16 Aralık 2012 Pazar

Örtünmeyle ilgili Ayetler ve Uyduruk Hadisler



Edip Yüksel
29 Ağustos 2012
www.19.org


Gerçeği onaylayan erkek ve kadınlar karşı cinsi tahrik etmeyici bir biçimde giyinmeye özen göstermeliler. Gerçeği onaylayan bir kadın, elbisesini bacaklarından aşağı indirmeli (33:59) ve göğsünü örtmeli. Tanrı, bu konuda özellikle esnek bir ifade kullanarak, katı bir ölçü koymayarak, kültüre, zamana ve iklime göre değişebilen; ancak temel prensip olarak, cinsel tacize yol açmamayı hedefleyen bir öğüt vermektedir. Bu öğüdü dinlemeyen kadınların ne zorla örtülmesi, ne devletçe cezalandırılması öğütlenmiştir ne de örtünmedikleri için onların cehennemi dolduracağı bildirilmiştir.
Affedilmeyecek en büyük suç olan şirk çamuru içinde kaşlarına kadar gömülmüş tamamı erkek din adamlarının kadınların giyimi konusunda kılı kırk yarmaları ve Orta Çağ rahibelerinin giysilerini kutsamaları, onların cinsel ve psikolojik problemleriyle ilişkili olabilir mi? Kadınların örtünmesini öğütleyen ayetler kadınları azgın erkeklerin tacizinden korumayı amaçlar. Eteklerini ne kadar uzatacaklarına, göğüslerini kapatıp kapatmayacaklarına kadınların kendisi karar verecektir; erkekler değil.
Gerçeği onaylayan bir kadına, kendisinin ve toplumun huzuru için öğüt vermek ayrı, o kadını zorla çuvala sokmaya çalışmak ayrı. Hele söz konusu öğüdü inanmayan kadınlara da dayatmak haddi aşmaktır.
Kuşkusuz, inançlarından dolayı başlarını örten veya çarşaf giyen kadınların örtülerini zorla açmaya çalışan laik yobazların da şeriatçı yobazlardan pek farkı yok. Örtü konusuna kafayı takıp akıllarını örtmüş olanlar maalesef 7:26 ayetiyle de ayılmıyorlar. Bak 33:55.
En Hayırlı Örtü
7:26-Ademoğulları, size, bedeninizi örtecek ve süsleyecek elbiseler hazırladık. Erdemlilik elbisesi ise daha hayırlıdır. Bunlar, ALLAH‘ın işaretleridir, olur ki öğüt alırsınız.
Mescitlere Temiz ve Güzel Elbiselerinizle Gidin; Obur ve Savurgan Olmayın
7:31-Ademoğulları, mescitlere giderken süsleniniz. Yeyiniz içiniz; ancak oburluk ve savurganlık yapmayınız. O, oburları ve savurganları sevmez.
Erkek ve Kadın İlişkisinde Ölçü ve Örtü
24:30-Gerçeği onaylayanlara, gözlerini sakınmalarını (kadınlara gözünü dikip bakmamalarını) ve iffetlerini korumalarını bildir. Bu, onlar için daha temiz bir davranıştır. Elbette ALLAH yaptıklarından haberdardır.
24:31-Gerçeği onaylayan kadınlara da söyle, gözlerini sakınsınlar, iffetlerini korusunlar ve açıkta olması gereken yerleri hariç, alımlı yerlerini göstermesinler. Örtülerini göğüslerinin üzerine kapasınlar. Vücutlarının alımlı yerlerini kimseye göstermesinler; ancak kocaları, babaları, kocalarının babaları, oğulları, kocalarının oğulları, kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kızkardeşlerinin oğulları, diğer kadınlar, cinsel iktidara sahip olmayan erkek hizmetkarlar ve işçiler ve kadınların cinsel yönlerini henüz anlamayan çocuklar hariç. Gizledikleri alımlı bölgelerini sergilemek/bildirmek için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey gerçeği onaylayanlar, topluca ALLAH‘ a yöneliniz ki başarılı olasınız.
Giyim-Kuşam ve İffetli Davranmak
24:60-Evlenme beklentisi olmayan yaşlı kadınların, alımlı yerlerini açıp saçmamak koşuluyla dış elbiselerini bırakmalarında bir sakınca yoktur. İffetli davranmaları kendileri için daha iyidir. ALLAH İşitendir, Bilendir.
Erkek ve Kadın Beraber Yiyip İçebilirsiniz
24:61-Siz, evlerinizde, babalarınızın evlerinde, annelerinizin evlerinde, kardeşlerinizin evlerinde, kız kardeşlerinizin evlerinde, amcalarınızın evlerinde, halalarınızın evlerinde, dayılarınızın evlerinde, teyzelerinizin, anahtarlarına sahip olduğunuz ve arkadaşlarınızın evlerinde yemenizden dolayı kınanmazsınız. Aynı şekilde kör kınanmaz, topal kınanmaz, sakat ve hasta da kınanmaz. Topluca yahut ayrı ayrı yemenizde de bir sakınca yoktur. Bir eve girdiğinizde ALLAH‘ tan güzel, kutlu bir yaşam dileyerek selamlayınız. ALLAH size ayetleri böyle açıklar ki anlayasınız.
Güzellikleri İlgini Çekse Bile…
33:52-Bunların ötesinde kadınlar sana helal değildir ve eşlerinden herhangi birisini de onlarla değişemezsin. Güzellikleri senin ilgini çekse bile. Ancak sözleşmenle üzerlerinde hak sahibi olduklarınla yetin.ALLAH herşeyi gözetleyendir.
NOT: Haremlik ve selamlık kurumunu ortaçağ ruhbanlarından kopya edenler, Tanrı adına kadınları peçe ve çarşafla örterek kimliklerinden soyanlar bu ayet üzerinde hiç mi düşünmezler?
Görgü ve Adap
33:53- Ey gerçeği onaylayanlar, peygamberin evine, yemeye çağrılmadan girmeyin. Öyle bir çağrıyı da beklemeyin. Çağrıldığınız vakit girebilirsiniz. Yemeği yedikten sonra ayrılıp dağılın. Hadislere (sözlere) dalmayın. Bu durum peygamberi üzüyor; ancak size bildirmekten utanıyordu. ALLAH gerçeği bildirmekten çekinmez. Onun hanımlarından birşey istediğinizde onu bir perde ardından isteyiniz. Bu sizin kalbiniz ve onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır. ALLAH’ın elçisini üzmemelisiniz ve ondan sonra onun eşleriyle asla evlenmemelisiniz, zira bu, ALLAH katında pek büyük birgünahtır.
33:54-Birşeyi açığa vursanız da, gizleseniz de ALLAH herşeyi iyi bilir.
33:55- Babaları, oğulları, kardeşleri, kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, diğer kadınlar ve (kadın) hizmetçileri karşısında (serbest bir biçimde giyinmelerinde) kadınlar için bir sakınca yoktur. ALLAH’ı saysınlar. ALLAH herşeye Tanıktır.
Örtünün Amacı: Kadınların Onurunu Azgın Erkeklerin Sarkıntılıklarından Korumak
33:59-Ey peygamber, hanımlarına, kızlarına ve gerçeği onaylayanların kadınlarına örtülerini üzerlerine salmalarını söyle. Bu, onların (erdemli kadınlar olarak) ayırdedilip hakarete uğramamaları için daha elverişlidir. ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir.
Çarşafa veya Çuvala Girmek
71:7-“Her ne zaman senin onları bağışlaman için onları çağırdıysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına geçirdiler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler.”
Örtü ile ilgili Uyduruk Hadisler
Usame b.Zeyd (r.a) nakletti. Dedi ki: “Resulüllah (s.a.v) Dihye’tül-Kelbi’nin kendisine hediye ettiği mısır kumaşlarından sık dokunmuş bir elbiseyi bana giydirdi bende onu hanımıma giydirdim. Resulüllah (s.a.v) daha sonra bana sordu: ne oldu Mısırdan gelen elbiseyi giymiyorsun? Dedim ki ey Allah’ın resulü ben onu hanımıma giydirdim. Resulüllah (s.a.v) buyurdu ki altına pijama türünden bir şey giymesini ona emreyle. Çünkü ben o elbisenin kemiklerinin hacmini belli etmesinden korkuyorum.” (Ahmet b. Hanbel)
Ibn-i Abbas (r.anhuma)’dan dediki: “Resulüllah (s.a.v) kadınlardan erkeklere benzeyenlere, erkeklerden de kadınlara benzeyenlere lanet etti.” (Buhari 5751, Ebu Davut 4098, Ahmet b. Hambel 3149, Nesei 9161)
“Ümmetimin son dönemlerinde bir takım adamlar olacaktır. Erkekler gibi eğerlerin (bineklerin) üzerine binip cami kapılarına ineceklerdir. Hanımları ise giyinik uryandır, (giyinik çıplaktır), başları üzerinde arık deve hörgücü gibisi vardır.Onlara lanet edin. Zira onlar lanet olunmuşlardır”. (Ahmet b. Hanbel – Müsned 6786, Ibn-i Hibban sahih 5655-7347)
Hz. Âişe’den rivayete göre, bir gün Hz. Ebû Bekir’in kızı Esmâ ince bir elbise ile Allah Resulünün huzuruna girmişti. Resulüllah (s.a.s) ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu: “Ey Esma! Şüphesiz kadın erginlik çağına ulaşınca, onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir.” Hz. Peygamber bunu söylerken yüzüne ve avuçlarına işaret etmişti” (Ebu Davûd, Libâs, 31). “Allah Teâlâ ergin kadınınnamazını başörtüsüz kabul etmez” (İbn Mâce, Tahâre, 132; Tirmizî, Salât, 160; Ahmed b. Hanbel, IV, 151, 218, 259).
“Erkeğin avret yeri göbeği ile diz kapağı arasıdır” (Ahmed b. Hanbel, II, 187). Diz kapağı avret yerindendir” (Zeylai, Nasbu’r-Raye, I, 297).
Sahih-i Müslim’de Ebû Hüreyre (r.a.} tarafından bir rivayette Peygamberimiz, giyindiği halde açık olan, yani ince ve şeffaf elbise ile dolaşan kadınların Cehennemlik olduklarını, Cennetin kokusunu bile alamayacaklarını bildirirler. (Müslim, Libas.-125.)

