9 Temmuz 2020 Perşembe

KİMDE NE EKSİKSE..



Pek çoğumuz hayallerini ararken, gerçekte hayal kırıklıklarını yaşayan yada yaşatılan coğrafyada doğan insanlarız..
O nedenle üzülme ve kendine gel!..
Hayal illüzyonun, gerçekse yaşadıkların..
Ve burası seçme şansın olmadığı bir ülke,coğrafya,

Avrupa'yla -Asya'yı birleştiren derler inanma!..
İnsanlıkla varolamayacağın,
cehaletle-kibirin,
kötülükle-nobranlığın coğrafyasıdır..
Ne Musa, Fravuna diklendi,
Ne İsa, babasızdı,
Ne de Muhammed, doğru olun dedi bu coğrafyada.
Doğrusu nedir mi?..
Kimde ne eksikse onu ekti bu coğrafya insanına..
Doğrusu bu dedi yalnızca..
Oysa ki hiç biri doğru değildi
Ve
O gün bugün insanlık kaybetti, Anadolu kaybetti sadece...
Din diye icat edip,insanlığı esir aldıklarında...
Ozan..

Z Kuşağı..



Z kuşağı: Akıllı telefon, Kuantum Bilgisayar, Dijital çağ ve Özgürlük isteyen kuşaktır.
Otoriter baba ve devlet istemiyor,
Sınıfsal bilinçten uzak,
Devlet, kimlik,din ve aidiyet duygusu yok.
Aile dahil duygusal bağı olmadığı gibi kendi yaşam kalitesini düşünen kitle.
Kitap okumuyorlar, kitapların özetini okuyarak karar veriyorlar.
Sinemaya gitmiyorlar netfliks vs platformda bira ve patlamış mısır yiyerek seyretmeyi seviyorlar.
TV izlemiyorlar youtube gibi sosyal medyada özeti izliyorlar.
Dinazorları, Jakobenleri (Üsten bakarak yargılayanları) sevmeyip, kendilerine empati yapanları ve hoşgörülü insanları seviyorlar.
Dogmalara değil, kendilerini ve yaşamlarının kalitesini sunanları önceliyorlar..
Facebook ilgi alanlarında değil, genelde instagram, Twitter yada Telegramı tercih ediyorlar..
Bu gençlik ne Erdoğan'a, ne Kılıçdaroğlu'na, nede Bahçeli ve Meral Akşener'e oy verir....
Bu gençliğim önünde örnek alabileceği bir idolü var mı?..
Kısaca yok!.. ne siyasette, ne kültürde, ne sanatta, nede sporda..
Eee!.. O zaman bu çocuklar bizden geleceğe ne taşıyacak, sadece utanç!..
Bu gençlik kendisini temsil edecek genç biri ve kendisi gibi düşünen genç yöneticiye oy verir..
O nedenle hep yazıyorum seçilecekler 25-50 yaş aralığında milletvekili ve yöneticiler olmalı..
Vesselam

