30 Temmuz 2013 Salı

AKP’nin gerçek ve sanal ekonomi yönetimi başarısındaki kilit faktörler nelerdi?


Ülkemizde ekonomi yönetimiyle ilgili başarı göstergesi olarak aşağıdaki 10 temel rakama bakılır:
  1. Enflasyon oranı
  2. Faiz oranı
  3. Dolar/TL kuru
  4. Borsa endeksi
  5. Cari açık/GSYH oranı
  6. Bütçe açığı/GSYH oranı
  7. İşsizlik oranı
  8. Kişi başına düşüne gelir
  9. Büyüme oranı
  10. Toplam dış borç

Sırasıyla bakalım:
AKP 3 Kasım 2002 seçimlerinde tek başına iktidar oldu. Recep Tayyip Erdoğan 15 Mart 2003 tarihinde başbakan oldu. AKP'nin Başbakan Erdoğan başkanlığındaki ilk yılı olan 2003 yılı sonunda enflasyon oranı (TÜFE) yüzde 18.4’tü. 2004 yılı sonunda yüzde 9.3, 2005 yılı sonunda yüzde 7.7, 2012 yıl sonunda yüzde 6.6 oldu.
Evet resme bakınca enflasyon oranında bir başarı olduğu görülüyor. Bunun hem gerçek, hem de sanal bir başarı olduğunu açıklayarak devam edelim:
Hatırlayın, ülkemizde 14 Nisan 2001 tarihinde dönemin Ekonomiden Sorumlu Devlet BakanıKemal Derviş tarafından 4 ana bölüm ve 75 maddeden oluşan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı (Program) açıklanmıştı. Bu program 19 Şubat 2001 krizine kadar (O gün G-20 İstanbul Merkez Bankası Başkanları ve Maliye Bakan Yardımcıları Zirvesi için Hyatt Regency otelindeydik) birikmiş ve ülkeyi sürekli krizlere sokan pek çok soruna, uzun vadeli ve büyük ölçüde tutarlı bir çerçevede çözüm arıyordu. Program, AKP iktidarının ilk yılında meyvelerini vermeye başlamıştı. Misal: Şubat ayında büyük bir kriz yaşadığımız 2001 yılı sonu itibariyle enflasyon oranı yüzde 68.5’di. Program sayesinde ertesi yıl, yani 2002 yılında yüzde 29.7’ye inmişti.
Sonraki yıllarda AKP iktidarı Programdan vazgeçmeyi düşündü (AKP iktidarının pek yakışıklı ve ailece pek uyanık Maliye Bakanı Kemal Unakıtan tarafında görevden alınan ilk bürokrat olarak alternatif bir program geliştirmek için bürokrasi de yoğun mesailer harcandığını yakından biliyorum). Ancak buna cesaret edilemedi. Çünkü asker, AKP iktidarından çok rahatsızdı ve sürekli olarak hükümete "ayar" vermeye çalışıyordu. Şunu da hatırlayın: Dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal “nasıl olsa ekonomi yönetiminde başarısız olur, giderler” beklentisiyle, siyasi yasaklı olan Recep Tayyip Erdoğan’a başbakanlık yolunu açan haksız ve hukuksuz yasağı kaldırmayı kabul etmişti.
Malum Merkez Bankası, 1211 sayılı yasası gereği fiyat istikrarını sağlamakla görevlidir. Dönemin Hazine Müsteşarı Faik Öztırak ile Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçtive yardımcıları, Program dizaynı ve uygulamasında çok yoğun emek harcadılar. AKP iktidarı döneminde Hazine Müsteşarlığı’na ilk ve son atama 2003 yılında yapıldı. Atanan isim Faik Öztırak'ın DPT'den ekip arkadaşı olan ve BDDK'ya daire başkanı olarak transfer ettiğiİbrahim Çanakçkı'ydı. Serdengeçti ve ekibi ise 2006 yılına kadar görevde kaldılar ve zaman zaman dönemin Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan’a karşı, yaptıklarının doğruluğu konusunda ısrarcı oldular ve Merkez Bankası’nın bağımsızlığını savundular. Bu ekibin görevi bıraktığı 2006 yılı sonu itibariyle yıl sonu enflasyon oranı yüzde 9.6’ydı.
Enflasyon oranının düşürmek konusunda AKP iktidarının başarı hanesine yazılacak olan şey, dönemin Merkez Bankası’nın IMF destekli Program’a sadık politikalar izlemesine rıza göstermesidir.
Malum, Enflasyon Hedeflemesi’nde Merkez Bankası kısa vadeli faiz oranıyla oynayarak cari enflasyon oranını hedef enflasyon oranına yakınlaştırmaya çalışır. Bizim Merkez Bankası faiz oranının yanı sıra döviz kurunu da aracı araç değişken olarak kullanıyor. Çünkü ithal girdi maliyetleri dolar cinsinden sabit kalsa dahi TL değer kaybettikçe TL cinsinden çıktı fiyatları artmak zorunda kalıyor (maliyet enflasyonu); bu da cari enflasyon oranının hedef enflasyondan sapmasına yol açıyor.
Peki dolar kurunun ve faiz oranlarının aşağıya inmesinde etkili olan şey neydi?
Hiç sır değil! 11 Eylül saldırısı sonrasında ABD Merkez Bankası Fed dünyayı dolara boğdu. Herşey yükselen fiyatlarla çok daha çabuk alınır – satılır oldu. 2008 krizine kadar tüm dünya çok hızlı büyüdü. Hatta ortaya BRICS denilen bir grup çıktı. Kriz sonrasında diğer majör merkez bankaları da para basmaya başladı. Artan para bolluğundan ülkemiz de sebeplendi. Dışarıda neredeyse sıfır getirisi olan yabancı para ülkemize bolca geldi. Göreli olarak yüksek reel faizden, kurun yükselmesini önleyici dış konjonktür ve Merkez Bankası politikalarından dolayı, enflasyon oranımızdaki artış, dolar kuruna yansımadı ve TL uzunca bir süre çok değerli kaldı. Hatta bir ara 1 dolar 1 TL olacak türü tahminler yapıldı. Aşağıda göreceğimiz gibi bu gelişme cari açıkta büyük bir artışa yol açtı.
Enflasyon hedeflemesinde araç değişken olarak kullanılan faiz ve aracı araç değişken olarak kullanılan dolar kuru olumlu konjoktürün etkisiyle düşünce, enlasyon da düştü.Hatırlayın Merkez Bankası’ndan faiz düşüşü beklentisi oluştukça yabancılar tahvil almak için dolar bozduruyor ve TL değer kazanıyordu. Yani önce söylenti üzerine kur düşüyor, sonra Merkez Bankası faiz indiriyor, sonra da enflasyon oranı düşüyordu.
Eski adıyla İMKB yeni adıyla Borsa İstanbul 100 Endeksi 2002 yılı sonunda 10,370’ti. 12 Nisan 2013’te tarihi zirvesi olan 93,178’ü gördü. Çünkü Başbakan TL namusumuzdur diyor, sonra da faiz sebep enflasyon neticedir diyerek, Merkez Bankası’na faizleri indir talimatı veriyordu.
Henüz Fed’in politika değişikliğiyle ilgili ipucu vermekten uzak olduğu ve TL faiz oranlarının aşağıya doğru inme potansiyelinin olduğu o günlerde bu söylem, dışarıda getiri elde edemeyen portföy yatırımcıları için bulunmaz fırsatlar sunuyordu. Faiz oranları düştükçe şirket değerleri artıyor, bankalar kar yazıyor ve İMKB zirve yapıyordu (Bir şirketin değerinin ileride yaratacağı serbest nakit akımlarının bugünkü değeriyle ölçüldüğünü hatırlatalım). Faiz oranları düştükçe, biz rezervlerimizle övünüp, Başbakan da “faiz lobisine” davetiye çıkaran saptamalar yaptıkça, "el-alem" Hazine kağıtlarını ve İMKB hisse senetlerini kapışıyor ve böylece cari açığın finansmanı sorununu kale alınmıyabiliyordu.  
Cari açık/GSYH oranı 2002 yılında yüzde 1’in altındaydı. 2012 sonu tibariyle bu oran yüzde 6’ya çıktı. Çünkü ihracatla ilgili olumlu reel performansa rağmen TL’nin değerli kalması nedeniyle cari açık oranı çok ciddi bir şekilde yükseldi. 2011 yılında bu oranın yüzde 10’açıktığı unutulmamalı. 1 Haziran 2001 günü 1,5816 olan Merkez Bankası dolar kuru; cari açık oranındaki artış beklentisiyle artmaya başladı ve 30 Aralık günü 1,8876 TL’ye çıktı. Yani altı ay içinde TL dolara karşı yaklaşık yüzde 20 değer kaybetti.
Bütçe açığının GSYH’ya oranında da bir başarı hikayesi vardır. AB sürecine dayanılarakvesayet rejimiyle mücadele edilirken Programda öngörülen sıkı maliye politikasına devam edildi. Ancak unutulmamalıdır ki, TL’nin değerli olması nedeniyle artan ithalat miktarı (yükselen cari açık oranı) ithalde alınan KDV ve ÖTV’nin artmasına yol açıyor; bu da mali disiplineuyumu kolaylaştırıyordu.
Kriz öncesinde (2001 yılında) işsizlik oranı yüzde 6,6’ydı. 2002 yılında yüzde 10,3, 2012 yılındaysa yüzde 9,2 oldu. İşsizlik oranı 2001 krizi öncesi rakamdan halen 2,6 puan yüksektir. Ortada işsizlikle mücadelede bir başarı hikayesi bulunduğunu söylemek mümkün değildir.
Kişi başına düşen gelir 2001 yılında 3.492 dolardı. 2012 yılındaysa 10.504 dolara çıktı. Bu yükselişin sebeplerine dair daha önce defalarca yazılar yazıldı. Biz de 2023 hedefleriyle ilgili yazılarımızda bundan bahsettik. TL değerli olduğu için dolar cinsinden kişi başına düşen gelir rakamı, olması gerekenden çok daha yüksek çıktı. AKP iktidarı döneminde büyüme oranıortalama yüzde 5,2 oldu. Önceki 50 yılın büyüme ortalamasıysa yüzde 4,5’ti. Büyüme oranıyla ilgili bir başarı hikayesi vardır, ancak böbürlenecek kadar değil.
Yüzde 5,2 oranında büyüme oranının kişi başına düşen gelirde bu kadar yüksek bir artış yapması matematik olarak imkansızdır. Kişi başına düşen gelirdeki artış sanaldır ve nedeni Türkiye’deki fiyat artışlarının kur artışına yol açmamasını sağlayan likidite koşulları ve faiz lobisinin isteklerine uygun söylemler ve Merkez Bankası politikalarıdır. Tahminimiz odur ki, enflasyon oranındaki artış Dolar /TL kuruna yansısaydı, olması gereken kişi başına düşen gelir rakamı 2012 sonu itibariyle 6 bin dolara yakın çıkardı.
Toplam dış borç tutarı itibariyle vaziyet oldukça vahimdir. 2002 yılı sonu itibariyle129.6 milyar dolar olan Türkiye’nin toplam dış borcu, 2012 yılı sonunda 336.9 milyar dolara çıktı. Artışın kaynağı özel sektörün borçluluk oranındaki yüzde 425’lik artıştır. Bu artışın da da arkasında AKP iktidarının yaptığı başta enerji olmak üzere büyük özelleştirme ihaleleri vardır (Kur hedgi ve faiz swapı yapmamış şirketlerin ekonomi için nasıl büyük bir tehlike yarattığını varın siz düşünün).
Evet 10 kategori itibariyle sanal ve reel başarı hikayesinin arkasında yatan politikalar ve mekanizmalar özetle böyle. Bu arada Türkiye’nin yatırım yapılabilir ülke notu aldığını; not artışının önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi, hem Fitch, hem de Moody’s’in daha önce not artırımı için dile getirdikleri ön koşullara uyulması üzerine gelmediğini de hatırlatalım. Not artışlarının nedeni bize göre Çözüm Süreci’nin başlatılmasıdır.
Evet, ortada çok da övünülecek reel bir ekonomik başarı yoktur. Başarı diye gösterilen şeyin önemli bir kısmı Fed’in tahvil alım programına son vermeye ve bilahere faiz artırımına başlamasıyla daha iyi anlaşılaşacak olan sanal bir başarıdır. İşte o gün geldiğinde, her zaman önümüze engel çıkaran ve bizi hep dışarıya bağımlı yapan cari açık sorununu çözmek için gerekli olan yapısal dönüşümü yapmayı kolaylaştıracak olumlu konjonktürü, nasıl heba ettiğimiz daha iyi anlaşılacaktır.

Zekat ve sadaka yardım değil; fakirin zengin malındaki hakkıdır.


Millete cin-peri masalları anlat "ulan ne derin hocaymış" derler. Bir süre sonra yoksullarla eşitlenin de"hoca ne zaman GOMİNİST"oldu derler. Allah-kitap-sünnet herşey güzel ta ki maldan-mülkten vaz geçin diyene kadar. Adamı bir anda kafir/gominist ilan ederler...Kuran ihtiyaç fazlasını yoksullarla paylaşın ve eşitlenin dedikçe, bunlar 40/1 veriyoruz ya.! Sen alimlerden dahamı iyi biliyorsun diyorlar.Mallarını paylaşıcaklar diye ödleri patlıyor. Her şeyi söyle yaparız ama canımızı al malımıza dokunma akaidine secde etmişler..Kefenin cebi yok ne de olsa, doldurun bakalım, ne zamana kadar dolduracaksanız...

Zekat ve sadaka yardım değil; fakirin zengin malındaki hakkıdır.

DİYANETİN BÜTÇESİ


Kapitalizmle Mücadele Derneği

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 2013 bütçesinden aldığı pay 4 milyar 604 milyon liraymış. Bu yıl fazladan 3800 görevli de kadroya alınmış. Diyanet İşleri Başkanlığına aktarılan bütçe kaynakları, hâlen 11 bakanlığa tahsis edilen bütçenin üzerindeymiş.
Diyanete tahsisli her 5 yeni kadrodan ortalama 3'ü İçişleri, Milli Eğitim, Başbakanlık ve bağlı kurumlar, üniversiteler, TRT başta olmak üzere, diğer kamu kurumlarına atanıyormuş. Diyanet kadrolarına atanan personel, yatay geçişle, daha yüksek KPSS puanı, uzmanlık ve ihtisas gerektiren, bürokrasi, ekonomi ve güvenlik birimlerinin kilit noktalarında görevlendiriliyormuş.
Memlekette yeterli doktor kadrosu yok, öğretmen kadrosu yok, imam kadrosu mâşallah. Bizi bunlar tedavi edecek ve eğitecek zaar.
Sanırsın camilerde aç doyuruluyor ve yoksulluk kalıcı olarak ortadan kaldırılıyor. Bunların millete öğrettiği İslâm'ın hayatta bir karşılığını da göremiyoruz çok şükür. Ortalık aç ve muhtaçtan geçilmiyor.
Cenâb-ı Allah'ın, Kur'ân'ı Kerîm'de lânet ettiği anlayışlardan birisi de bu değilse nedir ?

28 Temmuz 2013 Pazar

İNSAN MUHAMMED, RESÛL MUHAMMED, MÜCÂHÎD MUHAMMED...


İNSAN MUHAMMED, RESÛL MUHAMMED, MÜCÂHÎD MUHAMMED...
(O'NA BİNLERCE KEZ SELÂM OLSUN)
- Babasız bir hayata doğdu.
- Annesini yitirdi.
- Zengin bir ailenin çocuğu olmadığı için güçlükle bir süt anne bulundu.
- Bakımını üstlenen dedesini yitirdi.
- Yine bakımını üstlenen amcasını yitirdi.
- Çobanlık yaptı.
Bütün bunlar sadece 12 yaşına kadar yaşadıklarıydı...
- Geçimini sağlamak için, şehir şehir, ülke ülke yıllarca dolaştı,
- Bir ailenin geçimini sağlayacak kadar kazancı olmadığından, 25 yaşına gelmesine karşın evlenemedi.
- 40 yaşından sonra çocuklara ve kölelere taşlatıldı,
- Namaz kılarken başından aşağı deve işkembesi boşaltıldı.
- Yaşadığı yerden zorla uzaklaştırıldı.
- İlk 5 yıl yaptığı tebliğin karşılığında, yalnızca bir avuç insan ona güvenip yanında yer aldı.
- 5 evladını yitirdi.
- Toplumunun, ''en güvenilir insan (el-emin)'' dediği bir saygınlıktayken, mecnûn (aklını kaybetmiş, cin çarpmış) diye isim takılıp alay edilir hâle geldi.
- Defalarca kez Allah yolunda savaşmak zorunda kaldı. Bu uğurda yaralandı. Bir çok arkadaşı gözlerinin önünde yaşamını yitirdi.
- Karnı taş bağlamışçasına aç kaldı.
- Öldüğünde sırtındaki ceketi hariç mülkü yoktu.
- Yıllarca çalışmaktan elleri nasır tutmuştu.
- Bulunduğu ortama onu tanımayan yeni birisi geldiğinde, ''Hanginiz Muhammed ?'' sorusunu sorduracak kadar halktan birisi gibi davranıyordu.
- Karşısında titreyen halktan yoksul birine, ''Neden karşımda titriyorsun ? Ben Kureyş'te, yiyecek bir şey bulamadığında kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum'' dedi.
- Kararlarını şûra ile alırdı ve alınan karar kendi fikri olmasa da uyardı.
- İnsanlığı,
De ki: "Ey insanlar ! Ben sizin üstünüze Allah'ın resulüyüm. Göklerin ve yerin mülkü o Allah'ındır. İlah yoktur O'ndan başka. O diriltir, O ölüdürür. O halde Allah'a ve resulüne iman edin; Allah'a ve onun sözlerine inanan o ümmi peygambere iman edip uyun ki, doğruya ve güzele ulaşabilesiniz." (A'RÂF 158) diyen Allâh'ın sözleriyle uyarmak için yaşadı ve öldü.
O, Allâh'ın insanlığa ''Biz seni ancak âlemlere bir rahmet olarak gönderdik'' dediği kulu ve elçisiydi.


Mezar başında ölüye yapılan telkın:

On'uncu Köy
Mezar başında ölüye yapılan telkın:

Uydurma rivayetlere göre Münker ve Nekîr kabire gelecek, ölmüş olanın ruhu kabirde cesede girecek ve Münker ve Nekîr sorgu soracakmış kabirdeki kişi dışarıdakilerin ayak seslerini de duyuyormuş ya! O zaman mevtaya kopya vermek pek de hoş olur! Sevinir garip!

İmam dikilir kabrin başına:

“Ey Ayşe oğlu/kızı Ahmet/Fatma! Hatırla sen artık dünyadan gittin, sorulan sorulara doğru cevap ver! … Rabbim, Allah’tır de! Nebim Muhammed’dir de! Dînim İslam’dır de!

Not. Telkinde baba adı yerine ana adının kullanılması, İsa As.’a hürmetenmiş. Onun babası olmadığından sanki mübarek eksiklenecek! Bu telkin Arapça yapılır: “ üzkürü/üzküri-l ahdellezi……” diye. Ölü Arapça’dan çakar mı, kopyayı alır değerlendirir mi! Ne dersiniz?

Sanki “Hababam Sınıfı” piyesi oynuyor!!! Kur’ân’a bakalım, halimizi, tavrımızı tartalım. Ölüler işitmezler:

Şüphesiz ki sen, ölülere dinletemezsin ve arkasını dönüp kaçtıkları zaman sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.(Neml/ 80)

Ölüler ve diriler de eşit olmaz. Şüphesiz Allah, her dilediğine/dileyene işittirir. Sen ise kabirlerdeki kişilere işittiren biri değilsin. Sen sadece bir uyarıcısın.(Fatır/ 22)

Peki bu saçmalıkların din adına yapılması niye? Kim soktu bunları bu yüce dîne?

Mezar başında ölüye yapılan telkın:
Uydurma rivayetlere göre Münker ve Nekîr kabire gelecek, ölmüş olanın ruhu kabirde cesede girecek ve Münker ve Nekîr sorgu soracakmış kabirdeki kişi dışarıdakilerin ayak seslerini de duyuyormuş ya! O zaman mevtaya kopya vermek pek de hoş olur! Sevinir garip!
İmam dikilir kabrin başına:
“Ey Ayşe oğlu/kızı Ahmet/Fatma! Hatırla sen artık dünyadan gittin, sorulan sorulara doğru cevap ver! … Rabbim, Allah’tır de! Nebim Muhammed’dir de! Dînim İslam’dır de!
Not. Telkinde baba adı yerine ana adının kullanılması, İsa As.’a hürmetenmiş. Onun babası olmadığından sanki mübarek eksiklenecek! Bu telkin Arapça yapılır: “ üzkürü/üzküri-l ahdellezi……” diye. Ölü Arapça’dan çakar mı, kopyayı alır değerlendirir mi! Ne dersiniz?
Sanki “Hababam Sınıfı” piyesi oynuyor!!! Kur’ân’a bakalım, halimizi, tavrımızı tartalım. Ölüler işitmezler:
Şüphesiz ki sen, ölülere dinletemezsin ve arkasını dönüp kaçtıkları zaman sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.(Neml/ 80)
Ölüler ve diriler de eşit olmaz. Şüphesiz Allah, her dilediğine/dileyene işittirir. Sen ise kabirlerdeki kişilere işittiren biri değilsin. Sen sadece bir uyarıcısın.(Fatır/ 22)
Peki bu saçmalıkların din adına yapılması niye? Kim soktu bunları bu yüce dîne?

65 yaş aylığına hücum!



Yaşlılık aylığı olarak bilinen  65 yaş aylığında önemli bir değişikliğe gidildi. Muhtaç sayılma kriteri değiştirilerek 65 yaş aylığının kapsamı genişledi. Meclisten geçen torba kanun sonrası daha fazla kişiye 65 yaş aylığı bağlanması mümkün olacak. Şu ana kadar aylık geliri 124 TL’nin altında olanları kapsayan bu aylıkta yeni muhtaçlık sınırı asgari ücretin 3’te 1’i yani 243 TL olarak uygulanacak. Böylece yeni düzenlemeyle hane içinde kişi başı ortalama aylık gelirin üst sınırının yükseltildiği ve bu nedenle daha fazla kişinin 65 yaş aylığından yararlanabileceği görülüyor.

Aylık maaş 130 TL
Şu anda yaşlılık aylığından 666 bin kişi yararlanıyor. 2013’ün Temmuz-Aralık dönemi için yaşlılık aylığının tutarı aylık 130.6 TL. Bu kişilere 3 ayda bir maaş ödemesi yapılıyor. 2013’ün ilk üç ayında bu kişilere toplamda aylık 251 milyon TL ödeme yapıldı. Düzenleme sonrası bu rakamın önemli ölçüde artması ve 1 milyon kişinin 65 yaş aylığından yararlanması bekleniyor.
Yaşlılık aylığı bağlatma işlemleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları tarafından yürütülüyor. Yaşlılık aylığı için başvurular, illerde Valiliklerde, ilçelerde Kaymakamlıklarda faaliyet gösteren vakıflara yapılabiliyor.

Kimler bu maaşı alabilir?
Şu anki sisteme göre bir kişiye 65 yaş aylığı bağlanabilmesi için temel olarak dört koşulun bulunması gerekiyor. Buna göre, ilgili kişi 65 yaş üzerinde olacak, SGK’dan herhangi bir aylık ve gelir almayacak, çalışmıyor olacak ve muhtaç durumda bulunacak.

Eski muhtaçlık sınırı: 124 TL
Muhtaçlık sınırı, 65 yaş üstü kişinin yaşadığı evdeki toplam gelirin (kendisi de dâhil), evdeki kişi sayısına bölünmesi ile bulunuyor. Bu sınır yakın zamana kadar, 1.620 gösterge rakamının memuraylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunan rakam olarak belirleniyordu. Bu da Temmuz-Aralık 2013 dönemi için 124.4 TL’ye denk geliyordu. Kısacası, 65 yaşın üstünde bir kişinin bulunduğu ev içerisinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir 124.4 TL’nin altında ise 65 yaş üstü kişiye yaşlılık aylığı bağlanıyordu. Nitekim 65 yaş aylığı bağlananlardan, bir kısmının aylıkları da, memur aylık katsayısının yükselmesi durumunda, bu sınır aşıldığı için kesilebiliyordu.
 
Yeni muhtaçlık sınırı: 243 TL
Meclisten geçen torba kanun sonrasında, 65 yaş aylığında gelir sınırı yukarı çekilerek değiştirildi.
Yapılan yeni düzenlemeye göre, bundan böyle muhtaçlık kriteri net asgari ücretin 3’te biri olarak uygulanacak. Bu da muhtaçlık sınırının yükselmesi anlamına geliyor.
Şu an içinde bulunduğumuz dönemi kapsayan Temmuz-Aralık 2013 süreci için asgari ücretüzerinden hesaplanan tutara göre muhtaçlık sınırı 243.4 TL.
Yani yeni düzenleme sonrası 65 yaş üstü kişinin bulunduğu hane içerisindeki kişi başına düşen aylık ortalama gelir 243.4 TL’nin altında ise 65 yaş üstü kişiye gelir bağlanabilecek.
 
23 milyon kişiye ‘sosyal yardım
Türkiye’de sadece yaşlılar için değil, toplumun diğer kesimleri için de sosyal yardım mekanizmaları var.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı verilerine (2012) göre, Türkiye’de sosyal yardımlardan faydalanan hane (aile) sayısı 2.1 milyonu buluyor. Kişi sayısı ise 6 milyon 370 bin kişi.
Bunun dışında da sosyal yardımlar var. Yeşil kartlılar, belediyelerden yardım alanlar ve farklı mevzuatlarla sosyal yardım sisteminden yararlananların sayısı ülkemizde 23 milyona yaklaşıyor.
Nüfusun neredeyse yüzde 30’unun sosyal yardım alıyor hale gelmesi,  gelecek adına üzerinde durulması gereken önemli konu.
Son 10 yılda, sosyal yardım niteliğindeki transferlerin GSYİH’ye oranı ciddi artış gösterdi. 2002’de binde 0.3 iken 2012’de yüzde 1.18’e çıktı. Malum önümüzdeki üç yıllık sürede seçimlerin peşi sıra geliyor olması, bu verinin daha da artacağının önemli göstergesi.

İş aramıyor, yardım alıyor!
Sosyal yardımların artışı elbette yoksullukla mücadelede önemli. Ancak akademik çevrelerde sıkça dile getirilen “modern sosyal yardım yaklaşımı” nakit transferinden ziyade, ihtiyaç sahiplerine iş dolayısıyla gelir yaratmanın çok daha önemli olduğunu savunur. Doğrudan para yardımlarının ayarı kaçarsa zararlı olabileceği ve yoksulluğu sürekli hale getireceğinden endişe edilir.
Bu nedenle sosyal yardıma bağımlı kişi sayısını artırmak yerine “üretici insan gücünü” arttırmak öncelikli olmalı.
Bu arada “sosyal yardım-istihdam bağlantısı ile işe yerleştirilen kişi” sayısının (İŞKUR) sadece 22 bin kişi civarında olduğu anlaşılıyor. Bu sayı sosyal yardımlardan vazgeçerek, çalışmayı tercih eden kişi sayısının oldukça düşük olduğunun göstergesi.
Yani sosyal yardım alanların yüzde 1’inden bile daha az sayıda kişinin, iş güç sahibi olduğu sonucu ortaya çıkıyor.
Maalesef uygulanan yardım sistemi, nüfusun önemli kesiminin çalışarak geçimini sağlamaktansa, sosyal yardımlarla yaşamayı tercih edildiğini ortaya koyuyor.


24 Temmuz 2013 Çarşamba

MÜŞRİKLERİ TANIMA

Müşrikler, şirk koşan kimseler olarak, şirkin taşıdığı bütün özellikleri üzerlerinde taşırlar. Bu özellikleri kısaca sıralarsak:
- Cahildirler. Allah'ı gereği gibi tanımazlar. (Zümer: 67)
- Delile dayanmazlar. (Yunus: 36, Al-i İmran: 151, Fatır: 40)
- Atalarının yolunu körü körüne taklit ederler. (Saffat: 69-71, Bakara: 170, Ahzab: 64-68, Yusuf: 40)
- Ne yapacaklarını bilmeyen şaşkın kimselerdir. (Hac: 31, Rad: 33)
- Alimlerini ve din adamlarını Rab olarak benimserler (Tevbe: 31)
- İlahlarının insanları çarpacağına inanırlar. (Hud: 54)
- Allah'tan başkalarına da dua ve kulluk ederler. (Nisa: 36, Yusuf: 40, Maide: 76, Ahkaf: 5, Cin: 18, 20, Yunus: 106 vb.)
- Kalplerinde korku vardır. (Al-i İmran: 151)
- Tek Allah'a çağrıldıkları zaman inkar ederler, O'na ortaklar koşulunca iman ederler. (Mü'min: 12)
- Allah'tan başkalarına da teslim olurlar. (En'am: 163, Al-i İmran: 64, 79)
- Allah'tan başkasının da gaybı bileceğini iddia ederler. (Kehf: 26, Cin: 26)
- Allah'a karşı kurtarıcı, şefaatçiler edinirler. (En'am: 94)
- Dinde kanunlar koyan ortaklar edinirler. (Şura: 21),
- Açık delilleri ve hak dini yalnız başına hoş görmezler. (Tevbe: 33, Rum: 35, Saff: 9)
- Dinlerini parça parça ederler, yanlarındaki ile öğünürler (Rum: 31-32, Mü'minun: 53)
- Dini ayakta tutmayanlar, onda ihtilaf ederler (Şura: 13)
- Şeytan onlara nüfuz eder, onlar da şeytanı veli edinirler (Nahl: 100)
- Mü'minlere şiddetli düşmanlık gösterirler. (Maide: 82), Onlara üzücü sözler söylerler. (Al-i İmran: 186) Allah'tan başkalarından gaybi yollarla fayda ve zarar beklerler. (Furkan: 2-3, Yunus: 106, Sebe: 22)
- Allah'a her yönüyle yönelmezler (En'am: 79, 161, Fussilet: 6, Yunus: 105)
- Allah'ı severcesine endadlarını (O'na denk tuttuklarını) da severler. (Bakara: 165)
- Allah'la beraber ortak koştuklarına da paylar ayırırlar. Allah'a ayırdıklarını ortaklarına verirler; ama ortaklar için ayırdıklarını Allah'a tahsis etmezler. (En'am: 136)
- Allah'ın ayetlerinden yüz çevirirler, ayetlere uymazlar (Kasas: 87-88, Mü'min: 69)
- Ortak koşup veli edindikleri zatların Allah ile kendi aralarında aracı, vesile olduğuna inanırlar. (Zümer: 3, A'raf: 3-4)

23 Temmuz 2013 Salı

YAŞAR NURİ ÖZTÜRK`ÜN YORUMUYLA NAMAZ




Namaz ile ilgili sıkça sorulan sorular
KUR’AN’DAN ANLAYABİLECEĞİMİZ ŞEKLİYLE NAMAZ GEÇERLİ MİDİR?
Kur’an’dan anladığımız şekliyle kılınan namaz geçerlidir ve Hz. Peygamber bu namazı kılmış ve göstermiştir. Bunun dışındakiler geleneğin eklemesidir.
SÜNNET’E BAŞ VURMADAN YALNIZ KUR’AN İLE YAŞAYABİLİR MİYİZ?
Sünnet, gerçek sünnet olmak şartıyla bize yardım ve kolaylık sağlar. Bu kolaylıktan neden kaçalım? Ancak buna dayanarak Kur’an’ı herhangi bir biçimde yetersiz ve tatmin edemez göstermek küfür olur. Kısacası, bir insan sadece Kur’an’dan anladıklarını din olarak yaşasa Allah onu hiçbir hesap ve azaba çekmez. Çünkü Peygamberimizin esas görevi ve anlamı Kur’an’ı insanlığa iletmektir. Ötesi ayrıntıdır
NAMAZ KILARKEN OKUDUĞUMUZ DUA VE SURELERİN ANLAMLARINI BİLMİYORSAK NAMAZIMIZ KABUL OLMAZ MI?
Namazın kabul meselesi Allah`ın kararına bağlıdır. Ancak anlamını bilmeden yapılan ibadeti Kur`an eleştirmektedir. (Mâûn Suresi, 4-5; Nisa Suresi, 43)
AMENTÜ VE ETTEHİYYATÜ DUALARI KUR’AN’DA VAR MI?
Amentü ve Ettehiyyatü duaları Kur’an’da yoktur. Bunların yerine herhangi bir dilde başka dualar da okunabilir.
NAMAZ KILARKEN OKUDUĞUMUZ SÜBHANEKE ETTAHİYYAT, ALLAHÜMME SALLİ VE BARİK DUALARI KUR`AN`DA YER ALMADIĞI HALDE NEDEN OKUNMAKTADIR? O DEVİRDE TÜM NAMAZLARI PEYGAMBERİMİZ KILDIRIYORSA, NEDEN BU DUALARDA KENDİNDEN ÜÇÜNCÜ ŞAHIS GİBİ BAHSETSİN?
Hiçbir peygamber ibadette kendini niyaz konusu yapmaz. Bu, tevhide aykırıdır. Allahümme salli ve barik duaları sonradan eklenmiştir. Peygamberimiz, sübhaneke ve ettahiyyat (bu duada sözünü ettiğiniz kısım da sonradan eklenmiştir) yerine daha başka dualar da okurdu. Bunları siz de okuyabilirsiniz.
NAMAZDA OTURMA (TEşEHHÜD VE TAHİYYAT)
Namazda okuna gelen Tahiyyat ve Allahümme salli ve barik duaları da Resul’ün kesin uygulamasında yer almayan ancak tarih içinde Müslümanların kalıp bir dua formuna soktukları dua çeşitlerindendirler. Peygamber bu dualarda 3. Kişi konumundadır. Peygamberin kendi kendine bu duayı yapması dil ve mantık açısından mümkün değildir. Ancak namaz içinde yapıla gelen bu dualar Namazın ilk uygulayıcısı İbrahim (as) ve diğer Resuller’e ve namazın tevhidi ıslahçısı Muhammed (as)’a dua niteliği göz önünde bulundurulduğu müddetçe Salih ameller dahilindedir. Ancak bugün geniş bir kitle bu niyetin tam da zıttı bir tarzda Hz. Peygamberin hayatta olduğunu ve onu gördüğü zannı ile bu duayı okumaktadır. Bu tehlikeli inanç her bakımdan içinde şirk barındırmaktadır. Adeta bu dualar Fatiha Suresindeki “Bizi Nimet verdiklerinin yoluna ilet” (1: 5) ayetinin başka bir tarzda dile getirilmesi olarak düşünüldüğünde makul karşılanabilir. Tahiyyat duası belli bir kalıpta olmayıp kişilerin tercihine bırakılmıştır. Zaten bu duanın rivayetlerle bize ulaşan sahabeden sahabeye değişen bir çok varyantı, şekli mevcuttur. Örnek verecek olursak Sahabeden İbn-i Mesud’un, İbn-i Abbas’ın, İbn-i Ömer’in, Ebu Musa El-Eş’ari’nin, Ömer b. Hattab’ın farklı teşehhud duaları bulunmaktadır
NAMAZ SONUNDA SELAM VERMENİN ANLAMI NEDİR?
Namazdan çıkmanın bir işareti ve ibadette bile barış ve esenliğin esas alındığının bir göstergesidir.
GERÇEK BİR MÜRŞİDİ KAMİLDEN DERS ALMAK İSTİYORUZ. SİZİ MÜRŞİT KABUL EDEBİLİR MİYİZ?
Kur’an’ı okuyun, ilim adamlarının da hepsinden yararlanmaya çalışın. Gerçek mürşit sıfatı Kur’an ve Hz. Peygamber’den başka hiçbir varlığa verilemez. Verilirse küfür olur.
KADINLARIN CUMA NAMAZI KILMASI KONUSUNDA DİYANET FETVA VERMEZSE, NE YAPMAMIZ GEREKİR?
Kadınların Cuma kılması konusunda Allah ve Peygamber fetvayı vermiştir. Bu böyle iken siz neden Diyanet’ten fetva bekliyorsunuz? Kadınlar tıpkı erkekler gibi Cuma Namazını kılarlar.
“İSLAM KURALLARIYLA YÖNETİLMEYEN BİR ÜLKEDE CUMA NAMAZI KILINMAZ” GÖRÜŞÜ DOĞRU MUDUR?
Bu görüş temelden yanlıştır, siyasaldır. Dinde dayanağı yoktur. Cemaatin oluştuğu her yerde ve her şartta Cuma kılınabilir.
HZ. PEYGAMBER HANGİ MEZHEPTENDİ, SİZİN MEZHEBİNİZ VAR MI?
Kur’an ve Hz. Peygamber mezhep diye bir şeyden söz etmemiştir. 4 hak mezhep deyimi İslam dışıdır. Ben Kur’an ve Hz. Peygamber’i izleyen bir müslümanım. Müslüman olmak için başka bir şeye ihtiyaç yoktur.
KUR’AN’A GÖRE NAMAZ VAKİTLERİ HANGİLERİDİR?
Kur’an’da kılmakla yükümlü tutulduğumuz namaz üç vakit olarak gösterilmiş ve adları verilmiştir:
1- Fecir namazı (sabah namazı) (şafak sökmesinden güneşin doğuşuna kadar),
2- Vüsta (orta namaz) (günün ortasında öğle yada ikindi adıyla kılınan namaz),
3- İşa (günün batışından sonra akşam yada yatsı adıyla kılınan namaz) (Güneşin batışından şafağın söküşüne kadar)
Ancak Peygamberimiz, bu üç vakte müekked (pekiştirilmiş) sünnet olarak iki namaz daha ekleyerek kılmıştır. Yani bir miktar sevap namaz eklemiştir. Ama çoğunlukla namazlarını üç vakitte toplamıştır. Günün ortasında ve gün batışından sonra kılınan namaza değişik adlar verilmiş olması bu gerçeği değiştirmez. Müzzemmil Suresi’nin gösterdiği şekilde gece kalkıp Kur’an okumak veya Kur’an’la ilgili bilgilerle meşgul olmak son derece güzel ve Kur’ansal bir davranıştır.
KUR’AN’DA ADLARI İLE GÖSTERİLEN FARZ NAMAZLARININ (FECİR, VÜSTA, İŞA) 3 TANE OLDUĞUNU VE BU FARZLARIN 5‘E ÇIKARILMASININ HZ. PEYGAMBER’İN MÜEKKED (PEKİŞTİRİLMİŞ) SÜNNETİ OLDUĞUNU BELİRTİYORSUNUZ. PEYGAMBERİMİZİN MÜEKKED SÜNNETLERİ NASIL OLUYOR DA REKÂT SAYILARI İLE BİRLİKTE FARZ OLABİLİYOR VE BU BİR İLAVE DEĞİL MİDİR?
Cevap: Müekked sünnetin geleneksel anlayış tarafından farz diye verilmesi bizi bağlamaz. Fazla rekât sayısında namaz kılmanınsa Kur’an’la çelişen bir tarafı yoktur. Kılınan bir namazın 2 veya 4 rekat yerine daha fazla kılınmasının hiçbir sakıncası olamaz. Farz, asgari sınırı belirler. Ancak asgari sınırdan daha fazla namaz kılmanın makbul olmadığını söyleyemeyiz.
NAMAZIN KAZASI VARMIDIR?
VAKİT NAMAZLARI ZAMANINDA KILINAMAMIŞ, CEM ETME İMKANI DA BULUNAMAMIŞSA, KILINAMAYAN BU NAMAZLAR KAZA EDİLEBİLİR Mİ?
Kaza diye kılınan namazlar, kılınmamış namazların yerine geçmez. Ancak yeni namaz kılınmış olur, o da sevaptır, güzeldir.
GERÇEK BİR NAMAZ, YANİ ALLAH’IN KABUL EDECEĞİ BİR NAMAZ NASIL OLUR?
Namazın ruhu Allah’a karşı bağlılık ve samimiyettir. O ruhu yakalayıp yakalayamadığınız ise Allah ile sizin aranızdadır.
HZ. MUHAMMED’İN YORUMLARI ZAMANI İÇİN MİDİR, YOKSA BÜTÜN ZAMANLAR İÇİN Mİ? ÖRNEĞİN, KUR’AN’DA NAMAZ KONUSU NET DEĞİLKEN PEYGAMBERİMİZ BUNU NET BİR BİÇİMDE BELİRTMİŞTİR. BİZDE HER ZAMAN ONUN KILDIĞI GİBİ Mİ KILMALIYIZ?
Peygamberimizin bazı yorumları zaman üstüdür. Bunlar dinin temel ilkeleriyle ilgili yorumlardır. Bazı yorumları ise zamanla kayıtlıdır. Bunlar günlük hayatın pratikleriyle ilgili yorumlardır. Sünnetin büyük kısmı bu ikinci türdendir.
NAMAZ KILARKEN NEDEN BAZI SURELERİ OKUMAM GEREKİYOR? NEDEN ALLAH’IMA İÇİMDEN GELEN BİR ŞEYLERİ SÖYLEYEMEM? NEDEN BU ENGELLENMEK İSTENİYOR?
Namazda okunması gerekenlerle ilgili görüşünüz gerçeğe uygundur. Namazın esası, insanın içinden geldiği gibi öz yakarışlarını kendi diliyle Yaratıcıya arz etmesidir. İçinden gelenleri ifade etmek üzere kişi ebette ki Kur’an’dan ayetler seçebilir. Ancak birilerinin bir takım sureleri seçip bunlara “namaz sureleri” adını vermesi ve bunların okunmasını dayatması namazın da Kur’an’ın da ruhuna aykırıdır.
NAMAZI TAM BİR KONSANTRASYON İÇİNDE KILAMIYORSAK, KILMAMAMIZ DAHA MI DOĞRUDUR?
Konsantrasyon eksikliği namaz kılmamanın gerekçesi olamaz.
İbadeti terk etmenin hiçbir gerekçesi olamaz. Tam ve mükemmel arınmışlık hiçbir insan için mümkün değildir. Tüm gayret gösterilir, eksikler için Allah’tan af dilenir.
BEN ALEVÎ BİR GENCİM. NAMAZ KILMAK VE ORUÇ TUTMAK İSTİYORUM. ANCAK AİLEM KARŞI ÇIKIYOR. NE YAPMALIYIM?
Allah’ın emri karşısında anne-babanın geleneksel dayatmalarına itibar edilmez. Kur’an’ın gösterdiği şekilde namaz kılıp oruç tutmak Hz. Ali’yi memnun etmenin de biricik yoludur. Size bu yolu tercih etmenizi öneririm. Alevîlik, Hz. Ali’ye ve İslam’a aykırı işler yapmanın kılıfı olamaz.
CUMA NAMAZI KADINLARA FARZ MIDIR?
Cuma namazı, kadın-erkek her mümine farzdır. Diğer namazlar gibi kadın ve erkeğe birlikte emredilmiştir. Kadını bundan istisna edecek hiçbir vahiy verisi yoktur. Ayet ey erkekler değil, ey inananlar hitabıyla başlar.
“Ey inananlar! Cuma günü, namaz/dua için çağrı yapıldığında, Allah`ı anmaya/Allah`ın Zikri`ne koşun! Alış-verişi bırakın! Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. ” (Cuma -9)
