BANDIRMA BÜYÜKTÜR KASABA ZİHNİYETİYLE YÖNETİLEMEZ
AK Parti Balıkesir Milletvekili ve Genel Sekreter Yardımcısı Ali Taylan Öztaylan’ın, Bandırma’ya yapılacak Yeni Eğitim ve Araştırma Hastanesi süreci üzerinden ortaya attığı iddialar basına “skandal gecikme” başlığıyla servis edildi.
İddiaya göre: “Biz 2 günde yatırım programına aldırdık, onlar 2 yılda imar planını geçiremediler.”
Tarihleri sıralıyorlar: • 16 Ocak 2024: Yatırım programına alındı, Resmî Gazete’de yayımlandı.
• 15 Şubat 2024: İl Sağlık Müdürlüğü, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nden alanın “Sağlık Tesis Alanı” olarak işaretlenmesini talep etti.
Ve ardından klasik propaganda cümlesi geliyor:
“Normalde 2-3 ay sürecek işlem, CHP’li belediyeler arasında pinpon topuna döndü.”
Peki neden CHP’yi, özellikle de dört dönemdir Bandırma’yı yöneten belediye anlayışını eleştiriyorum?
Çünkü ortada yalnızca bir gecikme meselesi yok. Ortada, açık bir algı operasyonuna karşı verilemeyen bir siyasal ve yönetsel cevap krizi var.
Bir AKP milletvekili çıkıp kamuoyunu yönlendiren, yarım gerçeklere dayanan bir söylem kuruyor; ama Bandırma’yı yönetenler buna karşı ne teknik bir açıklama yapabiliyor ne de siyasi bir duruş sergileyebiliyor.
Neden?
Çünkü o makamlara liyakatle değil, dar grup ilişkileriyle, iç hesaplarla, yani siyaset mühendisliğiyle gelmiş kadrolar var. Bu yüzden ne mevzuata hâkimler ne de kamuoyunu doğru bilgilendirecek donanıma sahipler.
Siyaseti hâlâ bir “kasaba yönetimi” düzeyinde kavrayan, belediyeciliği muhtarlık refleksiyle yürüten bir anlayışın sonucu budur. Vizyon yok, öngörü yok, kriz yönetimi yok.
Oysa çok basit bir gerçek var:
Eğer gerçekten istenseydi, küçük bir araştırmayla bile bu iddiaların ne kadar eksik ve yönlendirici olduğu ortaya konulabilirdi.
Şimdi soralım:
Eğer ortada bir “aciliyet” varsa, neden merkezi idare kendi yetkisini kullanmadı?
Çünkü herkesin bildiği ama halktan saklanan bir gerçek var:
3194 sayılı İmar Kanunu’nun 9. maddesi açıkça şunu söylüyor:
"Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, gerekli gördüğü durumlarda belediyeleri devre dışı bırakarak imar planlarını resen yapma ve onaylama yetkisine sahiptir."
Bu yetki daha önce defalarca kullanıldı.
Örneğin TOKİ tarafından Bandırma’da yapılan konut projelerinde belediyelerin ne onayı alındı ne de sürece dahil edildiler.
Demek ki mesele “yetki yokluğu” değil.
Mesele, siyasi tercih.
Hal böyleyken, çıkıp tüm sorumluluğu belediyelere yıkmak; eksik bilgiyle kamuoyunu yönlendirmek, en hafif tabiriyle bir algı çalışmasıdır.
Ama daha vahimi şu:
Bu algıya karşı gerçeği anlatması gereken yerel yönetimler cılız bir açıklama ile yanıt veriyor.
AK Parti Balıkesir Milletvekili Ali Taylan Öztaylan'ın "750 gündür belediyeyi bekliyoruz" açıklamasına yanıt veren Bandırma belediye başkanı Mirza, "Biz 337 günde imar düzenlemelerini tamamladık. Süreç artık İl Sağlık Müdürlüğü'nde. Projede kalan dere işini DSİ çözecek, BASKİ de olumlu görüş verdi" diyerek sorumluluğun merkezi kurumlarda olduğunu söyledi.
Oysa söylenmesi gereken söylenmemiştir.
"Eğer ortada bir “aciliyet” varsa, neden merkezi idare kendi yetkisini kullanmadı?
Çünkü herkesin bildiği ama halktan saklanan bir gerçek var:
3194 sayılı İmar Kanunu’nun 9. maddesi" ancak bilgisi var mı? Sorulması gereken soru!
Bilmemek ayıp ve zayıflık değildir, araştırır oğrenir, cevabını verirsin, ancak bilmezsen , aynı zamanda o algının parçası haline gelmektir.
Bandırma’nın sorunu sadece merkezi iktidarın baskısı değildir.
Bandırma’nın asıl sorunu, kendisini yönetenlerin bu baskıya karşı ne söyleyecek sözünün ne de ortaya koyacak iradesinin olmasıdır.
Ve tam da bu yüzden eleştiriyorum:
Çünkü bu şehir, kasaba siyasetinin dar kalıplarına mahkûm edilemeyecek kadar büyüktür.
Ozan
05 Mayıs 2026


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder