27 Ağustos 2016 Cumartesi

Türkiye IQ sıralamasında kaçıncı sırada

Debillerin sayısı arttıkça, ‘demokrasi’ ile idare edilen ülkelerdeki  ‘yöneticilerin’kalitesi de ona göre düşüyor.
Çünkü debillerin seçtikleri insanlar, kendileri gibi ‘debil’ oluyor.
Bir Alman düşünür haklı olarak soruyor:
- “Zeka seviyesi yeterli olmayan insanların çoğunlukta olduğu bir toplumda, demokrasi verimli bir yönetim biçimi olarak kabul edilebilir mi?”
Mazhar Osman’ın teşhisi ise daha vahim:
- “Dünyayı debiller yönetiyor.”

Kaynak: Debillerin egemenlik ilan ettiği bir sistem! - İsrafil K.KUMBASAR

[Haber görseli]
Alman araştırmacı Heiner Rindermann, Avrupa ülkelerinin IQ ortalamasını çıkardı. Listeye göre Avrupa’nın IQ ortalaması en yüksek ülkesi 103 IQ ile Finlandiya. Finlandiya’yı 102 IQ ile İngiltere ve Hollanda izliyor.
İzlanda, İtalya , İsviçre ve Avusturya ise 101 IQ ile listenin üst sıralarında yer alıyor.
Türkiye ise listenin en alt sıralarında. Türkiye, 83 IQ ortalamalı Arnavutluk ve 84 ortalamalı Bosna Hersek’in ardından 88 IQ ortalamasıyla Makedonya ile birlikte listenin en alt sırasında yer alıyor.

Türkiye'nin IQ seviyesi açıklandı

Türkiye'nin IQ seviyesi açıklandı

Alman Bild Gazetesi yaptığı bir araştırmada ülkelerin IQ seviyesini açıkladı.

Alman Bild Gazetesi'nin yaptığı araştırmaya göre ülkelerin IQ seviyeleri açıklandı.Türkiye listede son sıralarda yer alıyor. Araştırma'da ülkeleri arasında yapılan bir araştırma sonrasında IQ haritası çıkarıldı ve ülkelerin ortalama IQ seviyesi belirlendi.Buna göre en zeki ülke 103 IQ ile birinci sırada yer alıyor. Finlandiye'yı 102 puanla İngiltere ve Hollanda takip ediyor. Sıralama şöyle:
İzlanda: 101
İsviçre: 101
İtalya: 101
İsveç: 101
Avusturya: 101
Fransa: 100
Belçika: 100
Norveç: 100
Çek Cumhuriyeti: 100
Macaristan: 100
Estonya: 99
Danimarka: 99 
Almanya: 99 
Lüksemburg: 99 
Rusya: 99 
Polonya: 99 
Slovakya: 99 
Slovenya: 99 
Letonya: 98 
İrlanda: 98 
İspanya: 98 
Malta: 98 
Yunanistan: 97 
Bulgaristan: 96 
Portekiz: 95 
Litvanya: 94 
Moldova: 94 
Andorra: 93 
Romanya: 93 
Belarus: 92 
Ukrayna: 92 
Sırbistan: 91 
Hırvatistan: 90
Türkiye: 88
Makedonya: 88 
Bosna: 84 
Arnavutluk: 83
01 Temmuz 2014
http://www.hurriyet.com.tr/turkiyenin-iq-seviyesi-aciklandi-26718971

Din ile Zeka (IQ) Seviyesi arasındaki ilişki..




Din ile Zeka (IQ) Seviyesi arasındaki ilişki..
Tablodan da görüleceği üzere; din'i inanç ile zeka seviyesi (IQ) arasındaki ilişki uluslararası yapılan bir araştırmaya göre belirlendi.. Din'i inanç ne kadar yüksekse IQ seviyesinin o kadar düşük olduğu kanıtlandı.. Zaten dünya coğrafyasına şöyle bir bakıldığında grafiğin gerçek olduğu hemen anlaşılır.. Ülkeler bazında din ile zeka seviyesi arasındaki ilişkiyi yorum kısmında veriyorum.. Düşük zekalı bir millet olarak görülsekte ben hala umut var diyorum.. Ha gayret.. Aklınızı başınıza toplayın, zeka seviyemizi yükseltelim.. grin ifade simgesi



19 Ağustos 2016 Cuma

Çerkesler'in Ne Kadar Asil Bir Halk Olduğunu Gösteren, Daha Önce Duymadığınız 13 Bilgi


Çerkes” dendiğinde ilk akla gelenlerin başında hırçın, süratli ve bir o kadar da estetik dansları, eşsiz lezzetlerden oluşan zengin mutfağı, zarif ve kendine has güzelliğe sahip asil kızları ve yüzlerinin keskin hatlarıyla kadim bir kayayı andıran erkekleri geliyor. Biraz da klişeleşen bu kavramların dışında, bu halkı özel kılan ve duyduğunuzda çok şaşıracağınız birçok sıra dışı özellik bulunuyor. Bu derlemede, Kafkas halklarının daha önce hiç duymadığınız özellikleriyle tanışacak ve çok şaşıracak, belki de hayran kalacaksınız!

1. Dünyanın en eski mitolojilerinden biri Abhaz mitolojisi ve Nart destanlarıdır.


Dünyanın en eski mitolojilerinden biri Abhaz mitolojisi ve Nart destanlarıdır.
Yunan mitolojisine ilham veren birçok unsur Abhaz mitolojisi ve Nart destanlarına aittir. Prometheus, Zeus, Achiles gibi Yunan mitolojisine ait birçok ünlü karakterin neredeyse bire bir karşılığı Kafkas mitolojisinde vardır ve geçmişi çok daha eskidir.
Sasrıkua-Sosruko

2. Kafkas halklarında yüzlerce yıldan beri soyadı kavramı vardır.


Kafkas halklarında yüzlerce yıldan beri soyadı kavramı vardır.
Medeniyet tarihinde soyadı kavramını kullanan ilk halklardan biridir Kafkas halkları. Her sülalenin bir ismi, bir arması bulunur ve bu anlayışın geçmişi binlerce yıl öncesine uzanır. Bugün Türkiye dahil dünyanın birçok ülkesine yayılmış olan Abhaz, Adige, Kabartey gibi Kafkas milletleri hâlâ eski soyadlarını kullanır.

3. Kafkaslarda hapishane kavramı yoktur


Kafkaslarda hapishane kavramı yoktur
Sosyal düzenin saygı çerçevesinde şekillenmesi sebebiyle Çerkesler için toplumsal kurallar, örf ve adetler yazılı tüm kural ve fiziki tüm yaptırımların üzerinde olmuştur. Çerkes toplumuna aykırı bir davranışın ya da adli kabul edilebilecek bir suçun cezası toplum tarafından dışlanmaktır ki bu bir Çerkes için en büyük cezadır.  Tarihin hiçbir dönemi esaret kavramıyla barışık olmamalarının, hiçbir Çerkes’in esareti kabul etmeyecek olmasının da bunda etkisi olduğu söylenebilir.

4. Akraba evliliği yoktur.


Akraba evliliği yoktur.
Yakın ya da uzak, Kafkas halkları arasında akraba evliliği yoktur. Dahası sadece akraba evliliği değil, aynı köyde yaşayan gençler arasında bile evlilik kabul görmez. Kafkas halkları kendi köylerinde bir aile gibi yaşadığından, aynı köyün çocukları da bir arada huzurla ve kardeşçe büyür. Bu kadarı bile Kafkas halkları için akraba evliliğinin ne denli uzak bir kavram olduğunun göstergesidir.

5. Kadınlar eşlerini seçer, “kız isteme, kız verme, başlık parası” gibi kavramlar yoktur.


Kadınlar eşlerini seçer, “kız isteme, kız verme, başlık parası” gibi kavramlar yoktur.
Kadınlar Kafkas toplumlarında ciddi söz sahibidir. Kafkas halklarının anaerkil bir toplum olduğu söylenebilir.

6. Kadınlar evlendikten sonra da kendi soyadlarını kullanır.


Kadınlar evlendikten sonra da kendi soyadlarını kullanır.
Kadınların toplumdaki yeri hiçbir medeniyette olmadığı kadar kuvvetlidir. Kadınlartoplumsal yaşamda söz sahibi olmalarının haricinde birey olarak erkeklerle eşit haklara sahiptir. Örneğin kadınlar evlendiklerinde kendi soyadlarını kullanmaya devam eder.

7. Kafkas halklarında dilenci yoktur


Kafkas halklarında dilenci yoktur
Çerkesler insanlık onuruna verdikleri değerle bilinirler. Dilenmek bir tarafa, hiçbir şart altında kimseden hiçbir şey talep etmemeyi şiar edinen Çerkesler bu özellikleriyle sürgün gittikleri her yerde dikkat çekmişlerdir. Literatüründe dilenmek gibi bir kelimenin yer yoktur.

8. Çocuk yaşta evlilik, kadına şiddet yoktur ve asla kabul görmez.


Çocuk yaşta evlilik, kadına şiddet yoktur ve asla kabul görmez.
Tarihin belli dönemlerinde dini ve kültürel olgulara göre meşru kabul edilebilen bu kavramlar binlerce yıl boyunca hiçbir Kafkas halkında karşılık bulmamıştır.

9. Büyüklerin sözü kanundur.


Büyüklerin sözü kanundur.
Kafkas halkları gündelik yaşantılarını yazılı değil sözlü kanunlarla düzenler. Bu sözlü kanunların en muteberlerinin başındaysa halkın yaşlıları tarafından alınan kararlar gelir. “Thamade”lerin aldığı kararlar kanun gibi kabul edilir ve karşı gelinmez. Bu konuda günümüzden çok güzel bir örnek yer alıyor: Bilindiği gibi düğünlerde kutlama amacıyla silah atılması tüm Türkiye’de ciddi bir sorun. Devletin birçok yaptırımına karşın engellenemeyen bu gelenek, Türkiye’de yaşayan Çerkes büyüklerinin aldığı bir kararla yasaklanmış ve bu kararın alınmasının ardından ülkedeki tüm Kafkas göçmeni halklar karara riayet ederek bir daha düğünlerde asla silahla kutlama yapmamıştır.

10. Büyük Roma İmparatorluğu’nu kuran Etrüsk Hanedanı Kafkasya kökenlidir.


Büyük Roma İmparatorluğu’nu kuran Etrüsk Hanedanı Kafkasya kökenlidir.
Hatta bugünkü İtalya sınırları içerisinde Adige nehri yer almaktadır. İtalyan kültürüyle Çerkes kültürü birçok noktada benzeşir. Aynı
şekilde Bask halklarının ve Hititlerin kökeninin de Kafkasya’ya uzandığına dair ciddi bulgular vardır.
Adige Nehri

11. Dilleri millattan önce 3000’lere uzanır

Bugün birçok modern dilin kökeni Kafkasya’ya uzanır. Kafkasya gibi küçük bir coğrafyada 37 farklı dil konuşulur. Bugün birçoğu kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olsa da Kafkas halkları öncelikle dilleri olmak üzere kültürel miraslarını yaşatma konusunda oldukça başarılıdır.

Çerkesler'in Ne Kadar Asil Bir Halk Olduğunu Gösteren, Daha Önce Duymadığınız 13 Bilgi

12. Dünyaca ünlü sanatçı Loreena McKennitt “Fahri Çerkes”dir

Abhaz kültürüne olan hayranlığı sebebiyle kendini bu şekilde
tanımlayan Loreena McKennitt birçok kez Türkiye’ye gelmiş ve Abhaz köylerinde
misafir olmuştur.