07.07.2920 - Bandırma
Ozanca

Karlahan ve Göçmez İle Bandırma'nın Onuru














Bu bir dipten gelip, zirveye çıkmanın hikayesidir.
Bandırma'nın tek marka değeri olan Bandırmasporun hikayesidir.
1965 yılında kurulan Bandırmaspor futbol takımı, Türkiye'de nadir kulüplerden biri olarak ne şirketleşti, ne herhangi bir özel şirkete satıldı. İlk günkü kimliğini koruyarak sadece Bandırma halkının takımı oldu. Kendi içinden çıkarttığı insanların özveriyle çalışması, inançla azimin birleşmesi sonucu varlığını sürdüren ender bir kulüptür Bandırmaspor.. 
Geçen sezon son maçta Fethiyespor'u yenerek ligde kalmış ve o karşılaşma sonrası ne yazık ki strese dayanamayan iki hemşerimizin ölümü, üzüntümüze neden olmuştu, rahmet analım.
Ayrıca bir yandan ligde kaldığımız için sevinirken, diğer yandan kardeş takım bellediğimiz Fethiyespor'un küme düşmesine neden olduğumuz için üzülmüştük.
*
Bandırmaspor yönetimine kimsenin talip olmadığı bir dönemde , üç genç insan kentimizin marka değeri olan takımıza sahip çıkarak, tüm engellemeler, hacizler, temliklere karşı inançla, azimle olumsuzlukları yenerek,  Bandırma halkına şampiyonluk sevinci yaşattıkları için şahsım ve Bandırma halkı adına şükranlarımı sunarım.
Çerkes atasözü "Umudu olmayanın atı koşmaz." der.
Bandırmaspor Başkanı Göksel Karlahan, Asbaşkanı Onur Göçmez ve Belediye Başkanı Tolga Tosun, bu sezon için ligde kalabilirmiyiz diye düşünürken, koşamaz denilen atı koşturdular bizlere umut oldular, kentimize şampiyonluğu getirdiler.
Bandırma,  sanayi kentidir, 
Bandırma, Ticaret yapılan bir kenttir, 
Bandırma, Marmara bölgesinin ikinci büyük liman kentidir, 
Bandırma hem tarım, hem de hayvancılık yapılabilen, verimli topraklara sahip bir kenttir.
Bir yanda,
Bandırma'nın çocuğu olmakla övünen, başka bir kentte kazandığı parayı memleketine olan borcunu ödemek isteyen İşadamı Onur GÖÇMEZ, 
Bandırmaspor'un başarısı için gayrimenkulunu satan,  Bandırma'nın köklü esnaflarından Göksel KARLAHAN,
Maddi-manevi elini taşın altına koyan iki yiğit insan ve onlara destek olan,
Bandırma  Belediye Başkanı seçilen Tolga TOSUN,
Diğer yanda,
Bandırmaspor maddi-manevi anlamda zorluk çekerken, kentin tek marka değeri olan Bandırmaspora destek olmayan, Bandırma'nın varlıklarıyla  para kazanan iş insanları, 
Ortada somut olarak bir başarı vardır, bu başarının karşılığında  bir şampiyonluk. Bu başarının mimarı Karlahan+Göçmez ikilisini destekleyen Başkan Tosun ve kent insanlarıdır.
Bu başarıdan başkalarının pay çıkarmalarına gerek yoktur, tüm Bandırma halkı biliyor..
1.ligde Başarılar diliyorum...
Vesselam
Bandırma - 09.07.2020
Ozan Ozanca









BANDIRMA'DAN RAKIYA GÜZELLEME
Düşünün,
Bandırma'da yaşıyorsun Manyas Kelle peyniri ile Misakça kavunun yanında Fava, Lakerda, Deniz Börülcesi, Haydari, Babagannuş, Ezme Salata, Tarama, Paçanga, Kalamar, Kabak Çiçeği Dolması, Enginar, Hindibağ, Şakşuka ve bir duble rakı yok hayatında..
Rakısız imambayıldı olur mu?..
İmam bayıldıysa rakı içerek bayılmıştır o da uyumunun lezzetine ki, çok hoşuna gittiği için bayıldı demişlerdir..
Sonra zamanı geldi sayılır. Sardalya balığının mangaldaki dansına,
Sevmeyenlere denizin kuru fasulyesi istavrit. Olmadı mı?
Bandırma'da bir hayli bol uskumru yada omega 3 deposu Norveç uskumrusu...
Ve hayatınızda bütün bunlar yok, o yaşanmış hayat olabilir mi?..
Canınız rakı istedi bi nedenle, ama kederden ama sevinçten, iki kelam edecek dostunuz da yok yalnızsınız!..
Bilenler bilir çağırdın mı Müzeyyen abla hemen gelir "Benzemez kimse sana" diyerek,
yada,
Zeki Müren seslenir muhteşem sesiyle;
"Ne zaman iki satır yazmaya kalksam
Hep sana, hep seni, hep bizi yazıyorum
Ne zaman bir kadeh alsam elime
Hep sana, hep seni, hep bizi içiyorum
Her gece kederdeyim durmadan içiyorum
Sevda ektim kalbime yalnızlık biçiyorum.." diye.
Neşet Baba kahırlanır "Cahildim Dünyanın Rengine Kandım" diye.
Bazılarına acıyorum aslında,
Tüm renklerden,zevklerden ve tatlardan mahrumlar..
O nedenle sanattan, kültürden, estetikten ve önemlisi insani ilişkilerden yani bu dünyayı cennete çevirmek isteyen insanlardan, adaletten, haktan, hukuktan da mahrumlar..
Bir tek duvarları gördükleri için betondan zevk alıp, çağdaşlık sanıyorlar...
Vesselam
Bandırma  * 06.07.2020  *  
Ozan Ozanca

Aranızda Günahsız Olan İlk Taşı Atsın

Aranızda Günahsız Olan İlk Taşı Atsın

İncil’de yazılı ünlü bir anekdottur,
Zina yaparken yakalanan bir kadın İsa’nın huzuruna getirilir ve Tevrat yasalarına göre  onun taşlanarak öldürülmesi talep edilir. İsa bunun üzerine şöyle der: “İçinizde kim günahsızsa, ilk taşı o atsın! ” 
Başta yaşlılar olmak üzere,herkes  birer birer dışarı çıkıp İsa’yı yalnız bırakırlar. Hiç kimse kadını yargılayamaz ve İsa da kadını affederek gönderir...(8. Bölüm,  Yuhanna İncili)  
Zina günah ise  ki;  ben vicdan ölçütü yada insani duygular olarak görüyorum çünkü uhrevi dünya bakış açısıyla  bugün insanlar yargılanamaz..  Dini argümanları referanslarla onsekiz yıldır ülkeyi yöneten Akp, zinayı suç olmaktan çıkarmıştır. Demek ki zina için, günah kavramı yaşadığımız yüzyılda geçerliliğini yitirmiş, aksine suç olmaktan çıkartılarak bir nevi insanların özeli halini almıştır.
***
Günah vicdansızlığı sembolize ediyorsa, sevap  insanda vicdanın varlığını  temsil etmektedir.
O zaman  insan kavramında ahlakı nerde aramalıyız.
Girişimizi Hz İsa ve İncilden bir anekdotla yapmıştık, devam edelim,
Hz. Musa'nın Tevrat'ta,  Hz. İsa'nın  İncilde  insanlara tebliğ ettiği ahlâk ilkelerinin, benzerlerini Hz.Muhammed'in tebliği Kur’an’ı Kerim’de bazı küçük nüans farklarıyla görmek mümkündür. 
Bütün peygamberler  tebliğ ettiği kitaba göre insanları ahlâklı olmaya çağırmışlardır. 
O zaman 'Ahlak' nedir sorusunun karşılığını  kutsal kitaplarda ararsak karşımıza,
"Ahlâk,  günlük yaşamın  her alanında toplumun kabul ettiği değer yargılarına ait uymamız  gereken  davranış biçimlerinde bilgi ve düşünce alanını ifade eder..." diye  kısaca tanım yapabiliriz.
***
Evrensel ahlak ilkeleri yada insan olabilme özellikleri olarak nitelendirdiğimizde ise;
Doğruluk, adaletli, karşılıksız iyilik yapmak, yalan söylememek , insanları kandırmamak, kötülük yapmamak ve insan öldürmemek, kibirlenmemek, kul hakkı yememek vs diye sıralayabiliriz
Yani  inançlı da olsa , inançsız da olsa, insan bu temel vicdani değerlere uyması gerekir.
İnançlı insan  günah kavramından korkması için vicdanlı ve  ahlaklı  olabilmeli ki, inancının temel kuralına uyabilsin.
İnsan İnançsız ise , vicdanlı ve örnek davranış sergileyerek ahlaklı  olabilmeyi temsil etmesi gerekir.
***
Yaşadığımız gezegende seçilmişler ve onların  atadığı insanlar, doğru insanlar mı diye soracak olursak bunun yanıtını  kendi içinde aramamız gerekir. DOĞRU diye seçtiğimiz insan  ADALETİ kendi çıkarlarına göre kullanarak seçenlerine  İYİLİK yapmıyorsa,  YALAN SÖYLEYEREK  KANDIRIYOR ve her türlü KÖTÜLÜĞÜ YAPARAK, hatta sebepsiz yere İNSANLARI ÖLDÜRÜYORSA, güçten aldıkları KİBİRLE herşeyi mübah görerek KUL HAKKI YEMEK dahil YOLSUZLUK YAPABİLİYORSA...
İster evrensel ahlak ilkeleri, isterse kutsal kitaplarda  dayatılan uhrevi ilkelere  rağmen, inançlı ise günah işlemeye, inançsız ise vicdansızlık yapmaya devam edebiliyor.
***
Şimdi sormamız gereken,
Japonya'da mı ahlaki değerler yüksek olduğu için yaşam kalitesi, bilim ve teknoloji  gelişiyor , yoksa inançlı Suudi Arabistan'da mı?..
Finlandiya'da mı eğitim ve bilime önem veriliyor, yoksa inançlı Yemen'de mi?..
İsveç'te mi yolsuzluk çok, yoksa inançlı Azerbaycan'da mı?..
İsviçre'de mi adalet önemseniyor, yoksa İran'da mı?..Uzatabiliriz.
***
Günah varsa eğer,
O zaman en günahkar siyasetçiler ve din adamlarıdır.
Siyasetçiler bu dünyayı cehenneme çevirirken hiç itiraz etmeyen, günahlara sessiz kalan  din adamları  cehennemi  onaylayarak başka bir dünyada ki cenneti müjdeliyor..
Siyasetçiler insanları aç bırakırken, din adamları 'Fakirlik Allah'a yakın olmaktır.' diyerek siyasetçileri onaylıyor.
Hz.İsa'nın sorduğu soruyu siyasetçilere , din adamlarına ve kendimize de soralım,
" İçinizde kim günahsızsa, ilk taşı o atsın! ”  
Vesselam
Bandırma/ 23.06.2020

NEFES ALAMIYORUM VURMAYIN ABİLER

NEFES ALAMIYORUM VURMAYIN ABİLER
ABD'nin Minneapolis şehrinde 25 Mayıs 2020 tarihinde 20 Amerikan doları sahte banknot ihbarı için gelen polislerden biri olan beyaz polis memuru Derek Chauvin, kelepçeli şekilde yere yüzüstü yatırdığı Afro-Amerikalı şüpheli George Floyd'un boynuna 8 dakika 46 saniye boyunca diziyle bastırarak öldürdü.  
Floyd'un defalarca "Nefes alamıyorum" dediğini gösteren video kayıtları sosyal medya platformları ve ana akım medyada yayınlandı. 
George Floyd’un öldürülmesine tepki olarak 140 şehirde gösteriler başladı, devam ediyor ve insanlık adına devam etmelidir bu köhne, ırkçı sisteme karşı.
Vahşi kapitalizmin çarklarının dönmesi için dünyada pek çok ülke vatandaşları  gerçek anlamda nefes alamıyor.George Floyd yıllarca sömürülen ve vatandaşlık hakları ancak 20.yy sonlarına doğru verilmiş olan Afro-Amerikalı  fakir bir insandı ya da aşağıladıkları zenciydi.
George Floyd, Kapitalizme değer katmayan,para yaratamayan  aksine tüketen gereksiz bir varlıktı, o nedenle insan sayılmaz ve nefes alamıyorum demesinin de bir anlamı yoktu.
Ya diğer ülkelerde yaşayamaya çalışan George Floyd benzerleri nefes alabiliyorlar mı?..
Kapitalist ABD'nin emperyal dayatması durumundaki onbinlerce kilometre uzağında bir başka ülke,
Tekmeler atıldıkça "Vurmayın abiler" diyerek 19.yaşında ölüme giden Ali İsmal'di Türkiye'nin George Floyd'u.
1 Haziran 2013 yılında Ankara Güvenparkta başından vurularak ölen Ethem Sarısülük
20 yaşında üzerine sürülen araba sonucu öldürülen Mehmet Ayvalıtaş olabilir mi?
3 Haziran'da, 22 yaşında başına aldığı gaz fişeği darbesiyle ölen Abdullah Cömert
Ya da;
20 yaşında başına isabet eden gaz fişeği sonucu çatıdan düşerek ölen Ahmet Atakan'dır.
Kapitalizm, emperyal sömürü düzeninin nefes alması için, 15 yaşında ekmek almaya giderken başına aldığı gaz fişeği nedeniyle 269 gün komada kalıp 16 kiloya düşen Berkin Elvan'ın ölmesi mi gerekliydi?
Ege denizini geçip Yunanistan'a gitmek uğruna lastik botun devrilmesi sonucu denize düşen ve cesedi Bodrum sahiline vuran Suriye'li sığınmacı 3 yaşındaki Aylan bebektir George Floyd.
Kapitalizmi ve dayattığı sistemi doyuramadığından işsiz kalıp, açlık ve yoksulluğa dayanamadığı için siyanür içerek hayatlarına eş zamanlı son veren dört kardeştir.
Bezirgan iş adamlarının çok para kazanmaları uğruna, Soma'da  301 madenci işçinin ölümüdür.
İstanbul Yeni Havalimanı'nın inşaatında pireli yatakta yatırılan, ekmek arasına ıspanak konarak beslenen, kaç işçinin öldüğü bilinmeyendir George Floyd ve gibileri.
Aç kalmamak için Adana'ya kamyon kasasında giden geçici işçilerdir.
ABD'de, Beyaz polis memuru Derek Chauvin'ler diğer ülkelerde başkaları dayatılan sisteme makineleştirilmiş beyniyle, köleleştirilmiş ruhuyla, cahil cesaretiyle hizmet etmeye devam edeceklerdir ve karşılığında hiçbir ceza almadıkları gibi ödüller alacaklardır.
O nedenle;
Kapitalizm ve dayattığı sistemler için George Floyd ve gibilerinin nefes alabilmeleri neredeyse imkansız hale getiriliyor, tek çıkış yolu ise; tüm ezilen insanların birleşerek kapitalizm, emperyalizm ve dayattıkları sistemler sorgulanarak nefesini kesmek olmalıdır ki, bizlerin nefes alabilmesi için...
Vesselam
Ozan Ozanca
Bandırma-07.06.2020