Kadınlar nasıl Cuma namazı kılabilir?
Kadınlara ayrılan yerde mi yoksa erkek cemaatin arkasında mı?
Kadınların Cuma kılmaları, ayrı yerde veya erkek cemaatin arka kısmında mümkündür.
Namazda okuduğumuz duaları sesli bir şekilde okuyabilir miyiz?
Namazdaki duaları bağırmamak şartıyla sesli okumakta hiçbir sakınca yoktur. (bk. İsra, 110)
Saça sürülen jöle, briyantin gibi maddeler ABDEST’İ bozar mı, namaza engel midir?
Bu maddelerin abdest ve namazla hiçbir ilgisi yoktur.
Bayanlar namaz kılmak için abdest alırlarken başlarını örtmeli mi?
Başın örtülmesi hiçbir durumda zorunlu değildir.
Allah’ı tespih etmenin sayısı ve âleti OLUR MU?
Rükû ve secdede söylenen üçlü tespihler DOĞRUMUDUR?
Rükû ve secdedeki üçlü tespihler gelenekseldir, zorunlu değildir. Sayısı değiştirilebileceği gibi yerine başka şeyler de söyleyebilirsiniz.
Cuma namazının iki rekât olduğu hangi ayette verilmektedir?
Namazın rekât sayısı Kur’an’da yoktur. Ancak namazın vücut bulması için asgari 2 rekâta ihtiyaç vardır. Hz. Peygamber bunu fiilen göstermiştir.
Herkes Kur’an’ı Kerim’i anladığı şekilde namaz kılarsa sonuç ne olur? Bu yüzden mezhepler yol gösterici değil midir?
Mezhepler yorumdur. Siz; dini yaşamak için bir yoruma ihtiyaç duyuyorsanız bunda bir sakınca yoktur. Yeter ki seçtiğiniz yorumu dinle eşitlemeyin. Namazını-niyazını Kur’an’dan anladığı şekilde yerine getirenlere de karışmayın.
Kuzey kutbunda, bazı zamanlarda güneş tam olarak batmıyor. Geri sabah olmuş oluyor. Bu durumda yatsı namazı ne olacaktır?
Kur’an’a göre güneşin batışından itibaren doğuşuna kadar kılınacak olan tek namaz “İşa” namazıdır. Akşam-yatsı ayrımı Kur’an değil sünnet kaynaklıdır. O halde andığınız bölgede güneşin batışından sonra kılınan namaz Kur’an’ın isteğini karşılar. Namaz kılacak kadar vakit kalmıyorsa “İşa” namazı vücut bulmuyor demektir.
Üç cuma namazını mazeretsiz kılmayan dinden ÇIKAR MI?
Cuma namazı ile ilgili bu anlayış sonradan dine sokulmuştur. Emeviler okudukları hutbeleri dinlemek istemeyen sahabi neslini, kendilerini dinlemeye mecbur bırakmak için çeşitli dayatmalara gidiyorlardı. Bu da onlardan biridir.
camiye giTMEK ŞART MIDIR? Dili Dönmediği için fazla dua bilmEYENİN DURUMU NEdir?
İslam ibadet için cami şartı koşmaz. Cami toplantı yeri demektir. Gidip gitmemek size kalmıştır. Namaza gelince; namaz için filan-falan duaları okumak şartı yoktur. Kur’an’da geçen duaları okumak elbette tercih edilir ancak bunu yapamayanlar içlerinden gelen duaları ederek namazlarını kılarlar. Bunun aksini söyleyenler din adına yalan söylemektedirler.
Başörtüsü, namazların cemi, kadın-erkek birlikte ibadet etme konuları için en iyi örnek Hac ibadetinde yaşananlar değil midir?
Namazların cemi mütevâtır olarak belirlenmiştir. Başın örtülmesi hiçbir yerde farz değildir. Kadın-erkek karışık halde ibadet sadece tavaf sırasında caizdir.
Abdest uzuvları hangileridir?
Abdestte iki tür uzuv söz konusudur:
1. Yıkanan uzuvlar: Yüz, dirseklere kadar kollar.
2. Mesh edilen uzuvlar: Baş ve ayaklar.
Namaz kılarken secdedeyken ve otururken sağ ayak parmağının Kıble’ye doğru olması gerektiği söyleniyor. Fakat namaz her hangi bir yöne dönerek KILINABİLECEĞİNE GÖRE bu DURUM mantıLIMIDIR?
Böyle bir zorunluluk var mıdır?
Namazla ilgili buna benzer bir çok mantıksızlık ve din dışılık vardır. Bu da onlardan biridir.
Namaz kılmayanlara yaptırım uygulanır mı?
Hz. Ali’ diyor ki;
“Namazı gücünüz yettiği kadar kılın. Şu bir gerçek ki Allah namaz için kimseye azap etmeyecektir. ” (İbn Hemmâm, el-musannef, 3/78)
Bu durumda namaz kılmamıza gerek yoktur DİYEBİLİR MİYİZ?
Namaz dinin emridir ancak azap korkusuyla yapılan ibadet gerçek anlamıyla ibadet olmaz. Bunun içindir ki Cenabı Hak ibadetleri yapmayanlara ceza düzenlememiştir. Namaz kılmayanlara maddi bir yaptırım Kur’an’da yer almamaktadır. Ancak cezanın olmaması savsaklama gerekçesi yapılırsa bunun yaratacağı kayıplar büyük olur.
Namaz Kur’an’da emredilmiştir. Bu emri savsaklayanların Allah tarafından hesaba çekilecekleri tartışılmaz. Azap edip etmeyeceği Allah’ın bileceği bir şeydir.
Hz. Ali’nin sözü yoruma açıktır.
Fıkıh kitaplarında namaz kılmayanların dövüleceği, hâlâ kılmazlarsa öldürüleceği yazıyor. Hanefî mezhebi ise ölene kadar hapis hükmüyle farklılık gösteriyor. Doğru mudur?
Mezheplerin namazla ilgili bu görüşlerinin tümü Kur’an dışı hatta din dışıdır.
Namaza kaç yaşında başlanmalıdır?
Bütün yükümlülükler gibi namaz da buluğ çağında farz olur.
Farz namazlarında ilk iki rekâtta ek sure okunabileceği, 3 ve 4 rekatlarda okunamayacağı söylenmektedir. Doğru mudur?
Geleneksel uygulamada ek sure ilk iki rekâtta okunur.
Esasta ise kıyam halinde bir miktar Kur’an okumak her rekât için yeterlidir. Örneğin Fatiha okumak. Buna ilave yapmak veya sadece Fatiha ile yetinmek her rekât için mümkündür.
Namazı kılmayı tam anlamıyla uygulamamak Müslüman olmamıza engel midir?
Namaz kılmamak inkâr değil ihmal sonucu ise insanı dinden çıkarmaz. Sadece günahkâr yapar.
Namaz sonrası tesbih çekmek sünnet midir farz mıdır?
Tesbih âleti bir bid’attır. Dinimize sokulan bu alet Budizm`den gelmektedir. Allah’ı tesbih etmek için o âletin kullanılması İslam’a aykırıdır.
Farz namazlar gibi sünnetleri de imamlar kıldırsa, imam ayetleri sesli okusa biz de çocuklarımızla birlikte rükû ve secde etsek daha iyi olmaz mı?
Farz dışında hiçbir namaz camide kılınmamalıdır. Peygamberimiz teravih de dahil farz dışındaki namazların cami dışında kılınmasını emretmiştir. Çocukların farz namazlara götürülmesi peygamberimizin uygulamasıdır. Ancak okunan ayetlerin anlamını bilmedikten sonra imam sesli de okusa hiç kimseye yararı olmaz.
Namazdan sonra hocanın “el fatiha” deyip okuması bizlere de “amin” dedirtmesi doğru mudur?
Namazdan sonra dua edip cemaate amin dedirtmek tümden bidat tır.
Namaz kılarken başı kapatma zorunluMUDUR?
Bir bayanın namaz kılarken en makbul şekildeki örtünmesi nasıldır?
En makbul örtünme derecesi el, ayak ve baş dışındaki bölgelerin örtülmesidir.
İsteyen başını da örtebilir, bu bir tercih işidir.
Allah rızkınızı veririm diyor, SABIRLA VE namazla yardım dileYİN diyor. Ancak aylardır rızkımı istiyorum, namazla yardım diliyorum, bir sonuca ulaşamıyorum. Sabretmem mi gerekir, neden dileklerim kabul olmuyor?
Namaz rızık edinme aracı değildir.
Namazlarınızla Allah’ı imtihan etmeye kalkmayın. Allah bizleri imtihan eder, biz Allah’ı imtihan edemeyiz.
Rızkınız için çalışın. Namazla elde edilecek yardım ruhsal destek ve faaliyet bilincidir.
Namaz kılmak için Mekan sorunu varsa, Sadece duaları okumak yeterli midir?
İmkan yoksa namaz vakti içinizden Allah`ı anar, “salat”ınızı bu şekilde yerine getirirsiniz. Zaten Kur`an yürüyerek namaz kılmayı da hükme bağlamıştır.
Cenaze namazı namaz mıdır, dua mıdır? abdestsiz KILINABİLİR Mİ?
Cenaze namazı bir duadır, abdestsiz de kılınabilir.
Fetva vermeye yetkili bir merci var mıdır?
Kur`an`a göre fetvayı Allah verir. İnsanların yaptıkları hangi dereceden olursa olsun yorumdur.
cübbe ve sarığın namazla bir ilgisi var mıdır?
Cüppe ve sarık bir Arap kıyafetidir ve İslam`la bir ilgisi yoktur.
Namaz sırasında Fâtiha`dan sonra bir sure okursak, sureyi okumadan besmele çekmek gerekir mi?
Fâtiha`dan sonra bir sure okumak şart değildir. Okunursa da besmele çekmek gerekmez.
Kandil gecelerinde kılınan namaz ve yapılan ibadetler insana daha mı çok sevap kazandırır?
Kur`an`da kandil geceleri diye bir şey yoktur. (Kadir Gecesi hariç) Hiçbir gecede yapılan ibadetin de ötekinden farkı yoktur. Önemli olan ibadette huşûdur.
İstihare namazına yatılarak sorunlara çözüm bulunabilir mi?
Hayır, bulunamaz. İstihare namazı ile hiçbir soruna çözüm bulunamaz. Bulunsaydı İslam dünyası bu halde olmazdı.
Namazda secdeye iki defa eğilmek gelenek midir?
Secdenin iki defa yapılması Hz. Peygamber`in sünnetidir.
Farz namazlardan önce kamet getirmek zorunlu mudur?
Kamet cemaatle kılınan namazda gereklidir.
KUR’AN’DA Kİ sabah namazı şahitlidir ifadesi ne anlama gelmektedir?
O ayetteki (İsra 78) ifade sabah namazı değil, sabah okunan Kur`an`dır. O ifadenin tam olarak neyi kastettiğini şu an için bilemiyoruz.
Kur’an’da namaz sayısının 5 olduğumu söyleniyor? Hüd suresi 114. AYET’TE gecenin vakitleri olarak 3 zamanın belirtildiği, günün 2 ucu da dahil 5 olduğu söyleniyor. DOĞRUMUDUR?
