OYUNUN ADI: "ERKEN SEÇİM"
Yaşadığımız ülkede artık siyaset, halkın kaderini belirleyen demokratik bir mücadeleden çok, önceden yazılmış bir tiyatro oyununa benziyor. Başrol oyuncuları belli, yardımcı oyuncular belli… Bize, yani halka ise çoğu zaman sorgulamadan izleyici olmak düşüyor. Kimi sahnede alkış tutuluyor, kimi sahnede öfke büyüyor; ama perde hiç kapanmıyor, roller hiç değişmiyor.
Oyunun adı: “Erken Seçim”
Normal şartlarda seçimlerin Mayıs 2028’de yapılması gerekiyor. Ancak 2024 yerel seçimlerinde birinci parti çıkan CHP, uzun süre AKP’yi erken seçime zorladı. “Bu sonuç bir güven oylamasıdır” denildi.
"En geç 2025 Kasım ya da 2026 Mart ayında sandığın kurulması gerektiği savunuldu. Hatta daha geç yapılacak bir erken seçimin kabul edilmeyeceği, Erdoğan’ın yeniden aday olabileceği 2028 senaryosuna destek verilmeyeceği" açık açık ifade edildi.
Fakat bugün gelinen noktada, CHP Genel Başkanı Özgür Özel çıkıp “Seçimler Ekim 2027’de yapılacak, önemli olan Erdoğan’ı sandıkta yenmektir” diyorsa, ortada ciddi bir siyasi çelişki vardır.
Çünkü Ekim 2027’de yapılacak bir seçim, mevcut Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesinin önünü açan formüldür. Bu formül uzun süredir iktidar çevrelerinde dillendiriliyordu. Bugün aynı söylemin ana muhalefet tarafından da kabul edilmesi, doğal olarak şu soruyu büyütüyor:
Madem “Erdoğan bir daha aday olmamalı” deniyordu, şimdi neden onun yeniden adaylığını mümkün kılan takvim meşrulaştırılıyor?
Daha da önemlisi, toplumun hafızasında hâlâ taze duran bir gerçek var.
Geçtiğimiz seçimlerde milyonlarca insan “kesin kazanıyoruz” propagandasıyla umutlandırıldı, fakat ortaya çıkan tablo yine Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidarını sürdürmesi oldu. O dönemde süreci yöneten Kemal Kılıçdaroğlu hakkında bugün toplumun geniş kesimlerinde ciddi bir hayal kırıklığı ve kandırılmışlık duygusu bulunuyor.
Şimdi ise benzer bir siyasi atmosfer yeniden kuruluyor. Sürekli ertelenen hesaplaşmalar, kontrollü muhalefet dili, sistemin sınırlarını aşmayan çıkışlar ve sonunda iktidarın önünü açan hamleler… Tüm bunlar, “Geçen seçimde Kılıçdaroğlu’nun üstlendiği rolü, önümüzdeki seçimlerde Özgür Özel mi üstlenecek?” sorusunu kaçınılmaz hâle getiriyor.
İşte tam da bu yüzden toplumun önemli bir kısmı, siyasetin gerçek bir mücadeleden çok kontrollü bir gerilim üzerinden yürütüldüğünü düşünüyor. Meydanlar, mitingler, sert açıklamalar, televizyon tartışmaları… Hepsi halkın öfkesini diri tutan ama düzenin sınırlarını aşmayan bir senaryonun parçaları gibi duruyor.
Çünkü bu ülkede yıllardır değişmeyen şey şu: İktidar kaybetmemek için korkuyu kullanıyor, muhalefet ise kazanamamanın bahanesini üretmeye devam ediyor. Olan yine halka oluyor. Yoksulluk büyüyor, adaletsizlik derinleşiyor, gençlerin umudu tükeniyor; ama siyaset kurumu hâlâ koltuk hesapları ve seçim mühendisliği üzerinden tartışılıyor.
Belki de asıl mesele seçimlerin hangi tarihte yapılacağı değil, halkın gerçekten iradesini ortaya koyabileceği bağımsız, halkçı ve düzen dışı bir siyasal seçeneğin neden hâlâ ortaya çıkamadığıdır. Çünkü aynı oyunun figüranları değişse bile, sahne aynı kaldığı sürece halk sadece izleyici olmaya devam eder.
Ozan
11 Mayıs 2026

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder