16 Şubat 2014 Pazar

ozan'ca




ZEKİ İNSANLARIN EN BELİRGİN 8 ÖZELLİĞİ




1) Zeki insanlar naziktirler ve nezaket kurallarına uyarlar. İnsancıl yönleri fazladır ve karşılarındakine değer verirler. Hangi zeki insanı araştırırsanız araştırın, nazik olduğunu görürsünüz.

2) Zeki insanların duyguları çok yoğundur. Mantıksal gelişim aynı zamanda duygusal gelişimi de etkileyecektir. Bu duruma göre çocuk kalmayı başarmış insanlar daha zekidir gibi bir sonuca ulaşabiliriz, çünkü çocuklar duygularını çok yoğun yaşarlar.

3) Özelliklerinden bir tanesi çok büyük fiziksel enerjiye sahip olmalarıdır. Bu doğuştan gelen bir enerji modellemesi olmayıp, tamamen kendini adapte ettiği konuyu tamamlamak için saatlerce çalışması gerektiği bilincine sahip olmasıdır. Bunun sonucu olarakta irade ve kalp koordineli bir şekilde enerjiyi temin için çalışırlar.

4) Üstün zekalı insanların diğer bir özelliği ise hem zeki görünüşlü olmaları ve hem de doğal görünmeleridir. Hem zekalarını belli ederler ve hem de çocukça bir yapıyla hareket ederler. Bu nedenden dolayı da sorgulanırlar; bu kişi gerçekten zeki mi?

5) Zeki kişiler hem disiplinle ve hem de oyun oynar tarzda işlerine eğilirler. Yaptıkları işi büyük bir ciddiyetle yaparlar, ancak oyun havası da vererek yaptıkları işten büyük bir zevk alırlar.

6) Zeki kimseler hem gerçek dünya ile bağlarını koparmazlar ve hem de hayal dünyası içinde yaşarlar. Ürettikleri şeyler gerçek dünyada kullanılacaktır, ancak olmayan şeyleri üretmek zorundadırlar. Normal insanlara göre üstün zekalı insanların düşünceleri fantastiktir, ancak bilimsel çalışmalar fantastik hayaller sonucu ortaya çıkmaktadır.

7) Üstün zekalı insanlar son derece inatçı yapılı kimselerdir. Başarısızlıkta asla yılmazlar ve asla pes etmezler. Düşünsenize, Edison ampulü bulmadan önce binlerce sefer deneme yapmıştır ve asla pes etmemiştir Sonunda da başarıya ulaşmıştır.

8) Üstün zekalı insanlar lider ruhlu insanlardır. Genellikle her konuda söyleyecekleri şeyler olduğu için her türlü insana hitap edebilirler. Sevecen ve babacan bir tavırları vardır. Genellikle öğrenciliklerinden itibaren lider ruhlu özellikleri belirginleşir.
http://www.ogretmendiyari.com/haber/10595/zeki-insanlarin-en-belirgin-8-ozelligi.html

15 Şubat 2014 Cumartesi

Oysa küfretmek güzeldir..

Ali Murat İrat-Birgün
Büyük tahammüller çağındayız. Sürekli sabrımızın sınandığı ve tıpkı ateş alır gibi sevmelerimizden vazgeçirildiğimiz bir sindirilmişlikler çağı bu. Gözümüzü açtığımız andan itibaren tahammül etmemiz gereken bir çok şey ve kimseyle boğuştuğumuz kişiliksizleştirme çağı. Kişiliğimizi kaybettikçe, yoksunlaştıkça kazanacağımız bir çağ. Her gün onlarca el sıkarak, gülümseyerek ve güzel sözler söylemek zorunda kalarak tamamladığımız hayatımızın kendisinden utandığımız bir çağ. Ve bu çağda bunca sahteliğe karşın ayıp olan küfretmek.
Çoğu zaman sıktığımız ellerin sahiplerine tahammül edemeden sıkıyoruz ellerini. Güldüğümüz yüzlere tahammül edemeden gülüyoruz çokça. Hep aynılaşıyor söylediğimiz sözler. Ve tahammül etmemiz gerekenler artıyor her gün. Zarafet doluyor her yanımız. Kırıldıkça kırılıyoruz. Oysa çoğu zaman ağız dolusu küfürle uyanmak istiyoruz güne ve kimi yüzler tükürülmek için duruyor önümüzde. Tahammül ettikçe söyleyemediklerimizi biriktiriyoruz ve “dilimizin ucunda küfre dönüyor her sözcük”. Küfür etmenin ayıp olduğunu söyleyenlerse tahammül çağırıcıları. Yere bile tükürmenin ayıplığından söz edenlerse sistemin bekçileri. Kızgınlığımızı küfürle süslemenin ve yüzlere tükürmenin asaletinden yoksun kalmamız isteniyor. Onlar tahammülü kutsarken her birimizin çürümesinden sorumlu olanlar. Erkeklerimizi ve kadınlarımızı çürütüyorlar. Çocuklarımız çürük ağaçlardan kopardıkları çürük meyvelerle doyuruyorlar karınlarını.
Tahammül ediyoruz. Her şeye ve herkese tahammül ediyoruz. Oysa tahammül suskunluk demektir. Suskunluğun kutsandığı bu çağda bizler tahammül eden, kendinden veren, kendini eksilten, kendini yiyen oluyoruz. Tahammül öfkenin bastırılması, sistemin devamı olarak çıkıyor karşımıza. Tahammül edip kurtulduğunuzu sandığınız an ve yerde kendimizden gelen o çürük kokusunu duyumsuyoruz.
Bu çağ gündelik tahammüller çağıdır. Uyandığımız anda başlayan gündelik tahammüllerimiz var hepimizin. Örneğin uykusuzluğa tahammül ediyoruz. Oysa hiçbir çağda bu denli uykusuz kalmamıştık biz. Sistemin gözleri uykunun üzerindedir. Onun için kıymetlidir uyku. Onun için özgür olduğumuz tek alan uykuya tahammülü yoktur onun. Uykunuza girmek ve yapamıyorsa sizi uykunuzdan etmek için çalışır durur sistem. Rüyalarınıza henüz reklam almıyorsanız bugünlerinize şükredin. Rüyalarınızın en güzel yerinde bir densiz çıkıp “Rüyalarınızı bizimle gerçekleştirin” demiyorsa henüz iyi günlerinizdesiniz demektir.
Tahammülümüz azalıyor. Bizim bu dünyaya, bu dünyanın bize. Bizim en yakınlarımıza, “efendilerimizin” bize. Çünkü bütün tahammülümüzü tüketiyoruz. Sevdiklerimize yalnızca kof ve boş bir anlamsızlıkla bakıyoruz gün sonlarında. Sevdiklerimize tahammülümüz kalmıyorken bütün enerjimizi soğuruyor yaptığımız o boktan işler ve onların sahipleri.
Sabah erken uyanmaya tahammülünüz kalmadı mı? İşe giderken duyduğunuz o küçük öfkeler mi sıkıyor sizi? İş yerlerinizde devlet midir boğazınızı sıkan yoksa küçük devletçikler mi içinizde yarattığımız. Kendi yarattığımız küçük devletçiklerle yaşıyoruz ve yaşlanıyoruz. Ve biz böyle oldukça var olabiliyor o büyük devlet de.
O nedenle kimi zaman en güzel ihtimaldir ölüm.
Ben bunları yazarken arka masamda “Yaşamak güzeldir” diyor bir adam kendisine hizmet eden garsona. Ekliyor “Sen” diyor “Bir portakal suyu getir bana çok mutsuz görünüyorsun”. O büyük tahammül devreye giriyor yine. Küfretmek hoş karşılanmıyor. Tükürülecek yüze gülüyor garson ve işine koyuluyor.
Tahammül ediyoruz. Oysa kimi zaman en iyi ihtimaldir ölüm, biliyoruz.
Enver Gökçe o büyük tahammülden söz etmişti bize: “Sana selam olsun/ Zincirin zulmün kar etmediği/ Kırbacın kar etmediği/ Büyük tahammül!” Kor gibi şiirler bırakarak o da göçüp gitti bu dünyadan. Onun şiirlerini “bir mıh gibi” taşıdık aklımızda. Oysa yaşarken tahammül edemedik ona. Bir huzurevinde tükettik onu. “Oğulu uşağı bir de karısı hastir çekti” ona. Sistem tüketti bizi ve küfretti değerlerimize bütün gücüyle. Ve Seyranbağları huzurevinde bıraktı koskoca bir devrimci gelenek ölüsünü. Ve Aleviler. Bütün duvarlarına yazdılar Aşık Hüdai’nin sözlerini: “Bütün evren semah döner”. Bu cümlenin altında ezildiler ama Hüdai’nin acından ölmesinin altında ezilmediler. Küçük devletçikleriyle seyrettiler kendi değerlerinin ölümünü. Onlar da tahammül ettiler.
Büyük tahammüller çağındayız. Ve küfür yasaktır. Oysa kırılarak konuştuğumuz sahtelikler dünyasında ölümünü seyrettiklerimiz kadar gerçek bir yokluk içindeyiz.

14 Şubat 2014 Cuma

Bir ülke nedir diye sordum

Bir ülke nedir diye sordum
Düş kuranın birine
Ülke düşlerdir dedi
Gerisinden bana ne

Bir ülke nedir diye sordum
Kırda açan çiçeğe
Ülke kokumdur dedi
Gerisinden bana ne

Bir ülke nedir diye sordum
Gökte uçan şahine
Ülke avımdır dedi
Gerisinden bana ne
Bir ülke nedir diye sordum
Yerde sürünen yılana
Ülke yuvamdır dedi
Gerisinden bana ne

Bir ülke nedir diye sordum
Cebi dolu birine
Ülke paramdır dedi
Gerisinden bana ne

Bir ülke nedir diye sordum
Cebi delik birine
Şöyle bir süzdü beni
Dedi ki git işine
Ataol Behramoğlu

Bu memlekette neler oluyor, biliyorsunuz değil mi?

Hasan Cemal
T24 Yazarı
Bu yazıda 29 kere sordum bu soruyu ve 29 cevap verdim. Yolsuzluk soruşturmalarına karşı sansürden yayın yasakları eşliğinde kullanılan cici gazetecilere, hiçe sayılan kuvvetler ayrılığından kışla düzeni getirilmek istenen üniversitelere uzanan sorulardan biri Cumhurbaşkanı Gül'e, diğeri bu gidişin sonuna dair...
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette, Başbakan’ın bir telefon talimatıyla muhalefet liderinin haberi sansürleniyor, yayından çıkarılıyor.
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette, Başbakan’a dönük eleştirel bir tweet atan Azeri bir meslektaşımız sınır dışı ediliyor.
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette, biraz zülfüyâre dokunan, içindeyolsuzluk gibi tehlikeli sözcükler olan sorular artık Başbakan’ın vücut kimyasını bozuyor.
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette, bir punduna getirip böylesine rahatsız edici sorular sormayı göze alabilen tek tük haberciler Başbakan tarafından azarlanıyor, fırçalanıyor.
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette, böylesine sorulara muhatap kalıp vücut kimyasını bozmak istemeyenBaşbakan, etrafı cici gazeteciler ile sarılı halde dolaşıyor.  
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette, Başbakan’ın baş belası diye nitelediği twitteri, sosyal medyayı, interneti sansürlemek için yasal düzenleme yapılıyor.
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette, internet özgürlüğü Başbakan'ın atadığı bir bürokratın iki dudağının arasına bırakılıyor.
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette öngörülen ‘internet sansürü’yle Türkiye, Çin ve Kuzey Kore gibi özgürlüklerin esamesinin bile okunmadığı karanlık bir lige doğru sürükleniyor.
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette, “İnternet yasağına boyun eğmeyeceğiz!” diye ayağa kalkanların bir kulağı Cumhurbaşkanı Gül’de, onay verecek mi, vermeyecek mi diye...