Loreena McKennitt Bıçkı Köyü / Apsuva Koşara oyunuyor Yeş

13. Son olarak


Son olarak
Bugün “Çerkesler” olarak bilinen ve aslında birçok farklı etnik unsuru bir arada barındıran Kafkas Halkları, Büyük Kafkas Sürgünü öncesinde, anavatanlarında, insanlık tarihinin kültürel ve sosyal anlamda en ileri medeniyetlerinden birine sahipti. 21. yüzyılda bile insanları şaşırtan birçok medeniyet emaresinin, Kafkas halkları için binlerce yıldan beri süregelmesi ve
gündelik yaşantılarının parçası olması sebebiyle Kafkas halkları bugün taraflı-tarafsız birçok kişi tarafından “asalet” ve “medeniyet” kavramlarıyla özdeşleştiriliyor. 1864 yılında Çarlık Rusya’sı tarafından dünyanın dört bir yanına sürgün edilmeleriyle birlikte Türkiye dâhil birçok ülke bu sıradışı halkla tanıştı. Dünyanın en eski ve köklü medeniyetlerine ev sahipliği yapan Kafkasya maalesef bugün de birçok çatışmaya ve acıya tanıklık ediyor. Bu topraklarda yaşayan ve kültürlerini farklı coğrafyalarda yaşatmaya devam eden Abhaz, Adige, Çeçen, Kabartey gibi halklarsa yaşam biçimleri, örf ve adetleriyle var oldukları her ülkede dikkat çekiyor.
Pyotr Nikolayevich Gruzinsky'nin Kafkas Sürgünü'nü konu alan tablosu.

Çerkesler'in Ne Kadar Asil Bir Halk Olduğunu Gösteren, Daha Önce Duymadığınız 13 Bilgi

Çerkesler'in Ne Kadar Asil Bir Halk Olduğunu Gösteren, Daha Önce Duymadığınız 13 Bilgi


https://onedio.com/haber/cerkeslerin-gelmis-gecmis-en-asil-halk-dedirten-daha-once-duymadiginiz-13-ozelligi-378064
Notum:
Bu özelliklere sahip olan başka kavimler de varsa saygı duyarım…Hiç mütevazi olmayacağım
Evet…Sosyal ve Kültürel özelliklerimizden dolayı Asiliz…
Genetik özelliklerimizden dolayı Asiliz…
Yaşadığımız toprakları yurt bellediğimizden dolayı Asiliz..
Bizlerden dilenci, tecavüzcü, hırsız çıkmadığı için Asiliz..
Lafı kıvırmadan son sözü başta söylediğimiz için Asiliz..
ozanca

3 Ağustos 2016 Çarşamba

ATATÜRK’ÜN SANSÜRLENEN MEKTUBU BULUNDU

Atatürk’ün sansürlenen mektubu bulundu

Atatürk’ün sansürlenen mektubu bulundu

Atatürk’ün sansürlenen mektubu bulundu

Atatürk’ün sansürlenen mektubu bulundu
Atatürk’ün sansürlenen mektubu bulundu

Atatürk’ün sansürlenen mektubu bulundu

Atatürk’ün sansürlenen mektubu bulundu

1- Emperyalist Hükümetler aleyhine 26 Nisan 1920 harekatı ve bunların tahakküm ve esareti hakkında bulunan mazlum insanların kurtulması amacını güden Bolşevik Ruslarla işbirliği ve harekatı kabul ediyoruz.


2- Bolşevik kuvvetleri Gürcistan üzerine askeri harekat yapar veyahut takip edeceği siyaset ve göstereceği tesir ve nüfusla Gürcistan’ın da Bolşevik ittifakına dahil olmasını ve içlerindeki İngiliz kuvvetlerini çıkarmak üzere, bunlar aleyhine harekata başlamasını temin ederse Türkiye Hükümeti de emperyalist Ermeni Hükümeti üzerine askeri harekat icrasını ve Azerbaycan Hükümetini de Bolşevik devletler zümresine ithal etmeyi taahhüt eyler.
3- Evvela, milli topraklarımızı işgal altında bulunduran emperyalist kuvvetleri tart ve ileride emperyalizm aleyhine vuku bulacak müşterek mücadelemiz için dahili kuvvetlerimizi organize ettirmek üzere şimdilik ilk taksit olarak beş milyon altının ve kararlaştırılacak miktarda cephane vesaire harp vesaiti ve sıhhiye malzemesinin ve yalnız doğuda harekat icra edecek kuvvetler için erzakın Rus Sovyet Cumhuriyetince temini rica olunur.
Yüksek hürmetlerimin ve samimi duygularımın kabulünü rica eylerim.
T.B.M.M. Reisi
Mustafa Kemal
http://www.ataturkdevrimleri.com/yazi-580-ataturk-un-lenin-e-yazdigi-mektup.html


