Bursa da havlucu Recebe,
Karabük fabrikasında tesviyeci Hasana düşman,
fakir köylü Hatçe kadına,
ırgat Süleymana düşman,
sana düşman, bana düşman,
düşünen insana düşman,
vatan ki bu insanların evidir,
sevgilim, onlar vatana düşman…
Nazım Hikmet RAN
“DİYARBAKIR ZİNDANI BELGESELİ” HK.
Yıllarca feodal düzeni,toprak ağası,sömürü düzenini besleyerek destekleyen devlet; bunun sonucu olarak geri bırakılmış bir coğrafaya ve yaşayanlara 12 eylül faşist diktasıyla
1-)Tek dil “Türkçe “,tek din “Sunnilik”,tek yol “Devlete itaat” mantığıyla Türkiye’de yaşayan halklara,özelliklerde “Kürt” halkına anaların ninnilerini söylediği, hüznünü, sevincini,sevdalarını ezgilediği anadili olan Kürtçeyi yasaklayarak, 80 yaşındaki bir ananın Diyarbakır zindanında yatan oğlunu/kızını ziyaretinde bilmediği Türkçeden başka bir dille konuşmasını yasaklaması zulum üstene zulum yaşaması demektir.Asırlar boyu konuştuğu dili,türkülerini yasaklaması sonucu Kürt halkının etnik varlığının (sosyolojik anlamda) örgütlenmesi nüvesini oluşturmuştur.(Etki-Tepki kombinasyonu)
1974 yılında kurulan PKK.nın ideolojik çıkışı Marksizm-Leninizm üzerine kuruludur. Hatta Deniz Gezmiş’lerin sıkça kullandığı “Yaşasın Türk-Kürt tüm Ezilen Halkların Kardeşliği”ni PKK.nın sloganları arasında görebiliriz...
Ancak Uğur Mumcu’nun “Kürt Dosyası” adındaki kitabında Abdullah Öcalan ve PKK.nın kuruluşundaki amaçlar ve devletin/Mit’in fonksiyonları irdelenmesi gereken isnatlardır…
Uğur Mumcu'dan yola çıkarak şöyle bir senteze varabiliriz;
1921 yılından 1974 Kıbrıs savaşına kadar savaşmayan ve hantallaşan bir ordu olmuştu. Oysa ki o zaman ki Nato’nun örgütlediği Gladyo’nun savaş teknikleri SSCB’den dolayı gerilla tipi savaşacak kadroları tasarlıyordu ama Kıbrıs savaşında kendi askerini öldüren ender ülkelerden birinin ordusudur TSK.
Kıbrıs savaşı nedeniyle ABD ve Nato Türkiye’ye silah ambargosu koydu. Nato Üyesi olan Türkiye ambargoyu yenebilmesi, orduyu daha dinamik hale getirebilmesi için ya haklı bir gerekçeyle,
1-)Düşman bir devlet yaratmalı ve savaşmalıydı.
2-)Yada iç savaş halinde olması gerekliydi ki hem orduyu gerilla konseptinde eğitebilsin,hemde yeni teknolojik silahları Nato’dan alabilsindi.
İkinci şık iki yönden daha öncelikliydi
1-)Başka devletle savaşmayı göze alamazdı ve haklı gerekçe bulamazdı
2-)Hem potansiyelini ölçmek adına 29 defa isyan etmiş kürtleri iç savaşa sürüklemek ve aynı zamanda bir kısmınıda yok ederek kürtlerin bir daha ayaklanmasının önünü kesmek için Ank.siyasalda okuyan daha önceleri necip fazıl’ın büyük doğu misyonunu bilen,sonra sol bloka monte edilen babası MİT çalışanlarından Ali Yıldırım, kızı Kesire Öcalan’la ilişkisi olan,hatta Tapu Md.lüğünde çalışırken sol ideolijiden yargılanan ve kendisiyle yargılananlar en az 6 yıl hapis alırken serbest bırakılan Urfa’lı Abdullah Öcalan’a suni örgüt kurdutturularak kürt isyanın test edilmesini sağlamak adına bir iç savaş icat edildi.
Güneydoğuda Kürdistan adı altında kurulmak istenen ülke elbetteki devrimden kopuk imakansızdır. PKK'nın bilimsel sosyalizm çizgisinden çıktığı çok açıktır.Olası bir Kürdistan'ı devrimden bağımsız düşünmek milliyetçi bir düşünce olur ki şu anda PKK'nın gidişatıda budur.PKK ya "kürt milliyetçi hareketi" demekten kendimi alamıyorum.
12 Eylül faşistlerinin Diyarbakır zindanında yaptıklarına eski HEP Gn.Bşk.lığıda yapmış olan Feridun Yazar “Kürt Kavşağında Bir Siyasetçi” kitabında ne yapılmak istendiğini çok güzel özetlemiş.
Yazar’ın 12 Eylül darbesi sırasında Diyarbakır Cezaevinde gördüğü akıl almaz işkence sonrasında, hapisten çıkarken hapishane komutanına söylediği sözler Kürt başkaldırısının gerekçesi gibi:
“Bize burada yaptıklarınız hayvanlara yapılmaz. Buraya gelirken ben bu memleketi çok seviyordum, şimdi sevmek bir yana, devlet düşmanı olarak çıkıyorum. Memleketini seven insanları buraya getirdiniz, devlet düşmanı haline getirip tahliye ediyor, insanları suç makinesi haline getiriyorsunuz”(s.167, 168). (Feridun Yazar’ın “Kürt Kavşağında Bir Siyasetçi” )
Daha sonra hızla Kürt halkının hakları boyutuna evrildi. Bir nevide Kürt halkının kendi haklarına sahiplenmesi adına bilinçlenerek siyasetin içinde varoldu…
2-)Ankara Mamak askeri cezaevinde yatan ben’le, Kartal askeri cezaevinde yatan Sen’le ,Diyarbakır askeri cezaevinde yatan bir başkasıyla Ortak paydamız “insanlık dışı muameleye” tabi tutulmamız ve 17 yaşındaki Erdal EREN’i yaşını büyüterek ve “Asmayıpta besleyelim mi” diyen cunta başı netekim Kenan Evren’in talimatlarıyla Mahkemesi bile doğru dürüst yapılmayarak idam edilmiştir…
3-) 12 Eylül Faşist darbesinin asıl nedeni “Tam Bağımsız Türkiye,Kahrolsun Emperyalizm”,”Toprak işleyenin Su kullananındır” sloganlarında belirtilen emperyalizme,faşizme direnen, eşitlik,herkese iş, aş ve özgürlük diyen sömürüye karşı direnen yurtseverlere ve ideolojisine karşın, ABD.nin ve uluslararası tröstlerin taşeronluğunu yapan Amerika başkanın “Bizim çocuklar” olan ABD güdümündeki sermaye
+ Ordu yapmıştır 12 eylül faşist diktasını..
Ne kadar yurtsever,aydın,düşünen,sorgulayan ve kendine tam bağımsız Türkiye'yi sevdasında olanlara karşı yapılmıştır.(Türk,Kürt,Laz,Çerkez vs.tüm ilerici devrimcilere karşı)
O nedenle zulüm bir tek (12 eylül Faşizmi) Kürtlere yapılmamıştır.
Genel anlamda
Devrimciler
(Tam bağımsız Türkiye, Hakların kardeşliği, Özgürlük, Barış, eşitlik isteyen),
Ülkücülere
(Devlet nizamı dışına çıkmak isteyen), Örnekleme adına Alparslan Türkeş'ten özeleştiri:Yanlışımız şuydu. 12 Eylül öncesinde partimizin bazı kadrolarının devlet tarafından kullanılmasına izin verdik. Şimdi, ülkücü mafya diye etrafı kasıp kavuranlar, bizim o gün devlet kadrolarının kullanmasına izin verdiğimiz kişilerdir.(Feridun Yazar, Kürt Kavşağında Bir Siyasetçi, s. 283-284).
Dindarlara (Anladığı şekilde ibadetini yapmak isteyen)
Yani kendinden olmayan, kendi gibi düşünmeyen herkese düşmandı ve gereğini yaptı.
4-)Şöyle bir soru soralım kendimize “1921-1924 Kuruluş Anayasası hariç (adından anlaşılacağı üzere kuruluş anayasası yanlışı olabilir yeni bir Devlet kuruyor çünkü)
Türkiye Cumhuriyeti Anayasaları
A-)“DEVLET KENDİSİNİ KORUMAK İÇİN ANAYASA YAPMIŞTIR
B-)DEVLETİN OLUŞUMDAKİ EN BÜYÜK FİGÜR OLAN BİREYİ KORUMAK İÇİN YAPILMIŞTIR?..
Muhtemelen yanıtımız (A) Şıkkı olan “Devlet kendini korumak için yapmıştır “ olacaktır.
“devleti kutsayıp, insanı değersizleştirdi”
Oysa ki birey özgür ve eşit olmadıkça devlet olur
mu, olursa da dili, dini, dirisi, ölüsü, tarihi yalan bir devlet olur ve o devleti oluşturan bireyler devlete güvenemez.