Yandaş medya ve cici gazeteciler de kullanılıyor

Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette ayakkabı kutularından, para sayma makinalarından, ‘para havuz’larından fışkıran yolsuzluk, rüşvet ve vurgunların üstünü örtmek için medya denetimi ve internet sansürü birlikte uygulanıyor.
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette yolsuzluk, rüşvet ve vurgunlara dönük soruşturmaları karartmak için sadeceyayın yasakları değil, yandaş medya ve cici gazeteciler de kullanılıyor.
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette, en büyük yayın gruplarından biri, Sabah-ATVBaşbakan’la Ulaştırma Bakanı’nın ‘himayeleri’nde oluşturulan bir ‘işadamları konsorsiyomu’na satılmak isteniyor.
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette, Sabah-ATV grubunu satın almak için Ulaştırma Bakanı’nın koordinasyonunda oluşturulan ‘para havuzu’na bir kamu bankasından da katkı yapılabiliyor.
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette medya grupları, televizyon ve gazeteler zaman zaman el değiştiriyor, daha çok devletle ihale bağlantısı olan işadamlarına geçiyor olsa da, yeni patronlar o televizyon ve gazetelerin yönetimlerine el süremiyorlar.
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette, el değiştiren televizyon ve gazetelerde genel yayın yönetmeni ve yazarlarla ilgili son söz kaç yıldan beri Ankara’da, siyasal iktidarın tepelerinde söyleniyor.
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette, halkın hafızasına kazınan o dolarların ortalığa saçıldığı ayakkabı kutuları ve para sayma makinalarından oluşan görüntüleri silebilmek için yargı bağımsızlığı her geçen gün güme gidiyor.

Yargı kararını dinlemeyen yürütme

Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette, yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarının üstünü örtmek için mahkeme kararını dinlemeyen, savcı talimatına kulak tıkayan polisler devreye sokuluyor yürütme tarafından.
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette, mahkeme kararını ve savcı talimatını dinlemeyen polisler eliyle yürütme, yargı bağımsızlığına ölümcül bir darbe indirirken, demokrasiyi demokrasi yapan ‘kuvvetler ayrılığı’nı hiçe sayıyor.
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarında oğullarıyla birlikte isimleri geçen dört Bakan’la ilgili savcılık fezlekeleri bir buçuk ay bekletildikten ve yeni savcılargörev başı yaptıktan sonra Adalet Bakanlığı'ndan gerisin geriye gönderiliyor.
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette, 17 Aralık iddianamesi yeni savcılarla yeni baştan yazılıyor.
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette, eski Ulaştırma Bakanı ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayınınzamanlama manidar dediği bir soruşturma operasyonunu İzmir’de sabah başlatan polisler öğleden sonra görevden alınıyor.
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette, yolsuzluk iddialarıyla ilgili olarak Başbakan’ın oğluna doğru yükselen ‘ikinci dalga’dan sorumlu savcının elinden soruşturma dosyası bir anda uçuruluyor.
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette, soruşturmaları karartmak için yargı bağımsızlığı da, anayasa da hiçe sayılarak Adli Kolluk Yönetmetliği bir anda değiştirilebiliyor.
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette, darbe bahanesiyle binlerce polis, yüzlerce savcı ve yargıç kıyımı yapılıyor.

Üniversiteye kışla düzeni getirilmek isteniyor

Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette, 12 Eylül darbesinin bir ürünü YÖK eliyle yaptırılan yönetmelik değişikliğiyle üniversite öğretim üyelerinin siyasi konularda yazmaları çizmeleri, konuşmaları yasaklanmak, üniversitelere askeri kışla düzeni getirilmek isteniyor.
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette, darbe diyerek her geçen gün hukuk tepeleniyor.
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette, yargı darbesi derinleştikçe derinleşiyor.
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette, darbe var diyerek kendi darbesini yapanların, yapmaya kalkışanların tarihteki hikâyelerini bilenler çoğalıyor.
Biliyorsunuz değil mi?
Bu memlekette, tek adam yönetimi kurmak sonu hüsranla bitecek nafile bir gayrettir.

Twitter: @HSNCML

13 Şubat 2014 Perşembe

ÇOK MU ZOR?



Annaneniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya tarhana yaparken,
Siz, "Aman annane be, boş versene"deyip, marketten hazır çorba alıyordunuz ya...
Annane rahmetli oldu ve siz, o tarhananın tarifini
annaneden alıp, bir kenara yazmadınız ya...
İşte o nedenle, siz, genetiği değiştirilmiş organizma yemekten
kurtulamazsınız maalesef.
Ne verirlerse
Onu yiyeceksiniz.
Kız evlat yetiştiriyorsunuz, en iyi okullara gönderiyorsunuz.
Piyano çalıyor, İngilizce konuşuyor, Grammy alanları tek tek biliyor.
Bilmeli.
Ama alt tarafı limon, şeker ve su kullanıp, limonata
yapmasını bilmiyor!
Yoğurdu çırpıp, ayran yapamıyor, ayran...
İşte o nedenle, kızınız, genetiği değiştirilmiş meşrubat içmeye mahkum,
maalesef torunlarınız da.

Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için,
İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını
kemiriyor sizin oğlan!
Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına
koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu.
Tahin-pekmezi " köylü işi "
vıcık vıcık yağ fışkıran kremaları
"modernite" sandığınız için,
Daha 10 yaşında çocuklarımız balona döndü, yuvarlana yuvarlana yürüyor, tıkanıyor,merdiven çıkamıyor.

Size zor geliyor ama, zor mu evde yoğurt yapmak?
İstanbul'un güneşi müsait değil, anlarım, zor mudur İzmir'de,
Antalya'da, Adana'da evde salça yapmak?
Şikayet edip duruyorsun, içine katkı maddesi konuyor, zorla
beyazlatılıyor diye...
İster tam buğday unundan, ister çavdardan, hakikaten zor mudur evde
ekmek yapmak?
Bütün ailen kabız...
Tonla para verip, abuk sabuk ambalajlı-meyveli saçmalıklardan medet
umacagına, niye öğrenmiyorsun kabak tatlısı yapmayı?

Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara gidiyorsun
Eğri büğrü biberlere, doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini alıyorsun
Ne işe yaradı senin pazara gitmen?

Kocanız da, bu satırları okuyup, size akıl verecek şimdi...
Söyleyin ona, ukalalık etmesin, götürün aktara, hatmi çiçeğiyle
zencefili birbirinden ayırt etsin, ondan sonra konuşsun!

Enginar, börülce, radika, cibes pişirmekten haberin yok;
Gazetelerin tiraj almak için uydurduğu uzmanlarından
fıldır fıldır brokoli tarifleri öğreniyorsun...
Brüksel lahanası yiyerek mi AB'ye gireceğini sanıyorsun?

Çin'den bal getiriyorlar mesela...
Taaa Arjantin'den, Meksika'dan bal getiriyorlar.
Neymiş efendim, içinde genetiği değiştirilmiş organizma olabilirmiş falan...
İçinde tavuk ibiği, maymun kulağı olmadığına şükredin!
Ben iddia ediyorum;
Kaşla göz arasında frankeştayn ürünlere kapıları açan arkadaşlarla,
Amerikan çiftçilerinin avukatı profesörlerimiz, sırf karakovan balına
sahip çıksa, Şemdinli'de, Pervari'de terör bile azalır, terör bile...

Uzatmayayım.

Mutfak genetiğimizi kaybettik biz.
Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin DNA'sını değiştirdi!

Hurrraaa diye köyden kente göçerken, dışarda tıkınmayı şehirleşme
zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme zannettik.

Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz,
Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz.


Yılmaz ÖZDİL

Gıdalar ve kanser / Tayfun Özkaya


biskuvi

İzmir’in bir köyünde, yakından tanıdığım köylülerin anlattığı ilginç bir olay var: “Bir baba ve oğlu yeni tarım ilaçlarının içilse bile insanı öldürmeyeceği konusunda diğerleri ile kahvede iddialaşıyor. Sonunda bir miktar tarım ilacı içerek savlarını kanıtlamak istiyorlar. Sonuç: baba ölüyor, oğlu ise zorlukla kurtarılıyor”.
Yeni tarım ilaçlarının eskilerine göre çok zararsız olduğu düşüncesi, ne yazık ki köylüler arasında yaygın bir kanıdır. Hatta, bilinçli diye düşündüğüm ziraat mühendisi arkadaşlarımdan bile buna inanan var. Güney illerimizden birinde, çevre derneği başkanı bir köylünün bile böyle düşündüğünü hayretle görmüştüm. Köylülerimizin önemli bir kısmı, tarım ilaçlarının atılması sırasında hemen ölüme yol açmaması nedeniyle, onları insanlar için zararsız görme eğilimindeler.
Sağlık Bakanlığı, Dünya Kanser Günü nedeniyle bir basın bildirisi yayınlamış. Bildiride “Kanser oluşumunda etkisi olan kötü beslenme, sedanter yaşam (fazla oturma), tütün ve alkol kullanımı ile güneş ışığının zararlı etkilerine maruz kalma gibi çevresel etkenlerin kontrol altına alınması, kanser görülme sıklığını azaltacaktır” deniyor. Şunu da eklemişler: “Kanser önleme çalışmalarında tütün ve obezite ile mücadele devam edecektir”. Besleme konusunun neredeyse sadece obeziteye indirgenmesi çok yanlış.
Gazetelerde de, Dünya Kanser Günü nedeniyle, “Kırmızı eti azaltın, sebze, meyveyi daha çok tüketin” denmekte. İyi de; nasıl sebze ve meyve? Zararlı kimyasallarla ilaçlanmış ve yoğun kimyasal gübreler kullanılmış sebze ve meyveler konusuna pek değinen yok. Aslında kanserle mücadelede bir numaralı kurum ‘Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ olmalıdır. Oysa onların ‘Kanser Günü’ ile ilgili bir duyurularına rastlamadım. Hatta; bakanlığın televizyonda yayınlanan kamu spotlarında, gıda ile ilgili olarak “Merak etmeyin, her şey kontrol altında” denilmekte. Hâlbuki bazı çalışmalar olmakla birlikte, bunlar son derecede yetersiz. Bazı meşhur hekimlerimiz de “Kurtlu kiraz yiyin” mesajını veriyor. Bir kirazın kurtlu olması, ilaç atılmadığını göstermez. Hatta, kurtları fark edip, hasattan çok kısa bir süre önce ilaç atmış da olabilirler. Kiraz zararlılarına karşı ‘organik mücadele’ yapmanın mümkün olduğunu, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde Prof. Dr. Serdar Tezcan ve arkadaşları ortaya koydular.
Kanser konusunda Türkiye’de epeyce mistik bir bakış açısı yaygın. Olayın karmaşıklığını sezenler “Ne yapsan boş, kaderdir” noktasına geliyorlar. Yakınlarımızda temiz gıdalar tüketip de kanser olanlar var. Ama şu sorular sorulmuyor: Organik gıda tüketimine ne zaman başladınız? Çevrenizdeki hava kirli mi? İşinizde veya evinizde zararlı kimyasallarla karşılaşıyor musunuz? Kadercilik insanları rahatlatıyor olabilir ancak sonuçları çok fena.
Bir de şu iddia ediliyor: “Eskiden yaşam kısa idi, şimdi uzadı; haliyle kanser de arttı”. Bu düşünce çok yanlış. Çünkü çok genç yaşlarda kanser olaylarının görülme sıklığı arttı. Önce kafaları değiştirmek gerekiyor. Bir de dikkatimi çeken bir olay var: Kansere yakalananların önemli bir kısmının akıllarına ancak o zaman organik ürün tüketmek geliyor. Bazen çok geç kalınmış oluyor.
Sağlık Bakanlığı’nın kanserle mücadeleyi sigara ve obeziteye yoğunlaştırması çok yetersiz. Aynı anda zararlı tarım ilaçları ve kimyasal gübrelerden arınmak gerekiyor. Tabii sigara ve alkolle mücadele zamanın ruhuna çok uygun olabilir. Tarım ilaçları, kimyasal gübreler ve şirket tohumlarının ise arkasında güçlü yabancı şirketler var. Sağlık Bakanlığı, bildirisinde çok doğru olarak “Kanser sadece bir sağlık sorunu değildir. Sosyal ve ekonomik yönleri de olan insan haklarını etkileyebilen bir sorundur” demiş. İyi de, zararlı tarım ilaçlarından uzak, ‘ekolojik gıdalar’ yemek her vatandaşın hakkı değil mi? Durum buraya geldiğinde, organik ürünlerin Türkiye toplumu için değil de, daha çok ihracat amacıyla üretileceğine dair bazı hedeflerle karşılaşıyoruz. Organik üretimde verimin düşeceği gibi çok doğru olmayan iddialar hep endüstriyel tarımı güçlendirmekte. Organik üretim konudaki desteklerin ise yeterli bir gelişme sağlamadığı zaten biliniyor. Olayı ticaret olarak değil de, bir insan hakkı olarak görmek gerekiyor.
Kaynak : Yurt GAzetesi – 6 Şubat 2014