DEVRİM KARDEŞLİĞİ
Çarlık döneminde birçok kez karşı karşıya geldiğimiz Rusya’da, Cihan Harbi’nin bitimine doğru 1917’de Bolşevik Devrim oldu. Yeni yönetim, Çarlık yönetiminin politikalarını bıraktı. Türkiye’nin parçalanma planlarını açığa çıkardı. Türiye ile iyi ilişkilere önem verdi. Dostluk elini uzattı.  Kars-Ardahan’ı bize bıraktı. Ankara’daki devrimci yönetim de ilk temaslarını Sovyet Rusya ile yaptı. TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa, 26 Nisan 1920 günü Sovyet Devrimi lideri Lenin’e ‘dostluk ve işbirliği’ mektubu gönderdi. Buna 2 Haziran 1920 günü Dışişleri Bakanı Çiçerin üzerinden cevap verildi. Karşılıklı güven ve işbirliği dileklerinden sonra somut adımlar da atıldı. 11 Mayıs 1920 günü Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey başkanlığında bir heyet Moskova’ya gönderildi. 4 Ekim 1920 tarihinde Ankara’ya Müsteşar Y.Y. Umpal-Angarskiy’in başkanlığındaki Rus diplomatik misyon görevlileri gelerek Mustafa Kemal Paşa ile görüştü. 19 Şubat 1921 günü Ali Fuat Paşa, Moskova’ya elçi olarak gönderildi. 16 Mart 1921 günü de Dostluk Anlaşması’nı imzaladı.
KARS ANTLAŞMASI
13 Ekim 1921 günü Kars’ta, Rusya’nın katılımı ile bir taraftan Türkiye, diğer taraftan Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan arasında Dostluk Antlaşması imzalandı. Rusya Sovyet Federal Sosyalist Cumhuriyeti Hükümeti ile yapılan bir anlaşmaya göre yardım ve danışmada bulunmak üzere 13 Aralık 1921 - 5 Ocak 1922 döneminde Ukrayna Hükümeti’nin askeri-diplomatik misyonu M.V. Frunze başkanlığında Ankara’ya geldi. Atatürk’le geniş görüşmeler yapıldı. Sıcak ve dostane havada geçen görüşmelerden sonra, Sovyet Hükümeti’ne, Türkiye’ye yardım sağlamak için ilave imkânların seferber edilmesi ısrarla tavsiye edildi. 2 Ocak 1922 günü Dostluk Antlaşması imzalandı. Sovyet Elçisi Semyon İvanoviç Aralov, 28 Ocak 1922 günü Ankara’ya geldi. 30 Ocak günü Mustafa Kemal Paşa’ya itimatnamesini verdi.
SOVYETLERİN İLK ELÇİSİ ARALOV
Lenin, Türkiye ilişkilerinin kurulması ve geliştirilmesi için Dışişleri Komiseri Çiçerin’e talimat verir. Çiçerin tarafından da diplomatik kabiliyeti bilinen Milli Savunma Bakanlığı Harekât Şube Başkanı ve Litvanya elçisi S. İ. Aralov bu göreve uygun bulunur ve teklif edilir. Aralov bu teklifi kabul eder. Yola çıkmadan önce Çiçerin’in kendisine “Konuşmamızda, yeni Türkiye’nin bağımsızlık için yaptığı savaşın ve bu kurtuluş savaşında Mustafa Kemal’in oynadığı önemli rolün bir tablosunu çizdi” dediğini aktarır. (S.İ. Aralov, Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Hatıraları, Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş. İstanbul, 1997, s.20)
LENİN: BÜYÜKLÜK TASLAMAYINIZ
Aralov yola çıkmadan önce Lenin’le görüşür ve ondan şu tarihi direktifleri alır: “Mustafa Kemal Paşa tabii ki sosyalist değildir. Ama görülüyor ki iyi bir teşkilatçı. Kabiliyetli bir lider, milli burjuva ihtilalini idare ediyor. İlerici, akıllı bir devlet adamı. Bizim sosyalist inkılabımızın önemini anlamış olup, Sovyet Rusya’ya karşı olumlu davranıyor. O, istilacılara karşı bir kurtuluş savaşı yapıyor. Emperyalistlerin gururunu kıracağına, padişahı da yardakçılarıyla birlikte silip süpüreceğine inanıyorum. Halkın ona inandığını söylüyorlar. Ona, yani Türk halkına yardım etmemiz gerekiyor. İşte sizin işiniz budur. Türk hükümetine, Türk halkına saygı gösteriniz. Büyüklük taslamayınız. Onların işlerine karışmayınız.” (Aralov, s.46-48)
ANLAMLI YARDIM 
Sovyetlerin Türkiye’ye yardımı para ve silah dışında Eylül 1920’de yaşanan bir olayla somut bir şekilde görüldü. Hayrettin Reis, Preveze ve Şahin isimli savaş gemileri, Padişah yönetimine katılmak istemez. İngiliz savaş gemileri tarafından Sinop açıklarında yakalanır ve silahtan arındırılır. 150 kişilik mürettebat, gemileri İngilizlerin elinden kaçırmayı başarır. Ankara’nın ricası üzerine Sovyet yönetimi devreye girer ve Lenin’in emri üzerine Karadeniz’deki Kızılordu filosu harekete geçer. Gemiler güvenli şekilde Novorosiysk Limanı’na çekilir. Personelinin her türlü ihtiyacı karşılanır ve uzun süre burada ağırlanır. Daha sonra silahla donatılır ve 1921 yılı başında da güvenli bir şekilde Türkiye’ye uğurlanırlar. Atatürk, bu yardımdan ötürü teşekkürlerini iletir. (Aralov, s.22-23) Sovyetler, milli mücadeleye silah ve para yardımında da bulundu. Cumhuriyetin ilanından sonra da sanayi yatırımlarımlarında teknik destekle Türkiye’nin yanındaydı.
30 Ağustos 1918 günü uğradığı suikast sonucu yaralanan ve felç olan Lenin, 21 Şubat 1924 günü 53 yaşında hayatını kaybetti. Lenin’in ölümü, Türkiye’de de büyük üzüntü yarattı. Türkiye yayımladığı mesajlarla Sovyet halkının yanında olduğunu açıkladı. Atatürk de 23 Ocak günü Sovyet lideri Kalanin’e gönderdiği taziye mesajında “Ölümü ziyadesiyle üzücü olan Lenin’in şahsında Rusya’nın uğradığı elem verici kaybın hasıl ettiği hakiki üzüntülerimi kabul buyurmanızı rica ederim” dedi. (ATABE, C. 16, Kaynak Yayınları, 2005, s.202)
‘LENİN, NAZİK VE MÜTEVAZIYDI’
Mayıs 1921- 25 Ekim 1922 tarihleri arasında Dışişleri Bakanlığı yapan Yusuf Kemal Tengirşenk, TBMM’nin ilk resmi heyetinde yer alır ve 14 Ağustos 1920 günü Moskova’da Lenin’le görüşür. Ve Türk-Sovyet dostluğunun ilk anlaşmasının temelini atar. Tengirşenk, 1967 yılında Sovyetler Birliği’nin Novoe Vremya dergisinin muhabiri İ. Andronov’la, İstanbul’da görüşür. Türk- Sovyet dostluğunun nasıl kurulduğunu ve Lenin’le yaptığı görüşmeyi anlatır:
“Lenin bize karşı çok kibar, nazik ve lütufkârdı. Eminim ki, o, dünyadaki en güzel insanlardan biriydi. Lenin yüce bir insandı! Karısı, Nadejda Kurupskaya ile tanıştığım zaman, onun devlet hizmetlisi olarak çalıştığını ve çok emek harcadığını öğrendim. Onlar, az rastlanır mütevazılığa ve yüce bir asil ruha sahiptiler! Ve ben Moskova’da olduğum günlerde, kendimi vatanımdaymış gibi hissettim. (...) Biz sonsuza kadar dost olmak zorundayız. Atatürk böyle düşünüyordu. Mayıs 1921’de Moskova’dan döndükten sonra Atatürk, beni Dışişleri Bakanı olarak atadı.” (Mehmet Perinçek, Türk-Rus Diplomasisinden Gizli Sayfalar, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2011, 322-323)
İNÖNÜ: DOSTLUĞU VASİYET ETTİLER
Novoe Vremya dergisinin 15 Eylül 1967 tarihli sayısındaki haberde İsmet Paşa’nın görüşlerine de yer verilir. Atatürk’ün Başbakanı İsmet İnönü, Sovyet dostluğuna ilişkin şunları söyler: “Türk-Sovyet ilişkilerinin yeni kurulduğu sıralarda, benim ülkem nerdeyse bütün dünyayla savaş halindeydi. Ve bu çabalar içinde Sovyet Rusya, mücadelemizde bizi haklı gördü ve Mustafa Kemal Atatürk’ün hükümetini tanıdı. Atatürk ve Lenin’in şahsiyetinde Türk-Sovyet ilişkileri kuruldu ve hepimize karşılıklı dostluğu vasiyet ettiler. Hemen hemen bütün devletler biz Türkleri güçsüz saydılar, ama siz, o günlerde bizim yanımızda yer aldınız. Lenin’in önderlik ettiği hükümet bize yardım etti. Bu o zaman için son derece önemliydi ve bize güç kattı.” (Perinçek, Türk-Rus Diplomasisinden Gizli Sayfalar, s. 326-327)
Aynı politikayı Rasih Nuri İleri, Kılıç Ali Bey’den naklen şöyle anlatır: “Dış politikamızın temeli, Sovyet dostluğudur; Sovyet dostluğuna zarar vermemek şartıyla İngiltere ile bir antlaşmanın faydası olur.” (Rasih Nuri İleri, Atatürk ve Komünizm, Anadolu Yayınları, 1970, s.318)
ATATÜRK’TEN LENİN’E
Atatürk, ilk mektubu 26 Nisan 1920 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak Moskova Sovyet Hükümeti’ne gönderir. Lenin’e hitaben yazılan ‘Birinci Teklifname’ ismini alan tarihi mektupta şunlara değinilir:
“Emperyalist hükümetler aleyhine harekâtı ve bunların tahakküm ve esareti altında bulunan mazlum insanların kurtuluşu gayesini hedefleyen Bolşevik Ruslarla mesai ve harekat birliğini kabul ediyoruz. Evvela, milli topraklarımızı işgal altında bulunduran emperyalist kuvvetleri kovmak ve gelecekte emperyalizm aleyhine vuku bulacak ortak mücadelelerimiz için dahili kuvvetlerimizi şekillendirmek üzere, şimdilik ilk taksit olarak beş milyon altının ve kararlaştırılacak miktarda cephane ve diğer fenni harp vasıtaları ve sıhhi malzemenin ve yalnız Doğu’da harekât icra edecek olan kuvvetler için erzakın, Rus Sovyetler Cumhuriyeti’nce temini rica olunur.” (Atatürk’ün Bütün Eserleri, C. 8, 2. Baskı, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2004, s.114)
İKİNCİ MEKTUP
Atatürk, Frunze’nin gelişinin ardından Lenin’e gönderdiği 4 Ocak 1922 tarihli mektubunda da dostluğu şu ifadelerle dile getirir: “Türkiye Rusya’ya, bilhassa son birkaç ayın Rusyasına Batı Avrupa’ya olduğundan çok daha yakındır. Memleketlerimiz arasında bir diğer ve daha mühim benzerlik, bizim kapitalizm ve emperyalizme karşı mücadelemizde yatmaktadır. Sizi temin ederim ki, Sovyet Rusya’ya karşı doğrudan veya dolaylı olarak asla hiçbir anlaşmaya ve ittifaka dahil olmayacağız.” (Atatürk’ün Bütün Eserleri, C.12, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s.209-211.)
Atatürk, 17 Mart 1931 günü Sovyetler Birliği Büyükelçisi Y. Z. Surits ile yaptığı görüşmede şu tarihi saptamayı yapar: “Türk-Sovyet dostluğu Misakı Milli’nin bir parçasıdır.” (Mehmet Perinçek, Atatürk’ün Sovyetler’le Görüşmeleri, Kaynak Yayınları, 2005, s.237, 409)

http://www.aydinlikgazete.com/tarih/ataturk-ve-lenininkurdugu-tarihi-dostluk-h61366.html