4 Ağustos 2012 Cumartesi

(Oruçta 61 gün kefaret var mıdır?) Kitap ehli olanlar cennete gidecek mi?



İyi günler. Orucun kasten bozulmasının cezası 60+1 gün müdür? Ben Kuran-ı Kerim’de böyle bir kural görmedim ama İslam’da böyledir deniyor. Bunun kaynağı nedir? Mustafa Can BİLGİN

Cevap: Kasten tutulmayan oruçların ne kazası, ne de kefareti yoktur. 61 gün kefaret meselesi, başlanıp da mazeretsiz olarak bozulan oruçlar hakkındadır. Fakat gerçekte onun da cezası, yine bir gün oruç tutmaktır. Bu husus, bir rivayetin yanlış değerlendirilmesinden doğmuştur. İşin doğrusu ne Kur’ân’da, ne de sağlam hadislerde 60 gün kefaret, bir gün de kaza olmak üzere 61 gün oruç tutma olayı yoktur ve Peygamber kimseye böyle bir emir vermemiş, kimseyi bununla yükümlü kılmamıştır.
Elimizdeki çizgilerde kaderimiz yazıyor mu?
Sayın hocam, avuç içimizdeki çizgilere birtakım anlamlar veriyorlar, örneğin bir çizgi varmış evlilik çizgisi. Bu çizgi net ve düzgün ise evleniyormuşsun, eğer net değilse eğimliyse veya bölük pörçükse evlenemiyormuşsun ya da boşanıyormuşsun. Bu yorumların gerekçesi olarak da avuç içimizdeki çizgilerde Allah’ın 99 ismi yazıyor. Bu nedenle yapılan bu yorumlar da doğru deniliyor. Hocam, bu çizgilerin yorumlanması doğru mudur, yani elimizdeki çizgilerde kaderimiz yazıyor mu? Sibel Bayrak
Cevap: Bunların hepsi falcıların uydurdukları hurafelerdir. Böyle şeylere inanmak doğru değildir, Tevhîd inancına aykırıdır. İnsanın kaderini Allah’tan başka kimse bilmez. Kader insanlardan gizlenmiştir. “Hiç kimse yarın ne yapacağını bilemez.” İnsanın evlenip evlenmeyeceğini de sadece Allah bilir. Böyle şeylere inanan insanlar vehimler içinde yüzer, ne yapacaklarını bilemez, kendilerini falcılara teslim ederler. Ayrıca avuç içinde Allah’ın 99 ismi yazıyormuş. O, bazı hurafecilerin çıkarımı. İnsan ilk yaratıldığı zaman Arap rakamları yoktu. Ama avuç içi çizgileri vardı. Bazı insanların ellerinde bu çizgiler belirgin, bazılarında belirsiz. Sağ avuçtaki çizgileri 18, sol avuçtaki çizgileri 81 okumak da avucu size doğru tutmaya göredir. Avucun öbür tarafından bakarsan, 18 rakamı, 71 okunur. Bunlar benzetmeler, hurafelerdir. Kaldı ki Allah’ın 99 ismi olduğu rivayeti de zayıf bir rivayettir. Allah’ın isim ve sıfatlarının sonu yoktur. Bütün evren varlıkları Allah’ın isim ve sıfatlarını yansıtmaktadır. 

Kitap ehli olanlar cennete gidecek mi?
Sayın Hocam; sadece sizin kitaplarınızı okuyarak dinimizi öğrenmeye çalışıyorum. Kitabınızı okurken anlayamadığım bir konu var. Kitap ehli olanlardan, ahirete inananlar ve salih amel işleyenler cennete gireceklerdir diye okudum. Buradan şunu mu anlamalıyım? Günümüzdeki Hıristiyanlar Peygamber efendimize inanmasa da bu durumda cennete mi girecekler, yoksa Peygamber efendimiz zamanında yaşayan Hıristiyanlar mı kastediliyor? Bunu öğrenmek istiyorum. Teşekkürler. Hakan Keçecioğlu
Cevap: Bunu daha ne kadar açık yazacağım. Ben söylemiyorum, Kur’ân söylüyor. Kur’ân cennete girmek için üç şart koymuş. Allah’a iman, âhirete iman ve salih amel (eylem, ibadet). İşte Bakara 62, Maide 69. âyetlerin mealleri:
“Şüphesiz inananlar; Yahzdîler, Hıristiyanlar ve Sâbiîler(den) Allah’a ve âhiret gününe inanan ve iyi iş(ler) yapanlara, Rableri katında mükâfât vardır; onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.”
İşte âyette cennete girmek için gerekli olan şartlar ortada. Peygamberlerin görevi insanları kendilerine taptırmak değil, Allah’a taptırmaktır. Peygamberler arasında fark yoktur. Herhangi bir peygambere tabi olup onun buyruğunca Allah’a ve âhirete inanıp Allah’a kulluk eden her salih insan cennete gidecektir. Kur’ân’ın getirdiği mesaj budur. Tabii eğer Peygamberimizi gerçek sıfatıyla duymuş ise en azından onun peygamberliğine de inanması gerekir. Ama kendi dinini terk etmesi şart değildir. Kur’ân kendi dinlerinde oldukları halde Peygamber’in peygamberliğini de kabul eden kitap ehlini övmektedir. İşte bunlardan biri de Habeş Kralı Eshame (Necaşî)dir. Bırakın bu bağnazlığı, başka din mensuplarını cehenneme göndermeyi. Kur’ân’ın mesajına aykırı şeyleri düşünmek günahtır, vebaldir.

 

Abdest, baş açma ve oje



Hocam merhaba, ben 22 yaşında bir kızım, başım açık. Yetişebildiğim kadarıyla namaz kılmaya çalışıyorum. Evimin çok yakınında bir cami var, bazen orda kılıyorum. Evde abdest alıp başım açık bir şekilde camiye gidiyorum. Abdestim bozulmuş oluyor mu? Bir de oje sürüyorum. Abdest alıp hemen sonra sürüyorum. Yani abdestliyken. Sonra yeniden abdest alacağım zaman çıkarmıyorum. Abdestim geçerli oluyor mu? Şimdiden çok teşekkür ederim hocam. Allah razı olsun. Ezgi Gül

Cevap: Başı açıp kapama size ait bir şey. Ama başı açıp kapama ile abdest bozulmaz. Oje de abdeste ve namaza engel değildir. Böyle kabuk şeylerle kafanızı meşgul edeceğinize gönlünüze Allah aşkını doldurun, aşk ile şevk ile kıldığınız namaz makbuldür. Ama gönülde dünya tutkusu, bin bir meşgale, asıl namazda aranan huzura mani’dir.

Kılınmayan namazların kazası gerekir mi?
Bir soru üzerine uzun yıllar kasten tutmadığı oruçları nasıl telafi edeceğini soran bir bayana verdiğim cevap üzerine N. Ş. isimli okurum, bana, Diyanet’in, kasten kılınmayan namazların kazasının gerektiği hakkındaki fetvasını göndermiş. Tutarsız iddialar, şunun bunun kafasından çıkan düşünceler. Onlara diyorum ki:

Cevap: Ben Kur’ân’dan ve Hadislerden aldığım bilgiyi sunuyorum. Benim kaynağım Kur’ân’dır, sünnettir. Peygamber döneminde kasten namaz kılmayan Müslüman var mıydı? Müslüman olan herkes namaz kılardı. Namazı kasten kılmayan, kültür itibariyle Müslüman’dır ama eylemli Müslüman değildir, yani inancını eyleme geçirmemiş olan Müslüman’dır.
40 yaşında veya 50 yaşında gelip Müslüman olan kişiden, Müslüman olmadığı zamanlarda kılmadığı namazları kaza etmesi istenir mi? Hayır, neden? Çünkü “İslâm olmakla daha önceki hataları silinmiş olur.” İşte mazeretsiz olarak namaz kılmayan, oruç tutmayan insan da bu ibadetleri yapmaya başladığı andan itibaren eylemli İslam’a geçmiş, inancını henüz yeni eyleme geçirmiş olan Müslüman’dır. Yeni Müslüman’ın, daha önce kılmadığı namazları, tutmadığı oruçları kaza etmesi gerekmediği gibi yeni eylemli İslam’a geçmiş olan bu kişinin de bile bile kılmadığı namazları, tutmadığı oruçları kaza etmesi gerekmez. Bunu yıllarca ayrıntılı olarak yazdım, ama kim okur, kim dinler?
Falan veya filan sitelerdeki modası geçmiş rivayetleri aktaranlar ne derlerse desinler. Siz bir de ŞevkânÓ’nin Neylu’l-Evtâr’ına bakın. Fakat ille kılmak istiyorsanız kılın kardeşim, istediğiniz kadar kaza kılın, hesap edin, belki 1000 vakit namazınızı kaza etmeniz gerekir. Eh ne kadar çok kılarsanız o kadar sevabı var. Size kim engel olabilir? Biz sadece dinin özünü anlatmaya çalışıyoruz, sade, hurafesiz dini anlatmaya çalışıyoruz, anlatabildim mi? 

Namaz üç vakit midir?


03 Ağustos 2012 
Daha önceki bir yazınızda namazı sabah, akşam ve 


yatsı namazı olarak 3 vakit yazmıştınız, bu 


açıklamanız doğru mudur? Allah razı olsun, Levent 


Serdar.