ARABESK TOPLUM

ARABESK TOPLUM
Bandırma Gerçek Gazetesinde çıkan bir haber için  bazı  kadınlar ve dernekleri sosyal medya üzerinden haberin görselini eleştirerek tepkilerini gösterdiler, Her ne kadar durum rahatsız edici görülsede bu konuyu İki bilim dalını açısından incelenmesi gerektiğini düşünüyorum.
1.)  Epistemoloji ya da bilgi felsefesi, bilginin doğası, kapsamı ve kaynağı ile ilgilenen felsefe dalıdır.
2.) Sosyoloji ya da toplum bilim, toplum ve insanın etkileşimi üzerinde çalışan bir bilim dalıdır.
Neden bu iki bilim dalı diyenlere ise ikisinin de toplum ve toplumsal bilinçleme için çok önemli olduğunu belirtmek isterim.
Yaşadığımız coğrafya; kadim bir uygarlık olmasına karşın, insan bilincinin şekillenmesinde birçok kültürü barındırır ama en çok Ortadoğu ve Arap kültüründen etkilenmiş ve o nedenle dini pragmatizme, kültürel arabesk müziği ve yaşam tarzına, kadının kaç yaşında evlenmesinden, kaç çocuk yapmasına, giyiminden yaşamasına kadar karışır ve  içselleştirmiştir.
Şimdi bu bağlamda asıl konumuza gelelim.  Kapitalist ve emperyalist devletlerin laboratuvarı haline getirilen Arabistan yarımadası ve Ortadoğu ülkeleri hiç bir zaman bağımsız olamadıkları gibi halklarına da özgürlüğü sunamamışlardır ve efendileri neyi emretti ise, ona boyun eğmiş ve kölesi olmuşlardır. Kapitalizm kadın yada erkek bedeni diye ayrıştırma yapar, kadın estetik değerdir diye görsel materyal olarak kullanır. Erkeği ise güç materyali olarak kullanır ve her ikisinin yan yana yada örgütsel anlamda birlikteliğine karşıdır..Estetik olan herşey güzeldir diye onay veren kadınlar güç erkektir diyen düzen karşısında neden aynı tepkileri vermezler?
TV'de Müge Anlı'nın yaptığı programda kadınların nasıl öldürüldüğü yada kadın bedeni üzerinden sapkınlıkları gün boyunca yayınlanırken, en çok reyting ve izlenen program olarak sıralamalarda yerini alıyor.
Neden ; Halk Tv'de Ayşenur Aslan'ın sunduğu ve Türkiye gerçeklerinin anlatıldığı "Medya Mahallesi" programı izlenmez.
Neden ? Evlendirme programlarında, Kadının kendini meta gibi pazarlaması yada elektrik aldı mı, almadı mı meselesi izlenme rekorları kırar ,
Neden ? Tele 1 Tv'de Sedef Kabaş'ın hazırlayıp sunduğu "Halk İçin Halk Adına" ne hikmetse izlenmez.
Neden ? Kadınların pek çoğu, herhangi bir soru karşılığında "Ben bilmem eşim bilir" dediği için Tv'lerde " Ben bilmem eşim bilir" diye program izlenme rekorları kırar.