Buried alive in a black sack.
Harbın oğlu Züheyr bana anlattı:bize Cerir Sehl’den o da babasından o da ebu Hureyre (r.a)’den nakletti. Ebu Hureyre (r.a) dediki:Resulüllah (s.a.v) şöyle buyurdu: Ateşlik iki sınıf insan ki ben onları henüz görmedim. Yanlarında sığırkuyruğu gibi kamçılar olup insanları onlarla döven topluluk ve biride bir takım kadınlar topluluğudur ki bunlar giyinik, çıplaktırlar. Görenleri yoldan saptıran ve kendileri de haktan sapanlardır. Başları bir tarafa sarkandeve hörgücü gibi olacaktır.Bunlar cennete giremeyecekler, kokusu şu kadar! Şu kadar! Yürüme mesafesinden alındığı halde bunlar cennetin kokusunu da bulup alamayacaklardır. (Müslim – sahih bab: libas ve’l- zineh hadis 3971)
Alkame bin Ebi Alkame annesinin şöyle dediğini rivayet eder: “Abdurrahman’ın kızı Hafsa’nın başında, saçını gösterecek şekilde ince bir başörtüsü olduğu halde Hz. Âişe’nin huzuruna girdi. Hz. Âişe başından örtüsünü alarak ikiye katladı, kalınlaştırdı. (Muvatta’, Libas:4)
Hz. Ömer (r.a.) ise, cam gibi şeffaf olmasa da, giyindiği zaman altını iyice belli eden elbisenin kadınlara giydirilmemesi hususunda mü’minlere ikazda bulunmuştur. (Beyhakî. Sünen, 2:235)
İmam Serahsî bu nakilden sonra, kadının giydiği elbise çok ince de olsa yine aynı hükmü taşır, şeklinde bir açıklama getirir. Daha sonra da, “Giyindiği halde açık” olan mealindeki hadisi kaydeder ve şöyle der: “Bu çeşit bir elbise şebeke (ağ) gibidir, örtünmeyi temin etmez. Bunun için yabancı erkeklerin bu şekilde giyinmiş bir kadına bakması helâl olmaz.” (el-Mebsût, 10:155)
“Kadın örtülmesi gereken avrettir. Dışarı çıktığı zaman şeytan ona gözünü diker” (Tirmizî, Radâ, 18). Hz. Âişe (R.anhâ)’dan nakledilen; “Allah Teâlâ erginlik çağına ulaşan kadının namazını başörtüsüz kabul etmez” (İbn Mace, Tahâre, 132; Tirmizî, Salât, 160) hadisi saçları da kapsamına alır.
Hz. Âişe (r. anhâ) ilk başörtüsü uygulamasını şöyle anlatır: “Allah ilk muhâcir kadınlara rahmet etsin onlar; “Baş örtülerini yakalarının üstüne taksınlar…” (en-Nûr, 24/31) ayeti inince etekliklerini kesip bunlardan başörtüsü yaptılar”. Yine Safiyye binti Şeybe şöyle anlatır: “Biz Âişe ile birlikte idik. Kureyş kadınlarından ve onların üstünlüklerinden söz ettik. Hz. Âîşe dedi ki: Şüphesiz Kureyş kadınlarının birtakım üstünlükleri vardır. Ancak ben, Allah’a yemin olsun ki, Allah’ın kitabını daha çok tasdik eden ve bu kitaba daha kuvvetle inanan Ensar kadınlarından daha faziletlisini görmedim. Nitekim Nûr sûresinde “Kadınlar başörtülerini yakalarının üstüne taksınlar…” ayeti inince, onların erkekleri bu ayetleri okuyarak eve döndüler. Bu erkekler eşlerine, kız, kız kardeş ve hısımlarına bunları okudular.Bu kadınlardan her biri etek kumaşlarından, Allah’ın kitabını tasdik ve ona iman ederek başörtüsü hazırladılar. Ertesi sabah, Hz. Peygamberin arkasında başörtüleriyle sabah namazına durdular. Sanki onların başları üstünde kargalar vardı” (Buharî, Tefsîru Sûre, 29/12; İbn Kesîr, Muhtasar, M. Alî, es-Sâbûnî, 7. Baskı, Beyrut 1402/1981, II, 600).
NOT: Eğer ayetteki “Khumurihinne” kelimesi “Başörtülerini” anlamına geliyorsa o zaman mümin kadınların ZATEN BAŞÖRTÜLERİ VARDI DEMEK. Ancak, bu kelimeye yakıştırılan “başörtü” anlamını desteklemek için bu hadisi uyduranların alabildiğine cahil veya geri zekalı oldukları anlaşılıyor.

















Sünnetçiler Çocukları Rahat Bırakın


Kanlı Sünnet veya P ile K arasındaki Fark
Edip Yüksel
18 Mayıs 2012
www.19.org

Taraf Gazetesinin 17 Mayıs 2012 sayılı nüshasında, “Gelin sünnet olalım!” Başlığıyla yayımlanan haberi bir arkadaş bana Facebook yoluyla iletince, bu konuda oluşmuş kanaatimi değiştirebilecek bir çalışma olabilir diye özel ilgi gösterip merakla okudum. Ancak, bunun pek yeni bir şey olmadığını fark ettim.
Sünnetin yararları konusunda yüzyıllar boyunca bir sürü yararlar uyduruldu… Sadece geçmişte uydurulan bu yalanlar listesine bakmak bile bu yeni iddiaya karşı kuşkulu bakmamızı gerektiriyor.
Sünneti HIV için önleyici bir çözüm olarak sunan araştırmaların başındaki adamı merak ettim. Adam Bailey, tıp doktoru değil… Araştırmalarını eleştiren bazı doktorlara göre meğerse sünnet olmuş olan deneklere ayrı ilgi gösteriyormuş. Onlarla periyodik olarak görüşerek cinsel ilişki yaparken kondom kullanmalarını tavsiye edip duruyormuş…
http://www.circleaks.org/index.php?title=Robert_C._Bailey
http://www.circumstitions.com/news/News26.html#trinidad
Konuyu daha iye araştırmalı. Özellikle Bailey adındaki adamın geçmişini, ilişkilerini ve dinini merak ediyorum. Daha iyi araştırmak lazım. Hani bunda kan kokusu var, Batı dünyasında bir hayli etkin olan bir azınlığın davası var…
Sünnetin zararları ile ilgili birçok bilimsel literatür var. Uzman olmayanlar için yazılmış bir özeti ŞURADA bulabilirsiniz. ”Sünnetle ne Kaybedilir?” Başlıklı 20 maddelik bu makale Türkçe’ye de çevrilmiş bulunuyor. Okumak için başlığına tıklayınız. Ayrıca bu konuyla ilgili tıp alanında çalışanlar arasında PSYCHOLOGYTODAY sitesinde güzel tartışmalar var.
MESAJ adlı Kuran çevirimden ilgili ayetin çevirisini ve ondan sonra düştüğüm dipnotu okuyucularınızla paylaşmak istiyorum:
4:119  “Onları saptıracağım, onları kuruntularla oyalayacağım, hayvanların kulaklarını yarmalarını (böylece etlerini haram etmelerini) emredeceğim, ALLAH’ın yaratıklarını değiştirmelerini emredeceğim.” Kim ALLAH yerine şeytanı dost ve egemen edinirse apaçık bir kayba uğramıştır.
NOT: Sünnet denilen merasimle çocukların cinsel organlarını kesenler (Afrika ülkelerinde kız çocuklarının klitorislerini sünnet edip cinsel organlarını parçalayanlar) sağlık açısından gereksiz olan bu ameliyatla hem çocuklara acı çektirmekte ve hem de insanın yaratılışında Tanrı’nın hata yaptığını ima etmektedirler. Kuşkusuz, çocukların düdüllerinin derisi Tanrı’nın yaratılışında bir anomali (bozukluk) değildir; normal bir durumdur.