Cevap: Evet, Kur’ân-ı Kerim’de üç namaz vakti 


açıklıkla belirtilmiştir. Namaz vakitlerini belirleyen 


âyetler şunlardır:

“Güneşin sarkmasından (aşağı kaymasından) 


gecenin kararmasına (yatsı vaktine) kadar namaz kıl 


ve sabahın Kur’ân’ın(ı, ibadet ve duasın)ı da 


(unutma). Çünkü sabah Kur’ân(okuması, duas)ı 


görülecek şeydir. Ayrıca sana özgü olarak gecenin bir 


kısmında da Kur’ân oku(yup namaz kıl)mak üzere 


uyan! Rabbinin seni güzel bir makama ulaştırması 


umulur.” (İsra: 50/78-79)

“Gündüzün iki ucunda (sabah, akşam) ve gecenin 


(gündüze yakın) sâ‘atlerinde namaz kıl; çünkü 


iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, ibret alanlara bir 


öğüttür.” (Hud: 52/114)

Kur’ân’da belirtilen namaz vakitleri bunlardır: Yani 


gündüzün iki ucu, (sabah ve akşam) ve gece 


ortasında seher vakti kılınacak teheccüd namazı. İşte 


bu vakitlerde namaz kılmak farzdır. Öğle ile ikindi 


namazları Kur’ân ile sabit değildir. Ancak 


Peygamberimizin bu namazları da cemaatle 


kıldırdığı tevatüren rivayet edilmiştir. Özetle 


Kur’ân’da emredilen namazlar üçtür: Sabah, akşam 


ve gece namazları. Peygamberimizin ictihadıyla sabit 


olan namazlar da öğle, ikindi namazlarıdır, toplamı 


beş eder. Başka türlü söyleyenler, Kur’ân-ı kanıtlara 


değil, rivayetlere dayanmakta ve bir kısmı da kendini 


gösterme hevesindedirler.

Organlar dünyada yapılan hataların izlerini taşır

(‘Bağışlanan organların sorumluluğu kimdedir?’ 


sorusuna devam...) Organlar, dünya ömründe 


yapılan hataların izlerini taşır ve bunları Yüce 


Divan’a yansıtır. Yoksa fiziksel bedenin organları 


çoktan toprağa karışmıştır. Nitekim çeşitli 


nedenlerle eli veya Allah korusun bacağı kesilmiş 


olan kimseler, kesilen organının ağrıdığını 


hissederler. Çünkü fizik organ bedenden ayrılmış 


olsa da ruhsal beden onu kendinde hisseder. 


Cehennem ateşinde yanıp dökülen derilerin başka 


derilerle değiştirilmesi, ruhsal beden organlarının 


yok olmayacağını gösterir. “O âyetlerimizi inkâr 


edenleri yakında bir ateşe sokacağız, derileri piştikçe 


azâbı tatsınlar diye onlara başka deriler vereceğiz! 


Şüphesiz Allah daima üstündür, hüküm ve hikmet 


sahibidir.” (Nisa: 56)



Manevi ahvali fizik âlemle karıştırmak, asla bu 


âlemle kıyas edilemeyecek olan o mânevi ahvali 


dünya varlıklarına benzetmek doğru değildir.

Yalnız şunu da vurgulamak gerekir ki: Ancak beyin 


ölümü gerçekleşmiş insanın organı nakledilebilir ve 


sağlığında kendisinin muvafakatı ile, şayet 


kendisinin bir beyanı yoksa en yakın varislerinin 


muvafakatıyla nakil yapılabilir. Ama adam böyle bir 


vasiyet etmemişse, sadece beyin ölümüyle onun 


organının alınabileceği kanısında değilim.

Ayrıca beyin ölümünün gerçekleştiğinin de kesin 


olarak bir doktorlar hey’etince saptanması şarttır. 


Yoksa ölmüş gibi görünen kimselerin, gerçekte 


ölmeyip sonradan canlandığı da görülen 


vak’alardandır. İşte 23.11. 2007 tarihli medyadan 


aldığımız bir haber:

ABD’de 21 yaşındaki Zack Dunlap, trafik kazası 


sonrası hastaneye kaldırıldı. İki gün yoğun bakımda 


kaldıktan sonra “beyin ölümü gerçekleşti” denilen 


genç, mucize eseri hayata döndü. Dunlap, 


hemşireler ölü bedenini organ bağışı için 


hazırlamaya başladığı sırada gözlerini açtı. 


Hastaneden bir yetkili: “Hemşire de çok şaşırmış. 


Dunlap aniden koluna yapışmış” dedi. Hastayı y


eniden muayene eden doktorlar, gencin bilincinin 


açık ve hayatta olduğunu gördü. Yeniden tedavi 


altına alan Dunlap’ın sağlık durumunun her geçen 


,gün daha iyiye gittiğini belirten ailesi “Bu gerçek bir 


mucize” dedi.
Süleyman Ateş/Milliyet