Neden ? Tuluhan Tekelioğlu'nun sunduğu 'Hayatın Rengi' programı aynı duyarlılıkla izlenmez.
Acun Ilıcalı'nın kanalında her türlü yozlaşma reyting rekorları kırarak izleniyor  hatta adama yurtdışından futbol takımı alabilecek servet kazandırılıyor.
Neden ? Uğur Dündar'ın sunduğu "Demokrasi Arenası" o kadar izlenmez
Türkiye'de olağan hale gelen kadın cinayeti yada tecavüzü için Bandırma özelinde kadın ve örgütleri Cumhuriyet meydanında varlıklarını gösteremiyorlar, 8 Mart Emekçi kadınlar günün de kaç kadın meydandaydı?
En fazla otuz kadın vardı öyle değil mi ? Klavye başında hepiniz, kadının özgürlüğünü savunuyorsunuz ama eylemde ve söylem de yoksunuz.  Nasıl oluyor bu durum birileri kendine izah etmeli. 
Tekrar eleştirilere dönersek,  Gerçek gazetesinin  Bandırma'da TÜİK haberini grafiklerle beraber yapan tek gazetede olduğunu görüyoruz. 
Düşünebiliyormusunuz.
Eleştirilen haberin çıktığı gün yine TÜİK verilerinin yayınlandığı "Gençlerin Dörtte Biri İşsiz" yada "Bandırma'da Sendikal Örgütlenme Deneyimleri ve Emek Konseylerinin Gerekliliği" veya "Tarımsal Üretim Sürmeli , Açlık Krizi Görülebilir." haberleri okunma sayıları çok az oluyorda , görseli eleştirilen "Süt ve Süt Ürünlerinde Artış."  haberi okunma rekorları kırıyor, Neden?..
İşte burada; Epistemoloji ve Sosyoloji devreye giriyor: Yaşam ve düşünce biçimimiz ve şekillendirdiği toplumsal kültür, işsizlik, gençlik, eğitim,açlık, yokluk ve yerel bir çok haberle, kaygıda bulunduğumuz ve içinde yaşadığımız gerçeklerimiz olmasına rağmen salt eleştirdiğimiz ama iç güdüsel olarak desteklediğimiz açlığımız öne çıkıyor. 
Sen izlemiyorsan, anan, kardeşin yada yakın akraban, komşundur izleyen ama mutlak gizli olsa da izliyorsun ki, en çok reyting ve reklam alan kanallar yada gazeteler..Erkek egemen toplum olarak kabul ettiğin düzense, doğrudur.
" O zaman en çok kadınlar, kadının obje olarak kullanıldığını zevkle izleyendir"  demek doğru değil midir.  
Darılmaca yok, sosyoloji böyle bir şey!..
Not : Bandırma Gerçek Gazetesi bazen eleştirilecek haberler yapar, eleştirilecek köşe yazıları da koyar. Hakaretle eleştiri arasındaki çizgi ayırımı ise,. hakaret yozlaştırır, eleştiri ise yön belirleme de kolaylaştırır.
Vesselam /Ozanca
Bandırma : 22.05.2020