SEÇTİĞİN VEKİL SEN SEFİLSİN
eksik bırakılmış bir çığlık gibi…
Adı: Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi
Vekil sayısı: 600
İçeriği: Büyük çoğunluğu iş insanı, sermaye temsilcisi…
Geri kalanı: Avukatlar, teknokratlar, toprak sahipleri…
Peki bunları seçen kim?
İşçi, işsiz, memur, emekli, ev kadını, köylü, esnaf…
Yani bu ülkenin gerçek yükünü sırtlayanlar.
Ortada tuhaf bir terslik yok mu?
Filmin adı: Demokrasi
Senaryoyu yazanlar: Asiller (sermaye sahipleri)
Rol verilenler: Sefiller (halk)
Hayatı yaşayanlar: Vekiller
Ve perde her seçimde yeniden açılıyor…
Eğer bu tabloya itiraz edilmezse, aynı senaryo tekrar tekrar oynanacaktır. Sahne değişmeyecek, sadece oyuncuların kostümü değişecek.
AKP gider, CHP gelir…
Biraz nefes alırsın belki.
Biraz daha özgürlük, biraz daha adalet, biraz daha eğitim…
Ama sadece “biraz.”
Çünkü düzen aynı kaldıkça, sonuç değişmez.
Sadece dozaj değişir...
Ve yine:
Filmin adı: Demokrasi
Yazanlar: Asiller
Oynayanlar: Sefiller
Yaşayanlar: Vekiller
Asıl mesele tam burada başlıyor…
İşçi, emek-sermaye çelişkisini bilmez, emeğinin neden değersizleştiğini sormadıkça,
İşsiz, neden işsiz bırakıldığını anlamadıkça,
Köylü, neden toprağını ekemediğini sorgulamadıkça,
Memur, neden maaşının kiraya yetmediğini görmedikçe,
Emekli, neden torununa harçlık veremediğini konuşmadıkça,
Ev kadını, neden pazara çıkamaz hale geldiğini dile getirmedikçe,
Esnaf, neden siftahsız kepenk kapattığını hesaplamadıkça…
Hiçbir şey değişmez.
Hayat aslında basit bir hesap:
Ya ezensindir…
Ya ezilen.
Yukarıda saydığım tüm insanlar ve meslekler aslında ezilen insanlar ancak sınıfını bilmeyen insanlar toplumu. Sınıfsal bilincinde olmadığı için ezildiğinin de bilinci yok.
Ayrıca ilkokulda aldığı yarışmacı eğitim ve hurafeci din bilgisinin sonucu ahlaksal bir vücut buluyorken,;
Geçmişten günümüze;
Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyen toplum emek-sermaye çelişkisini bilir mi?
Devletin malı deniz yemeyen keriz diyen toplum hırsızlıklığa tepki verir mi?
Bu öğretiyle yetiştirilen kuşak tabiki buna uygun hareket eder.
DNA işlenmiş, bozulmuş toplumsun
Meclise bak:
Oy verdiklerin hangi tarafta?
Ya Sen?
Sen o mecliste yoksun bugüne kadar da olmadında.
Adın yok, sesin yok, temsilin yok. Oysa sayıca çoğunluk sensin. yüzde doksan sensin. Ama o salonda senin yerine konuşan yok. insan yerine konulmamışsın...
Sen sadece seçim günü hatırlanan,sandıkta meşruiyet üreten bir “araç”sın.
Tıpkı Victor Hugo’nun anlattığı gibi:
Sefilsin… ama farkında değilsin.
Senin oy verdiğin vekil lüks araçlara biner, sen otobüs parasını hesaplarsın yada altmış beş yaş kartını.
O, viski kadehini kaldırıp sana Nazım Hikmet'den umut anlatır, oysa sen sofrana ekmek koymanın derdindesin.
O, estetik implant gülüşlerle meydana çıkar, sen dişsizliğini saklayarak çorba içersin.
Onun çocuğu özel okula, özel araçla gider, seninki açlıkla, eşitsizlikle büyür.
Şimdi kendine dürüstçe sor, bu tabloda sen neredesin?
Vekil mi, sefil misin?
Ozan
30 Nisan 2026

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder