26 Ekim 2012 Cuma
7 Ekim 2012 Pazar
AŞK SOL'DA
Aşırı
SOL'cudur AŞK...
Ve o bu
kadar SOL'cuyken imkansızdır aşktan SAĞ çıkabilmek !!!
Wikileaks belgelerini en önce ele geçiren Der Spiegel, şok Türkiye raporlarını birer birer açıklıyor. Ayrıntılarıyla sunuyoruz…
WİKİLEAKS’ın sızdırdığı ve dün akşamdan itibaren basında parça parça yer alan belgeler, Türkiye’de AKP hükümetini hayli zora sokacağa benziyor.
Belgeler, şimdiye kadar bir çok kişi tarafından dile getirilen iddiaların yazılı şekli olsa da, hiç bilinmeyen bir çok skanda
lın ABD’li diplomatlarca nasıl izlendiğini ve aslında bilindiğini de gösteriyor.
Dünyanın başka bir yerinde olsa, bu iddialar karşısında bir hükümet iki dakika yerinde kalmaz ama bizde kalacaktır. Bundan eminiz.
Çünkü, iktidardaki zihniyet ABD’lilerin tarif ettiği şekliyle şudur: "Yolsuzluk yapan bir hükümet ve ona göz yuman bir islamist…“
8 BİN BELGEYİ İNCELEDİLER
Wikileaks belgeleri, dün bir kaç basın organına önceden ulaştı. Bunlardan biri de Alman Der Spiegel Dergisi oldu.
Der Spiegel’in, Türk basınından önce Türkiye ile ilgili yaklaşık 8 bin ABD belgesini inceleme olanağı bulduğu kesin.
Bugün piyasaya çıkan Der Spiegel, Maximillian Popp imzası ile Türkiye hakkındaki belgelerle ilgili iki sayfalık bir haber yaptı. Bu haberden aktarmak istiyoruz.
Der Spiegel’in haberinin spotu, "NATO partneri olan Türkiye, ABD için özellikle korkutucu. Bir Büyükelçilik Sözcüsü Erdoğan’ı, rüşvetçi hükümete göz yuman islamist olarak tanımlıyor“ şeklinde...
İşte bundan sonraki bir kısım iddialar ise Türk basını tarafından hiç dikkate alınmadı.
İSLAMCI BASINDAN BİLGİ ALIYOR
Der Spiegel’in yer verdiği ABD belgelerinden devam edelim;
- Amerika, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a güvenmiyor. Muhalefet ise tam bir komedi..
- Erdoğan'ın dünyaya bakış açısı, hiç bir zaman gerçekçi olmamıştır. (Mayis 2005)
- Erdoğan, Tanrı’nın (Allah’ın) Türkiye’yi yönetmesi için kendisini seçtiğine inanıyor ve kendisini Anadolu'nun "Volkstribun"u (Almanlar'ın Roma İmparatoru Sezar'ı tanımlamak için kullandıkları tabir) olarak görüyor.
- NATO’daki en büyük ikinci askeri güç olan Türkiye’nin başbakanı Erdoğan, çeşitli bilgileri genel olarak islamcı gazetelerden alıyor ve ve kendi bakanlıklarının yaptığı araştırmalara bile gereken ilgiyi göstermiyor.
- Bu nedenlerden dolayı, istihbarat ve ordu artık bazı bilgileri kendisine iletmekten vazgeçmiş durumda.
- Kimseye pek güveni olmayan biri ve etrafında sözünden çıkmayan dar çemberden oluşmuş bir danışman grubu bulunduruyor
- Her ne kadar atıp tutuyor ve gürlüyorsa da gücünü kaybetmekten korkuyor
- Erdoğan’ı iyi tanıyan biri Amerikalılar’a onu şöyle özetliyor: "Tayyip Allah'a inaniyor, ama Allah'a güvenmiyor…“
PETROL İŞİNDEN PAY ALIYOR…
- 2004'ten beri yapılan çeşitli açıklamalar göre, ülkede her alanda yolsuzluklar var ve hatta Erdoğan’ın ailesi içinde bile. Söylentiler arasında, hükümetin önemli danışmanlarından birinin bir gazeteciye aktardığı, „Erdoğan petrol işlerini özelleştirirken kendine de pay ayırıyor“ sözleri de var. ABD belgeleri arasında, Enerji Bakanlığı içinden sızdığı belirtilen belgelere göre, Erdoğan’ın İran’a baskı yaparak doğalgaz boru hattı projesine okul arkadaşının bir şirketini de ortak ettirdiği yönünde. Bu şirketin liman inşaatları yaptığı, enerji dalında bir tecrübesi olmadığı biliniyor.
Der Spiegel’in bazı belgelerle ilgili açıklamaları Türk basınında da yer aldı. Erdoğan’ın İsviçre’de 8 ayrı özel hesabının bulunması, çocuklarının eğitiminin bir işadamı tarafından üstlenilmesi ve servetini düğün takıları ile açıklamaya çalışması gibi…
Biz, görülmek istenmeyenlerle devam edelim. Yine Der Spiegel’den gidiyoruz:
- Erdoğan’ın tabana mesaj vermede haraket etmeyi çok iyi bildiği belirtiliyor. Bir büyükelçilik görevlisi, buna örnek olarak Bakan Faruk Nafiz Özak ile ilgili bir olayı anlatıyor. Bu belgeye göre Başbakan Erdoğan, 2004 yılı belediye seçimlerinde Trabzon Belediyesi'ni kaptırınca, Özak’ı hemen Trabzonspor'un başına getirdi. Erdoğan daha sonra "gizli devlet kasasın“dan bir kaç milyon doları, yeni oyuncu alımı için Özak’a aktardı. Bu yolda elde edilen başarıyla Özak, belediye seçimleri için avantaj sağlamaya çalıştı.
- Bir ABD belgesi, "Erdoğan, AKP'yi ‚Erdoğan-Partisi’ne’ çevirdi“ yorumunu getiriyor. Dönemin ABD Büyükelçisi Eric Edelmann 2004'te, hükümette gerçek bilgi sahibi olan çok az kişi olduğunu, bazı AKP'lilerin göreviyle büyüyüp geliştiklerini, diğerlerinin ise beceriksiz ve kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiklerini veya bağlı oldukları cemaatlerin amaçlarına hizmet ettiklerini tutanaklara geçirdi.
Dünyanın başka bir yerinde olsa, bu iddialar karşısında bir hükümet iki dakika yerinde kalmaz ama bizde kalacaktır. Bundan eminiz.
Çünkü, iktidardaki zihniyet ABD’lilerin tarif ettiği şekliyle şudur: "Yolsuzluk yapan bir hükümet ve ona göz yuman bir islamist…“
8 BİN BELGEYİ İNCELEDİLER
Wikileaks belgeleri, dün bir kaç basın organına önceden ulaştı. Bunlardan biri de Alman Der Spiegel Dergisi oldu.
Der Spiegel’in, Türk basınından önce Türkiye ile ilgili yaklaşık 8 bin ABD belgesini inceleme olanağı bulduğu kesin.
Bugün piyasaya çıkan Der Spiegel, Maximillian Popp imzası ile Türkiye hakkındaki belgelerle ilgili iki sayfalık bir haber yaptı. Bu haberden aktarmak istiyoruz.
Der Spiegel’in haberinin spotu, "NATO partneri olan Türkiye, ABD için özellikle korkutucu. Bir Büyükelçilik Sözcüsü Erdoğan’ı, rüşvetçi hükümete göz yuman islamist olarak tanımlıyor“ şeklinde...
İşte bundan sonraki bir kısım iddialar ise Türk basını tarafından hiç dikkate alınmadı.
İSLAMCI BASINDAN BİLGİ ALIYOR
Der Spiegel’in yer verdiği ABD belgelerinden devam edelim;
- Amerika, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a güvenmiyor. Muhalefet ise tam bir komedi..
- Erdoğan'ın dünyaya bakış açısı, hiç bir zaman gerçekçi olmamıştır. (Mayis 2005)
- Erdoğan, Tanrı’nın (Allah’ın) Türkiye’yi yönetmesi için kendisini seçtiğine inanıyor ve kendisini Anadolu'nun "Volkstribun"u (Almanlar'ın Roma İmparatoru Sezar'ı tanımlamak için kullandıkları tabir) olarak görüyor.
- NATO’daki en büyük ikinci askeri güç olan Türkiye’nin başbakanı Erdoğan, çeşitli bilgileri genel olarak islamcı gazetelerden alıyor ve ve kendi bakanlıklarının yaptığı araştırmalara bile gereken ilgiyi göstermiyor.
- Bu nedenlerden dolayı, istihbarat ve ordu artık bazı bilgileri kendisine iletmekten vazgeçmiş durumda.
- Kimseye pek güveni olmayan biri ve etrafında sözünden çıkmayan dar çemberden oluşmuş bir danışman grubu bulunduruyor
- Her ne kadar atıp tutuyor ve gürlüyorsa da gücünü kaybetmekten korkuyor
- Erdoğan’ı iyi tanıyan biri Amerikalılar’a onu şöyle özetliyor: "Tayyip Allah'a inaniyor, ama Allah'a güvenmiyor…“
PETROL İŞİNDEN PAY ALIYOR…
- 2004'ten beri yapılan çeşitli açıklamalar göre, ülkede her alanda yolsuzluklar var ve hatta Erdoğan’ın ailesi içinde bile. Söylentiler arasında, hükümetin önemli danışmanlarından birinin bir gazeteciye aktardığı, „Erdoğan petrol işlerini özelleştirirken kendine de pay ayırıyor“ sözleri de var. ABD belgeleri arasında, Enerji Bakanlığı içinden sızdığı belirtilen belgelere göre, Erdoğan’ın İran’a baskı yaparak doğalgaz boru hattı projesine okul arkadaşının bir şirketini de ortak ettirdiği yönünde. Bu şirketin liman inşaatları yaptığı, enerji dalında bir tecrübesi olmadığı biliniyor.
Der Spiegel’in bazı belgelerle ilgili açıklamaları Türk basınında da yer aldı. Erdoğan’ın İsviçre’de 8 ayrı özel hesabının bulunması, çocuklarının eğitiminin bir işadamı tarafından üstlenilmesi ve servetini düğün takıları ile açıklamaya çalışması gibi…
Biz, görülmek istenmeyenlerle devam edelim. Yine Der Spiegel’den gidiyoruz:
- Erdoğan’ın tabana mesaj vermede haraket etmeyi çok iyi bildiği belirtiliyor. Bir büyükelçilik görevlisi, buna örnek olarak Bakan Faruk Nafiz Özak ile ilgili bir olayı anlatıyor. Bu belgeye göre Başbakan Erdoğan, 2004 yılı belediye seçimlerinde Trabzon Belediyesi'ni kaptırınca, Özak’ı hemen Trabzonspor'un başına getirdi. Erdoğan daha sonra "gizli devlet kasasın“dan bir kaç milyon doları, yeni oyuncu alımı için Özak’a aktardı. Bu yolda elde edilen başarıyla Özak, belediye seçimleri için avantaj sağlamaya çalıştı.
- Bir ABD belgesi, "Erdoğan, AKP'yi ‚Erdoğan-Partisi’ne’ çevirdi“ yorumunu getiriyor. Dönemin ABD Büyükelçisi Eric Edelmann 2004'te, hükümette gerçek bilgi sahibi olan çok az kişi olduğunu, bazı AKP'lilerin göreviyle büyüyüp geliştiklerini, diğerlerinin ise beceriksiz ve kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiklerini veya bağlı oldukları cemaatlerin amaçlarına hizmet ettiklerini tutanaklara geçirdi.
