28 Aralık 2011 Çarşamba
HRANT DİNK!İN PARİS VE ANKARA'YA SESLENİŞİ...
Paris'e gideceğim. Orada Concorde Meydanı'nda bir taşın üzerine çıkacağım ve haykıracağım: “1915'te Ermenilere soykırım yapılmamıştır!.” O taşın üzerinden ineceğim, Ankara'ya gelecek Güven Park'ta bir taşın üzerine çıkacağım ve “1915'te Ermenilere soykırım yapılmıştır!” (diyeceğim)... Fransa bir kolumdan, Türkiye öteki kolumdan tutup beni hapse sürüklemek isteyecek. Ama ben düşünce özgürlüğünü savunmaktan bir an bile geri kalmayacağım. Bu benim bir aydın olarak, bir insan olarak namusumdur, ödevimdir, sorumluluğumdur. – Հրանտ Դինք - Hrant Dink
J'irai a Paris. La, je vais monter sur un muret et je vais crier ‘Il n'y a pas eu de génocide contre les arméniens en 1915 ! ’ Je vais descendre du muret, je vais aller a Ankara dans le parc de Güven pour y monter sur un muret et ‘Il y a eu un génocide contre les arméniens en 1915 ! ’ (je dirai)... La France me prendra par un bras et la Turquie par l'autre pour me mettre en prison. Mais je ne cesserai une seule seconde de défendre la liberté d'opinion. En tant qu'intellectuel et être humain c'est ma vertu, mon devoir, ma responsabilité. – Հրանտ Դինք - Hrant Dink
J'irai a Paris. La, je vais monter sur un muret et je vais crier ‘Il n'y a pas eu de génocide contre les arméniens en 1915 ! ’ Je vais descendre du muret, je vais aller a Ankara dans le parc de Güven pour y monter sur un muret et ‘Il y a eu un génocide contre les arméniens en 1915 ! ’ (je dirai)... La France me prendra par un bras et la Turquie par l'autre pour me mettre en prison. Mais je ne cesserai une seule seconde de défendre la liberté d'opinion. En tant qu'intellectuel et être humain c'est ma vertu, mon devoir, ma responsabilité. – Հրանտ Դինք - Hrant Dink
26 Aralık 2011 Pazartesi
Alevi katliamının asıl nedeni
O günler, "Urfa dağlarında gezer bir ceylan" günleridir. Bir zalim avcı, avladığı ceylanı pişirmesi için karısına verdiğinde hiç odun kalmadığı cevabını alır. Avcı çare bulmasını istediğinde, kadın ceylanın yağsız bir parça etini önce bir taşın üzerinde döver. Sonra da kırmızı biber, bulgur ve tuzla yoğurur. Bu gün etsiz olarak her köşe başında fast-food versiyonunu gördüğünüz çiğköftenin ortaya çıkışı böyle olmuştur.
Urfa'nın çiğköftesine Maraş'ın biberini karıştırmak Urfalılar tarafından Sarkozy muamelesi görmenize yol açabilir. Onların 'isot'u varken Maraş'ın biberini duymaya tahammül edemezler. Üstelik haklıdırlar. Arayı şöyle bulabiliriz: Yine denir ki ilk tarım Maraş'ın Afşin ilçesinde yapılmıştır. Kentin kadim ismi Arabissos'tur ve Roma İmparatorluğu'nun, Gordianus (234-238) devrinde Urfa'dan göçen Arap aşiretleri tarafından iskân edilmiştir. [Irfan Shahîd, Byzantium and the Arabs in the Fifth Century, Dumbarton Oaks 1989]
MARAŞ'IN KÖY İSİMLERİ Afşin, atalarımız Orta Asya'da at koştururken imparator Justinianus tarafından oluşturulan Üçüncü Armenia eyaletinin de yönetim merkezlerinden biridir. Hadi celadetli okurun kalbi kırılmasın "sözde" Armenia eyaleti diyelim. Milli tarih şuurumuza uygun davranmış olalım.
Halkımız beraber ve solo olarak Fransız parlamentosunu döverken araya gitmeyelim. Milli birlik ve beraberlik ruhuna en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde, Meykir, Hunu, Norşun, Arıstıl, Maravuz gibi Maraş'ın köy isimlerinin etimolojik kökenini siz de sormayın, ben de söylemeyeyim.