Sünnetçiler Tanrı’ya karşı meydan okur: “Ey Tanrı, yüce yaratıcı, her şeye gücü yeten ve her şeyi bilen rabbimiz, sen en iyi biçim verensin, evrenin yaratanısın. Ne var ki, ey Tanrı, sen bizim düdüllerimizi yamuk yaratmışsın. Senin işlediğin hatayı usturalar ve makaslarla BİZ düzelteceğiz. Düdüllerden kan akarken ve çocuklarımız çığlıklar atarken senin büyüklüğünü anacağız rabbimiz!”
Erkek ve kız çocukları üzerinde sünneti uygulamak isteyenler sürekli olarak yeni sebepler uydurmaktadırlar. Mastürbasyonu veya cinsel yollarla bulaşan hastalıkları engellemek ilk önerilen sebeplerdi. Daha sonra bunlara birçok sebep daha eklendi: yatağa işemek, kanseri engellemek, AIDS’e karşı korunmak gibi… Ne var ki, tıbbi araştırmalar sünnetin bir yararı olmadığını ve hatta çocuklara dayatılan bu ameliyatın onların psikolojik gelişmelerinde olumsuz etkilere yol açabileceğini göstermektedir. Sünnet sonucu sakatlananların ise sayısı belli değildir.
İşin ilginci, hadis kitapları, Peygamber döneminde müslüman olanların sünnet olduklarına dair hikayeler nakletmeyi unutmuşlardır. Ebu Bekir, Ömer yahut Hamza bugün müslüman olsaydı, bizim müslümanların ilk yapacağı işlerden biri onları bir sünnetçiye teslim ederek cinsel organlarını kana bulamak olacaktı. Sünnilerin kutsal hadis kitaplarından Ahmed B. Hanbel’in Müsnedi, Osman bin el-As’ın sünnet törenine katılmayı reddettiğini ve bunun bir bidat olduğuna inandığını rivayet eder. Ünlü Taberi, Halife Abdul Aziz’in, cizye vermekten kurtulmak için İslam’ı kabul eden Horasanlıların sünnet edilmesi önerisine karşı çıktığını rivayet eder. El-Nevevi, İbn-i Munzir’den alıntı yaparak sünnet etmenin bidat olup olmadığını tartışır. Kısacası, ehl-i Sünnet kaynakları, her şey gibi bu konuda da çelişkilerle dolu.
Sakat doğan çocuklar üzerinde yapılan ameliyatlara ne demeli? Kuşkusuz, bireylerin ve toplumların günahları ve aşırılıkları sonucu, veya bir sınav amacıyla, sakat olarak doğan çocuklar bir anomali olup, ameliyat yoluyla onları Tanrı’nın asıl yaratılışına uygun bir hale sokmak kınanamaz. Ayrıca, “peki tıraş olmanın hükmü nedir?” diye soru yöneltenlere çük kesme ile kıl kesme arasındaki farkı anlatmalı mı bilmiyorum? Muhammed peygamber insanları sünnet etmek için halklara elçi olarak gönderilmedi. Çocuklara karşı işlenen bu suç artık tarihe gömülmeli. Bak 13:8; 25:2; 32:7; 40:64; 64:3; 82:6-9
***
Madem bu konuyu açtınız, sünnet olmak ile tıraş olmaya benzeterek normalleştirmek isteyenlere verdiğim bir cevabı da buraya alıyorum. Hani uygun görürseniz onu da yayımlayabilirsiniz.
P ile K arasindaki Fark
Edip Yuksel
Taşla öldürme cezasının, takke giymenin, peygamberler adına haramlar uydurmanın, mezheplere bölünmenin, teferruatta kılı kırk yarmanın ve daha nice hurafenin Muhammed peygamberden yüzyıllar sonra hadisler yoluyla Yahudilerden ithal edildiğini biliyoruz. Pipi’lerin sünnet edilmesi de büyük olasılıkla hadis uydurma faaliyetlerinin durduğu dönemden sonra mezheplerin fıkıh kitapları yoluyla ithal edilmiştir.
