BANDIRMA’DA SİYASAL ve TOPLUMSAL ÇÜRÜME
Bandırma’da küçük otobüsler hizmete sokulduğunda, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin başında AKP’li Yücel Yılmaz vardı. O günlerde Bandırma’daki STK temsilcileri “otobüsler yetersiz, küçük, ihtiyacı karşılamıyor” diyerek protesto etti.
Bu tepki yerindeydi, haklıydı. Çünkü mesele halkın günlük yaşamını doğrudan etkileyen bir hizmet sorunu idi.
Ardından yönetim değişti. Büyükşehir Belediyesi bu kez CHP’li Ahmet Akın’a geçti.
Peki ne oldu?
Aynı otobüsler bir anda büyüdü mü?
Hizmet kalitesi sihirli bir değnekle düzeldi mi?
Sorun ortadan kalktı mı?
Hayır. Hiçbir şey değişmedi.
Ama değişen bir şey vardı: Sessizlik.
Dün sokağa çıkanlar, bugün suskun.
Merkezi iktidarın, Bandırma’daki değerli bir kamu varlığı olan General Balcı çamlığının özelleştirme kapsamına alması üzerine yine aynı STK’lar ayağa kalktı. Belediye başkanının da katılımıyla sert açıklamalar yapıldı, protestolar düzenlendi.
Bu da haklı bir tepkiydi. Çünkü kamusal varlıkların korunması, toplumun ortak çıkarıdır.
Ancak aynı Bandırma’da, belediye meclisi kararlarıyla her ay parça parça satılan araziler var.
Bu araziler yalnızca bugünün değil; yarının Bandırma’sına ait.
Çocukların oynayacağı parklar, kurulacak okullar, nefes alınacak yeşil alanlar…
Kısacası kentin geleceği elden çıkarılıyor.
Peki bu satışlara karşı aynı STK’lar nerede?
Neden aynı kararlılık, aynı refleks gösterilmiyor?
Neden aynı sertlikte bir itiraz yükselmiyor?
Sorunun cevabı rahatsız edici ama açık:
İlke değil, kimlik belirleyici hale gelmiş durumda.
Dün “yanlış” olan, bugün yapanın kimliğine göre “görmezden gelinebilir” hale geliyor.
Tepkiler hakka göre değil, iktidarın rengine göre şekilleniyor.
Oysa gerçek sivil toplum; iktidara göre değil, ilkeye göre konuşur. Yanlışa kim imza atarsa atsın karşı çıkar. Haksızlığın karşısında susmaz, tarafını güce göre değil, doğruya göre belirler.
Bandırma’da değişen şey hizmet değil, tutumdur.
Sorunlar yerinde dururken, tepkilerin kaybolması tesadüf değildir.
Eğer ortada bir haksızlık varsa; iktidar değişse de o haksızlık devam ediyorsa, suskunluk artık bir tercih değil, ortaklık anlamına gelir.
Ve unutulmamalıdır:
Faydacılık, eninde sonunda toplumsal çürümeyi derinleştirir.
Ozan
25 Nisan 2026



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder