5 Mayıs 2026 Salı

SENDİKALAR NE İÇİN VAR?

 SENDİKALAR NE İÇİN VAR?



TÜİK’in açıkladığı verilere göre yılın ilk dört ayında enflasyon yaklaşık %15. Bu yalnızca bir istatistik değil; doğrudan sofraya, kiraya, faturaya yansıyan bir gerçek.

Sene başında 28 bin lira olarak açıklanan asgari ücretin alım gücü 4 bin 200 lira kayipla bugün yaklaşık 23 bin 800 liraya gerilemiş durumda. 
20 bin lira olan emekli maaşı ise 3 bin lira kayıpla
fiilen 17 bin lira seviyesine düşmüş görünüyor. 
Yani milyonlarca insan için yılın başındaki yaşam standardı bile artık ulaşılamaz hale gelmiş durumda. Kâğıt üzerinde artan ücretler, gerçekte hızla eriyen bir geçim gücüne dönüşmüş durumda.

Buna karşın AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’in “Şu anda bu mahiyette gündemimizde herhangi bir çalışma yok” açıklaması, iktidarın emekçilerin yaşadığı bu erimeyi görmezden geldiğini açıkça ortaya koyuyor. 
Dahası, yabancı sermayeye “nitelikli iş gücü” adı altında vergi istisnaları genişletileceği belirtilirken, yerli emekçinin alım gücünün korunmasına dair tek bir somut adımın dahi gündeme gelmemesi, sınıfsal tercihin kimden yana yapıldığını net biçimde gösteriyor.

Tam da bu noktada şu soru kaçınılmaz hale geliyor:
Sendikalar ne için vardır?

Teoride yanıt açık: İşçinin hakkını savunmak, emeği korumak, adil bir yaşam koşulu için mücadele etmek.

Peki pratikte?

Milyonlarca işçi ve emekçi açık bir hak kaybı yaşarken sendikalardan yükselen güçlü, birleşik ve sarsıcı bir ses neden yok? Hükümetle organik bağı bilinen, sarı sendikaların suskunluğu anlaşılabilir. 
Ancak kendisini mücadeleci olarak tanımlayan, DİSK ve KESK gibi konfederasyonların ve bağlı sendikaların bu tablo karşısındaki edilgenliği nasıl açıklanabilir?




Neden genel grev çağrısı yok?
Neden ülke çapında bir direniş hattı örülmüyor?
Neden bu açık yoksullaşma karşısında “artık yeter” diyen bir irade ortaya konmuyor?

Daha da önemlisi,

Neden emekçilerin hakları sistematik biçimde erirken, bu politikaların sorumlularına karşı açık bir siyasal tutum alınmıyor?

Çünkü mesele yalnızca ekonomik değil; örgütsel ve siyasal bir krizdir aynı zamanda. Sendikalar, üyelerinin gerçek gücüne yaslanmak yerine bürokratik yapılara sıkıştıkça, mücadele alanı daralmakta; emekçinin sesi kısılmaktadır.
Oysa tarih gösteriyor ki, haklar verilmez, alınır. Ve bu ancak örgütlü, kararlı ve cesur bir mücadeleyle mümkündür.

Bugün yaşanan tablo, yalnızca iktidarın politikalarının değil, aynı zamanda etkisizleşmiş sendikal anlayışın da sonucudur.

Bu yüzden soru hâlâ ortada duruyor, üstelik her zamankinden daha yakıcı bir biçimde:
Sendikalar ne için vardır?


Aşağıda ise emekçinin sendikal örgütlenmesi için hapiste bulunan sendikacılar.
Saygıyla


Ozan 
05 Mayıs 2026

Hiç yorum yok: