31 Mart 2009 Salı

MİZAH

MİZAH

TOPLUMSAL YAPI!... "Yazıklar olsun sizin şerefinize!"


Yazıklar olsun sizin şerefinize!
31 Mart 2009 / 20:09
10 bin kişi ile miting yapıp sadece 76 oy alan bağımsız aday, açtı ağzını yumdu gözünü!
Yerel seçimlerde Bingöl'den bağımsız Belediye Başkan adayı olan ve renkli görüntüsü ile ilgi odağı haline gelen Bağ-kur emeklisi evli 6 çocuk babası Zeki Börükoçin, düzenlediği mitinge 10 bin kişinin katılmasına rağmen sandıktan kendisine sadece 76 oy çıkanca isyan etti. Siyasi partilerin kendisine komplo düzenlediğini ileri süren Börükoçin, mitingde kendisine oy vereceğini söyleyip de vermeyenlere "Yazıklar olsun sizin şerefinize" diye tepki gösterdi.

"Madem bana oy vermeyecektiniz neden arkamdan geldiniz. Utanın, utanın. miting alanında `bana Allah için oy verenler el kaldırsın' dediğimde hepiniz el kaldırmadınız mı? Yazıklar olsun sizin şerefinize. Bakın ben her şeyimi sattım bu seçim için. Üstümdeki elbiseden başka bir şeyim kalmadı. Ama ben bu seçimi yine kazandım. Neden biliyormusunuz. Onurum ve şerefimle kazandım, dimdik ayaktayım. Allah sizin gibi lokmacıları ıslah etsin ne diyeyim."

Ensonhaber

CHP KİMİN PARTİSİ?

CHP Türkiye'nin kıyı kentlerini aldı.

Peki rakamlara bakarak şu sorunun yanıtını bulabilir miyiz:

CHP kimin partisi?

1) CHP şehir merkezlerinin partisidir:

2009 İl Genel Meclisi (İGM) oyu ile belediye oyunu karşılaştırdığınızda bu net olarak ortaya çıkıyor:

(İlk rakamlar 2009 İGM ikinci rakamlar 2009 Belediye başkanlığı gösteriyor)

Antalya: İGM'de 34.07, BB'de 40.78

Artvin: İGM'de 24.99, BB 43.75

Bilecik: İGM 24.84, BB 37.85

Bolu: İGM 19.31, BB 40.21

Burdur; İGM 21.11, BB 38.54

Çanakkale: İGM 29.35, BB 39.54

Çorum: İGM 19.65, BB 34.06

Edirne: İGM 42.64 BB 57.07

Giresun: İGM 22.88 BB 46.48

Hatay: İGM 25.17, BB 32.08

Mersin: İGM 23.37 BB 30.99

Kars: İGM 14.04 BB 22.08

İstanbul: İGM 33.90 BB 37.01

İzmir: İGM 48.27 BB 53.25

Muğla: İGM 33.77 BB 45.13

Niğde: İGM 19.80 BB 26.24

Samsun: İGM 15.58 BB 21.53

Sinop: İGM 22.32 BB 52.08

Trabzon İGM 18.08 BB 40.96

Zonguldak: İGM 31.68 BB 45.72

Bartın: İGM 18.95 BB 23.27

2) CHP Kürt bölgesinde hemen hemen hiç yoktur. Aldığı oylar bürokrat ve asker oylarıdır.

2009 İGM sonuçlarına bakalım:

Ağrı: 2.04

Bingöl: 2.71

Bitlis: 3.09

Diyarbakır: 1.35

Hakkari: 0.06

Mardin: 3.78

Muş: 2.25

Siirt: 3.34

ŞUrfa: 2.24

Van: 2.60

Batman: 1.71

Şırnak: 1.50

Iğdır: 4.75

3) CHP Alevi partisi midir?

Kuşkusuz bu soruyu ancak tahminlerle açıklayabiliriz. Ancak yine de Alevilerin bulunduğu bazı illere bakarak fikir sahibi olabiliriz: (2009 İGM)

Adana:23.95

Adıyaman: 14.71

Amasya: 22.34

Ankara: 28.91

Antalya: 34.07

Çorum: 19.65

Elazığ: 6.64

Erzincan: 16.68

Hatay: 25.17

Mersin: 23.36

İstanbul: 33.90

İzmir: 48.27

Kars: 14.04

Kayseri: 9.15

Kırşehir: 25.01

Kocaeli: 26.86

Malatya: 16.99

K.Maraş: 9.60

Nevşehir: 12.11

Niğde: 19.80

Sıvas: 11.97

Tokat: 12.55

Tunceli: 14.91

Her ne kadar bu oy yüzdeleri bize bir gerçeği vermese de Alevilerin hala CHP'ye oy verdiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Ancak burada bir parantez açmak gerekir:

Alevilerin AKP karşısında bazı illerde MHP'ye oy verdiği görülmektedir. (Erzincan, Nevşehir, K.Maraş)

4) CHP zenginlerin partisi midir?

Ege kıyı şeridi; İzmir, İstanbul, Ankara gibi metropoller; Trakya'daki CHP oyları bunu güçlü kılıyor.

Yoksulların bulunduğu Doğu, Güneydoğu ve Orta Anadolu'da CHP oyları oldukça düşük. Keza Bursa, Gaziantep, Denizli gibi sanayi bölgelerinde de nispeten oy almaktadır.

5) CHP eğitimli kişilerin partisi midir?

Seçim sonuçlarının bize bunu söylemesi zor. Ancak CHP'nin şehir merkezlerindeki oyları alması bunu güçlü kılıyor.

6) CHP işçilerin partisi midir?

Sanayi genelde kent merkezlerinde olduğu için Belediye Başkanları seçimine bakmak doğru olacak:

Zonguldak:45.72

Kocaeli: 31.34

Bursa: 27.07

Gaziantep; 29.97

Denizli: 30.15

Mersin: 30.99

Antalya: 40.78

Çanakkale 39.54

Kuşkusuz buradaki işçi mahallerinin oylarına bakmak gerekir.

Ancak İstanbul, İzmir'de işçi semtlerinden tekrar oy almaya başladığı bir gerçek. CHP 1970'li yıllarda olduğu kadar güçlü olmasa da -ekonomik kriz sonucu işten atılmalarının da yoğunlaşmasıyla-işçilerin desteğini almaya başladığını söyleyebiliriz.

7) Oylarında azalış, düşüş olmuş mudur?

Tıpkı AKP gibi CHP de oylarında çok az artış ve düşüş yaşamıştır. Zaten Türkiye genelinde aldığı oy da bunun göstergesidir. Yukarı doğru bir eğim olmasına rağmen bu bir patlama şekline dönüşmemiştir.

Görünen o ki CHP yüzde 20'lere demir atmıştır.

Bu oy yüzdesinin üzerine çıkması CHP'nin daha açılımlar yapmasına neden olacaktır.

8) CHP oylarının 20–23 bandında donması genel başkan değişikliğine yol açar mı?

Hayır. Ancak bu tartışmayla CHP kan kaybetmeye ya da büyüyememeye devam eder.

Odatv.com

30 Mart 2009

ERHAN GÖKSEL'DEN OLAY YARATACAK SEÇİM DEĞERLENDİRMESİ

Strateji uzmanı Erhan Göksel, yerel seçim sonuçlarını Odatv’ye değerlendirdi.

Erhan Göksel, seçimlerin tehlikeli sonuçlar verdiğini, Türkiye’nin sosyolojik yapısının “üç ayrı siyasal bölge” ye ayrıldığını ifade etti.

Seçimlerde kendi açısından en başarılı partinin DTP olduğunu belirten Erhan Göksel, il il, bölge bölge seçim sonuçlarının analizini yaptı.

Odatv.com

İşte Erhan Göksel’in Odatv.com’a yaptığı çarpıcı açıklamalar:

SEÇİMLER, TÜRKİYE TARİHİNİN EN TEHLİKELİ SONUCUNU ORTAYA KOYMUŞTUR

Bana göre;Türkiye Cumhuriyeti 85 yıllık tarihinin, seçim sonuçları itibariyle en önemli ve önemli olduğu kadar da “en tehlikeli seçim sonuçlarını” vermiştir. Burada partilerin aldıkları oyları veya siyasetteki iktidar mücadelelerini kasdetmiyorum.

Türkiye’de, sosyolojik olarak Türkiye’nin sosyal temelleri açısından bildiğimiz genel yapısından kopan “Üç Ayrı Siyasal Bölge” ortaya çıkmıştır. Hepimizin korkusu olan, Türkiye’deki Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı bölgelerin Türkiye’den kopması ve üniter yapının bozulmasına ilişkin endişeler, kimi kişiler tarafından bir süredir biliniyordu. Bunu gördük. DTP’nin aldığı sonuç kendileri açısından büyük bir zaferdir. Bana sorarsanız DTP, iktidara karşı da mücadele verdiği için bir anlamda belki de seçim sonuçlarının kendisi açısından en başarılı partisidir.

Ancak ilerisi için Türkiye’nin yaşayacağı tehlikenin boyutu sadece bununla sınırlı kalmamıştır. İkinci bir harita ortaya çıkmıştır. Bu harita “Türkiye’nin Sahilleri”dir. AKP’nin özellikle Antalya’yı kaybetmesinin nedeni, kendilerini yaşamsal olarak tehdit altında gören, gündelik yaşam biçimlerinin değişmesinden endişe duyan insanlardır. Genelde seçmen, CHP’li olduğu için değil, AKP’ye karşı oy kullanmışlardır. Sonuçta, sahil bölgelerinde; yakıştırma yapmak gerekirse “Laik bir Bölge” ortaya çıkmıştır ve bu bölgede, CHP, Türkiye ortalamasının iki buçuk katına yakın bir oy almıştır. Özetle, kendilerinin “yaşam tarzı”nı tehdit altında gören ve korkan seçmen, tüm kıyı boylarında AKP’ye karşı oy kullanmıştır. Ege ve Akdeniz seçmeni oyunu CHP alsın diye değil, AKP almasın diye maksimum oranda sandığa yansıtmıştır. Demek ki, oy CHP oyu olmanın ötesine geçmiştir. Bu durum bu açıdan parçalanmış olan ikinci bir bölgenin işaretidir.

Ama beni en çok endişeye sevk eden üçüncü bölgedir. Doğu Anadolu’nun bazı illeriyle, özellikle İç Anadolu’da, Orta Anadolu’da aşırı bir “sağa kayma” olmuştur. Bu bölgelerde yaşayanların beni yanlış anlamalarını istemiyorum. Kürt Siyasetine tepki olarak yani Kürtler’e tepki” olarak adeta “Türk bölgeleri” ortaya çıkmıştır. Öyle ki, bu Türk bölgeleri gittikçe de Türkçülük İdeolojisi’nin etkisi altına girmiştir. Örnek mi; Erzurum’da, Sol’un oyları % 2’yi bile bulamıyor. Kayseri, Bayburt, Gümüşhane, Kastamonu, Kütahya, Nevşehir, Sivas, Yozgat ve Çankırı’da aynı. Öyle ki, Tokat, Amasya gibi Alevi nüfusun yoğun bölgelerinde Sol’un oy oranları tarihteki en düşük oy oranında.

AKP’nin, Güneydoğu’da Kürt siyaseti, Anadolu’da ise Türk siyaseti yapıyor olduğundan ve bu bölgede sınıfsal ve sosyal yapı da tam anlamıyla uygun olduğu için, “Türk-İslam Sentezi” ideolojisi İç, Orta Anadolu ve Doğu Anadolu’da Elazığ, Erzincan gibi illerde tamamen taban bulmaya başlamıştır. Öyle ki, bölgedeki Aleviler’de de ilk defa Türklük ağır bastığı için Kürt tepkisi ile geleneksel bağlarını CHP’den kopararak, MHP’ye oy vermişlerdir.

Bu sonuçlarda maalesef AKP’nin tarih önünde büyük vebali vardır. 22 Temmuz ve 29 Mart seçimleri’nde oyunu artırmak isteyen AKP, Türkiye genelinde yürüttüğü genel AKP seçim söyleminin aksine, İç ve Orta Anadolu ile Kürt bölgelerinde “bölgesel siyaset” yapmıştır. Hatırlayalım; AKP’nin afiş ve sloganları bile bu yönde olmuştur. Adayları da keza öyle; AKP’nin bu bölgedeki bütün adayları Türkiye’deki “Kürtçülük Kimliği “ağır basan adaylardır. Ayrıca AKP’nin “aksiyonları”, Kürt seçmende “reaksiyona” yol açtığı için PKK’ya da bir anlamda meşruiyet kazandırmıştır. Sonuçlar ortada. AKP’nin bu bölgesel siyaseti sonucu Kürtler de tepki olarak sistemden kopma noktasına gelmiştir. Bunun, Batı’da da ciddi yansımaları olmuştur. Özellikle İstanbul’da Kürt nüfusun yaşadığı ilçelerde DTP oy patlaması yapmış, hatta kimi ilçelerde % 10 barajının bile üstüne çıkmıştır. Kürt seçmenin bir kısmı AKP’yi protesto ederek rakibi “Tuncelili” Kemal Kılıçdaroğlu’na ve CHP’yebile oy vermemişlerdir. Üstelik DTP seçmeni, kendi adaylarının seçilme şansının olmadığını bildiği halde.

Anadolu’ya baktığımız zaman ise; en temel kentlerde, Türk kimliğinin abartılı bir şekilde öne çıktığı oy oranları görülüyor. Bu bölgelerde AKP ve MHP’nin oy oranlarının toplamı % 90-95’lerin üzerine çıkıyor. Ben bunu da Türkiye’nin “Üçüncü Bölgesel Haritası “olarak görüyorum.

Yani bu seçimlerin sonucu, Türkiye Cumhuriyeti maalesef sosyolojik olarak “ana yapıdan bozulmuş, bölünmüş ve parçalanmış 3 ayrı bölgeye” işaret ediyor. Bu durum Türkiye açısından beni, son derece endişeye sevk etmiştir.

Şimdi; “diğer bölgelerde bu neden yok?” dersek; Karadeniz’de ve Marmara’da, tüm partilerin seçmen davranışı Türkiye ortalamasına uyuyor. Doğal (tarihsel anlamda) geleneksel yarış devam ede gelmiş.

Son olarak, önemli bir hususdan; bir anlamda dördüncü bölge olarak “Kutup Bölgeleri”nden de bahsedeyim. Belki buna “Kutuplaşmış İller” de diyebiliriz. Kürt nüfusunun yoğun göç aldığı Mersin, Antalya, Manisa, Osmaniye gibi yerlerde, en çok da Mersin ve Antalya’da Kürt nüfusun yoğun göç aldığı yerlerin çevresindeki yakın belde ve ilçelerin neredeyse tamamında MHP ezici bir şekilde oy artırmıştır. Ben bu durumu, 3 büyük parçalanmanın dışında mevzi olarak “iller ve ilçeler bazında kutuplaşma “olarak görüyorum.

Kırıkkale, Isparta, Uşak, Balıkesir’de durum şeklen aynı gözüküyor. Ancak bu illerdeki tepkinin altında “en fazla şehit veren iller” olduğu gerçeğinin yattığını unutmayalım.

Siyasetin bu kadar kutuplaşmasının ardından bundan sonraki politik zeminde; eğer, hükümet , devlet, siyasi partiler ve herkes kendine gelmezse, yakın gelecek Türkiye için “felaketin arefesi” olacaktır. Bu parçalanmış toplumsal yapı, siyasetin “öngörüsüzlüğü” bu şekliyle devam ederse –ki edeceğine de malesef kuşkum yok - Türkiye’yi büyük bir gerginlik ve çatışma ortamına doğru hızla sürüklenecektir.

Bence bu seçimlerden çıkacak en temel sonuç şudur: AKP’nin ne kadar oy kaybettiği veya CHP’nin yerinde sayıp saymadığının çok anlamı yoktur. En önemli şey, bundan sonrası için büyük gerginlik oluşturabilecek “fay hatları ve mayınlı bölgelerin” oluşmuş olmasıdır. İnşallah Türkiye bu sıkıntılara girmez.”

31 Mart 2009

MUHSİN YAZICIOĞLU TACEDDİN DERGAHI'NA DEFNEDİLEMEZ

Hacı Bayram-ı Veli adını bilmeyeniniz yoktur. Ankara Çubuk'ta doğmuştur. 14.-15. yüzyılda yaşamış Türk dervişidir. Eserlerini Türkçe yazmıştır.
Ömer Sikkine, Akşemseddin gibi nice öğrenciler yetiştirmiştir.
Tarikatının Ankara'daki mekanlarından biri de -Celvetiler kolunun yaptırdığı- Taceddin Dergahı idi.
Adını, kabri dergahta bulunan Taceddin Sultan'dan alıyor. (Oğlu Muttaki'nin de mezarı burada.)
Taceddin Sultan Camii, türbe, dergah, çeşme, ve hazireden oluşan küçük bir külliyedir burası..
Ahi Şerafeddin Türbesi gibi manevi değeri büyük mezarlar vardır. Bahçesindeki mezarlığında 400-500 yıllık mezarlar vardır..
Ankara'nın en önemli İslami mekanlarından biridir.


Mehmet Akif Ersoy; milli şairimiz.
Ulusal Kurtuluş Savaşı'na katılmak için Ankara'ya geldi. Ancak akın akın gelenler yüzünden Ankara'da kalacak yer bulmak zordu. Taceddin Dergahı'ndan Tevfik Hoca, Mehmet Akif Ersoy ile Balıkesir'den gelen Basri Bey'e dergahın üst katındaki bir odayı tahsis etti.
Mehmet Akif Ersoy, kurtuluş savaşı günlerini burada geçirdi. Yine 32 gün neredeyse hiç dışarıya çıkmadan İstiklal Marşı'nı bu minik odada yazdı.

Taceddin Dergahı 1988'de Mehmet Akif Müzesi olarak açıldı..
Bugün manevi ve tarihi açıdan Ankara'nın en önemli müzelerinden/ziyaret yerlerinden biridir.
Gerek dini gerekse milli değerlerimiz açısından Taceddin Dergahı'nın kültürel hayatımızdaki yeri büyüktür...

Bakınız...
Bakanlar Kurulu bir karar alarak merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nu Taceddin Dergahı'nın bahçesine defnedilmesine izin verdi.
Peki niye?
Deniliyor ki, merhum Yazıcıoğlu Mehmet Akif Ersoy'u ve Taceddin Dergahı'nı çok severdi.
İşte burada bir dakika duralım...
AKP tarihi bir ayıba imza atmıştır.
Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının elim helikopter kazası ve arama kurtarma rezaleti Türkiye'de herkesin canını yakmıştır.
Genç yaştaki idealist bir genel başkanın bu şekilde vefat etmesi herkesi üzmüştür.
Ancak...
Muhsin Yazıcıoğlu bir partinin genel başkanıdır. Fikirlerine katılmayan milyonlarca insan vardır.
Kardeş kavgasının oluk oluk kan kaybettiği yıllarda sorumlu mevkilerde görev yapmıştır. Mahkum olmuştur.

Şimdi nasıl olur da; siyaset adamı Muhsin Yazıcıoğlu, herkesin üzerinde uzlaştığı benimsediği manevi değeri büyük böyle bir kutsal mekana defnedilir?
Bilinmez mi, burasının kısa bir sonra sonra BBP'liler, Alperenler için bir siyaset mekanı haline getirileceği.
Yazık değil midir?
Hacı Bayram Veli, Mehmet Akif Ersoy nasıl politikaya alet edilir. Bu kadar kolay mıdır?
AKP; böylesine büyük tarihsel bir hataylı yaparak arama-kurtarma beceriksizliğinin üzerine örteceğini mi sanıyor?
Yarın...
Bir başka iktidar gelse merhum Yazıcıoğlu mezarını oradan kaldırmak istese bu da ayrı bir sorun haline gelmez mi? ne gerek var şimdiden böyle sorunlar çıkarmaya?
Bir ölümüze bile nasıl sahip çıkamayacağımızı bilemeyecek hale nasıl getirildik?
Tarihsel mekanlarımızı nasıl bu kadar siyasetin aracı haline getirebilirler?

Kim üzülmedi, kim kederlenmedi Muhsin Yazıcıoğlu'nun böylesine can vermesine...
Ama bu ölüm kimseye Türkiye'nin manevi miraslarını kullanma hakkı vermez.
AKP kimdir; bugün vardır yarın yoktur.
Ama Hacı Bayram Veliler, Mehmet Akifler hep olacaktır.
Çok isteniyorsa merhum Alpaslan Türkeş gibi rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'na da bir mekan bulunabilirdi.
Ne yani, Allah göstermesin yarın Deniz Baykal elim bir helikopter kazasında vefat etse Anıtkabir'e mi defnedilecek?
Recep Tayyip Erdoğan'ı koyacak yer bulamayız artık?! Ne oluyoruz?
İnanın...
Siyaset hiç bu kadar manevi değerlerimize el uzatmaya cüret edememişti...
Üstelik bunu yapan AKP gibi sözüm ona manevi değerleri koruyan parti!
Açıkca yazıyoruz:
AKP bu günahın altından kalkamaz...

odatv.com

31 Mart 2009

29 Mart 2009 Pazar

Ergenekon ve para

Ahmet Altan


Büyük kelimeler, büyük dekorlar gibidir.

Arkalarında neler saklı olduğunu bilemezsiniz.

Onun için ben “vatan”, “millet” laflarını duyduğumda daha dikkatli bakarım.

Neden bazı insanlar “vatanı” diğerlerinden daha çok sevmek istiyorlar diye merak ederim doğrusu.

Neden bir general bu vatanı bizim Laz bakkaldan daha çok sevsin?

Ya da niye bizi “daha çok sevdiğine” inandırmaya uğraşsın?

Bu Ergenekon çetesinin yöneticilerinin ağzından da “vatan, millet” lafları hiç düşmüyor.

Bu sözlerin ardına baktığınızda ise hiç tahmin etmediğiniz bir şey görüyorsunuz.

Milyonlarca sahipsiz dolar.

Ve, bu milyonları keyiflerince dağıtıyorlar.

Sadece bizim iki gün yayımladığımız haberlerde, Hakan Şanlı adındaki bir başka Ergenekon sanığına generallerin 2,7 milyon dolar ödedikleri anlaşılıyor.

Bir buçuk milyon dolarını generaller kendi “şahsi hesaplarından” Şanlı’nın hesabına aktarmışlar.

1,2 milyon doları da bir başçavuş “elden” ödemiş, karşılığında da fatura falan istememiş.

Tabii ilk aklımıza gelen, generallerin “şahsi hesaplarında” bu kadar paranın nasıl bulunduğu.

Paranın generallerin şahsi hesabından gittiği kesin, çünkü bu işleri izlemekle yükümlü devlet kuruluşu bunu araştırıp belgelendirmiş.

Generallerin maaşları belli.

Hesaplarında nasıl milyonlarca dolar oluyor?

Eğer bu paralar “örtülü ödenek” denilen şeyse, örtülü ödenek paraları neden onların “şahsi hesaplarında” duruyor?

Generallerin hesaplarında o kadar çok para bulunmasının hiçbir “yasal” açıklaması yok.

Bu, sadece bizim bugüne dek görebildiğimiz kısmı.

Bu kısmı bile yeterince şaşırtıcı ama sanırım “buzdağının” altında daha epeyce para yatıyor.

“Vatan” kelimesinden oluşan dekoru kenara çekince ardından dolar işaretleri çıkıyor.

Ben taa baştan beri bütün bu “darbe” işlerinin bir de ekonomik boyutu olduğuna inanıyorum.

Bunu en iyi 28 Şubat’ta görmüştük.

Darbecileri destekleyenlere bankaları soyma “ayrıcalığı” tanınmıştı.

Onlar da rahat rahat soymuşlardı.

Şimdi Ergenekon’un ardından da büyük bir finans ağı çıkıyor.

Milyonlarca dolarlar, şirketler, faturasız ödemeler, gizli ortaklıklar...

Susurluk ve Ergenekon türündeki devlet içinde oluşan çetelerin üyelerinden bir kısmı “karanlık” işlere de bulaşıyorlar.

Ergenekon iddianamesinde, iki “Mehmet”in uyuşturucu işini devletin örgütlemesini sağladıkları söyleniyor.

Sözü edilen uyuşturucunun getirdiği para yirmi milyar dolar.

Büyük bir ihtimalle, birbirlerini vurup öldürmelerinin nedeni de bu çaptaki büyük paraların paylaşımı sırasında ortaya çıkan sorunlar.

Ergenekon’un arkasından ise “uluslararası” bir finans ağının çıkacağını sanıyorum.

Irak çöllerinden Londra’nın bankalarına ulaşan bir şirketler zinciri çıkacak herhalde karşımıza.

Bu şirketlerde Ergenekon’un önde gelen isimlerinin ortaklıklarını ise henüz tam bilmiyoruz.

Ama bunların işaretleri iddianamede yer alıyor.

Fenerbahçe tribünlerini bile “darbe” planları çerçevesinde kullanma cinliğinin ardında “iktidar tutkusu” ve milyonlarca doların sağladığı kuşkulu zenginlik kaynağını koruma arzusu var.

Düşünsenize, Fenerbahçe taraftarlarına işlerine yarayacak pankartlar astırmışlar.

O taraftarlar gönülden bir coşkuyla pankart açarken o pankartları kimlerin açtırdığını bilmiyorlar.

Ergenekon ve Susurluk’un sadece “para” ayağı yok, bir de “spor” ayağı bulunuyor.

Yakında bu da ortaya çıkacaktır.

Ben Mehmet Ağar’ın Galatasaray’ın Florya tesislerinde basın toplantısı yaptığını hatırlıyorum mesela.

Gazetelerde resimleri çıkmıştı.

Beşiktaş’ın Alaattin Çakıcı’ya “vize” alması için belge verdiği de yayımlandı gazetelerde.

Ben Galatasaraylıyım.

Ağar’ın basın toplantısı beni utandırmıştı, benim takımımın niye böyle bir işe bulaştığını anlamamıştım.

Diğer karışık ilişkilerin de gerçek Fenerbahçelilerle, Beşiktaşlıları gönülden üzdüğüne eminim.

Üstelik bunlar gazetelerin çeşitli nedenlerle hiç dokunmadıkları ve hep karanlıkta kalan konular.

Biz sevdiğimiz takımın maçını heyecandan yerimizde duramadan seyrederken, arkada birileri bambaşka işler için kullanıyor o kulüpleri.

Sadece üç büyükleri değil.

Diğer takımların da bu tür ilişkileri olması kuvvetle muhtemel.

Türkiye’yi çok kirlettiler.

Neredeyse temiz hiçbir şey bırakmadılar.

Arınabilmek için her yana bakmamız gerekiyor.

Baktığımız her yerde de para ve iktidar ilişkilerini göreceğiz.

Türkiye biraz daha gecikseydi bunlar tribünleri “en büyük Ergenekon, başka büyük yok” diye bağırtacaklardı herhalde.

Ve seyirciler bağırırken onlar milyon dolarlık banka hesaplarına sahip olacaklardı.

27 Mart 2009 Cuma

KİMDİR BU ERGENEKON CAHİLİ GAZETECİLER?


Yazdık, "tekrarlamayalım" diyoruz.
Mecbur bırakılıyoruz.
Yalçın Küçük'ün güzel bir sözü var:
Şarkıcı olmayanı şarkıcı, tiyatrocu olmayana tiyatrocu diye bize yıllarca yutturdular!
Buna ekleme yapmak gerekiyor:
Bize yıllarca cahilleri gazeteci olarak, köşe yazarı olarak göstermeye çalıştılar.
Cahil kimdir?
Cahil soru sormayan, şüphe duymayandır.
Cahil nakilcidir, ezbercidir.
Cahil dünyanın merkezini kendi yaşadığı mahallesi sanır.
Cahil ne kendi geçmişini bilir ne de insanlık tarihinden haberdardır.
Cahil moda düşünceyi takip eder; dün Althusser'e bugün Popper'e övgü dizer.
Ve Cahil kördür.
Bu nedenle...
Örneğin...
Önce 12 Eylül 1980 askeri darbesinin "kardeş kanını durdurmak" amacıyla yapıldığına inanır!
Yıllar geçer hata yaptığının farkına varır.
Humeyni'nin iktidara gelmesinin, Kızılordu'nun Afganistan'a girmesinin, Irak'ta Çin'e yakın Saddam'ın gücünü artırmasının ABD'yi bölgede zora soktuğunu; bu nedenle Türkiye'yi sola kaptırmamak için darbe yaptırdıklarını filan söylemeye başlar.
Sonra döner size, "Yeşil Kuşak" projesi için Türkiye'nin dincileştirildiğini anlatmaya çalışır.
Sevinirsiniz "oh be nihayet anladı" dersiniz.
Aradan zaman geçer.
Olaylar, isimler, organizasyonlar değişir ama işin özü aynıdır.
Dersiniz artık bu kez anladı.
Hayır, o darbe deyince sadece tank sesini anlamaktadır.
Diğer türlüsünü bilmemektedir.
Her sözüne son 50 yıl içinde yapılan askeri darbeleri anlatarak başlar.
Türk Ordusu deyince aklına sadece darbe gelir.
Sivil darbenin olabileceği ihtimalini aklına bile getirmez.
Ergenekon'un; bu büyük gürültünün neden çıkarıldığını hiç anlayamaz.
Sanır ki, Ergenekon Türkiye'nin bir iç sorunudur!
Ergenekon çözülürse ülkeye demokrasi gelecektir!
Usanmadan yine anlatırsınız...
Değişen dünya konjönktüründen bahsedersiniz...
1989'da Berlin Duvarı yıkılacak, yeni dünya düzeni kurulacak.
Ve bu olağanüstü alt üst oluş Türkiye'nin iç ve dış politikasını etkilemeyecek, öyle mi?
Türkiye soğuk savaş dönemindeki konseptine devam edecek, öyle mi?
"Komşular arasındaki itilaflara katılma" gibi dış politikalarını sürdürmeye devam edecek, öyle mi?
Söylersiniz...
Bak! ABD artık buna karşı: Mehmetçiğin Ortadoğu'da bekçilik yapmasını istiyor.
ABD üniter yapıya karşı: İsrail ve Ermenistan gibi kendisine koşulsuz bağlı bir Kürdistan kurmak istiyor.
Bunun önünde iki büyük engel vardır:
TSK; ve Cumhuriyet'in kazanımlarıyla yetişmiş toplumun aydın kesimleri.
O halde...
Bunların tasfiye edilmesi gerekiyor.
"Sadece ABD-AB ile ittifak halindeyiz, Rusya, Çin, İran gibi yeni müttefikler bulmalıyız" diyen Paşalar'ın başına gelenler bunu göstermiyor mu?
Toplumun en güvenilir ve saygın kurumu TSK'nın başına gelenleri darbe ve Kürt sorunuyla mı ilişkili sanıyorsunuz?
Bu büyük psikolojik savaşın neden yürütüldüğünü anlamıyor musunuz?
Biraz düşünseniz...
Cumhuriyet mitinglerine katılanlar neden Ergenekoncu diye gösteriliyor.
Avrasyacı aydınların bugün Silivri Cezaevi'nde olmaları tesadüf mü? Adları karanlık olaylara karışmış Susurlukçular ile birlikte aynı "torbaya" konulmaları bile mi sizi hiç düşündürmüyor?
Bir kere olsun ezberinizi bozmaya niye yanaşmıyorsunuz?
Temel meselenin ne olduğu gerçekten oradan anlaşılamıyor mu?
Bu kadar körlük-sağırlık olabilir mi?
70'li yıllarda yanıldınız. 90'lı yıllarda yanıldınız.
Ve gariptir hala çok emin konuşuyorsunuz.
"Muhaliflik" meselesini bile hala salt AKP karşıtlığı olarak anlıyorsunuz
Dün gibi bugün de detay içinde kayboluyorsunuz.
Meseleyi sadece sloganlaştırıyorsunuz.

Kafanızda soru olmadığı için...
Soroscu sivil toplum kuruluşları tarafından Sırbistan, Gürcistan, Ukrayna'da sahneye konulan oyunla Türkiye'de olanlar arasında bağlantı kuramıyorsunuz.
Evet...
"Darbe" deyince aklınıza sadece tank sesi geliyor.
Meselenin özününün totaliter zihniyet olduğu ve bunu sivillerinde yapabileceği aklına gelmiyor.
Mahalle baskısı üzerinde bile durmuyorsunuz.
Demokrasicilik oyunu oynuyorsunuz.
Bir yalan rüzgarına kapılmış gidiyorsunuz.
Her sızdırılan bilgiyi ellerinizi ovuşturarak yayınlıyorsunuz.
Figüran yapıldığınızın farkında bile değilsiniz.
Bu nedenle "1 Numarayı" sürekli Türkiye'de arıyorsunuz.
Umarız...
Tüm bunları cahilliğiniz yüzünden yapıyorsunuzdur...
Öyle olmasını temenni ederiz..
Diğer olasılık inanın çok canımızı acıtır...

Odatv.com

27 Mart 2009

Mezarıma gelir misin?


27 Mart Cuma 2009

Bilgisayar ekranında Uğur Dündar’ın çileden çıkışını izliyorum. Dündar, “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” ilkelliğiyle algılanan Ergenekon iddianamesindeki kendisiyle ilgili iddialara isyan ediyor. Hakiki bir sinir savaşına dönüşen Ergenekon sürecinin son noktasında, “İntihar ederim” diyor bilgisayarımın ekranında.
Belli ki yayında okuduğu, iddianameye alınan ifadede eşine ilişkin, Dündar’a ‘namus meselesi’ dedirtecek türden rezillikler çarşaf çarşaf yazılmış. Kısmen darbeciliğin yargılanması olduğu kadar kısmen de derin devletin el değiştirme süreci olduğu sanılan ‘Büyük Ergenekon Harbi’nin yeni bir cephesi açılıyor böylece. Gazeteciler Meydan Muharebesi!
Evde temizliğe yardım eden Gülendam, elinde bez mutfaktan koşturup geliyor. Yüzünde son derece endişeli bir ifade, “Aman ha!” diyor, “Bu ara yazdıklarına dikkat et! Alırlar bak ha!”
Bir anda asabım bozuluyor Gülendam’ın böyle demesine. “Niye öyle diyorsun Gülendam? Bende darbeci tipi mi var?”
Bu sefer Gülendam bozuluyor:
“Olur mu canım! Ama bunların kimi neden aldıkları belli değil ki! Bir kere adın geçti mi tamam!”

Mürekkep tükürmek
Gülendam haklı, Ergenekon davası nasıl bir süreç ise ‘giden gelmiyor’. Dünkü yazısında Can Dündar’ın dediği gibi, bu süreç kontrgerillanın yargılandığı değil, AKP’ye yönelik darbe girişimlerinin zımbalanmaya çalışıldığı bir süreç.
Biraz öyle, biraz böyle ama yazı yazan insan için son derece tehlikeli bir süreç. Herkesin birbirini çok kolay damgaladığı, köşelerde korkunun ve yargısız infazın, kanlı hesaplaşmaların kol gezdiği bir süreç.
Dün Hrant’ın cenazesinde beraber ağlayanların kılıçlarını çektiği, öteki gün beraber demokratikleşme bildirilerine beraber imza atanların entelektüel düzeyde birbirinin neredeyse kafasına sıktığı, zaten bir avuç dolusu mürekkep yalamış insanın birbirinin yüzüne mürekkep tükürdüğü acayip bir dönem bu. Bu sürecin en önemli sonuçlarından biri herkesin birbirini suçlayarak herkesin yalnızlaşması.
Birimize bir şey olsa bu dönemde, herhangi bir şey, sanki kimse kimsenin yanında durmayacak. Aramızdan biri mesela, bugünlerde vurulsa, bir suikasta kurban gitse, öyle bir öfke var ki insanlarda, birbirimizin mezarına tüküreceğiz sanki.
Ergenekon süreci hiçbir şey yapmadıysa bunu yaptı, birbirinin hiç değilse cenazesine gidebilecek yazar çizer insanları tekil öfke küplerine dönüştürdü. Herkesin bir diğerinin başına gelen felaketi hak ettiğini düşünmesine yarayacak çok ‘iyi nedenleri’ var artık.

Darbesiz darbe
Öyle acayip bir süreç ki bu güya darbeler yargılanıyor ama en az bahsedilen şey darbeler ve darbelerin Türkiye’ye hediye ettiği sonuçlar. Fethullah Gülen darbenin hediyesi değil sanki bu ülkeye mesela. AKP ve AKP’nin geldiği siyasi geleneğin semirmesi darbe hatırası değil sanki.
Zorunlu din dersleri, insanların kafasızlaştırılması, cezaevleri sorunu, işkence, sendikaların ortadan kaldırılması, örgütlenme yasakları, sosyal adaletsizlik, muhafazakârlaşma, siyasi yasaklar, Kürt meselesinin kangrenleşmesi, aşırı milliyetçilik, Türklerin Türkiye’yi yeni işgal etmiş görüntüsü veren devasa bayraklar...
Bu darbe hatıralarının hiçbirini konuşmadan yargılanıyor darbeler ve darbecilik.
Böyle olduğu için de içeriksiz bir mahalle savaşı başlıyor yazıp çizen insanlar arasında.
Ürkütücü bir tablo bu. Çünkü dediğim gibi, birimizden birine bir şey olursa bugünlerde, öyle görünüyor ki ancak mezarına tükürmeye gidecek diğerleri.

24 Mart 2009 Salı

Hırsızlara oy vermeyin...

bcoskun@hurriyet.com.tr

Hırsızlara oy vermeyin...
BEN hırsızları torbalarından tanırım.

Ama nasıl anlatılır?..


Her şeyi, ama her şeyi çalınan bir millet... Yüzünü yıkadığı suyu, ocağında yanan gazı, arabasını yürüttüğü benzini...

Bu hırsızlıklara canı sıkılıp da nefes almak için cama gittiğinde, o yeşil alanı...

Çocuğunun geleceği...

Kendi gençliği...

Yüzlerdeki gülücük...

Ezilen-büzülen o gurur...

Her şeyi çalınmış bir millet, sırtında torbayla giden hırsızlara nasıl oy verir hálá?..

Nasıl?..

*

Yine bir seçim zamanıdır...

Aslında oy kullanma hakkı olmayan tüm çocuklar, tüm torunlar, tüm gelecek kuşaklar, tüm yaşam, tüm varlıklar, tüm insanlık için bu seçme hakkı sizin...

Hırsızları seçmeyin...

Hiçbir siyasi ayrım yok bu yazıda...

Kim, nerede, ne yanda, hangi partide, hangi görüşte, hangi yönde olursa olsun...

Fark etmez...

Hırsızlarını hoş gören, destekleyen, onurlandıran... Hırsızları başına taç eden milletler sürüm sürüm sürünürler...

Tersi asla olmaz...

*

Eğer aklınızı da başınızdan çalmadıysa hırsızlar, onları eminim tanırsınız:

Sırtlarındaki torbadan...

İçinde; bir ulusun, tüm çocuklarınızın olması gereken zenginlikleri doldurup götürdükleri torbalarından...

İyi bakın...

Bir yanda eziklik, muhtaçlık, yoksulluk, işsizlik, gözyaşı, acı ve kahır varsa... Öte yanda daha göz açıp kapatıncaya kadar içi tıka basa dolmuşsa torbanın...

O hırsızdır...

O da torbası...

Bu sefer...

Bu sefer çocukların hatırı için...

Hırsızlara oy vermeyin...

19 Mart 2009 Perşembe

AKP,DARWİN'E DE KARŞI!..

Eylem yapan gruba ülkücüler taşla saldırdı

Eylem yapan gruba ülkücüler taşla saldırdı

19/03/2009

Anadolu Üniversitesi'nde polis tarafından gözaltına alınan arkadaşlarına destek çıkmak için Emniyet Müdürlüğü binası önüne yürümek isteyen gruba polis izin vermedi. Polisin dağılma uyarısına aldırmayan gruba ülkücü bir grup taş ve sopalarla saldırdı, arbede sırasında bazı öğrenciler hafif şekilde yaralandı

Porsuk Bulvarı Migros Mağazası önünde bu akşam toplanan yaklaşık 150 kişi, Anadolu Üniversitesi'nde rektörlük binasına yürümek isterken gözaltına alınan arkadaşlarına destek vermek için basın açıklaması yaptı. Açıklamanın ardından yürüyerek Vilayet Meydanı'na gelen grup, Emniyet Müdürlüğü önüne gitmek isteyince polis izin vermedi. Köpekli çevik kuvvet polisleri grubun önünü kesti.
Eskişehir Emniyet Müdürlüğü yetkilileri gruba dağılmaları için uyarıda bulundu. Uyarılara rağmen dağılmayan gruba Vilayet Meydanı’nın karşısındaki Ülkü Ocakları binasından çıkan yaklaşık 30 kişi, ‘Kahrolsun PKK’ diye bağırıp taş atarak sopalarla saldırdı. Araya giren polisler ülkücüleri gruptan uzaklaştırdı. Saldırı ile birlikte kaçmaya başlayan sol görüşlü grubun arkasından köpekli çevik kuvvet polisleri kovaladı. Kaçma sırasında bazı öğrenciler yere düşerek hafif şekilde yaralandı. Grup ara sokaklara girerek dağıldı.
Emniyet Müdürlüğü yetkilileri bugün öğle saatlerinde Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsü’nde sağ ve sol görüşlü arasında tartışma çıktığını, ardından rektörlük binasına yürümek isteyen sol görüşlü gruba izin verilmediğini belirtti. Yetkililer olaylara karışan 74 sol görüşlü, 26’da sağ görüşlü öğrenci olmak üzere toplam 100 kişinin gözaltına alındığını ve sorgulamalarının sürdüğünü bildirdi.(dha)

Okur Yorumları (2 Yorum)

yanlış demeyeyim ama - 19/3/200910:21

haber doğru yazılmamış. "...Saldırı ile birlikte kaçmaya başlayan sol görüşlü grubun arkasından köpekli çevik kuvvet polisleri kovaladı..." şeklinde yazılmış. oysa "...Saldırı ile birlikte kaçmaya başlayan sol görüşlü grubun arkasından ülkücülü ve köpekli çevik kuvvet polisleri kovaladı..." şeklinde olması lâzımdı. ülkücüler malum, güvenlik kuvvetlerinin her daim emrindedir, aportta beklerler saldırmak için. 80 öncesinde böyle savunurlardı kendilerini, güvenlik kuvvetlerine yardımcıyız derlerdi. amerika emriyle kurulmuş şebekelerinde sermayenin bekçiliği yaptıklarını asla idrak edemediler. kürt meselesi barışçı ve kalıcı bir çözüm yolunda hızla ve emin adımlarla ilerliyor. çözüm yakın. merak ediyorum düşmansız kalınca kime saldıracaklar bu ülkücüler, nasıl var olacaklar? malum, bunları düşman ilan ettikleri kesim ayakta tutar. husumetle yaşayabilirler ancak. toplum, sanki hiç derdi yokmuş gibi, bir de bunların rehabilitasyonuyla uğraşmak zorunda kalacak. yüzde kaçının rehabilite olacağı da meçhul ama atsan atılmaz, satsan satılmaz. sonuçta memleketin çocukları, mecbur yardım edeceğiz.

1kodsectimki - okurun diğer yorumları için tıklayınız

Sağ-Sol - 19/3/200910:15

Bence sağ görüşlü bir insan sol görüşlü birisini anlayamaz. Anlayacak kapasitede olsa zaten sol görüşlü olur. Milliyetçilik ve bölücülük ayrı şeyler. Ey dar görüşlüler. Bir insan solcu olduğunda illada bölücü olacak diye bişey yok. Tek farkı, bölücü bir insanla oturup konuşabilecek, fikrini sorabilecek mantalitede olması. Satır alıp saldırmıyor diye neden hor görüyorsun İNSANı?

firat_1977 - okurun diğer yorumları için tıklayınız

16 Mart 2009 Pazartesi

Davut mu o?


16 Mart Pazartesi 2009

Ölene katlanılır belki; ama kayıp, dayanılmazdır. Ölünüzü gömer, yasını tutarsınız; kayıpsa açık bir mezardır, kapanmadan sahibini bekler.
Ölünün mezarı vardır. Kayıp yakınıysa, başında Fatiha okuyacağı bir taştan dahi mahrumdur.
Ölüm örtülmüş göz, bağlanmış ağız, atılmış topraktır. Kayıpsa umuttur biraz da... Ama her umut gibi beklettikçe çoğaltır acıyı... geciktikçe uzatır.
* * *
Sorgucular, 13 yaşındaki Davut’u aramaya geldiklerinde anası Hayat, 15 günlük loğusaymış.
1995 yılı kasım ayı...
“Oğlun nerede?” diye sormuşlar.
“Bilmiyorum” demiş Hayat Ana...
Götürmüşler Tugay’a... Soymuş, dövmüşler. “Koyunları kaybetmişti. Korkusundan amcasına gitmiş olabilir” demiş Hayat Ana...
Sorgucularıyla birlikte amca evine gitmişler.
Oradaymış Davut...
Anneyi salarken oğlunu asmışlar Filistin askısına... Hayat’ı görünce “Ana su ver” diye inlemiş Davut...
Hayat ana, su verememiş 13’lük oğluna...
Bir daha da ondan hiç haber alamamış.
* * *
7 kişiymişler gözaltına alındıklarında...
6’sı kayıp...
Birinin yarı yanmış cesedi bir kuyu dibinde bulunmuş, 5 ay sonra...
Acaba Davut da bir kuyunun dibinde midir şimdi?..
Bilmiyor annesi... Ama umut bu ya... bekliyor o uğursuz 1995 kışından beri...
Yanıyor yüreği... Ağlıyor, “Bi su veremedim Davuduma...” diye...
* * *
Hayat Ana’nın acısını Ayşe Karabat yazdı Turkish Daily News’da... okumaya yürek ister.
Evi her gün tertemiz tutuyormuş Hayat Ana; oğlu aniden çıkagelirse ortalığı dağınık bulmasın diye... Davut’un babasını da dinlemiş Ayşe:
“Keşke, sağ olsa da görsek” demiş Abdülaziz Altınkaynak, umut ekmeğini yere düşürmeden:
“Ama biliyoruz; kemik oldu oğlumuz... Keşke devlet dese ki ‘Sizin kemikleriniz buradadır, alın bir mezarlığa gömün’. Alır gömerdik. O mezarı ara sıra ziyaret eder, dua okurduk. Derdik ki, ‘Bu mezar bizim.’”
Oğlundan geçmiş, başında dua edebileceği bir mezar istiyor Abdülaziz bey; soruyor Ayşe’ye:
“Sen bilirsin, gazetecisin; bu Ergenekon davası bulur mu oğlumun kemiklerini?.. Onu kemik edenleri, cezalandırır mı?”
* * *
Hani o haber aralarında duyduğunuz “ölüm kuyuları” var ya...
Hani bir itirafçı ta Kanada’dan “Botaş’ın asit çukurlarına bakın, oraya atıldılar” dediğinde Savcılık emriyle kazılan kuyular...
İşte oradan bir kafatası çıktı geçen hafta...
15 kemik parçası...
1 bere...
Domuz bağı şeklinde düğümlenmiş bir ip...
Bir elbise...
Hayat Ana’nın yüreği nasıl yanmıştır düşünsenize...
Ya o kafatası oğluna aitse?..
“Bir gün döner” umudu söndü diye ağıt mı yakar acep; yoksa oğlunu son gördüğünde istediği bir yudum suyu dökebileceği bir parça toprak bulduğu için şükür mü eder?
* * *
Ergenekon soruşturması Fırat’ı aşıp kör kuyulara daldı. Siyasal antropoloji çalışması sayılır bu da... Derine daldıkça kepçe, derinleştikçe kazı, çıkan kemikleri, kafataslarını inceleyerek, toprağa sinmiş çığlıklara kulak vererek, kanlı domuz bağının düğümünü çözerek, insanlığın bir dönem nasıl insanlıktan çıktığını öğreneceğiz biz de...
Suçlular bulunup cezalandırılabilirse ne âlâ, ama başında Fatiha okuyabileceği bir mezar bile Hayat Ana’ya yetecek.

