15 Ağustos 2012 Çarşamba
11 Ağustos 2012 Cumartesi
4 Ağustos 2012 Cumartesi
(Oruçta 61 gün kefaret var mıdır?) Kitap ehli olanlar cennete gidecek mi?
İyi günler. Orucun kasten bozulmasının cezası 60+1 gün müdür? Ben Kuran-ı Kerim’de böyle bir kural görmedim ama İslam’da böyledir deniyor. Bunun kaynağı nedir? Mustafa Can BİLGİN
Elimizdeki çizgilerde kaderimiz yazıyor mu?
Sayın hocam, avuç içimizdeki çizgilere birtakım anlamlar veriyorlar, örneğin bir çizgi varmış evlilik çizgisi. Bu çizgi net ve düzgün ise evleniyormuşsun, eğer net değilse eğimliyse veya bölük pörçükse evlenemiyormuşsun ya da boşanıyormuşsun. Bu yorumların gerekçesi olarak da avuç içimizdeki çizgilerde Allah’ın 99 ismi yazıyor. Bu nedenle yapılan bu yorumlar da doğru deniliyor. Hocam, bu çizgilerin yorumlanması doğru mudur, yani elimizdeki çizgilerde kaderimiz yazıyor mu? Sibel Bayrak
Cevap: Bunların hepsi falcıların uydurdukları hurafelerdir. Böyle şeylere inanmak doğru değildir, Tevhîd inancına aykırıdır. İnsanın kaderini Allah’tan başka kimse bilmez. Kader insanlardan gizlenmiştir. “Hiç kimse yarın ne yapacağını bilemez.” İnsanın evlenip evlenmeyeceğini de sadece Allah bilir. Böyle şeylere inanan insanlar vehimler içinde yüzer, ne yapacaklarını bilemez, kendilerini falcılara teslim ederler. Ayrıca avuç içinde Allah’ın 99 ismi yazıyormuş. O, bazı hurafecilerin çıkarımı. İnsan ilk yaratıldığı zaman Arap rakamları yoktu. Ama avuç içi çizgileri vardı. Bazı insanların ellerinde bu çizgiler belirgin, bazılarında belirsiz. Sağ avuçtaki çizgileri 18, sol avuçtaki çizgileri 81 okumak da avucu size doğru tutmaya göredir. Avucun öbür tarafından bakarsan, 18 rakamı, 71 okunur. Bunlar benzetmeler, hurafelerdir. Kaldı ki Allah’ın 99 ismi olduğu rivayeti de zayıf bir rivayettir. Allah’ın isim ve sıfatlarının sonu yoktur. Bütün evren varlıkları Allah’ın isim ve sıfatlarını yansıtmaktadır.
Kitap ehli olanlar cennete gidecek mi?
Sayın Hocam; sadece sizin kitaplarınızı okuyarak dinimizi öğrenmeye çalışıyorum. Kitabınızı okurken anlayamadığım bir konu var. Kitap ehli olanlardan, ahirete inananlar ve salih amel işleyenler cennete gireceklerdir diye okudum. Buradan şunu mu anlamalıyım? Günümüzdeki Hıristiyanlar Peygamber efendimize inanmasa da bu durumda cennete mi girecekler, yoksa Peygamber efendimiz zamanında yaşayan Hıristiyanlar mı kastediliyor? Bunu öğrenmek istiyorum. Teşekkürler. Hakan Keçecioğlu
Cevap: Bunu daha ne kadar açık yazacağım. Ben söylemiyorum, Kur’ân söylüyor. Kur’ân cennete girmek için üç şart koymuş. Allah’a iman, âhirete iman ve salih amel (eylem, ibadet). İşte Bakara 62, Maide 69. âyetlerin mealleri:
“Şüphesiz inananlar; Yahzdîler, Hıristiyanlar ve Sâbiîler(den) Allah’a ve âhiret gününe inanan ve iyi iş(ler) yapanlara, Rableri katında mükâfât vardır; onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.”
İşte âyette cennete girmek için gerekli olan şartlar ortada. Peygamberlerin görevi insanları kendilerine taptırmak değil, Allah’a taptırmaktır. Peygamberler arasında fark yoktur. Herhangi bir peygambere tabi olup onun buyruğunca Allah’a ve âhirete inanıp Allah’a kulluk eden her salih insan cennete gidecektir. Kur’ân’ın getirdiği mesaj budur. Tabii eğer Peygamberimizi gerçek sıfatıyla duymuş ise en azından onun peygamberliğine de inanması gerekir. Ama kendi dinini terk etmesi şart değildir. Kur’ân kendi dinlerinde oldukları halde Peygamber’in peygamberliğini de kabul eden kitap ehlini övmektedir. İşte bunlardan biri de Habeş Kralı Eshame (Necaşî)dir. Bırakın bu bağnazlığı, başka din mensuplarını cehenneme göndermeyi. Kur’ân’ın mesajına aykırı şeyleri düşünmek günahtır, vebaldir.