Kur’an’da namazla ilgili 5 diye bir rakam asla yoktur.
Diğer söylemler kişisel yorumlardan ibarettir. Bu yorumlara bakıldığında daha başka tespitlerde yapılabilir. Tartışılmayacak gerçek şudur: Kur’an’da adıyla geçen namazlar 3 tanedir. 5 vakit uygulanması Peygamberimizin sünnetiyle belirlenmiştir. Namazların farzı-sünneti gibi ayrımlar fıkıhçılar tarafından sonradan yapılmıştır. Vahye ve bilime dayalı yanları yoktur.
Taha suresi 130. ayeti,
“Güneşin doğuşundan önce (sabah namazı), gecenin bazı saatleri (yatsı namazı) ve gündüzün iki ucunda tespih et (namaz kıl)”
ne anlama geliyor?
Tespih, namaz değildir. Namaz salât kelimesiyle ifade edilir. Taha 130. ayet tespihten bahsediyor, namazdan yani salât’ tan değil. Kur’ân dışı dinci ekip, Kur’an’daki kavramları parantez açarak, yani ekleyerek kafasındaki fikirlere uyduruyor. Tahrifat ve tahribat yapıyor.
Kur`an`da 3 namaz vakti geçtiğini görüyoruz ancak bazı din otoriteleri Taha 130`daki ifadenin 5 vakti işaret ettiğini söylüyorlar. Burada insanların tercümesinden kaynaklanan bir hata mı söz konusudur, işin aslı nedir?
Kur`an bu üç vakti isimleriyle saymıştır. 5 olsaydı onların isimlerini de verirdi. Gerçek budur, gerisi yorumdur.
Yunus Suresi 87. ayetteki namaz sözcüğünü hangi anlamda alabiliriz?
“Mûsa`ya ve kardeşine şunu vahyettik: Kavminiz için kendilerini yerleştirmek üzere Mısır`da evler hazırlayın. Evlerinizi kıble yapın/karşılıklı yapın ve namazı/duayı yerine getirin! İnananlara müjde ver. ”
Anılan ayetteki salât sözcüğünü bugün kıldığımız namaz anlamında alamayız. Dua etmek anlamını alabiliriz.
Salât, namaz ilişkisi nedir?
Kur`an; aynı zamanda dua anlamına gelen salâtın bağlı olduğu temel şekil kurallarını da göstermiştir. Ancak geniş anlamda bütün dualar salât kavramı içine de girer.
Fıkıh kitaplarındaki namaz kılma tarifleri ne kadar doğrudur, Hz. Peygamber nasıl namaz kılmıştır?
Fıkıh kitaplarının anlattığı namaz, Hz. Peygamber’in kıldığı namazın aynı değildir. Temel kaynak niteliğindeki fıkıh kitapları okunduğunda Peygamberimizin kıldığı namazla ona yapılan ilaveleri birbirinden ayrılabilir. Bu bir bilgi ve ihtisas işidir. Peygamberimizin kıldığı şekliyle namazı yakında çıkacak olan Kur’an ve sünnete göre hazırlanmış İslam ilmihalinden öğrenebileceksiniz. Şimdilik, İslam Nasıl Yozlaştırıldı kitabımızın Namaz bölümüne bakabilirsiniz.
İbadet / namaz ana dilde olmalı diyorsunuz. (Manasını anlamak için) Almanya ya da diğer ülkelerde ana dilleri farklı Müslümanlar var. Herkesin ayrı camisi mi olacak?
Konunun sizin söylediğinizle bir ilgisi yoktur. Cami ve cemaatta orijinal Kur’an metni okunur. Ancak bireysel ibadette herkes kendi diliyle ibadet edebilir. Bu konu, Yeniden Yapılanmak kitabımızın “Ana Dilde İbadet” bölümünde çok geniş incelenmiştir. Lütfen oradan okumaya çalışın.
Namazın toplu şekli Kur’an’da verilmiyor, parça parça veriliyor. Açıklar mısınız?
O parçaları Hz. Peygamber birleştirerek bugünkü şekliyle namazı göstermiştir. Namaz, toplayıcı bir ibadettir. Rûkü ve secdede söylenen sözler bağlayıcı değildir. Söylemeseniz de olur, yerine başka bir şey söyleseniz de olur.
Namazda hangi dua veya sureyi okuyabiliriz?
Kur’an’ın dua ayetlerini okumak en ideal yoldur. Bu konuda bizim “Kur’an’ın Öğrettiği Dualar” adlı kitapçığımızdan yararlanabilirsiniz.
Hz. Peygamber, şu an İslam âleminin kıldığı şekilde mi namaz kılıyordu?
Büyük ölçüde bugünkü şeklin dışında bir biçimde kılıyordu.
İslam’da, bâtın ve zâhir adı altında iki türlü namaz var mıdır?
Böyle bir ayrım yoktur. Böyle bir ayrım İslam’ın ruhuna aykırıdır.
Namazı nasıl kılacağız, Kur’an’da tarifi var mı?
Namazın nasıl kılınacağı Kur’an’da parçalar halinde verilmiştir. Bir bütün olarak nasıl kılınacağını ise Hz. Peygamber bize göstermiştir.
Peygamberimiz Kur’an’da 3 vakit olan namazı sevap olsun diye 5 vakit olarak kıldıysa, o zaman fazladan kılınan iki vakitteki namazları farz olarak kabul etmek doğru mudur? Bu fazla olan iki vakit hangileridir?
Sabah namazı, günün ortasında kılınan bir namaz ve gün batışından sonra kılınan bir namaz Kur’an’da adlarıyla gösterilmiştir. 5 vakit kılmak ise Peygamberimizin müekked (pekiştirilmiş) diye anılan sünneti cümlesindendir. Günün ortasında ve gün batışından sonra kılınan namaza değişik adlar verilmiş olması bu gerçeği değiştirmez.
Seferi namaz, insanların ulaşım sırasında yorulmadığı günümüz şartlarında da kılınabilir mi?
Yolculuğa çıkan, tüm sefer hallerinde seferi namaz kılınabilir.
Namaz için düzen ve disiplin eskiden gerekliydi şimdi gereksizdir diyenler günah işler mi?
Namaz için bu tür şeyler söylemek temelden yanlış ve günahtır.
İslam kurallarıyla yönetilmeyen bir ülkede Cuma namazı kılınmaz görüşü doğru mudur?
Bu görüş temelden yanlıştır, siyasaldır. Dinde dayanağı yoktur. Cemaatin oluştuğu her yerde ve her şartta Cuma kılınabilir.
Seferi namaz kılınması için km. şartı var mıdır?
Km. şartı yoktur, yolculuğa çıkanın vereceği karar önemlidir.
Dinî bayramlarda farz namazlardan sonra getirilen tekbirlerin kaynağı nedir?
Bayram namazları farz değildir. Tekbirler de o namazlara sonradan eklenmiştir.
Namazda “ettehiyyatü” çıkartılmalı diyorsunuz. Yerine ne okumalıyız?
Çıkartılmalı demiyoruz. Yerine başka yakarış cümleleri de okunabilir diyoruz. Örneğin bunun yerine Kur’an’ın dua ayetleri okunabilir.
Namazı sadece farzları ile tarif ediyorsunuz. Sünnetler nasıl var oldu?
Borcumuz olan namaz farzlardan ibarettir. Onun ötesinde istediğiniz kadar kılabilirsiniz. Sevap olur.
Resim yazısı ekle
Cem namazının niyetini nasıl yapacağız? Akşam ile yatsıyı, yatsı namazında cem edersek akşam kazaya kalmaz mı? 17 rekatlık farz namazlara Peygamberimizin kıldığı sünnetleri de ilave ederek açıklar mısınız?
Cem’de namaz kazaya kalmış değildir. Sırayı bozmadan her namazı kendine has niyetle kılarız. Sünnetin sayısı dondurulmamıştır. İstediğiniz kadar kılarsınız. Sünnetlerin sayısını farzlara eklemek İslam dışıdır.
Namaz kılarken okumamız gereken sureleri Türkçe olarak veya içimizden geleni söyleyerek namaz kılabilir miyiz?
Söylediğiniz şekilde namaz kılabilirsiniz.
Namaz kılarken gözlerimizi kapatabilir miyiz? Gözüm kapalı olduğunda kendimi daha iyi namaza verebiliyorum ve Allah`a daha içten dua edebiliyorum.
Evet, kılabilirsiniz. Namaz kılarken gözleri kapamanın yasak olduğuna ilişkin bir vahiy beyanı yoktur. Hatta bazı fıkıhçılar namazdaki huşûun gözleri kapamak olduğunu söylemişlerdir.
Gece ibadetinde namaz kılmak mı, Kur’an okumak mı daha iyidir?
İkisi de mümkündür. İkisi de ibadettir. Ancak genel bir kural olarak, anlamı üzerinde düşünerek Kur’an okumak veya Kur’an ilimleriyle meşgul olmak, namaz kılmaktan daha öncelikli ve üstün bir ibadettir. Ankebût Suresi 45 ve Mûzzemmil Suresi 3-4. ayetler bunu açıkça bildirmektedir.
Dinî nikâh zorunlumudur, âdet halindeyken oruç tutulabilirmi, namaz kılınabilirmi, Müslüman olmayan bir erkekle evlenmek günah mıdır?
Nikah bir akittir. Yaşanılan toplumun hukuk kurallarına göre kıyılır. Dini nikah diye bir zorunluluk yoktur. Kişisel tercih olarak isteyen resmî nikahtan sonra dinî nikah kıydırabilir. Âdet halindeki yasak için Bakara Suresi 222. Ayete bakabilirsiniz. Kur’an müşrik kadın ve erkeklerle evlenmeyi kesin yasaklamıştır. Hıristiyan ve Musevi erkeklerle evlenmeyi yasaklayan bir Kur’an ayeti yoktur.
Biz sadece Kur’an’ın anlattıklarından mı sorumluyuz? Hz. Muhammed’in sünnetleri bu sorumluluğun içinde midir? Namaz, Kur’an’da anlatılan şekilleriyle farz, belirtilmeyen yönleriyle de kişilerin yorumuna açık mıdır?
Sorumluluğun ölçüsünü ve çerçevesini Kur’an belirtir. Peygamberimizin sünneti işte bu sorumluluğu kavramamızda bize kolaylık sağlar. Namazlar, Hz. Peygamber’in yorumuna göre kılınır.
Cuma namazı kılmak için çevremde birkaç kişi bulamayınca camiye gidiyorum ancak hep pişman oluyorum. Buna nasıl bir çözüm bulabilirim?
En az üç kişi bulup istediğiniz şekilde Cuma namazı kılamadığınız taktirde her hangi bir camide kılabilirsiniz. Eğer bu içinize sinmiyorsa tek başınıza öğle namazını kılmakla yetinin.
Siz beş vakit namazı camide farz olarak mı kılıyorsunuz? Evde farzlar dışında namaz kılıyor musunuz? Eğer kılıyorsanız nasıl niyet ediyorsunuz?