Örnek mi; Geçen sene Fethiye/Muğla’da deprem oldu “Tsunami” söylentisi yaygınlaşınca belediye ve kaymakamlık anons yaptı ama hiçbir Fethiyeli çıktığı dağdan evlerine dönmedi, nedeni tamda bu
“Devlete güvensizlik…”
ÇOK SOMUT ÖRNEK:
DEVLET POLİTİKASININ OLMAYIŞI VE GÜNE GÖRE POLİTİK ORYANTALİZM
Almanların güneyden Stalingrad’ı çevirmeye başladığı günlerdi. Başbakan Refik Saydam’ın ani ölümü üzerine Başbakan olan Şükrü Saraçoğlu, 5 Ağustos 1942 tarihli güvenoylamasından sonra şöyle demişti: “Biz Türküz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve laakal o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan ve azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz ve her vakit bu istikamette çalışacağız!”
Ancak Almanya’nın savaşı kaybedeceği anlaşıldığında, hükümet ırkçılıktan derhal çark etti. 19 Mayıs 1944’te Gençlik Bayramı dolayısıyla halka bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı İnönü, “Türk milliyetçisiyiz, fakat memleketimizde ırkçılık prensibinin düşmanıyız” diyordu. Konuşmayı izleyen iki hafta içinde ırkçılar gözaltına alınmaya başladı. AYŞE HÜR-RADİKAL (Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan ve Turancılar Davası)
Örnekleri sınırsızca çoğaltabiliriz…
Öyle bir devlet düşününüz ki;
*Seçimlerden önce bireyden oy istemek uğruna her şeyi vaad eden politikacıların seçim sonrası sürü psikolojiyle yönetmeye çalıştığı bir ülke…
*İnsanların temel gereksinimleri üzerinden sınırsız vergi toplayan,
*Bireye sormadan temel kanunları ben yaptım oldu bittiye getiren,
*Açlık sınırının altında asgari ücret tespit edebilen,
*Hakim-Savcıları vicdanla-cüzdan arasında sıkıştırılan, bağımsız yargısı olmayan,
*Faili meçhul cinayetleri işleyebilen, suçluları belli iken özel kanunlar çıkartarak katilleri koruyabilen,
*İş güvencesi, sendikalaşma ve örgütlenme serbestisi olmayan,
*Eğitim sistemi olmayan,
*Hak arayana biber gazı sıkılabilen daha ötesi hapishaneye tıkılabilen,
*Kaç Çocuk yapması gerektiğini belirleyen ve kürtaja bile karışabilen(Oysa ki o çocuğun temel gereksimleri ve geleceği adına proje üretemeyen)
*Enflasyonu, temel ihtiyaçlar yerine araba kar zinciri ile ölçebilen,
*Dizi filmlerini belgesel statüsünde değerlendirebilen,
*Kardeş ve çocuklarını boğduran katil padişahları “Ecdat” yapan vs.vs.vs.
Bu devlet daha ne kadar inandırıcı olabilir ve ayakta kalabilir?...
Böyle ceberrut devlet anlayışı Türk-Kürt-Laz-Çerkez vs. değil kendinden olmayan, kendine itaat etmeyen “GÜVERCİNLERE” bile düşmandır ve imha etmiştir.(“Diyarbakır zindanı belgeseli” bahsedildiği gibi)
SONUÇ:
MİLLİYETÇİ OLMAK İÇİN, BELİRLİ BİR DERECEDE ZİHİNSEL ENGELLİ OLMAK LAZIM.(THOMAS MANN)
Asıl sorun Dil,Din,Irk,Cinsiyet-Türk,Kürt,Çerkez ayrımı yapmadan
“İNSAN” odaklı bakış açısıyla ilgili bir konu olan
“Anayasanın İNSAN odaklı” yapılmadığıdır.
TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ VE FAŞİZMİ NE KADAR KÖTÜ İSE KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİ VE FAŞİZMİDE O KADAR KÖTÜDÜR VE İNSANLIK AYIBIDIR…
O nedenle bu ülkede “İNSANLARINA”zulüm yapılmıştır Türküne,Kürdüne,Alevisine,Sunnisine,İşçisine,Memuruna,Dindarına,Dinsizine,Devrimcisine,Demokratına yani
“KENDİNDEN OLMAYAN,KENDİ GİBİ DÜŞÜNMEYEN HERKESE DÜŞMAN” olmuştur….
Başta Çocukların ölmediği, hiçbir insanın düşüncesinden, dilinden, dininden, ırkından dolayı yargılanmadığı ve aşağılanmadığı, açlığın, yokluğun zulmün olmadığı. Tüm halkların kardeşçe yaşadığı bir ülke hayaliyle selamlıyorum….