OYUNUN ADI: "ERKEN SEÇİM"
12 Mayıs 2026 Salı
OYUNUN ADI: "ERKEN SEÇİM"
GEÇMİŞİN HATALARI BUGÜNÜN SONUCUDUR.
7 Mayıs 2026 Perşembe
CUMHURİYETİ DEVRİMCİLER KURDU
CUMHURİYETİ DEVRİMCİLER KURDU
Süreyya Önder’in “Cumhuriyetin ne hayrını gördük?” söylemi üzerinden Atatürk’ü ve Cumhuriyeti tartışmaya açmak, esasında konuyu bilinçli olarak saptırmaktır. Bu tür çıkışlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl kurulduğuna, hangi koşullarda ve kimlerin karşısında kurulduğuna dair tarihsel bilinçten uzak söylemlerdir.
Evet, Türkiye’nin kuruluş yıllarında cumhuriyetçilerle karşıdevrimciler arasında ciddi fikir ayrılıkları vardı. Halifeciler, Amerikan mandacılığı isteyenler, İngiliz himayesini savunanlar… Bunların hepsi tarihsel olarak kayıtlıdır. Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Refet Bele, Ali Fuat Cebesoy,Adnan Adıvar ve Halide Edip Adıvar’ın kimi zaman halifeciliğe, kimi zaman mandacılığa göz kırpan tavırları belgelenmiştir. Ancak asıl mesele bu değildir.
Mesele, Atatürk ve arkadaşlarının bu görüşleri bertaraf ederek çağdaş, laik ve bağımsız bir cumhuriyet kurmuş olmalarıdır. Bizim tartışmamız gereken; Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin onun ölümünden sonra nasıl yönetildiği, nasıl yozlaştırıldığı ve nasıl geriletildiğidir. Cumhuriyetin değerlerini kimler ileriye taşıdı, kimler geriye itti? 1946 yılında Köy enstütilerinin kapatma kararını kim verdi, sonrasında kapatan kim oldu? Marşal yardımını kim aldı, MEB Amerika denetimine kim açtı?. Atatürk devrimlerinin devamını isteyen antiemperyalist, cumhuriyetçi, devrimci gençleri kimler idam edilmesine karar verdi? 12 eylülün Amerika'nın bizim çocukları olan paşaları kimlerdi, o paşalar hangi çocukların yaşını büyüterek idama gönderdiler?
Yakın zamanda taşımalı eğitim hayaliyle öğretmenleri uzaklaştırıp, köyleri imamlara kim teslim etti? çok var konuşmamız gerekenler! Bugün konuşmamız gereken budur. Sorun Cumhuriyet değil, Atatürk sonrası kifayetsiz muhterislerin ülkenin üzerine kara bulut gibi çökmesi ve yönetmesidir. Sorun, Yakup Kadri'nin "Yaban" romanında var olan halkın yeniden siyasi saikle vucut bulup canlandırılmasıdır.
Cumhuriyet’in sorunu Atatürk değil, cumhuriyetin değerlerini içselleştiremeyen ve onu geriye götüren yöneticilerdir.
Sırrı Süreyya Önder’in sorusu yanlış adrestedir. Cumhuriyet'in suçu yoktur; onu yozlaştıranların suçu vardır.
Bugün konuşmamız gereken; 1923’te kurulan bu çağdaş cumhuriyetin nasıl yeniden ayağa kaldırılacağıdır.
Laiklik, bilim ve hukuk devleti esas alınmalı,
Emperyalizmin tüm biçimlerine karşı durulmalı,
Gençlere, kadınlara ve emeğe dayanan yeni bir demokratik atılım yapılmalıdır.
Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet; onu yozlaştıranlara rağmen hâlâ bu toprakların en sağlam teminatıdır.
Tartışmamız gereken; bu teminatı nasıl yeniden güçlendireceğimizdir.
Ozan
07 Mayıs 2025
6 Mayıs 2026 Çarşamba
BİR GAZETENİN BANDIRMA KAMUOYUNU YANILTICI HABER YAPMASI
BİR GAZETENİN BANDIRMA KAMUOYUNU YANILTICI HABER YAPMASI
BANDIRMA’DA SİYASAL ve TOPLUMSAL ÇÜRÜME
BANDIRMA’DA SİYASAL ve TOPLUMSAL ÇÜRÜME
5 Mayıs 2026 Salı
BANDIRMA BÜYÜKTÜR KASABA ZİHNİYETİYLE YÖNETİLEMEZ
BANDIRMA BÜYÜKTÜR KASABA ZİHNİYETİYLE YÖNETİLEMEZ
SENDİKALAR NE İÇİN VAR?
SENDİKALAR NE İÇİN VAR?
HALK KİME DENİR?
HALK KİME DENİR?
Fatsa ilçesinin devrimci belediye başkanı Terzi Fikri yaşasaydı bugün, o sözleri aynı kolaylıkla kuramazdı. “Hangi halk?” diye sorardı önce. Çünkü ortada yekpare, bilinçli, örgütlü bir halk yok; parçalanmış, yönlendirilmiş, birbirine yabancılaştırılmış kitleler var.
Halk kime denir?
Cehaletin ve oportünizmin (çıkarcı) zirvesinde tutulan köylü mü halk?
Sınıfsal çıkarlarını bir kenara itip, dinî referansları kendi hayatının maddi gerçeklerinin önüne koymaya zorlanan işçi mi?
Kendi küçük çıkarlarının peşinde koşarken toplumsal bütünlüğü unutan, egosuna teslim olmuş küçük burjuva mı?
Sokağa bakın: insanlar yürümüyor, yönlendiriliyor. Bireyler yok; sürüler var. Düşünen değil, tepkisiz olan; sorgulayan değil, herşeyi kabullenen kalabalıklar…
Peki bu mu halk?
Sorgulamayan, örgütlenemeyen, yan yana gelemeyen; haklarını talep etmek yerine kendisine dayatılanla yetinmek zorunda bırakılan bir topluluk mu halk dediğimiz?
Halk dediğimiz şey, içinde yaşadığı düzenle sınanır. Ve bizim sınandığımız düzen ortada: adaletsizlik derinleşmiş, eşitsizlik normalleşmiş, liyakat yerle bir edilmiş.
Biraz dikkatle bakın: Liyakatsizliğin normal sayıldığı bu ülkede, ayaklar baş olmuş, başlar ayakların peşine takılmıştır.
Size sunulan milletvekili adaylarına, tepeden atanan parti yöneticilerine bakın. Kaçı daha donanımlı, daha ahlaklı, daha birikimli? Seçilen milletvekilleri mecliste halkın aynasıdır. Kaçı gerçekten sizin hayatınızı, sizin emeğinizi, sizin geleceğinizi temsil ediyor?
Sorulması gereken soru şudur:
Sorun gerçekten “halk” mı, yoksa halkın yerine konulan, düşünmesi ve örgütlenmesi engellenmiş ve bu durumu kabul etmiş bir kitle mi?
Kitle, yığın, kalabalık diğer canlılar içinde geçerlidir, demek ki halk yanlışa dur diyebilmek için yaşar, var olur, vücut bulur. Gerçek halk; sorgulayan, birleşen, hakkını arayan ve kendi kaderini tayin eden halktır.
Onun yokluğunda ise geriye sadece diğer canlılarda olduğu gibi yönlendirilen,yönetilen kalabalıklar kalır.
Halk, var olduğu için değil; direndiği, düşündüğü ve değiştirdiği için halktır.
Son söz Ali Lidar'ın "Alengirli Şiir" den;
Pavyonda tanıdığım bilge bir pezevenk vardı!
Kötü kitaplar okumak kötü yaşamak gibidir derdi.
İyi kitaplar okudum bir boka yaramadı..
Ozan
04 Mayıs 2022
3 Mayıs 2026 Pazar
SEÇTİĞİN VEKİL SEN SEFİLSİN
SEÇTİĞİN VEKİL SEN SEFİLSİN
eksik bırakılmış bir çığlık gibi…
Adı: Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi
Vekil sayısı: 600
İçeriği: Büyük çoğunluğu iş insanı, sermaye temsilcisi…
Geri kalanı: Avukatlar, teknokratlar, toprak sahipleri…
Peki bunları seçen kim?
İşçi, işsiz, memur, emekli, ev kadını, köylü, esnaf…
Yani bu ülkenin gerçek yükünü sırtlayanlar.
Ortada tuhaf bir terslik yok mu?
Filmin adı: Demokrasi
Senaryoyu yazanlar: Asiller (sermaye sahipleri)
Rol verilenler: Sefiller (halk)
Hayatı yaşayanlar: Vekiller
Ve perde her seçimde yeniden açılıyor…
Eğer bu tabloya itiraz edilmezse, aynı senaryo tekrar tekrar oynanacaktır. Sahne değişmeyecek, sadece oyuncuların kostümü değişecek.
AKP gider, CHP gelir…
Biraz nefes alırsın belki.
Biraz daha özgürlük, biraz daha adalet, biraz daha eğitim…
Ama sadece “biraz.”
Çünkü düzen aynı kaldıkça, sonuç değişmez.
Sadece dozaj değişir...
Ve yine:
Filmin adı: Demokrasi
Yazanlar: Asiller
Oynayanlar: Sefiller
Yaşayanlar: Vekiller
Asıl mesele tam burada başlıyor…
İşçi, emek-sermaye çelişkisini bilmez, emeğinin neden değersizleştiğini sormadıkça,
İşsiz, neden işsiz bırakıldığını anlamadıkça,
Köylü, neden toprağını ekemediğini sorgulamadıkça,
Memur, neden maaşının kiraya yetmediğini görmedikçe,
Emekli, neden torununa harçlık veremediğini konuşmadıkça,
Ev kadını, neden pazara çıkamaz hale geldiğini dile getirmedikçe,
Esnaf, neden siftahsız kepenk kapattığını hesaplamadıkça…
Hiçbir şey değişmez.
Hayat aslında basit bir hesap:
Ya ezensindir…
Ya ezilen.
Yukarıda saydığım tüm insanlar ve meslekler aslında ezilen insanlar ancak sınıfını bilmeyen insanlar toplumu. Sınıfsal bilincinde olmadığı için ezildiğinin de bilinci yok.
Ayrıca ilkokulda aldığı yarışmacı eğitim ve hurafeci din bilgisinin sonucu ahlaksal bir vücut buluyorken,;
Geçmişten günümüze;
Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyen toplum emek-sermaye çelişkisini bilir mi?
Devletin malı deniz yemeyen keriz diyen toplum hırsızlıklığa tepki verir mi?
Bu öğretiyle yetiştirilen kuşak tabiki buna uygun hareket eder.
DNA işlenmiş, bozulmuş toplumsun
Meclise bak:
Oy verdiklerin hangi tarafta?
Ya Sen?
Sen o mecliste yoksun bugüne kadar da olmadında.
Adın yok, sesin yok, temsilin yok. Oysa sayıca çoğunluk sensin. yüzde doksan sensin. Ama o salonda senin yerine konuşan yok. insan yerine konulmamışsın...
Sen sadece seçim günü hatırlanan,sandıkta meşruiyet üreten bir “araç”sın.
Tıpkı Victor Hugo’nun anlattığı gibi:
Sefilsin… ama farkında değilsin.
Senin oy verdiğin vekil lüks araçlara biner, sen otobüs parasını hesaplarsın yada altmış beş yaş kartını.
O, viski kadehini kaldırıp sana Nazım Hikmet'den umut anlatır, oysa sen sofrana ekmek koymanın derdindesin.
O, estetik implant gülüşlerle meydana çıkar, sen dişsizliğini saklayarak çorba içersin.
Onun çocuğu özel okula, özel araçla gider, seninki açlıkla, eşitsizlikle büyür.
Şimdi kendine dürüstçe sor, bu tabloda sen neredesin?
Vekil mi, sefil misin?
Ozan
30 Nisan 2026
İKİZDERE ÜZERİNDEN BİR HESAPLAŞMA
İKİZDERE ÜZERİNDEN BİR HESAPLAŞMA
Rize İkizdere’de yaşananlar, sadece bir doğa talanı meselesi değil; aynı zamanda siyasal tercihlerin sonuçlarıyla yüzleşme meselesidir. Yıllarca “ırmağın akışına ölürüm Türkiye’m” diyerek oy verenler, bugün o ırmakların şirketlere devredilmesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu bir tesadüf değil, doğrudan bir tercihin sonucudur.
Kimse kimseyi yalnız bırakmaktan söz etmiyor; ancak dayanışma, sadece mağduriyet anında hatırlanacak bir duygu değildir. Dayanışma, aynı zamanda ortak bir bilinç, ortak bir sorumluluk gerektirir. Ülkenin kaynakları talan edilirken sessiz kalanlar, hatta bunu destekleyenler, bugün yaşanan yıkımın dışında değildir.
Rize İkizdere köylülerini yalnız bırakın, onlar, "ırmağın akışına ölürüm Türkiye'm" türküsüyle oy verdikleri belediye başkanına, ya Allah bismillah diye oy verdiği AKP ile başbaşa kalsınlar.
Yardım, destek vicdanlı namuslu insanlara yapılır, torunlarının geleceğini satanlara, mahalle yanarken saçını tarayanlara yapılmaz.
Ülke talan edilirken, gerici, oportünist (çıkarcı) İkizdere'nin, hemşerimiz diye övündükleri bu ülkeyi yönetiyor zaten. Ülkeyi yönetenlerin adamı ve her ihaleyi alan Cengiz inşaat, Türk halkının 'A.ına koymak istiyordu." İlk denemesini ‘hısım hısıma bir kısım koyarmış, mütedeyyin ve müsluman İkizdere halkının önceliği olup, izin vermek gerekir..
Doğa sever İkizdere halkı ve sözde çevreciler, hemşerileri Cengiz inşaat denizi doldurup 5 yıldızlı otel yaparken görmezden gelip ölü taklidi yapmışlardı.Rize Pazar'da denizi doldurup havalimanı inşaatına sesini çıkartmadı ancak aynı avane takım İkizdere'ye gelince çığlık atıyor.
Ersin Yılmaz isimli Hopa'da yaşayan bir yurttaşlarımız neden destek vermeyeceğimizi kısaca özetlemiş.
"Biz başka bir konu için hopadan rizeye gitmiştik destek olalım diye bize rizede terörist istemiyoruz diye saldırmaya çalıştılar siz olsanız bidaha gidermiydiniz."
Karadeniz'e heykeli dikilmesi gereken Terzi Fikri'ye, Aydınlanmacı eğitimci Hopa'lı Metin Lokumcu'ya sahip çıkmayan Samsun'dan- Rize'ye kadar her halk seçtiğiyle sorumludur ve bedelini ödemek zorundadır.
Vatan demeyin sakın, toprağına, deresine akışına ölenlerle, yerli ve milliyiz diyenlerin yönettiği ancak vatanın tüm değerlerinin satıldığı, toprakların zehirlendiği, ormanları yakıp imara açan, derelerin HES projeleriyle akışını değiştiren bir ülke de yaşıyoruz!.
Acımak insana özgüdür, ama ülke yanarken, yakanlara destek veren, dini önceleyip ahlakı yok sayanlarla asla yanyana gelinmez.
İkizdere’de olan, destek verenler, Rize ve İkizdere halkı kadar oportünist ve çıkarcıdır...
Not: Hopa'lı birinin attığı twit konuyu özetliyor.
Ozan
03 Mayıs 2021
YAŞIYOR GİBİ YAPIYORUZ
YAŞIYOR GİBİ YAPIYORUZ



















