28 Ekim 2017 Cumartesi

Atatürk zehirlendi mi?

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi


Atatürk zehirlendi mi?
Atatürk düşmanları, Atatürk’ün ölümünü alkole bağlarlar, içki içtiği için siroz hastalığına tutulduğunu ve içkiden öldüğünü söylerler. Amaçları İslam dinine göre içilmemesi gereken alkollü içkiyi Atatürk’ün içtiğini, böylece Atatürk düşmanlığı temelini atmaktır.
Dinden geçinenler Atatürk düşmanlığı temelini atmak için, O’nun ölümünü bu şekilde işlerlerken, diğer yurttaşlar da bilgi eksikliğinden ve bu konunun yeterince işlenmemesinden dolayı, genelde bu şekilde; “Atatürk alkolden ölmüştür” şeklinde bilirler. Bu nedenle konunun ayrıntılı ele alınması ihtiyacı vardır.
77 yıldır sadece dost meclislerinde gündeme gelen ‘Atatürk ölmedi, zehirlendi’ iddialarına ilişkin tarihi belgeleri ele alırsak, 57 yaşında hayatını kaybeden Atatürk’ün doğal yollardan ölmediği, zamanın kudretli yöneticileri ve doktorları tarafından ‘zehirlendiğine’ ilişkin iddialar zaman zaman dillendirilse de bu, sınırlı bir tartışmanın ötesine geçmemişti.
İlk belge; İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın 30 Haziran 1938’de, yani Atatürk’ün ölümünden 4,5 ay önce İsmet İnönü’ye gönderdiği yazı.
“Çok kıymetli büyüğüm İsmet İnönü. Cumhurreisimizin hastalığı gün geçtikçe ilerlemekte, çevresinde size karşı bazı tedbirler aldığını duydukça çok üzülmekteyim. Tahsis ettiğimiz doktorun görevini layıkı ile yaptığı kanısındayım. Cumhurreisimiz, doktorlardan çok şikayet etmiş, ‘Beni Türk doktorlarına emanet edin’ demiştir. Yabancı doktorları uzaklaştırmak istemektedir. Her şey yolunda ve mecrasında seyir etmektedir. Sizleri Cumhurreisi olarak görmek arzusu hepimizde hasıl olmuştur. Hürmetle ellerinizden öperim efendim.
Dahiliye Vekili Şükrü Kaya.” (30 Haziran 1938).
İkinci belge ise, Atatürk’ün zehirlendiği tartışmalarının 20 yıl sonra devletin zirvesindeki bazı isimlerin başını ağrıtacak ve ölüm tehditlerine bile sebep olacak şekilde yeniden gündeme geldiğini gösteriyor. CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek, 26 Şubat 1959 tarihindeki yazısında, daha sonra İçişleri Bakanlığı da yapacak olan Hıfzı Oğuz Bekata’yı nazik bir şekilde uyarıyor.
Hıfzı Oğuz Bekata, Kasım Gülek’in ‘nazikçe’ uyarılarına rağmen Atatürk’ün ölümünün arkasındaki sırrı araştırmaya devam etti.
Bekata’nın İçişleri Bakanı olduğu 1962 yılında, CHP Genel Sekreter Yardımcısı Doktor Lebit Yurdoğlu’ndan destek istediği, Yurdoğlu’nun elde ettiği bulguları bir mektupla ilettiği görülüyor. Doktor Yurdoğlu, Bekata’ya yazdığı yazıda Atatürk’ün kesinlikle öldürüldüğüne dikkat çekiyor. Yurdoğlu tespitlerini şu şekilde sıralıyor:
“Bu konuyu derinlemesine araştırdığımda sorunun sadece geç teşhis olmadığını, teşhisle uyumlu ilaçlar kullanılmadığını tespit ettim… Sıtma tedavisi için kullanılan Kinin ilacının 43 şişe kullanıldığını gördüm. Bu kadar Kinin kullanıldığında karaciğerinde onarılmaz yaralar açacağını her hekim bilir. Bunun sanki bilinçli kullanılmış olduğun izlenimi edindim… Eppinger, Bergman, Dr. Fissinger, Dr. Neşet Irdelp’in hekimlik görevlerini bilinçli bir şeklide eksik yaptıkları kanısı bende hakim olmuştur.”
Atatürk’ün hayatı boyunca çekilen binlerce fotoğrafı olmasına rağmen neden alkolik denilen bir insanın masasında ve elinde içki şişesi ve bardağı yoktur? Hatta kız çocuğuyla birlikte çekilmiş ve elinde bir bardak malt içeceği olmasına rağmen “Atatürk kız çocuğuna bira içiriyor” diye iftiralar atılmıştır.
Atatürk, yanlış tedavi uygulandığı için ölmüştür. Atatürk sanıldığı gibi siroz hastası değildi. Atatürk’e sıtma tedavisi yapılmış, aşırı Kinin yüklenmiş ve karaciğeri bu yüzden iflas etmiş, siroza dönüşmüştü. Tedaviyi yapan doktor Mason locası üstadı doktor Mim Kemal’dir.
Büyük Millet Meclisi’nde Atatürk’ün ölüm raporu gündeme geldiğinde, 1935 yılında kapatılan ancak Meclis’ten tam olarak arındırılamayan Masonlar ortaya bir fikir atarlar:
“Efendim, gençlerimize terbiye olur, onun alkol ve sigaradan öldüğünü duyuralım…” denir ve kabul edilir, tarih kitaplarına da böyle girer…
Atatürk, vatanımızı 11 savaş yaparak, hepsinde de zafer ile ayrılarak düşmanı vatanımızdan kovmuştur. Bize Türkiye Cumhuriyeti’ni armağan etmiştir.
Ne mutlu Atatürk’ü gerçek anlayan ve anlatanlara…
Selam olsun Atatürkçü Türk gençliğine…
Muhammed İbrahim BAKİ