ÇUBUKÇU, NEDEN EŞİNDEN SÖZ ETMEZ
Der Spiegel’in haberinde, Erdoğan’ın seçtiği çalışanların kalitesizliği vurgulanırken, Bakan Nimet Çubukçu’nun Emine Hanım’ın yakını olduğu için bu görevde olduğu ve her ne hikmetse hep oğlundan bahsedip eşinden hiç bahsetmediği vurgulanıyor.
Bir bakanın, uyuşturucu işine bulaştığı iddiaları ve küçük kızlara düşkünlüğü vurgulanırken, Erdoğan’ın hükümet olmadan önceki, "Demokrasi, bizi ulaşmak istediğimiz noktaya götürecek bir trendir“ sözünün ABD belgelerine girdiği belirtiliyor.
Haberde, ABD belgelerinde yer alan Gül- Erdoğan çekişmesine vurgu yapıldıktan sonra, Gül için şu tanımlamanın bir belgede yer aldığı bildiriliyor: "Erdoğan’ın aksine Gül, İngilizce biliyor ve daha demokrat görünüyor. Ancak bu yanıltıcıdır. Gül, Erdoğan’dan daha ideolog biri ve daha batı karşıtıdır.“
ABD belgelerine göre Erdoğan, Gül’ün Çankaya’ya çıkmasını engellemek için uğraşmış ancak bunda başarılı olamamış. Haber, Türk medyasında yer alan Davutoğlu ile ilgili, "Ankara dışı siyasetle ilgili bilgisi çok az. Bu uyumsuzluk yaratıyor. İslami düşünceleri özellikle tehlikeli“ yorumlarıyla devam ediyor.
NEFRETİ (Hass) DİNSEL NEDENLERDEN
İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gabby Levy’nin, Ekim 2009’da söylediği belirtilen "Başbakan Erdoğan bir fundamentalist. Dinsel nedenlerden dolayı bizden nefret ediyor“ sözlerinin yer aldığı belgenin de ABD yazışmalarında yer aldığı belirtiliyor.
Amerikalılar, Erdoğan’ın Türkiye’yi her geçen gün batıdan uzaklaştırdığını gözlemlerken, Erdoğan’ın kurduğu sistemin bir NATO ülkesi olan Türkiye’yi gerçekten stabil bir şekilde tutup tutamayacağının bilinmediği vurgulanıyor. Haber, Ankara Büyekelçisi James Jeffrey’in, bu yılın şubat ayında yazdığı bir raporla bitiriliyor:
"Burada her gün her şey değişiyor. Kimse, bütün bir coğrafyada dengenin ne yanda olacağını tahmin edemiyor. Dikkatinize sunarım...”
Dergi, tüm bu iddiaların Türk hükümetine sorulduğunu ve bir cevap alınamadığını da özellikle vurguluyor.
Biz de, tümünü Türk halkının bilgisine sunuyoruz.
Der Spiegel’in haberinde, Erdoğan’ın seçtiği çalışanların kalitesizliği vurgulanırken, Bakan Nimet Çubukçu’nun Emine Hanım’ın yakını olduğu için bu görevde olduğu ve her ne hikmetse hep oğlundan bahsedip eşinden hiç bahsetmediği vurgulanıyor.
Bir bakanın, uyuşturucu işine bulaştığı iddiaları ve küçük kızlara düşkünlüğü vurgulanırken, Erdoğan’ın hükümet olmadan önceki, "Demokrasi, bizi ulaşmak istediğimiz noktaya götürecek bir trendir“ sözünün ABD belgelerine girdiği belirtiliyor.