Maraş'ın başta ticaret ve sanayi odası olmak üzere bütün "sivil" toplum örgütleri ezelden beri biberi Maraş iline tescil ettirme mücadelesi verirlermiş. Nihayet 2002 yılında başarmışlar. Artık Maraş Biberi Maraş iline tescilli. Sanayi ve Ticaret Odası kriterlere uyan bibercilere sertifika ve logo kullanım hakkı veriyor.
DELİ PARALAR DEVRİ
Maraş katliamını günlerdir her açıdan dinlediniz. Katliamın ekonomik-sınıfsal arka planına değinen pek olmadı. 70'li yıllar, tarımda destekleme politikalarının uygulandığı yıllardı. Misal Demirel, buğday ya da pamuğa 10 lira taban fiyat verirdi, Ecevit bunu 15 liraya çıkaracağını ilan ederdi. Demirel, 20'den aşağısının yetmeyeceğini, mazotun litresi ile buğdayın kilosunu karşılaştırarak anlatırdı.
İşte tarım üreticisinin eline "deli" paralar geçmesi biraz bu yüzdendi. Anadolu'da Alevi nüfus, tarih hafızasından dolayı kuş uçmaz kervan geçmez, Yavuz uğramaz yerlere yerleşmiştir. Gezin Anadolu'yu, genellikle Alevi dağda Sünni ovada yerleşiktir. Maraş bunun istisna olduğu birkaç yerden birisidir. Alevi nüfus, ağırlıklı olarak bereketli ovalarda yaşar.
Tarım destekleme politikası ile zenginleşen Maraş ve civarındaki Aleviler Maraş merkeze göçerek "yüzük taşı" misali yerlere talip olmuşlar ve almışlardı. Kent içi ekonomik etkinlik Alevilere geçmiş, Sünni halkın elindeki para da dönemin enflasyonist karakteri gereği süratle pul olmuştu.
ABD görevlisi Alexander Peck de katliam öncesi kenti gezerken şu tezi işlemiştir: "Yakında Aleviler size yiyecek ekmek bile vermeyecekler!"
Dönemin sağcı işadamlarının ve parti başkanlarının yaptıkları toplantılarda neler konuşulduğunu anlatacak bir vicdan ortaya çıkarsa bu bilgiler kapı arkası fısıltılar olmaktan çıkıp aleniyet kazanacaktır.
Aleviler kent içinde görünür ve etkin olunca sosyal hayata da dahil olmuşlardı. Mesela içkili lokantalara aileleri ile birlikte gitmeye başlamışlardı. Eh bu kadar bileşen bir araya gelince geriye bir tek şey kalıyordu; birinin çıkıp "kalkın ey ehl-iİslam, din elden gidiyor!" diye bağırması... Bu işlevi, sosyalist sistemde "Allahsızlığı yayma kürsüsü" olduğunu savlayan ve kadınların bütün parti üyeleri ile sevişip gayriresmi evlilikten çocuk doğurmaları halinde daha fazla ikramiye alacaklarını müjdeleyen "Güneş ne zaman doğacak" gibi "muhteşem" bir film de görebilirdi pekâlâ.
ECEVİT'İN DİRENCİNİN KIRILMASI İÇİN KATLİAM ŞARTTI
Katliam, ABD'nin o günkü nizamat politikasını ancak askeri diktatörlükler eliyle uygulatabilmesi gerçeğine giden yolda Ecevit'in gösterdiği direncin kırılması ve ülkede sıkıyönetim-darbe döngüsünü hazırlaması için şarttı.
Bu plan "gümüş ya da altın hilal" olarak adlandırılan bütün kentlerde değişik versiyonlarla uygulamaya konuldu. Maraş, Sivas, Çorum ve Malatya'da tuttu. Maraş bunların içerisinde en vahşi Kontr-gerilla operasyonlarından birisidir.