Çomarlara

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, açık hava ve yazı


Çomarlara;

Kurtuluş savaşını yunanlılar kazansaydı diyen tescilli şizofren maraş dondurmacısına inanıyor ama seni ümmetken, millet yapan Atatürk devrimlerine düşmansın..

Atatürk'e ayyaş diyorsun ama ilk rakı fabrikasını açan Abdülhamit'i ecdadın yaparak savunuyorsun..
Başının kapanmasını istiyorsun ama ilk kerhaneyi Abdülhamit döneminde açıldığını bilmiyorsun..

Yunan uçaklarından yazdığı bildiri dağıtılan iskilipli Atıf'ı savunuyorsun ama polatlıya kadar gelmiş düşmanları kovan, kurtuluş savaşını inkar ediyorsun..

Mezar taşlarını okumak için osmanlıca istiyorsun ama Osmanlıca'nın gramerinin olmadığını arapça-farsça-Türkçe karışımı olduğunu bilmiyorsun..

Türklüğü savunduğunu sanıyorsun ama ecdatların saydığın padişahlar döneminde Türklerin aşağılandığını bilmiyorsun..

Atatürk'e dinsiz diyorsun ama Atatürk'ün, Zağnos Paşa Camide cemaata şöyle seslendiği hutbesini bilmiyorsun
“ Ey millet! Allah birdir, şanı büyüktür. Allah'ın selâmeti, sevgi ve iyiliği üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenâb-ı Hak tarafından insanlara dinî hakikatleri tebliğe memur edilmiş ve resul olmuştur. Temel nizamı, hepimizin bildiği Kur'ân-ı Azimüşşan'daki açık ve kesin hükümlerdir."

Bu satırları yazan kim mi?..

1864 yılında zorla Kafkasya'dan sürgün edilen ataları Çerkes olan ama her Çerkes gibi bulunduğu toprakları vatan belleyen biri..