Abdest, baş açma ve oje
Hocam merhaba, ben 22 yaşında bir kızım, başım açık. Yetişebildiğim kadarıyla namaz kılmaya çalışıyorum. Evimin çok yakınında bir cami var, bazen orda kılıyorum. Evde abdest alıp başım açık bir şekilde camiye gidiyorum. Abdestim bozulmuş oluyor mu? Bir de oje sürüyorum. Abdest alıp hemen sonra sürüyorum. Yani abdestliyken. Sonra yeniden abdest alacağım zaman çıkarmıyorum. Abdestim geçerli oluyor mu? Şimdiden çok teşekkür ederim hocam. Allah razı olsun. Ezgi Gül
Cevap: Başı açıp kapama size ait bir şey. Ama başı açıp kapama ile abdest bozulmaz. Oje de abdeste ve namaza engel değildir. Böyle kabuk şeylerle kafanızı meşgul edeceğinize gönlünüze Allah aşkını doldurun, aşk ile şevk ile kıldığınız namaz makbuldür. Ama gönülde dünya tutkusu, bin bir meşgale, asıl namazda aranan huzura mani’dir.
Kılınmayan namazların kazası gerekir mi?
Bir soru üzerine uzun yıllar kasten tutmadığı oruçları nasıl telafi edeceğini soran bir bayana verdiğim cevap üzerine N. Ş. isimli okurum, bana, Diyanet’in, kasten kılınmayan namazların kazasının gerektiği hakkındaki fetvasını göndermiş. Tutarsız iddialar, şunun bunun kafasından çıkan düşünceler. Onlara diyorum ki:
Cevap: Ben Kur’ân’dan ve Hadislerden aldığım bilgiyi sunuyorum. Benim kaynağım Kur’ân’dır, sünnettir. Peygamber döneminde kasten namaz kılmayan Müslüman var mıydı? Müslüman olan herkes namaz kılardı. Namazı kasten kılmayan, kültür itibariyle Müslüman’dır ama eylemli Müslüman değildir, yani inancını eyleme geçirmemiş olan Müslüman’dır.
40 yaşında veya 50 yaşında gelip Müslüman olan kişiden, Müslüman olmadığı zamanlarda kılmadığı namazları kaza etmesi istenir mi? Hayır, neden? Çünkü “İslâm olmakla daha önceki hataları silinmiş olur.” İşte mazeretsiz olarak namaz kılmayan, oruç tutmayan insan da bu ibadetleri yapmaya başladığı andan itibaren eylemli İslam’a geçmiş, inancını henüz yeni eyleme geçirmiş olan Müslüman’dır. Yeni Müslüman’ın, daha önce kılmadığı namazları, tutmadığı oruçları kaza etmesi gerekmediği gibi yeni eylemli İslam’a geçmiş olan bu kişinin de bile bile kılmadığı namazları, tutmadığı oruçları kaza etmesi gerekmez. Bunu yıllarca ayrıntılı olarak yazdım, ama kim okur, kim dinler?
Falan veya filan sitelerdeki modası geçmiş rivayetleri aktaranlar ne derlerse desinler. Siz bir de ŞevkânÓ’nin Neylu’l-Evtâr’ına bakın. Fakat ille kılmak istiyorsanız kılın kardeşim, istediğiniz kadar kaza kılın, hesap edin, belki 1000 vakit namazınızı kaza etmeniz gerekir. Eh ne kadar çok kılarsanız o kadar sevabı var. Size kim engel olabilir? Biz sadece dinin özünü anlatmaya çalışıyoruz, sade, hurafesiz dini anlatmaya çalışıyoruz, anlatabildim mi?
Namaz üç vakit midir?
03 Ağustos 2012
Daha önceki bir yazınızda namazı sabah, akşam ve
yatsı namazı olarak 3 vakit yazmıştınız, bu
açıklamanız doğru mudur? Allah razı olsun, Levent
Serdar.
Cevap: Evet, Kur’ân-ı Kerim’de üç namaz vakti
açıklıkla belirtilmiştir. Namaz vakitlerini belirleyen
âyetler şunlardır:
“Güneşin sarkmasından (aşağı kaymasından)
gecenin kararmasına (yatsı vaktine) kadar namaz kıl
ve sabahın Kur’ân’ın(ı, ibadet ve duasın)ı da
(unutma). Çünkü sabah Kur’ân(okuması, duas)ı
görülecek şeydir. Ayrıca sana özgü olarak gecenin bir
kısmında da Kur’ân oku(yup namaz kıl)mak üzere
uyan! Rabbinin seni güzel bir makama ulaştırması
umulur.” (İsra: 50/78-79)
“Gündüzün iki ucunda (sabah, akşam) ve gecenin
(gündüze yakın) sâ‘atlerinde namaz kıl; çünkü
iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, ibret alanlara bir
öğüttür.” (Hud: 52/114)
Kur’ân’da belirtilen namaz vakitleri bunlardır: Yani
gündüzün iki ucu, (sabah ve akşam) ve gece
ortasında seher vakti kılınacak teheccüd namazı. İşte
bu vakitlerde namaz kılmak farzdır. Öğle ile ikindi
namazları Kur’ân ile sabit değildir. Ancak
Peygamberimizin bu namazları da cemaatle
kıldırdığı tevatüren rivayet edilmiştir. Özetle
Kur’ân’da emredilen namazlar üçtür: Sabah, akşam
ve gece namazları. Peygamberimizin ictihadıyla sabit
olan namazlar da öğle, ikindi namazlarıdır, toplamı
beş eder. Başka türlü söyleyenler, Kur’ân-ı kanıtlara
değil, rivayetlere dayanmakta ve bir kısmı da kendini
gösterme hevesindedirler.
Organlar dünyada yapılan hataların izlerini taşır
(‘Bağışlanan organların sorumluluğu kimdedir?’
sorusuna devam...) Organlar, dünya ömründe
yapılan hataların izlerini taşır ve bunları Yüce
Divan’a yansıtır. Yoksa fiziksel bedenin organları
çoktan toprağa karışmıştır. Nitekim çeşitli
nedenlerle eli veya Allah korusun bacağı kesilmiş
olan kimseler, kesilen organının ağrıdığını
hissederler. Çünkü fizik organ bedenden ayrılmış
olsa da ruhsal beden onu kendinde hisseder.
Cehennem ateşinde yanıp dökülen derilerin başka
derilerle değiştirilmesi, ruhsal beden organlarının
yok olmayacağını gösterir. “O âyetlerimizi inkâr
edenleri yakında bir ateşe sokacağız, derileri piştikçe
azâbı tatsınlar diye onlara başka deriler vereceğiz!
Şüphesiz Allah daima üstündür, hüküm ve hikmet
sahibidir.” (Nisa: 56)
Manevi ahvali fizik âlemle karıştırmak, asla bu
âlemle kıyas edilemeyecek olan o mânevi ahvali
dünya varlıklarına benzetmek doğru değildir.
Yalnız şunu da vurgulamak gerekir ki: Ancak beyin
ölümü gerçekleşmiş insanın organı nakledilebilir ve
sağlığında kendisinin muvafakatı ile, şayet
kendisinin bir beyanı yoksa en yakın varislerinin
muvafakatıyla nakil yapılabilir. Ama adam böyle bir
vasiyet etmemişse, sadece beyin ölümüyle onun
organının alınabileceği kanısında değilim.
Ayrıca beyin ölümünün gerçekleştiğinin de kesin
olarak bir doktorlar hey’etince saptanması şarttır.
Yoksa ölmüş gibi görünen kimselerin, gerçekte
ölmeyip sonradan canlandığı da görülen
vak’alardandır. İşte 23.11. 2007 tarihli medyadan
aldığımız bir haber:
ABD’de 21 yaşındaki Zack Dunlap, trafik kazası
sonrası hastaneye kaldırıldı. İki gün yoğun bakımda
kaldıktan sonra “beyin ölümü gerçekleşti” denilen
genç, mucize eseri hayata döndü. Dunlap,
hemşireler ölü bedenini organ bağışı için
hazırlamaya başladığı sırada gözlerini açtı.
Hastaneden bir yetkili: “Hemşire de çok şaşırmış.
Dunlap aniden koluna yapışmış” dedi. Hastayı y
eniden muayene eden doktorlar, gencin bilincinin
açık ve hayatta olduğunu gördü. Yeniden tedavi
altına alan Dunlap’ın sağlık durumunun her geçen
,gün daha iyiye gittiğini belirten ailesi “Bu gerçek bir
mucize” dedi.
Süleyman Ateş/Milliyet
Kaydol:
Yorumlar (Atom)