Hadis, sünnet, icma, ve selef gibi kelimelerin Kuran’daki kullanılışlarının kendisine ihanet edenleri ifşa eden müthiş birer gaybi haber olduklarını Mesaj adlı Kuran çevirimde delilleriyle tartışmış bulunuyorum. Kuran’da Allah’ın Sünneti (Allah’ın Yasası) olarak Allah’ın doğaya ve doğamıza koyduğu değişmez yasalar için kullanılan bir ifadeyi erkeklerin cinsel organlarını kesme işi için kullanarak anlamını tahrif ederek aşağılama şeytanlığını gösterenler Allah’ın yaratılışını değiştirme ile ilgili ayetin kapsamına girerler. Allah’ın sünnetine meydan okuyarak, sünnet kelimesini yaratılışı değiştirme eylemine isim olarak kullanmak müthiş bir ironidir.
Ben bu gerçekleri dile getirerek çocukların sünnet edilişine karşı çıkınca Sünnetçilerden olumsuz tepki alıyorum. Kuran’a düzinelerce hadiz ve mezhep kitaplarını ortak koşanların en yaygın itirazlarından biri cinsel organı kıl ile karıştırmaktan kaynaklanır: “Eğer P’yi sünnet etmek yanlışsa o zaman kılları traş etmek de yanlış olmalı” diye itiraz ederler.
Hem P’si ve hem K’s kesilmiş biri olarak bu itirazı kısaca cevaplamak istiyorum. Traş edilen nesne (K) ile sünnet edilen nesne (P) arasında birçok fark vardır. İşte birkaç tanesi:
  1. K ölü hücrelerden oluşur; P ise diri.
  2. K, kökü hariç, DNA içermez; P içerir.
  3. K traştan sonra tekrar büyür; sünnet edilen P tekrar eski haline gelmez.
  4. K’yi traş edenler bunu sevap kazanmak için yapmaz; P’yi sünnetleyenler bunu sevap için, Allah adına peygamber adına yaparlar.
  5. Normal olarak erkek çocuklar hemen hemen K’siz doğarlar; P’siz doğan erkek çocuklar ise anormaldir.
  6. K kesilince kan akmaz; P kesilince akar.
  7. K’yi kesmek genelde sakatlığa yol açmaz; P’si kesilenler bazan sakat kalabiliyor.
  8. K kesilince acı duyulmaz; P kesilince acıdan dolayı bir süre ördek gibi yörünür.
  9. K kesilince davul zurna eşliğinde şölen yapılmaz; P için mahallede yer yerinden oynatılır.
  10. K ergenlik çağından sonra genelde kişinin öz iradesiyle kesilir; P ise genelde daha çocukken babanın ve amcanın zoruyla kesilir.
  11. Kutsallaştırılmış kişilere ait olduğuna inanılan kesilmiş K’ler bazan “Kıl-ı şerif” diye cam mahfazalarda merasimle öpülürek tapılır; kesik P’ler ise şişelerde “Pipi-yi Şerif” diye korunup merasimle öpülmez, tapılmaz.
  12. K kesenlere berber; P kesenlere sünnetçi denir. K’yi kırk yarıp yüzlerce haram uyduran, Ramazan aylarında cam kavanozlarda korunan K’yi şerifleri öpen ve K’yi P ile karıştıran mukallitlere de sünni denir.

