4 Ağustos 2012 Cumartesi

Namaz üç vakit midir?


03 Ağustos 2012 
Daha önceki bir yazınızda namazı sabah, akşam ve 


yatsı namazı olarak 3 vakit yazmıştınız, bu 


açıklamanız doğru mudur? Allah razı olsun, Levent 


Serdar.



Cevap: Evet, Kur’ân-ı Kerim’de üç namaz vakti 


açıklıkla belirtilmiştir. Namaz vakitlerini belirleyen 


âyetler şunlardır:

“Güneşin sarkmasından (aşağı kaymasından) 


gecenin kararmasına (yatsı vaktine) kadar namaz kıl 


ve sabahın Kur’ân’ın(ı, ibadet ve duasın)ı da 


(unutma). Çünkü sabah Kur’ân(okuması, duas)ı 


görülecek şeydir. Ayrıca sana özgü olarak gecenin bir 


kısmında da Kur’ân oku(yup namaz kıl)mak üzere 


uyan! Rabbinin seni güzel bir makama ulaştırması 


umulur.” (İsra: 50/78-79)

“Gündüzün iki ucunda (sabah, akşam) ve gecenin 


(gündüze yakın) sâ‘atlerinde namaz kıl; çünkü 


iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, ibret alanlara bir 


öğüttür.” (Hud: 52/114)

Kur’ân’da belirtilen namaz vakitleri bunlardır: Yani 


gündüzün iki ucu, (sabah ve akşam) ve gece 


ortasında seher vakti kılınacak teheccüd namazı. İşte 


bu vakitlerde namaz kılmak farzdır. Öğle ile ikindi 


namazları Kur’ân ile sabit değildir. Ancak 


Peygamberimizin bu namazları da cemaatle 


kıldırdığı tevatüren rivayet edilmiştir. Özetle 


Kur’ân’da emredilen namazlar üçtür: Sabah, akşam 


ve gece namazları. Peygamberimizin ictihadıyla sabit 


olan namazlar da öğle, ikindi namazlarıdır, toplamı 


beş eder. Başka türlü söyleyenler, Kur’ân-ı kanıtlara 


değil, rivayetlere dayanmakta ve bir kısmı da kendini 


gösterme hevesindedirler.

Organlar dünyada yapılan hataların izlerini taşır

(‘Bağışlanan organların sorumluluğu kimdedir?’ 


sorusuna devam...) Organlar, dünya ömründe 


yapılan hataların izlerini taşır ve bunları Yüce 


Divan’a yansıtır. Yoksa fiziksel bedenin organları 


çoktan toprağa karışmıştır. Nitekim çeşitli 


nedenlerle eli veya Allah korusun bacağı kesilmiş 


olan kimseler, kesilen organının ağrıdığını 


hissederler. Çünkü fizik organ bedenden ayrılmış 


olsa da ruhsal beden onu kendinde hisseder. 


Cehennem ateşinde yanıp dökülen derilerin başka 


derilerle değiştirilmesi, ruhsal beden organlarının 


yok olmayacağını gösterir. “O âyetlerimizi inkâr 


edenleri yakında bir ateşe sokacağız, derileri piştikçe 


azâbı tatsınlar diye onlara başka deriler vereceğiz! 


Şüphesiz Allah daima üstündür, hüküm ve hikmet 


sahibidir.” (Nisa: 56)



Manevi ahvali fizik âlemle karıştırmak, asla bu 


âlemle kıyas edilemeyecek olan o mânevi ahvali 


dünya varlıklarına benzetmek doğru değildir.

Yalnız şunu da vurgulamak gerekir ki: Ancak beyin 


ölümü gerçekleşmiş insanın organı nakledilebilir ve 


sağlığında kendisinin muvafakatı ile, şayet 


kendisinin bir beyanı yoksa en yakın varislerinin 


muvafakatıyla nakil yapılabilir. Ama adam böyle bir 


vasiyet etmemişse, sadece beyin ölümüyle onun 


organının alınabileceği kanısında değilim.

Ayrıca beyin ölümünün gerçekleştiğinin de kesin 


olarak bir doktorlar hey’etince saptanması şarttır. 


Yoksa ölmüş gibi görünen kimselerin, gerçekte 


ölmeyip sonradan canlandığı da görülen 


vak’alardandır. İşte 23.11. 2007 tarihli medyadan 


aldığımız bir haber:

ABD’de 21 yaşındaki Zack Dunlap, trafik kazası 


sonrası hastaneye kaldırıldı. İki gün yoğun bakımda 


kaldıktan sonra “beyin ölümü gerçekleşti” denilen 


genç, mucize eseri hayata döndü. Dunlap, 


hemşireler ölü bedenini organ bağışı için 


hazırlamaya başladığı sırada gözlerini açtı. 


Hastaneden bir yetkili: “Hemşire de çok şaşırmış. 


Dunlap aniden koluna yapışmış” dedi. Hastayı y


eniden muayene eden doktorlar, gencin bilincinin 


açık ve hayatta olduğunu gördü. Yeniden tedavi 


altına alan Dunlap’ın sağlık durumunun her geçen 


,gün daha iyiye gittiğini belirten ailesi “Bu gerçek bir 


mucize” dedi.
Süleyman Ateş/Milliyet

Hiç yorum yok: