’e göre Türkiye’nin 200 bin öğretmen açığı var.
* * *
Türkiye’de kaç kütüphane var?
1435…
Almanya’da kaç kütüphane var?
11 bin…
Türkiye’nin kaç kentinde devlet tiyatrosu var?
13…
Kaç kentte kuran kursu var?
81…
Bu kursların toplam sayısı kaç?
3852…
* * *
Türkiye’de 1 opera derneği var; 11 bale, 10 heykel, 18 resim, 18 sinema, 38 tiyatro derneği var.
Peki kaç tane “cami yaptırma derneği” var?
35 bin…

* * *
İçişleri Bakanlığı’nın bütçesi ne kadar?
783 trilyon…
Ulaştırma Bakanlığı’nın?
678 trilyon…
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nın?
677 trilyon…
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın?
632 trilyon…
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın?
280 trilyon…
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın?
249 trilyon…
Çevre ve Orman Bakanlığı’nın?
404 trilyon…
Sadece Sünnileri temsil eden Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesi ne kadar?
1.3 katrilyon…
8 bakanlığın bütçesi kadar…
22 üniversitenin toplam bütçesine denk…

* * *
Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinin yıldan yıla büyümesine bakalım:
1997′de 66 trilyon.
1998′de 119…
1999′da 180…
2000′de 270…
2001′de 302…
2002′de 553…
2003′te 771…
2004′te 1 katrilyon…
2005′te 1 katrilyon…
2006′da 1,3 katrilyon…
2007′de 2.7 katrilyon…
* * *
Bir ülke, Diyanet’e, bütün üniversitelerine ayırdığı bütçe kadar pay ayırıyor ve bunu son bir yılda ikiye katlıyorsa, doktordan, öğretmenden fazla imam yetiştiriyorsa, hastane değil cami yaptırıyor, kütüphaneden çok Kuran kursu açıyorsa, o ülkenin durup bir daha düşünmesi gerekmez mi?


Can Dündar



Üç Çoçuk Yapın '' ADAM '' olursa Asarız ''KOYUN'' olursa Bakarızz..
 Sırrı Süreyya ÖNDER