11 Aralık 2012 Salı

Necip Fazıl / Uğur MUMCU


 
Necip Fazıl

Necip Fazıl Kısakürek, bir Atatürk düşmanıdır. Bundan hiç şüphe yok..

Kısakürek, 5816 sayılı Atatürk Yasası uyarınca İstanbul Toplu Basın Mahkemesi'nce 8.7.1981 gün ve 1977/137 sayılı kararı ile mahkûm edilmiş; bu karar Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 17.2.1982 gün ve 1982/13 esas ve.1982/786 esas sayılı kararı ile de onanmıştır.

Bir Atatürk düşmanı olan Necip Fazıl, Türkçeyi en iyi kullanan şairlerden biridir. Bundan da herhalde hiç şüphe yoktur.
— Kaldırımlar çilekeş yalnızlığın annesi/Kaldırımlar içimde yaşamış bir insandır/ Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi/Kaldırımlar içimde kıvrılan bir insandır.

İslamcı gençlik, bugünlerde Necip Fazıl'ı anıyor. Toplantılar düzenliyor, yazılar yayımlanıyor.

Herkes, inandığı, sevdiği yazarı, şairi dilediği biçimde anmalıdır. Nâzım Hikmet gibi. Necip Fazıl gibi şairlere artık siyasal koşullandırmalar ile bakmamayı öğrenmeliyiz.

İslamcı gençlik acaba Necip Fazıl'ın Demokrat Parti döneminde Başbakan Adnan Menderes'in emri ile örtülü ödenekten para aldığını bilir mi?

Nereden bilecek? Bilmez.

Eski Başbakanlardan Menderes, 27 Mayıs 1960 ihtilâlinden sonra İstanbul'da Yassıada'da kurulan Yüksek Adalet Divanı'nda örtülü ödenek davası nedeniyle, de yargılanmış ve mahkûm olmuştu.

Bu örtülü ödenek davası tutanaklarının 92'nci maddesini açıp, Necip Fazıl'ın örtülü ödenekten aldığı paraları kendi tanıklığı ile kanıtlayalım:

Divan Başkanı Salim Başol sorar:
— Bu yazılardan dolayı birçok çek almışınız. Yazı yazmak bu şekilde olmaz.

Necip Fazıl yanıtlar:
— Benim sekiz seneyi bulan, devre devre aldığım paralar vardır. Bu kemiyetten ziyade keyfiyet meselesidir. Bu yazıları niçin yazmış olduğumu söyleyim.
— Adnan Menderes ile ilk temasım 1951 senesinde İzmir'de oldu. İzmir'de verdiği bir beyanat ile başlar Çünkü ben o zaman muhaliftim. Zatıaliniz bana bir dava dolayısıyla 15 dakikada beraat kararı verdiniz. Adaletin ulvi simasını ben o zaman sizde gördüm. Şimdi muayyen maksadı takip eden...