Camilerimiz büyük ölçüde bidat yuvası haline geldiklerinden, vakit namazlarını tamamen kendi başıma kılıyorum. Cemaatle kılmam gereken “Cuma” yı ise dışarıda cemaat oluşturabildiğimde yine cami dışında kılıyorum. Aksi halde en uygun gördüğüm bir camiye “Cuma” için gidiyorum. Evde ayrıca zaman zaman teheccüd namazı kılmaktayım. Farz dışı namazlar için hiçbir niyet gerekmemektedir.
Vacip nedir, sünnetten farkı var mıdır? Bayram namazları vacip mi yoksa sünnet midir?
Vacip, fıkıh dilinde müekked (pekiştirilmiş) sünnet karşılığı kullanılır. Yerine getirilmesi gerekli olan demektir. Vacip Hanefî mezhebinde bir terimdir ve müekked sünnet ifade eder. Bayram namazları sünnettir.
Namazı günde üç vakit kılarsak rekât sayısı değişir mi? Peygamberimizin üç vakit kıldığını nereden anlıyorsunuz?
Namazın vaktiyle rekât sayısının bir ilgisi yoktur. Rekât sayısı değişmez. Peygamberimiz namazı 5 vakit kılar, ancak çoğunlukla bu beş vakti üç vakitte toplardı, yani cem ederdi.
Camilerde kılınan namazların bir ekonomik maliyeti vardır. İmamın maaşı, elektrik, su giderleri, temizlik, bakım gibi… Bu giderler devlet bütçesinden karşılanıyor. Namazı kılan kişi sevabı alıyor ancak maliyetine karışmayıp başkalarına ödetiyor. Sevabı aldığı gibi maliyetini de ödemesi gerekmez mi? 70. 000 caminin giderlerine katıldığım için bu kılınan namazlardan bana sevap düşer mi? Ya da hakkımı helal etmesem kılınan bu namazlar geçerli olur mu?
Camiler ve cami giderleri ile ilgili düşüncelerinize katılıyorum. Bu uygulamalar İslam dışıdır.
Namazın kılınış şekli tam olarak kutsal kitabımızda neden tarif edilmemiştir?
Namazın kılınış şekli parçalar halinde verilmiştir. Hz. Peygamber bu parçaları birleştirerek namazı en mükemmel şekliyle göstermiştir. Ancak namazın parçaları olan hamd, şükür, tespih (Allah’ı yüceltmek), secde, rükû, kıraat ayrı ayrı birer ibadettir.
Sayı tutturmak için kılınan çok rekât yerine gönül huzuru ve aşk ile kılınan bir rekât namaz daha makbuldür. ” diyorsunuz. Namaz kılarken mümin kişi rekât sayısını kendine göre düzenleyebilir mi?
Namaz asgari iki rekâttır. Nafile namazlarda uzun ve dikkatli kılmanın rekât sayısını artırmaktan daha üstün olduğu bütün fıkıh kitaplarında yazılıdır. Çünkü Kur’an’ın istediği huşû sayı çokluğu ile değil sakin ve dikkatli kılmakla elde edilir.
Namazın Allah ile Hz. Peygamber arasında geçen pazarlık sonrasında 50 vakitten 5 vakte indiği doğru mudur? Değilse kaç vakittir?
Peygamberimizin 5 vakit namaz kılıp bunu zaman zaman 3 vakitte topladığı tarih açısından kesindir. Ancak namazın bazı pazarlıklarla belirlendiği yolundaki rivayet İslam dışı bir uydurmadır.
Yaratılmış olduğumuza göre nerede olursa olsun Allah’a kulluk edeceğiz. Ve ibadet sürekli yapılmalıdır. Yani elli-altmış yaşına gelince namaz kılmak Allah’ı küçük görmek, onu anlamamak değil midir?
İbadet bulûğ çağından itibaren yapılmalıdır. Ancak mükemmel olanı yapamayanların eksik biçimde ibadet etmelerine karşı çıkamayız. İslam’ın yolu en iyisini teşvik ve temenni etmektir. Eksiği olanları tamamen ibadetsiz bırakmak değil.
Namazda, yalnız Allah’ın adının anılması ile ilgili bir ayet varsa, euzubillahiminneşeytanirracîm sözcüğünü söylemek bu ayete aykırı bir davranış mıdır?
Namazda “euzu” nun söylenmesi namaza aykırı değildir. Allah’ı anmak her hangi bir biçimde de yapılabilir.
Afganistan’daki Şii bir Türk arkadaşım, namaz kılarken secdede alnını koyacağı yere kilden yapılmış bir madde koyuyor. Sorulduğunda, insanın topraktan yaratıldığını ve yine ona dönüleceğini söylüyor. Sizce tekâmülümüz toprakta mı Tanrı’da mı tamamlanacaktır?
Tekâmülün toprakta tamamlanacağını ve secdenin toprağa yapılması gerektiğini söylemek bir hurafedir.
Camileri süslemek, duvarlarına insan isimleri yazmak, fakir çocukların eğitimi için harcanabilecek paralarla camiler için gereksiz harcamalar yapmanın Kur’an’daki hükmü nedir? Böyle yerlerde namaz kılınır mı?
Bunların hiçbiri Kur’an’a uygun değildir. Şirk kalıntısıdır.
Farz namazların 3 olduğunu söylediniz. Bu durumda ikindi ve yatsı namazlarının farzına niyet etmek Hz. Peygamber’i Allah’a şirk koşmak olmaz mı? (Terk edilemez sünnet, v. b. )
Namaz Allah için kılınır. Farzına ya da sünnetine niyet diye bir şey yoktur.
Özellikle namazlarda sürekli olarak Peygamberimizi anmak, ayetten önce onun dualarını okumak, yapılan duaları O`na salavat getirmeye bağlamak gizli bir şirk olmuyor mu?
Söyledikleriniz tamamen Kur`an`a uygundur.
Mirac ve Kırklar Cemi İslam`da yoktur diyorsunuz. Yani Kur`an`da Mirac`dan bahsedilmemektedir. Doğrudur fakat bu konuda sayısız hadis mevcuttur. Sahih değillerse namaz ne zaman Hz. Peygamber`e sunulmuştur?
Namazın farziyeti onlarca ayetle belirtilmişken siz öteye beriye ne diye baş vuruyorsunuz?Kanıt olarak Kur`an yetmiyor mu?
Namazda sessiz ya da sesli gülmek namazı ya da abdesti bozar mı?. Cemaatle kılınan namazda kıbleden ne kadarlık bir sapma namazı bozar?
Bu hal namazı bozar ancak abdesti bozmaz. Cemaatle kılınan namazda önemli olan saf düzenini tutmak ve kıbleye yönelmektir. Milimetrik hesap gerekmez. Sonuçta kıbleye değil Allah`a ibadet ediyoruz.
Kur’an’da 3 vakit namaz ifade edilmişken, Peygamberimiz neden 5 vakit kılmıştır?sorusuna, “5 vakit kılmış yani bir miktar sevap namaz eklemiştir. Ama çoğunlukla namazlarını üç vakitte toplamıştır. ” diye cevap vermişsiniz. Peygamberimizin farz namazları belirleme(arttırma) konusunda tasarrufu var mıydı?
İlaveleri müekked sünnet türündendir. Farz olsaydı zaten üç vakitte toplayamazdı.
Güneşin konumları (doğuşu, dik, batışı) niçin namazın kılınma zamanlarını sınırlamaktadır?
Güneşe tapanlar bu zamanlarda ibadet ettiklerinden, ona uyulmaması gerektiğini göstermek içindir.
Namazda Allahu ekber dendiği yerlerde, “Allahımı tespih ederim” diyorum. Doğru mudur?
Fark etmez, ikisi de Allah`ı yüceltmek anlamındadır ve geçerlidir.
Cinsel ilişki sırasında prezervatif kullanılırsa, üzerinden 1 namaz vakti geçmeden hemen yıkanılması mı gerekir?
Prezervatif de kullanılsa cinsel ilişki gusül abdesti almayı gerektirir.
Hz. Peygamber niçin namazlarını cem ederdi?
İnsanlara kolaylık örneği olsun diye bunu yapmıştır.
Namazımı sayenizde Türkçe olarak kılıyorum. Rükû ve secdeye giderken, “Allahımı tespih ederim. “diyorum. Başlarken “Allahu ekber” bitince “Esselamun aleyküm ve rahmetullah” diyorum. Bunları Türkçe en guzel biçimde nasıl söylemeliyim?
Karma bir dil de kullanabilirsiniz. Allahu ekber, Allahım sen büyüksün; essalamun aleyküm ve rahmetullah, barış esenlik ve rahmet üstünüze olsun demektir. Bunları bu şekilde de söyleyebilirsiniz.
Türkiye`de kılınan cuma namazının kılınış şekli ve içeriği hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?2- Cuma namazına gittiğim zaman manevi bir tat alamıyorum, hatta moralim bozuluyor. Bu şekilde kıldığımız cuma namazlarını kılmamak daha mı doğru olacaktır?
Duygularınıza aynen katılıyorum. Bu huzursuzlukla kılınan namaz, namaz değildir. Onun yerine evinizde öğle kılın. Ayrıca evinizde de yakınlarınızla cemaat oluşturabilirsiniz. (Kıldıran hariç, üç kişi gerekir) Mümkünse İslam Nasıl Yozlaştırıldı kitabımın Cuma bölümünü okumaya çalışın.
Siz namaz 3 vakti farzdır, diğer 2`si sünnettir diyorsunuz. Teravih namazını insanlar farz zannetmesinler diye camide kıldırmayan Peygamber Efendimiz neden sizin sünnettir dediğiniz namazları camiye sokmuştur? İnsanların bunu farz zannetmelerinden korkmamıştır. Ve de namazın 3 vaktinin insanlara farz olduğuna dair neden hiç bir hadis yoktur? Ve bir de sizden başka İslam tarihinde başka hiç bir âlim sizinle aynı fikri paylaşmış mıdır?
Hz. Peygamber, camide kıldıklarını cem uygulayarak farzdan ayırmıştır. Eğer onlar farz olsaydı, cem imkanıyla üç vakitte toplanamazdı. Teravih ise bir tür merasime dönüştürüldüğü için onu yasaklamıştır. Böyle düşünen çok âlim vardır. Kur`an böyle dediğine göre başka birilerinin olması gerekmez.
Ankebût Suresi 45. ayete dayanarak, namazın insanı kötü davranışlarda bulunmaktan alıkoyduğu gibi, görünür, görünmez (metafizik kökenli) kötü etkilerden de koruyucu etkisi olduğunu söyleyebilir miyiz?
Bunu ancak gerçek manasıyla namaz için söyleyebiliriz.
Namazı her hangi bir yöne doğru kılabileceğimizi belirtiyorsunuz. O halde Bakara Suresi 144-151 ayetleri ne anlama geliyor? Yüzünüzü Mescid-i Haram yönüne döndürün demekle ne kastediliyor?