Ayrıca, Kurtuluş Savaşında vatana büyük hizmetleri (Nerede bir isyan varsa ve Koçgiri,Anzavur isyanlarını bastıran) olan ama sonrasında düzenli orduya geçişe uyum sağlamadığı,asi ve emir dinlemediği (Çerkeslerin genetik özelliği) için hain ilan edilen(?) Çerkes Ethem'den dolayı büyük baskılar nedeniyle kendi kimliğini bile açıklamaktan çekinen,asimile olmayı göze alarak vatanın önceliği kimlikten öncedir diye dedeleri olan biri..
Atatürk antiemperyalist ve bu ülkenin çimentosudur, yoktan var ettiği çağdaş bir ülke yaratmıştır...
Şükran duymamız gereken liderimizdir..
Vesselam
ozan

26 Ekim 2017 Perşembe

Meral Akşener ve "iyi parti"

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor


Meral Akşener'in kurduğu "iyi partiye"😀 çok anlam yüklemeyin sağın merkez partisi olmak istiyor.
Emek eksenli değil,geçmişi de,programı da emeğe dahil bir vurgu yoktur, bulamazsınız da,
Bizi çok ilgilendiren bir durum değil partisi ve programı.
Tek olumlu yanı, Parlamenter sistemden yana olmaları..

Bizim zevkle seyredeceğimiz radikal sağcı mhp ile dinci akp'le yapacakları yolcu (seçmen) kapma savaşları olacaktır.

*Mhp, faşizmin ana damarlarını barındıran ideolojik bir parti(ydi) ve kendi radikal komandolarını bünyesinde barındıran ama komando yapamadıklarını merkeze yakın ap (dyp), anap merkez gibi partilere konsolide ederek her zaman iktidarların gizli yada açık ortakları olmuşlar, kamuda örgütlenme (Kendi kadrolarını devletin yönetimsel kadrosu, asker,polis,istihbarat yapılanması) sermaye güvenliğini koruyan, sokakta faşist baskı aracı gibi verilen görevlerini yapmışlardır..
O nedenle Türkeş, 12 eylül faşist cuntası için "Kendimiz hapiste, fikirlerimiz dışarda" söyleminde bulunmuştur..

Anketler de, seçimler de gösteriyor ki ülkenin % 65-70 sağ partilere oy vermektedir.
(Bu demek değil ki hepsi sağcı,muhafazakardır.Bundan bir-iki ay önce yapılan araştırmada iktidardaki akp'nin radikal oy oranı % 15 dir.Muhalefet inandırıcı olmadığı için,sosyolojik,etnik,din,akrabalık vs gibi etkenlerle ve en önemlisi eğitim seviyesi sağ partilerin kulvarının önünü açmaktadır..
Eğitim seviyesi yükseldikçe muhafazakarlık,dincilik,ırk ve etnisiteden etkilenen insanların sayısı hızla düşerek sağ partilere oy vermiyor...
Pisa araştırmasına göre okuduğunu anlamayan bir toplum eğitimin kalitesizliğinin en bariz örneğidir.)
O zaman,
Yeni kurulan "iyi parti" sağın merkezine oturmak istemek de olup ırkçı mhp'ye, dinci akp'ye giden oyları istemektedir..
Varlığını ve söylemlerini netleştirirse (ispatlarsa) büyük bir olasılıkla, mhp'yi tarihin çöplüğüne...akp'yi ise bir sonra ki seçimde anap gibi köksüz parti mezarlığına gönderecektir..

Bu ülkenin akp iktidarıyla bir kazanımı vardır,
"BİR DAHA BU ÜLKE DE DİNCİ BİR PARTİNİN İKTİDAR OLMASININ ÖNÜ KAPANMIŞTIR.."

Chp'den oy alacaktır ki bu Chp için olumlu olacaktır.
Chp, partiyi sağcılaştırarak,tescilli sağcıları aday göstermesi ve aslı varken,taklidine oy vermeyeceğini bilmeyen Chp gen.bşk. ve yöneticileri gerçek çıkışın sol ve devrimci politikalarla olacağını görerek yeniden yapılanmaya gideceklerdir, gitmek zorunda bırakılacaklardır..
En azından kerhen oy vererek baskı aracı olan sağ seçmenden kurtulacaktır..
Bunları başarabilirse ve halkın ayağına giderek inandırıcılığını kanıtlarsa, Chp'nin 977 yılında Ecevit'in % 48 oy potansiyelini yakalayabilir...
Neden olmasın..
Vesselam
ozan