Dünya tarihinde, hangi figür damgasını vurursa vursun, bütün katliamların, soykırımların arkasında, mutlaka bir "servet transferi" olgusu vardır. Dolayısıyla işin içinde bir "tapu davası" araştırmayan bütün bakışlar eksik kalmaya mahkûmdur. Bu ülkede bir tarihçi, işgal ve kurtuluş savaşı arasında geçen sürenin uzunluğunu ve ne hikmetse tehcirden dönen Ermenilerin gelmesiyle hızlanan, neredeyse patlayan kurtuluş hikayelerimizi bir de bu gözle anlatsa da dinlesek...
Maraş'ın filmini çekmek için binlerce sayfa belge, bilgi, tanıklık okudum, dinledim.
Beni en çok etkileyenlerden birini paylaşmak isterim.
KOMŞULAR, BİZ ŞİMDİ PERDELERİ KAPATACAĞIZ
Serin ailesi, katliam sırasında Maraş tren garından güçlükle bulunan bir trenle şehir dışındaki Alevi köylerine gidip canlarını kurtarır. Katliam sonrası evlerine döndüklerinde bütün eşyalarının yağmalandığını görürler. Sünni bir komşuları, yağmalamayı, komşuların yaptığını fısıldar.
Serin ailesinin annesi sokağın ortasına çıkar ve onlarla bugüne kadar sürdürdükleri komşuluğu anlatarak şöyle seslenir.
"Komşular! Biz şimdi bütün aile evimize girip perdelerimizi kapatacağız. Bizden yağmaladığınız eşyalarımızı bahçemize bırakın."
Sabah evin avlusu yağmalanmış mallarla doludur. Aile kendilerine ait olanları alır. Bir traktöre yükler. Kenti terk edeceklerdir. Bırakılan eşyalarda kendilerine ait olmayanlar da vardır. Aile o eşyaları sokağa çıkarıp üzerine şöyle bir not bırakır.
"Bu eşyalar yağmaladığınız diğer ailelere aittir. İmanınız ve vicdanınız varsa bunları da gerçek sahiplerine verin."
Ve doğdukları yerden, bizzat komşuları tarafından öldürülmeyecekleri, talana uğramayacakları bir başka diyara doğru giderler. Geride bıraktıkları evlerini yok pahasına sattıklarını da bir çocuk bile tahmin edebilir.
Kahramanmaraş Sanayi ve Ticaret Odası geçen muharrem ayında bir kardeşlik iftarı verdi. Şu linkteki videoda (http://www.kmtso.org.tr/video_galeri.php?menuID=108)TRT iftarı naklen veriyor. Muharrem orucunun böyle bir iftar açma geleneği olmadığı saçmalığını bir yana bırakarak spikere kulak verebiliriz.
BİLİN Kİ DIŞ MİHRAKLARDIR
Spiker bütün erkâna aynı gayretkeşlikle şu tespiti yapıyor:
"Bütün Maraş burada.. Eğer Maraş'la ilgili bundan sonra olumsuz bir haber kamuya yansırsa, bilinsin ki bu dış mihrakların işidir öyle değil mi?"
Bu saçma tespite oda başkanı dahil olmak üzere herkes katılıyor. Spiker aynı tespiti Alevi Federasyonu Başkanı Selahattin Özen'e de yaptığında "gurk" ettirten bir cevap alıyor. Özen: "İç mihrak, dış mihrak her neyse bunlardan bir kez bile Aleviler galeyana gelmiyor. Sünnilerin buna engel olması lazım." Spikerin tespiti kendisiyle sınırlı değil. Aynı ilin valisi de anma törenlerini hukuksuz olarak engellemesini "geçmişi hatırlamak istemiyoruz" gerekçesiyle açıklıyor.
Ah birisi çıkıp unutmanın yolunun ancak yüzleşmekle mümkün olduğunu bunlara tane tane anlatsa...
Ah birisi, hem de Alevi olmayan bir kent sakini çıksa, bu kentte 36 saat içinde yarısından fazlası 13 yaşın altında yüzlerce insan öldürüldü. Gelin toplu olarak gidenlere bir dua, yapanlara bir ah edelim diye haykırsa.
Ticaret Odası, Maraş'ın biberine gösterdiği vefanın birazını da karnında bebeği ile öldürüldükten sonra eti bir çiğköfte misali ezilen gelini, iftarla değil, mahcup ve sessiz bir yasla hatırlamak ve unutturmamak gerektiğini kavrasa. O vali ve benzerleri bir yas evine müstahdem yapılsa.
Odanın iftarında sofraya bıçak konulmamış. Muharrem orucunu açarken zorunlu bir ritüeldir bu. Su da konulmaz. Sebebi Kerbela masumlarının bedenlerine Muaviye zihniyetinin açtığı yaraları hatırlamaktır. Sofraya konulmayan bıçak 33 yıldır Alevilerin böğründe saplı durmaktadır. 33 yıldır bu yaradan kan akıp durmaktadır. "Hatırlamak istemiyoruz" zevzekliği bu hançeri kanırtıp durmaktadır.
Utanmak yalnız kendi yaptıklarımızla ilgili bir eylem değildir. Bazen yapmadıklarımız da utandırır bizi.
Bütün Maraş bu hançerden utanmadıkça, bu yara şifa bulmayacaktır.
7 Aralık 2011 Çarşamba
Bekir Coşkun: Neresine gireceksiniz muasır medeniyetin?..
Hani bu dönemin Mardin Valisi “Atatürk’ün o dediği ‘muasır medeniyet seviyesine çıkacağız’ sözünü, o seviyeye çıktığımız için artık hiç söylemiyorum” dedi ya...
Deme zaten...
Muasır medeniyetin bir yerine giremezsin...
*
Çünkü:
Önceki gün, Atatürk’ün muasır medeniyet projelerinden birisi olan, Türk kadınının siyasi haklarını kullanmaya başlamasının 77’nci yılıydı...
Fransız kadınlar bu hakları, bizimkilerden 11 yıl sonra elde edebildiler...
İsviçre; kadınlarına o hakları tam 37 yıl sonra verdi...
Cumhuriyet devriminin derdi; eğitimli, bilinçli, özgür, kimlikli, başı dik Türk kadınının, yaşam yolunda her yerde erkeği ile el ele yürümesiydi...
*
Sonra...
Cumhuriyet devrimleri karşısında sinmiş gerici yobaz, başını yavaş yavaş kaldırdı...
Tarikatları, medreseleri, dergâhları, ocakları, hocaları ile geldi karşıdevrim...
Merdiven altlarındaki tarikat yuvaları lüks binalara dönüşürken, manga manga örtülü kızlar muasır medeniyet yerine “kabir azabını” öğrendiler...
Daha yatar yatmaz, maazallah tokmak iniyor insanın kafasına, muasır medeniyete uyarsan...
Kaçamazsın da...
Derken üniversitelerin kapısı açıldı tesettüre, türbana...
Ve bir devlet fotoğrafı kiii...
Muasır medeniyetin Türk kadını ne halde?..
*
Şimdi durum ne hafız?..
Davos Ekonomi Forumu’nun 2011 yılı raporuna göre; Türkiye kadın - erkek eşitliğinde, 150 kadar ülke arasında 122’nci sırada...
2006 yılından bu yana ise...
Tam 16 sıra birden geriledi Türkiye...
*
Hangi muasır medeniyetin üstü?..
Dibe vurdu Türkiye...
Diptesin...
Afrika ülkeleri arasında...
En altta...
*
Muasır medeniyet cipe binmekle olmuyor...
Olsaydı; bizim Behiye muasır medeniyetin üzerindeydi 24 saat...
Berbat ettiniz ya Türkiye’yi...
Bilmiyorum...
Neresine gireceksiniz muasır medeniyetin?..
Deme zaten...
Muasır medeniyetin bir yerine giremezsin...
*
Çünkü:
Önceki gün, Atatürk’ün muasır medeniyet projelerinden birisi olan, Türk kadınının siyasi haklarını kullanmaya başlamasının 77’nci yılıydı...
Fransız kadınlar bu hakları, bizimkilerden 11 yıl sonra elde edebildiler...
İsviçre; kadınlarına o hakları tam 37 yıl sonra verdi...
Cumhuriyet devriminin derdi; eğitimli, bilinçli, özgür, kimlikli, başı dik Türk kadınının, yaşam yolunda her yerde erkeği ile el ele yürümesiydi...
*
Sonra...
Cumhuriyet devrimleri karşısında sinmiş gerici yobaz, başını yavaş yavaş kaldırdı...
Tarikatları, medreseleri, dergâhları, ocakları, hocaları ile geldi karşıdevrim...
Merdiven altlarındaki tarikat yuvaları lüks binalara dönüşürken, manga manga örtülü kızlar muasır medeniyet yerine “kabir azabını” öğrendiler...
Daha yatar yatmaz, maazallah tokmak iniyor insanın kafasına, muasır medeniyete uyarsan...
Kaçamazsın da...
Derken üniversitelerin kapısı açıldı tesettüre, türbana...
Ve bir devlet fotoğrafı kiii...
Muasır medeniyetin Türk kadını ne halde?..
*
Şimdi durum ne hafız?..
Davos Ekonomi Forumu’nun 2011 yılı raporuna göre; Türkiye kadın - erkek eşitliğinde, 150 kadar ülke arasında 122’nci sırada...
2006 yılından bu yana ise...
Tam 16 sıra birden geriledi Türkiye...
*
Hangi muasır medeniyetin üstü?..
Dibe vurdu Türkiye...
Diptesin...
Afrika ülkeleri arasında...
En altta...
*
Muasır medeniyet cipe binmekle olmuyor...
Olsaydı; bizim Behiye muasır medeniyetin üzerindeydi 24 saat...
Berbat ettiniz ya Türkiye’yi...
Bilmiyorum...
Neresine gireceksiniz muasır medeniyetin?..
Bir Yazı Bir Ders ...!=)
Önemli olan, nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğindir.
Her şeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin." der...!
5 Aralık 2011 Pazartesi
Hint felsefesinin 4 kuralı...
KURAL 2: "Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiç bir şey, hem de hiç bir şey yaşadığımız şeyi değiştiremezdi. Yaşadığımızın içindeki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile değiştiremeyiz. 'Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı' gibi bir cümle yoktur. Hayır, ne yaşandıysa, yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır, dersimizi alalım ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de, hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir."
KURAL 3: " İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır.
KURAL 4: "Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir. Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun bu tecrübeyle ileriye doğru bakmak daha iyidir."
1 Aralık 2011 Perşembe
CAHİL İLE DOST OLMA;
İLİM BİLMEZ, İRFAN BİLMEZ, SÖZ BİLMEZ; ÜZÜLÜRSÜN…
SAYGISIZLA... DOST OLMA;
USUL BİLMEZ, ADAP BİLMEZ, SINIR BİLMEZ; ÜZÜLÜRSÜN…
AÇ GÖZLÜ İLE DOST OLMA;
İKRAM BİLMEZ, KURAL BİLMEZ, DOYMAK BİLMEZ; ÜZÜLÜRSÜN,
GÖRGÜSÜZLE DOST OLMA;
YOL BİLMEZ, YORDAM BİLMEZ, KURAL BİLMEZ; ÜZÜLÜRSÜN.
KİBİRLİYLE DOST OLMA;
HAL BİLMEZ, AHVAL BİLMEZ, GÖNÜL BİLMEZ; ÜZÜLÜRSÜN.
UKALAYLA DOST OLMA;
ÇOK KONUŞUR, BOŞ KONUŞUR, KEM KONUŞUR; ÜZÜLÜRSÜN.
NAMERTLE DOST OLMA;
MERTLİK BİLMEZ, YÜREK BİLMEZ, DOST BİLMEZ; ÜZÜLÜRSÜN.
— İLİM BİL, İRFAN BİL, SÖZ BİL.
— İKRAM BİL, KURAL BİL, DOYUM BİL.
— USUL BİL, ADAP BİL, SINIR BİL.
— YOL BİL, YORDAM BİL.
— HAL BİL, AHVAL BİL, GÖNÜL BİL.
— ÇOK KONUŞMA, BOŞ KONUŞMA, KEM KONUŞMA.
— MERT OL, YÜREKLİ OL.
— KİMSENİN UMUDUNU KIRMA.
SEN SENİ BİL; ÖMRÜNCE BU YETER SANA.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