Haberde, ABD belgelerinde yer alan Gül- Erdoğan çekişmesine vurgu yapıldıktan sonra, Gül için şu tanımlamanın bir belgede yer aldığı bildiriliyor: "Erdoğan’ın aksine Gül, İngilizce biliyor ve daha demokrat görünüyor. Ancak bu yanıltıcıdır. Gül, Erdoğan’dan daha ideolog biri ve daha batı karşıtıdır.“
ABD belgelerine göre Erdoğan, Gül’ün Çankaya’ya çıkmasını engellemek için uğraşmış ancak bunda başarılı olamamış. Haber, Türk medyasında yer alan Davutoğlu ile ilgili, "Ankara dışı siyasetle ilgili bilgisi çok az. Bu uyumsuzluk yaratıyor. İslami düşünceleri özellikle tehlikeli“ yorumlarıyla devam ediyor.
NEFRETİ (Hass) DİNSEL NEDENLERDEN
İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gabby Levy’nin, Ekim 2009’da söylediği belirtilen "Başbakan Erdoğan bir fundamentalist. Dinsel nedenlerden dolayı bizden nefret ediyor“ sözlerinin yer aldığı belgenin de ABD yazışmalarında yer aldığı belirtiliyor.
Amerikalılar, Erdoğan’ın Türkiye’yi her geçen gün batıdan uzaklaştırdığını gözlemlerken, Erdoğan’ın kurduğu sistemin bir NATO ülkesi olan Türkiye’yi gerçekten stabil bir şekilde tutup tutamayacağının bilinmediği vurgulanıyor. Haber, Ankara Büyekelçisi James Jeffrey’in, bu yılın şubat ayında yazdığı bir raporla bitiriliyor:
"Burada her gün her şey değişiyor. Kimse, bütün bir coğrafyada dengenin ne yanda olacağını tahmin edemiyor. Dikkatinize sunarım...”
Dergi, tüm bu iddiaların Türk hükümetine sorulduğunu ve bir cevap alınamadığını da özellikle vurguluyor.
Biz de, tümünü Türk halkının bilgisine sunuyoruz.
Siz ne ara kaybettiniz onurunuzu?
Hakan AksayYazar
Siz ne ara kaybettiniz onurunuzu?
Ne zamandır haber bültenlerinde ülkede kanın gövdeyi götürdüğünü görünce, her şeyi şıp diye anlayan insanların bilgiç ve bıkkın ifadesiyle kanal değiştiriyorsunuz?
Ne zamandır savaşlar, fikir suçları, işkenceler, direnişler sizin yarı açık ve kaygısız gözlerinizden beyninize ve kalbinize bir türlü ulaşamayan “sıkıcı havadisler” oldu?
Ne zamandır Kürt gerillaların “ölü ele geçirilmesini”, Türk askerlerinin “şehit olmasını” ve Suriye’deki savaştan dört bir yana sıçrayan kanı hiç mi hiç tınmadan, şaşılacak kadar tutarlı bir sığlıkta “elektrik alma muhabbetlerini” tekrarlayan evlilik, kimin kimle fingirdediğini fısıldayan dedikodu ve anında coşturup göbek attıran eğlence programlarına tapıyorsunuz?
Ne zamandır sizin ilginizi çeken yegâne haber türü, duyduğunuzda hep aynı teatral tepkiyi verip kızıyor gibi yaptığınız “ekmeğe, elektriğe ve saireye zamlar” veya daha ilk kelimelerinden tahrik olarak koltuğunuzda doğrulduğunuz “karısını-kızını bol bıçak darbesiyle kesenlerin” ya da “öğrencisine tecavüz edip bir de cep telefonuna kaydedenlerin” gizemli vahşeti?
Ne zamandır ülke yöneticilerinin siz de dâhil herkesi aşağılayan sözlerini, tribünlerden tükürükler saçarak bağır çağır konuşmalarını, bir mizah filmi veya meddah gösterisi gibi kalçanızı divana iyice yayarak ve keyifle sırıtarak izliyorsunuz? Ve bunu yaparken aslında çoktan eski bir paspasa dönen ama sizin dokunulmaz sanıp pek bir kıymet bahşettiğiniz o “seçkin” şahsiyetinizi sanki bulutların üzerine yerleştirmişsiniz gibi, suratınıza pişkinlik maskesi takıyorsunuz?
* * *
Ne vakitten beri güce tapar oldunuz siz?
Kaç sezondur sadece galip gelen takımların yanındasınız?
Hangi olaylardan sonra haklı ve mazlum olanın yanından sessizce sıvışıp uzaklaştınız ve iktidarı, parası olana dayadınız o duyarsız sırtınızı?
Çok mu bıktınız, çok mu depresyon geçirdiniz, çok mu darbe aldınız, çok mu burnunuz sürtüldü, çok mu içiniz kan ağladı yenilen ve zayıf tarafın yanında veya içinde olmaktan?
Çok mu canınıza yetti bu eziklik duygusu ki, sonunda vicdana ve ahlaka aldırış etmeden sadece kim daha güçlü diyerek yerinizi belirler oldunuz?
Yeri geldiğinde sessiz kalmayı, yeri geldiğinde güçlü korosunda homurdanmayı, birilerinin işaretiyle bağırmayı, çoğunluğun notasıyla gülmeyi, yeri geldiğinde düşenin yanından kaygısız bir hızla geçmeyi, hatta geçerken bir de kafasına vurmayı ne arada öğrendiniz?
* * *
Çocukluğunuzda böyle değildiniz siz!
Annenizin babanızın bir tanecik oğluydunuz. Okulun bahçesinde arkadaşlarınızla birlikte kurduğunuz hayallerle büyürdünüz. Cesaretin ve mertliğin timsaliydiniz.
Oyunlarınızda Malkoçoğlu, Karaoğlan, Tarkan, Tommiks, Teksas, Zagor ve öteki kahramanları canlandırırken adalet için, zalime karşı nice zaferler kazanırdınız.
Neler yaşadınız ki adalet yerine adaletsizliği, iyilik yerine zulmü duraksamadan seçer oldunuz?
Şakağınıza silah mı dayadılar sizin, böyle olmanız için? Yoksa çoluk çocuğunuzu kurtarmak için mi ahlaksız olmanız mecburiyeti doğdu?
Geçinmek için mi yaptınız bütün bunları? Kaç paralık geçiminiz oldu peki? Kaç kuruşa sattınız hayallerinizi? Vicdanınızı kaç paraya değiştiniz?
Annenizin babanızın bir tanecik kızıydınız. Okulun bahçesinde arkadaşlarınızla birlikte kurduğunuz hayallerle büyürdünüz. İyiliğin ve şefkatin timsaliydiniz.
Aşka, sevgiye, fedakârlığa olan inancınızı ne zaman kaybettiniz? Karşınızdaki eş adayını fettan bir cilveyle süzüp önce kazançlı bir iş, saygın bir mevki ve yükselme imkânını saptadıktan sonra mı zahmet edip sandığınızdan çıkarıyorsunuz bu derin duyguları?
Konforlu bir hayat şansı yok ise içten duygulara da vize yok mu bu durumda? Samimiyetinizi de mi parayla satıyorsunuz? Aşkınızın, hayallerinizin bedeli ne acaba?
Ne vakitten beri “kutsal analık görevi” sizin için sadece çocuklarınızı doyurup giydirmekten ibaret kaldı ve onların kendileriyle birlikte büyüyen kötü huylarına “çocuk işte!” diye riyakâr bir hoşgörüyle gözlerinizi kapayarak lapacılığa alıştınız?
Ne zamandır “evinizin temel direği” saydığınız kocanızın dürüstlükten uzaklaşmasına kolayca göz yumar, ailenin gelir ve refah düzeyinin yükselmesi karşılığı duyarlı kadın yüreğinizi adım adım nasırlaştırır oldunuz?
Ne arada kaybettiniz içinizdeki insani titreşimleri? Kaç zamandır her şeye boş vermeyi, sürünün içindeki koyun gibi hedefsiz ve sessizce çoğunluğun peşinden gitmeyi, bazen de kendi bacağınızdan asılmaya çalışmayı doğal görmeye başladınız?
* * *
Siz ne zaman kendi sesinize tapar oldunuz? İçi boş laflarınızı tarihî birer konuşma gibi her önünüze gelene “satmaya” hakkınız olduğuna ne zaman karar verdiniz?
Bir şeyler bilmek için okumanın hiç de öyle şart olmadığını ilk olarak hangi gün keşfettiniz? Kitapların sıkıcı ve fuzuli bir yükten başka bir şey sayılmayacağını kaç mevsim önce fark ettiniz? Ve eğitimin lüzumsuz olduğunu, “sokak üniversitesi mezunu” olmakla de pekâlâ övünülebileceğini hayatınızın nasıl bir anında “özümseyiverdiniz”?
Hiç araştırıp öğrenmediğiniz konularda yüksek sesle ve sarsılmaz bir özgüvenle yorumlar yaparak sizden farklı düşünenlerin sözünü küstahça kesmeye ne arada başladınız?
Bütün dünyayı bir yana, kendi egonuzu öte yana yerleştirmeye ne zaman alıştınız? Hangi yıl, hangi ay, hangi gün âşık oldunuz aynadaki görüntünüze?
Ne arada böylesine bencilleştiniz siz? Ne zaman kendi menfaatiniz için başka insanların hakkının çiğnenmesini, sömürülmesini, aptal yerine konmasını doğal görür oldunuz?
Ne ara kaybettiniz siz onurunuzu?
OĞLUM İÇİN!..
Savaşa hayırcılar, teskin edilmeye çalışılıyor: Merak etmeyin, savaş falan olmaz... Merak etmeyin, savaşa meraklı değiliz... Sorsanız kimse savaş istemiyor!
İstemiyor da... Ankara’da savaş karşıtı eylemcilere ve Akçakale’de hükümet konağına yürüyen vatandaşa biber gazı sıkılıyor.
Sınırın öte yakası, top atışına tutuluyor. Özgür Suriye Ordusu’nun “komutanı” askeri üniformasıyla İstanbul’dan yayına katılıyor.
(Bir başkası, geçen hafta Hatay’da CNN kameralarına “bi savaşıp gelicem” demişti!)
Bu arada “yabancı ülkelere” asker göndermek için alelacele tezkere hazırlandı, kapalı kapılar ardında oylandı. Suriye’den başka nerelere gidilecek? Afganistan mı mesela?Bunun adı savaş
Akçakale’de beş vatandaşın ölmesine sebep olan, aylardır bilerek, isteyerek hasmane tavrını sürdüren Suriye, elbette gereken cevabı almalı.
Ama bu, silahla mı olmalı? Bu şekilde mi olmalı?
Suriye’deki savaşın uzun zamandır tarafıyız... Bu arada sadece sınırın ötesi değil, memleketin güneydoğusu yangın yeri... Çocuklar okula gidemiyor, hayat durmuş vaziyette.
Her gün kalkan cenazeler hayatımızın doğal bir parçası haline geldi.
Hal böyleyken... Atılan adımlarda, verilen kararlarda, yürütülen politikalarda daha dikkatli davranmak gerekmez mi? Bugün olmasa yarın, kazayla veya kasti, Suriye’den yine bir havan topu uçsa...
Asker, sınırötesine yollanmayacak mı? Peki bunun adı savaş olmayacak mı? Yoksa “operasyon” deyip geçecek miyiz?
Yürekten diliyorum
Albert Einstein, “Aynı anda hem savaşa hazırlanıp, hem de savaşı önleyemezsiniz” demişti.
Biraz tarih okuyup savaşların nasıl ve neden patladığını, nasıl felaketlere yol açtığını ve şu anda varolan riskleri gözden geçirsek... Savaş hakkında bu kadar kolay konuşmaktan vazgeçebiliriz belki. “Bişeycik olmaaaz!” diyebilmeyi ve rahat bir nefes almayı ben de isterim. Askerlik çağına gelmiş kendi oğlum ve milyonlarca genç insan için bunu yürekten diliyorum.