O ayetler Müslümanlara bir kıble belirliyor. Biz cemaat halinde, zorunlu olarak, bireysel ibadetlerde de tercihan o kıbleye döneriz. Ancak bireysel ibadetlerde Kur`an`ın: “Nereye dönerseniz dönün orada Allah`ın yüzü vardır. “ayeti geçerlidir. Yani tek başına kılınan namazlarda kıbleye dönülmemiş olması namazı geçersiz kılmaz.
Geleceği bilen Allah, ileride insanların sünnet, hadis, fıkıh gibi konularda tartışmaya düşeceğini biliyordu. Örneğin namaz konusu (rekat, cem etme) tartışma olmayacak şekilde Kur`an`da verilebilirdi. Acaba bir sınava mı tâbi tutuluyoruz? Bir çok hadisi kabul etmezken Peygamberimizin cem etmesini hangi güvenilir kaynağa bağlayıp iddia edebiliyorsunuz? Peygamberimize bir Arabın gelip de “Ben Fâtiha da olsa ezberleyemem, içimden geleni söylesem namazım olur mu? “sorusuna Peygamberimizin evet cevabı vermesini nasıl kesin gerçektir diye değerlendirebiliyorsunuz?
Rivayetler iki özellik birleştiğinde güvenilir olur:
1. Kur`an`a uygunluk,
2. Tarihsel belge bakımından güvenilir olmak.
Anılan rivayetlerde bu iki özellik de vardır.
Peygamberimizin, namaz hareketlerini, Süryani papazlara bakarak belirlediği doğru mudur?
Bu söylentiler asılsızdır.
Sürekli tekrarlanan (belli sayılarda) bazı kelimelerden medet ummak yanlıştır, diyorsunuz. Namazdan sonraki tesbihlerde 33`er defa “sübhanallah, elhamdülillah, Allahu ekber “denmesi hakkındaki düşünceniz nedir?
Allah`ı her hangi bir biçimde anmanın yanlış tarafı olamaz. Ancak sayılara ilişkin iddiaların tümü Kur`an dışıdır. Namazdan sonrası için belirlenen sayılı icraat ise tümden uydurmadır. Namaz selam verildiği anda biter.
Her gün belli vakitlerde tekrarlanması gereken bir ibadet şekli olan namaz, insanı alışkanlığa yöneltmez mi?
Bu insan ruhuna olumsuz etki yapmaz mı?
Bu söylediğiniz tür namaz, ne dediğini anlamadan bilinçsiz bir şekilde kılınan namaz olabilir. Ne dediğini anlayarak bilinçle kılınan bir namaz ise böyle değildir. İnsanın ruhuna güzellikler getirir.
Namaz esnasında kıyamda Fatiha Suresi`ni okuduktan sonra “amin” / sen kabul eyle Allahım denmesi gerekli midir?
Amin kelimesi Kur`an`da geçmez. Namazda söylenmesi de doğru değildir. Bu İbranice kelimeyi söylememek daha uygundur.
Abdestsiz namaz kılınabilir mi? Kadınlar çıplak namaz kılabilirlermiş, doğru mudur? Namazda istediğimiz sureyi okuyabilir miyiz?
Kadın-erkek hiç kimse abdestsiz ve çıplak namaz kılamaz. Namazda istediğiniz sureyi veya içinizden gelen bir duayı okuyabilirsiniz.
Camide namazdan sonra çekilen tesbihi bid`at olduğu için çekmek istemiyorum. Fakat işgüzarın biri camideki tesbihlerden birini önüme atıveriyor. Çeksem bir türlü çekmesem bir türlü. Ne yapmalıyım?
Namazdan sonra çekilen tespih bid`attır. O tespihi, size atana iade edin.
Peygamber Efendimizin sabah namazının ilk rekâtını ikinci rekâta göre daha kısa tuttuğu doğru mudur? Doğruysa sebebini biliyor muyuz? böyle yapmak sünnet midir?
Peygamberimizin, bunun aksi, okuyuşları da vardır. Söylediğiniz bir tercih meselesidir.
Namaz 3 vakitse diğer 2 vakit de Peygamberimizin eklediği sünnetse neden 5 vaktin de farzları var? Farz Allah`ın emri demek değil midir? 5 vakit ve şu kadar rekât farzı demek ne demektir?
5 vaktin farzı tâbiri fıkıhçıların kullandığı teknik bir tâbirdir. Sünnet namazlar için de farz dendiği zaman bunun anlamı, fıkıh tekniği bakımından, gerekliliktir.
Namazların ezandan önce kılınmasının bir sakıncası var mıdır? Sabah namazlarını bazan ezandan önce kılıyorum.
Vakit girmişse kılarsınız.
Bazı ayetlerde, korku yüzünden namazı kısa tutmanızda size bir günah yoktur, deniyor. Namazı kısa tutmak nedir?
Korku ve kaygı zamanlarında namaz, kısa bir dua halinde yapılabilir. Ayakta, binek üstünde gibi…
Hz Peygamber`in namazlarını genelde 3 defada topladığını söyledikten sonra sevap amacıyla ekleme yaptığını söylüyorsunuz. Peygamber bile olsa dine ekleme yapma yetkisi var mıdır?
Din tarafından konmuş bir ibadeti fazla yapmak dine ilave değildir. O fazlalar farzlaştırıldığında ilave olur. Hz. Peygamber`in ilave olarak kıldığı müekked (pekiştirilmiş) sünnetler sonradan farzlaştırılmıştır.
Namazlarda, öğle ve ikindi hariç diğer namazların ilk iki rekâtında ayetler imam tarafından açıktan okunmaktadır. Eğer açıktan okuma imamın arkasında saf bağlayanların okunanı anlaması için ise neden diğer namazlarda açıktan okunmuyor?
Bu bir bir gelenektir. Bu ayetlerin açıktan ya da gizliden okunması namazın geçerliliğine etki etmez. Artık bunları bırakalım da Kur`an`ı kendi dilimizde okuyarak ne dediğini anlamaya çalışalım.
Karanlıkta namaz kılmanın bir sakıncası var mıdır?
Hayır, hiçbir sakıncası yoktur.
Namaz kılarken önümüzden küçük ya da büyük bir kişi geçerse namaz bozulur mu?
Namaz bozulmaz ancak geçmemesi yeğlenir.
Ölünün arkasından, “devir” adıyla, günahları veya gitmediği hac borcu ya da kılmadığı namaz borçları hesap edilip karşılığınca para veriliyor başka insanlara. Bu doğru mudur? İnsanın kendine farz olan kılmadığı namazlar hesabınca yoksulara ya da kime olursa olsun birilerine para verip namaz borçları silinebilir mi
İbadetlerde vekâlet olmaz. Böyle bir sistem İslam`da yoktur. Sonradan hurafe sistemi tarafından uydurulmuştur.
Bugün uygulanan namaz saatleri tam saat ve dakika olarak neye göre hesaplanıyor?
Bu hesaplamalar fıkıhla rasathane bilgilerinin verilerine göre yapılmaktadır.
Duaların ve bunun gibi eylemlerin ölülere bir faydası olmadığına göre cenaze namazının anlamı nedir?
Cenaze namazının anlamı, bizim ölen kişiye ve ortak imanımıza saygımızı ifade etmektir.
bir bayan olarak cuma namazı kılmayı istediğim halde ne cemaat oluşturabildim ne de camiye gidip kılabildim. Gitsem tek başıma ne yapabilirim? Öyle bir toplumda yaşıyoruz ki tamamen çevre baskısı ve toplumsal şartlanmaların pençesindeyiz, özellikle bayanlar. Bu konuda fetva bile verildiği halde neden camiler bize kapalı ? Camiler sadece erkeklerin mekânı mıdır? Bu durumda bizler camide namaz kılmaktan mahrum oluyoruz. Cuma namazı kadın erkek herkese farz olduğu halde, isteyip de şartlardan dolayı kılamamanın günahını kim yüklencek?
Şikâyetlerinize aynen katılıyorum. Bu durumda sizin hiçbir sorumluluğunuz yoktur. Günah bu yanlışı yapanlarındır.
“amin” / sen kabul eyle Allahım denmesi gerekli midir? sorusunun cevabında, bu İbranice kelimeyi söylememenin daha uygun oldugunu belirtmişsiniz. Fakat Türkçe olarak sen kabul eyle Allahım denmesi gerekir mi?
Yaptığınız duanın sonunda “kabul eyle” diye Allah`a talimat vermeye ne gerek var? Siz duayı yapın, kararı Allah verir.
Cami dışında, kendi dilimizde yani Türkçe namaz kılınmasının mümkün olduğunu ifade ediyorsunuz. Camide namaz kılınırken imama uyulmaktadır. İmam da farz olan namazlarda, Arapça okunan bütün kelime veya ayetlerden hemen sonra bir de Türkçesini ifade etse, namaz daha anlaşılır hale gelmiş olmaz mı?
İmamın bunu yapmasına gerek yoktur. Cemaat, arkasından Türkçe okuyabilir. İmam, birliği sağlamak için özgün metni okumalıdır.
Hz. Muahammed`in “Her kim ki evinden çıkarken Kur`an`ın bir ayetini ezberleyip şuuruna varırsa o gün kılacağı 1000 rekât namazdan daha hayırlıdır” dediği doğru mudur?
Bu rivayetlerin tarihsel belgeleri yoktur.
Peygamberimizin Uhud Savaşı`nda kılamadığı namazları Bilal`e ezan okutarak vakit sırasıyla cemaatiyle birlikte kaza yaptığı İslam ansiklopedisinde bilgi olarak veriliyor. Bu durum kaza namazı kılınabileceğine delil olarak gösteriliyor. Bu uygulama kaza namazı olduğuna delil midir?
Böyle bir şey asla yoktur. Bunlar dayanıksız rivayetlerdir. Fırsat bulduğunuzda namaz kılmanız elbetteki makbuldür. Ancak buna isim koymanız gerekmiyor.
Allah, inananların, Kur`an insanlarının, anti sosyal kişiler olmamaları için toplu ibadetleri ve özellikle cuma namazını gerekli görmüştür, denebilir mi?
Evet, denebilir.
Hz. Muhammed camide hiç sünnet namazı kılmazdı diyorsunuz. O zaman neden ikindi ve yatsı namazlarını camide kılıyordu? Bu namazları cem etse bile yine de camide cem ediyordu ve sonuç olarak da camide sünnet namazı kılmış oluyordu. Bu durumda ya yatsı ve ikindi farz ya da sizin söyleminizde bir çelişki var. Açıklar mısınız?
Burada bir terminolojik karışıklık var. Camide farzlar kılınır, ister cem ederek ister ayrı ayrı. Bizim sünnet namazı kılmaz derken kastettiğimiz, 5 vaktin farz dediğimiz rekâtlarına eklenen kısımlardır. Yani gelenekteki farz denilen kısımlar dışındakiler.

Yazar : yüksel güvenir