Başol, yeniden sorar:
— Malûm, beyanından bahsettiniz. Bu ne idi? Necip Fazıl:
— Bu İzmir'de Müslümanlara karşı olan beyanı idi. C zaman, ümidimizin mihrakı olarak gözümüze Adnan Menderes'i getirdik.

Başol:
— Bundan da din istismarcılığı çıkıyor. Zaten hakkınızdaki iddialardan biri de o..

Necip Fazıl:
— Samimi bir adam istismarcı olmaz. Sarfıimi olan her şeye istismardır demek mümkündür. Malûmualiniz, Adnan Bey o zaman, kendisini bir ümit olacak gösterdi ve biz kendisinde böyle bir hedef gördük, ilk temasım 1952 senesinde oldu. Ankara'ya giderek evvelâ Tevfik İleri ile temas ettim. Tavassut eden, başta, ortada, sonra fikir arkadaşlığını kaybettiğim ve çok yakınlık hissettiğim Tevfik İleri'dir. Temas ettim ve 1952'de günlük Büyük Doğu'yu kurdum. Bana edilen yardımlar üç safha arzeder. Biri 1952 başından sonuna kadar çıkan Büyük Doğu Gazetesi devresi, 1956'daki günlük gazete devresi ve ondan sonra da hiçbir organım olmadan bana peşin paralar halinde yardımlar..

Necip Fazıl, iyi bir şair.. Hiç şüphe yok.. Necip Fazıl, bir Atatürk düşmanı..

Buna da hiç şüphe yok.. Necip Fazıl, örtülü ödenek kasasına bağlanmış bir İslamcı şair!.. Bundan da hiç şüphe yok..

Yap dini yayın.. Al paranı.

Dünden bugüne değişen ne ki?

Yalnızca "kaldırımlar"!

Uğur MUMCU - Cumhuriyet, 12 Mayıs 1987

ÇİN'Lİ BİLGELERDEN


6 Aralık 2012 Perşembe

YILLAR YILI İNANMADAN ÖVÜNDÜK:


YILLAR YILI İNANMADAN ÖVÜNDÜK: 
- YERYÜZÜNÜN EN BÜYÜK MİLLETİ BİZİZ, DEDİK. İLK İNSAN DA TÜRK’TÜ DEDİK.
SONRA HIZIMIZI ALAMADIK:
- BÜTÜN İNSANLAR DA ASLINDA TÜRK’TÜR, DEDİK.
TARİHİ, ASLANLARA BENZETTİK, ÜSTÜNE ÇIKTIK, YELESİNİ TUTTUK:
- HEY BİZİ TANI, BİZ SENİN SAHİBİNİZ,
DEDİK.
ATALARIMIZA ALTAYLAR’DAN OK ATTIRDIK. OKLARI OKYANUSA DÜŞÜRTTÜK. VELHASIL BİR ŞEYLER SÖYLEDİK İŞTE... BÜTÜN BU ÖVÜNMELER NEYİ HALLETTİ BİLMİYORUM. HALA DÜNYADAKİ EN CAHİL ON MEMLEKETTEN BİRİYİZ.
ÇETİN ALTAN - MilliyetYILLAR YILI İNANMADAN ÖVÜNDÜK:

- YERYÜZÜNÜN EN BÜYÜK MİLLETİ BİZİZ, DEDİK. İLK İNSAN DA TÜRK’TÜ DEDİK.

SONRA HIZIMIZI ALAMADIK:

- BÜTÜN İNSANLAR DA ASLINDA TÜRK’TÜR, DEDİK.

TARİHİ, ASLANLARA BENZETTİK, ÜSTÜNE ÇIKTIK, YELESİNİ TUTTUK:


- HEY BİZİ TANI, BİZ SENİN SAHİBİNİZ, DEDİK.

ATALARIMIZA ALTAYLAR’DAN OK ATTIRDIK. OKLARI OKYANUSA DÜŞÜRTTÜK. VELHASIL BİR ŞEYLER SÖYLEDİK İŞTE...


BÜTÜN BU ÖVÜNMELER NEYİ HALLETTİ BİLMİYORUM.

HALA DÜNYADAKİ EN CAHİL ON MEMLEKETTEN 

BİRİYİZ.

ÇETİN ALTAN - Milliyet