14 Mart 2009 Cumartesi

Niye Darwin’e kızdım...

14 Mart 2009 bcoskun@hurriyet.com.tr

Niye Darwin’e kızdım...


SEÇİM meydanındaki o kalabalığa "Darwin kim?" diye sorsanız, acaba bilen çıkar mı?...

Ama şöyle deseniz kalabalığa:

"Koşun, Darwin yardım paketi veriyor..."
Büyük ilgi çekecektir Darwin...

Ve bir anda "Darwin" ismi meydanda kulaktan kulağa dolanacak, herkesin dilinde "Darwin" olacak ve herkes ona koşmak için özenle soracaktır:

"Nerede?..."

"Kim?.."

"Darwin parti başkanı..."

*

Darwin’in evrim teorisi, canlıların, tabii ki o arada insanın, evren tarihi içindeki müthiş yolculuğunu anlatır.

Bu bakımdan da bize uymaz.

Sıdıka’yı Sirkeci’den Levent’e götürme işini elli senede çözememiş bir toplum için Darwin’in müthiş yolculuğu inandırıcı değil.

Nitekim bu yazı yazıldığı sırada, insanlar Ankara’dan Eskişehir’e bundan böyle 1.5 saatte gidecekler diye düzenlenen şölende, Başbakan hızlı trenin en önüne oturmuş şöyle diyordu:

"Bir de bakacaksınız ki vardınız..."

*

Darwin’in, Galapagos Adaları’ndaki gözlemlerinden sonra öne sürdüğü "canlıların deneme ve seçme yoluyla evrimini sürdürdüğü" de bu topraklarda çürümektedir.

İnsan elli senede biraz olsun değişmez mi?..

Avanta karşılığı elli sene oy verdikten sonra, işsiz-aç-sefil kalma konusundaki "deneme""seçme"yi görüp bunu nasıl bağdaştırırsınız "evrim" ile...

Ya da şu kömür ve nohut ile halkımızın "üretim toplumundan", "toplayıcı topluma" geçmesi neresine uyuyor Darwin teorisinin?..

*

Nitekim Türkiye, toplum olarak çoktandır çağdaş yaşam ile ortaçağa dönmeyi tartışır.

Seçilen hangisi?...

Ortaçağ...


Bu da Darwin teorisinin "gereksinime göre gelişme" alt başlığını yalanlar.

Klozeti reddet, sen git taşa otur...

Bu bakımdan Darwin teorisi bize uymaz...

Ve ben kızarım Darwin’e...
sürecinin sonundaki

Maymun

yozdil@hurriyet.com.tr




Maymun


Bunlar Darwin’i sevmez.

Çünkü çıkalım sokağa...

Darwin teorisinin binlerce

’’kanıtı"nı gösteririm size!

*

Görüp, duyup, bildiği halde...

Gözünü yuman.

Kulağını tıkayan.

Susan.

Üç "maymun"lar yok mu?

*

Bir yandan iktidarı yalar, bir yandan Mustafa Balbay’a destek vermeye gider...

Şebeklik değil de, nedir?

*

Beleş muz dağıtmıyorlar mı?

*

Kıçı açıkta ama, mutlu...

E Darwin aksini mi söylüyor?

*

Madem aramızda maymun yok...

Niye her defasında umutla, "maymun gözünü açsın" diye bekliyoruz peki?

*

Bi gün solcu, bi gün sağcı...

Ne iştahıdır sizce bu?

*

Gidin Ankara’ya.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne...

"Ankarapithecus" var orada.

9.8 milyon yaşında.

Arkeologlar buldu.

Hem "orangutan" hem "şempanze" hem de "goril"in özelliklerini barındırıyor; dünyada eşi benzeri yok... Baktı ki, ormana orangutanlar hákim oldu, hemen orangutan gibi davranıyormuş... Goriller mi geldi başa? Şak diye goril oluveriyormuş... Peki ya aslanlar basarsa ortalığı? Aslan olacak hali yok... Şempanzelik yapmaya başlıyormuş sempatik görünmek için.

*

Şerefsiz bi maymun yani!

*

Şimdi koyun bunları kenara...

*

Yıl, 1930...

29 Ekim.

Amerikalı kadın gazeteci, Mustafa Kemal’e gelir, küçümseyerek sorar: "Ne zaman Amerikanlaşacaksınız?"

Mustafa Kemal gülümser...

"Türkiye maymun değildir.

Hiçbir milleti taklit etmeyecek!’’

11 Mart 2009 Çarşamba

"Allah'a çok şükrediyorum ki Türkiye bunların zamanında bir savaşa falan girmemiş, yoksa bunların savaşacak halleri yok" dedi.

Arınç'tan generallere salvo!
"Allah'a çok şükrediyorum ki Türkiye bunların zamanında bir savaşa falan girmemiş, yoksa bunların savaşacak halleri yok" dedi.

AA


22. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Bülent Arınç, Ergenekon Davası kapsamındaki emekli orgenerallerin askerlikten başka her türlü işi yaptıklarını dile getirerek, "Allah'a çok şükrediyorum ki Türkiye bunların zamanında bir savaşa falan girmemiş, yoksa bunların savaşacak halleri yok" dedi.



"Türkiye'nin bölünmez bütünlüğünü kimler dinamitlemiş, siyasi suikastların arkasında ne varmış. Türkiye'yi karıştıran güçler neyi hesaplamış. Emekli orgenerallerin ses kayıtları var. Aman Allah'ım neler konuşmuşlar, neler söylemişler. Allah'a çok şükrediyorum ki Türkiye bunların zamanında bir savaşa falan girmemiş yoksa bunların savaşacak halleri yok. Askerlikten başka her şeyi yapmışlar. Çünkü siyasetle uğraşmışlar, darbelerle uğraşmışlar memlekette kendi kafalarına göre uygun buldukları işleri yapmak için maalesef yasa dışı güçlerle bile iş yapmaktan çekinmemişler. Çok yanlış bir şey.

Ahmedinejad: Türkiye'nin arabuluculuğuna gerek yok

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, ABD-İran ilişkilerinde Türkiye'nin arabulucu olma olasılığıyla ilgili "Bir arabulucuya gerek yok" dedi. Ankara'nın bu açıklamaya vereceği yanıt merakla bekleniyor.

Cumhuriyet Haber Portalı / AA

İstanbul / Tahran- Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT) zirvesinin ardından ayaküstü gazetecilerin sorularını yanıtlayan İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, ABD-İran ilişkilerinin iyileştirilmesi için Türkiye'nin arabulucu olması konusunda "Bir arabulucuya gerek yok. Tutumumuz açık: Eğer ortada bir hakkaniyet ve saygı varsa, dünyada sorun kalmaz" dedi.

Türkiye'nin bu açıklamaya vereceği cevap merakla bekleniyor. Dışişleri Baknı Ali Babacan daha önce sadece "somut bir talep" olması halinde Türkiye'nin "arabuluculuk" yapabileceğini belirtmişti.

11 Mart 2009

Bilim dünyası sansüre hiç şaşırmadı: Zaten uyarmıştık, bilim siyasallaştı (“Tübitak’a imam yolda”)



11/03/2009

TÜBİTAK Bilim Teknik Dergisi’nin, mart sayısı için hazırladığı 15 sayfalık Darwin dosyasının sansürlenmesine bilim dünyasından tepki yağdı


Betül Kotan


Üniversite Konseyleri Derneği Başkanı Prof. Dr. İzge Günal, sansüre neden olanları istifaya çağırırken, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Namık Kemal Pak, “Bilim siyasallaşıyor diye önceden uyarmıştım” dedi.
Darwin’in 200. yaş yıldönümü nedeniyle Darwin yılı olarak ilan edilen 2009’da TÜBİTAK yöneticilerinin Bilim Teknik Dergisi’ni sansürleyerek, evrim teorisine ilişkin yazıları çıkarmasına gelen tepkiler şöyle:

Pak: Bilime siyaset bulaştı
Prof. Dr. Namık Kemal Pak (TÜBİTAK eski Başkanı): En son ağustosta çıkarılan kanunla, TÜBİTAK, siyasi erkin denetimi altına sokuldu. Bilim siyasallaştırılınca işte böyle sonuçlar ortaya çıkar. Bilimsel bir teori, bir olgu bu şekilde siyasetle baskılanamaz. Bu sansür olayı beni hiç şaşırtmadı, bekliyordum. En başından beri bu tehlikeye dikkat çekmek istiyordum. Siyaset işin içine girince işte böyle bilimsellikten uzaklaşılır. Bizim zamanımızda çok sayıda Darwin konulu sayı hazırlamıştık. AKP hükümetinin gelir gelmez, beni tasfiye etmesinin de arkasında bu var. Biz bilimde ayrım yapmayız, bilim evrensel bir olgudur.

Günel: Bilime karşı hareket
Prof. Dr. İzge Günel (Üniversite Konseyleri Derneği Başkanı): Biz AKP’nin TÜBİTAK üzerindeki etki alanını genişletmeye çalıştığını biliyoruz. Bu yüzden bu sansür bizim için sürpriz olmadı. Dernek olarak bu yönde bir gidiş olduğunu en baştan beri söylüyoruz. YÖK’te dinci gericileştirme sürüyor. Bizim için garip bir durum değil. Ama Darwin yılında böyle bir sansürün olması tamamen bilime karşı hareket. Evrim teorisi bilimin temelidir. O olmadan biyoloji, kimya, jeoloji yapamazsınız, evrim olmadan da insani bilimlerin hiçbirini yapmanız mümkün değil. Yarın (bugün) 12.00’da TÜBİTAK’ın önünde dernek olarak bunu protesto edip, ilgili kişilerin istifasını isteyeceğiz.

Yeşildere: Endişe ediyoruz
Prof. Dr. Tahsin Yeşildere (Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı): AKP hükümeti, TÜBİTAK’a yıllar önce geçici olarak başkan ataması yaptı ve yasaları değiştirerek TÜBİTAK’ta kendi istekleri doğrultusunda bilim insanlarını atamaya başladı. Şimdi bu sansürü, TÜBİTAK’ın siyasallaştığının açık ve net göstergesi olarak bilime vurulmuş bir darbe olarak görüyoruz. Şaşırmadık. Bu durum, köhnemiş, karanlık zihniyetli beyinlerin bilimi hiçe saydığını, Türkiye’deki bilimin kimlerin elinde olduğunu ortaya koyuyor. Biz üniversite öğretim üyeleri olarak bundan çok büyük kaygı duyuyoruz. TÜBİTAK’ın Türkiye’nin bilim ve teknolojisine yön verecek, geleceğin politikalarını öngörecek bir kurum olması vasfını yitireceğinden endişeliyiz. Buna neden olan ve isminin önünde profesör titri bulunan insanın da derhal TÜBİTAK’ı bırakmasını ve istifasını istiyoruz. Üniversiteler de sessiz kalmamalı, rektörlerin, duyarlı bilim insanlarının tepki koyması gerek.

Ceylan: Bakarız...
Prof. Dr. Hasan Ceylan (Üniversitelerarası Kurul Başkanı): Çok yoğun çalışıyorum, henüz gazetelere bakamadım, konudan haberdar değilim. İki gün sonra ÜAK toplantımız var, gerekirse konuyu orada ele alırız.

***

“Tübitak’a imam yolda”

Taraf - Istanbul - 10.03.2009
Tübitak’ın Darwin sansürünün yankısı sürüyor. Devlet Bakanı Aydın, “Darwin’e sansür koymak akıldışı” derken, CHP’li İnce, “Yakında Tübitak’a imam da atarlar” dedi

TÜBİTAK'ın Bilim ve Teknik Dergisi'nin Charles Darwin kapağının değiştirilmesi CHP tarafından Meclis'e taşınırken, en sert tepki TÜBİTAK'tan sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın'dan geldi. İzmir'de düzenlenen ''Ege Bölgesi TÜBİTAK Ar-Ge Günü'' toplantısına katılan Devlet Bakanı Mehmet Aydın, TÜBİTAK Bilim Teknik Dergisi'ndeki sansür iddialarına, "Sansür konusu TÜBİTAK'ın işi değil. Bilime ambargo koymak Darwin'e sansür koymak akla gelecek bir şey olamaz, TÜBİTAK'ın görevi de işi de bu değil" dedi.
Bakan Aydın Darwin'i, TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi'ne kapak yapan yayın yönetmeni Dr. Çiğdem Atakuman'ın görevinden alınmadığını açıkladı.

Meclis'e önerge verildi

CHP Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü, Meclis'e verdiği önergesinde Başbakan Erdoğan'a "Dergiye baskı aşamasında müdahale edilmesi, sansür değil midir?" diye sordu. Gaziantep Milletvekili Akif Ekici de verdiği önergede Devlet Bakanı Mehmet Aydın'a şu soruyu yöneltti: "Daha önce Darwin ve evrim kuramıyla ilgili kitaplar basan TÜBİTAK'ın bu akıl almaz sansürünü kurumdaki kadrolaşma faaliyetlerine bağlayan bilim çevrelerinin bu iddiaları hakkında ne düşünüyorsunuz?"
Hükümet, daha önce kurumun özerkliğini kaldırdığı gerekçesiyle iki kez Cumhurbaşkanı tarafından veto edilen ve iki kez de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen TÜBİTAK ile ilgili yasayı Meclis'ten geçirmekte çok zorlanmıştı.

CHP: Yakında TÜBİTAK’a imam da atarlar
TÜBİTAK yönetimini değiştirecek yasalara Meclis aşamasında muhalefete eden CHP'liler de tepki gösterdi.

Muğla Milletvekili Gürol Ergin:
"Bilime inanmayan insanlar bilim adamı diye, Türkiye'nin en önemli bilim kuruluşuna, dalavereli yollarla getirilip, dalavereli yolarla tutuluyorsa olacağı budur. Ama bilim adına ayıptır. Bilim adına yakışan bir davranış değildir. Ama şu dönemde TÜBİTAK için beklenmeyecek bir tutum değil. Ayıplıyorum, ama yadırgamadım. Çünkü TÜBİTAK'ta hangi kalitedeki bilim adamalarının AKP tarafından görevden alındığını ve hangi kalitede bilim insanlarını getirdiğini bilim çevreleri biliyor. Böylesi bilimi reddeden bir tutumu, Türkiye'nin en büyük bilim kuruluşunda görmek tabii ki bizi üzen, rahatsız eden ama yadırgatmayan bir tutumdur."

Yalova Milletvekili Muharrem İnce:
"Kadrolaşmanın geldiği nokta. Popüler bilim kitaplarının yayın politikasını kendi görüşlerine göre değiştiriyorlar. Bir de TÜBİTAK'ın AR-GE bütçesini iktidar yandaşlarına aktarma problemleri vardı. Yakında TÜBİTAK'a köy imamlarını da atarlarsa şaşmamak gerekir."