Ama ah, bu işler sıradan insanların, hele kadınların dilekleriyle hiç yürümüyor.TÜRKİYE BATAKLIĞI
Sokaktaki gösterilere ve tepkilere burun kıvıranlar, muhalefetin ve solcuların sloganlarını küçümseyenler, belki uzmanları dinler...
Michigan State Üniversitesi uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Muhammed Ayoob’ın dün, The Guardian’a yazdığı yazıdan:
“...Başbakan’ın danışmanı ‘savaşa meraklı değiliz’ dedi. Ancak Türkiye, yeterince düşünmeden ve sonuçları belirsiz bir bölgesel çatışmaya sürüklenme riskine atılıyor.
Suriye muhalefetinin esas destekçileri Suudi Arabistan ve ABD, ülke tamamen anarşiye boğulduğunda eve gitme lüksüne sahip. Ama komşu Türkiye değil. Bu yüzden Ankara çok dikkatli olmak durumunda. Aksi takdirde Suriye bataklığı, Türkiye bataklığı halini alabilir.”
YALNIZCA ERKEKLER Mİ?Suriye konusu sosyal medyada tartışılırken, savaş karşıtı eylem yapılırken askerlik meselesi ön plandaydı.
Taksim’deki savaş karşıtı eylemde atılan sloganlardan biri, “Ölmeyeceğiz, öldürmeyeceğiz... Kimsenin askeri olmayacağız” idi.
Evet, savaş öncelikle askeri, cepheye gidenleri, yani erkekleri ilgilendiriyor. Ama savaş, kadın ve çocukların da canının yanması demek. Bunun türlü ve çok dramatik versiyonlarını gördük, görüyoruz.
Biraz tarih okuyup savaşların nasıl ve neden patladığını, nasıl felaketlere yol açtığını ve şu anda varolan riskleri gözden geçirsek... Savaş hakkında bu kadar kolay konuşmaktan vazgeçebiliriz belki. “Bişeycik olmaaaz!” diyebilmeyi ve rahat bir nefes almayı ben de isterim. Askerlik çağına gelmiş kendi oğlum ve milyonlarca genç insan için bunu yürekten diliyorum.
Ama ah, bu işler sıradan insanların, hele kadınların dilekleriyle hiç yürümüyor.TÜRKİYE BATAKLIĞI
Sokaktaki gösterilere ve tepkilere burun kıvıranlar, muhalefetin ve solcuların sloganlarını küçümseyenler, belki uzmanları dinler...
Michigan State Üniversitesi uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Muhammed Ayoob’ın dün, The Guardian’a yazdığı yazıdan:
“...Başbakan’ın danışmanı ‘savaşa meraklı değiliz’ dedi. Ancak Türkiye, yeterince düşünmeden ve sonuçları belirsiz bir bölgesel çatışmaya sürüklenme riskine atılıyor.
Suriye muhalefetinin esas destekçileri Suudi Arabistan ve ABD, ülke tamamen anarşiye boğulduğunda eve gitme lüksüne sahip. Ama komşu Türkiye değil. Bu yüzden Ankara çok dikkatli olmak durumunda. Aksi takdirde Suriye bataklığı, Türkiye bataklığı halini alabilir.”
YALNIZCA ERKEKLER Mİ?Suriye konusu sosyal medyada tartışılırken, savaş karşıtı eylem yapılırken askerlik meselesi ön plandaydı.
Taksim’deki savaş karşıtı eylemde atılan sloganlardan biri, “Ölmeyeceğiz, öldürmeyeceğiz... Kimsenin askeri olmayacağız” idi.
Evet, savaş öncelikle askeri, cepheye gidenleri, yani erkekleri ilgilendiriyor. Ama savaş, kadın ve çocukların da canının yanması demek. Bunun türlü ve çok dramatik versiyonlarını gördük, görüyoruz.
Oğlum için
Mehveş Evin - Milliyet
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