http://www.karasaban.net/gidalar-ve-kanser-tayfun-ozkaya/

10 Şubat 2014 Pazartesi

DÜŞÜNÜLMESİ GEREKEN SÖZLER,


DÜŞÜNÜLMESİ GEREKEN SÖZLER


‘Porno Lobisi’, biz değiliz ahlaksız olan, sizsiniz

Sevgili okur, bu yazı yayınlandıktan birkaç saat sonra kendini yok edebilir. O yüzden tükenmeden okuyunuz, okutunuz.
Malumunuz Torba Yasa içine konulan ve meclisten bir çırpıda geçirilen internet yasasıyla birlikte bir habere ya da yazıya ulaşmanızı sağlayan linke 4 saat içinde erişim engellenebilecek. Ve bu sayede haber ya da yazı bir varmış, bir yokmuş olacak.  Bu yazı da bir anda yok olabilir.  Meclisten taze taze çıkarılan ama simit gevrekliğinde olmayan yasanın amacı ne? ‘Kişilik haklarına yönelik saldırıyı engellemek ve özel hayatın gizliliğini sağlamak.’  “Yazıyı yazanın, haberi yapanın emeği, kişilik hakları, düşünce özgürlüğü ne olacak? “ diye soracak olursanız sormayınız ileri demokrasimiz daha oralara gelmedi.  Bizim ‘ileri demokrasimiz’ henüz vatandaşını internetten korumak için polise öldüresiye dövdürmek ve biber gazı sıkmak düzeyinde. Anlayacağınız internet denilen şey öyle zararlı öyle zararlı bir şey ki vatandaşa güvenli internet sağlamak için dayak ile de olsa ıslah etmek ileri demokrasinin gereği.
İşte bu yüzden Cumartesi akşamı Başbakan’ın “Özgürlükleri sonuna kadar savunduk, savunacağız” sözlerinden birkaç saat sonra internet sansürünü protesto etmek için sokaklara çıkanlara polis copu, TOMA, biber gazı, su yani Allah ne verdiyse müdahale edildi.
Ama zaten söz konusu olan şey internete sansür falan değildi. Başbakan da bunu söylemişti. Demişti ki; "Birileri yasayı anlamadan, dinlemeden, çok çok affedersiniz, kusura bakmayın 'edepsiz görüntülere dokunma' diyerek, edepsizce sokağa çıkıyor. Bu paralel yapı, onları destekliyor. Allah ıslah etsin diyorum, başka da hiçbir şey demiyorum. Bunların mahremiyete, özel hayata, aileye saygıları yok mu?" Böylece Cumartesi akşamı sokağa çıkan insanlar bir anda pornocu oluverdi. Ki bunu bazı gazeteler Başbakan daha konuşmadan önce yazdı. O gazetelerin “Porno lobisi baskı yapıyor” manşetlerinde bir “Alo Fatih” olayı var mıdır yoksa kendiliğindenci bir “Bekçi Murtaza” hareketi midir bilemeyiz. Günahları boyunlarına deyip geçelim.
Malumunuz Gezi Parkı direnişinde sokağa çıkanlar da “Faiz Lobisi”ne hizmet ediyordu. Şimdi de “porno lobisi” çıktı. Çapulcu, ayyaş, gezizekalı, ahlaksız tanımlarının ardından pornocu sıfatına da haiz olduk. Allah devletimize zeval vermesin.
TDK “Porno” için “ Amacı cinsel dürtülere yönelik olan, ahlaki değerlere aykırı düşen yayın, resim vb.” diyor. TDK tanımından hareket ederek birkaç soru soralım. Ve kim pornocu, kim ahlaksız bir bakalım.
Kim pornocu?
“En az üç çocuk” diyen, kürtajın cinayet olduğunu söyleyen, “kadın mıdır kız mıdır” diyen Başbakan özel hayata karışmış olmuyor mu?  Ötesi cinsel dürtülere, cinsel hayata yönelik bir şey söylemiyor mu?
Kızlı erkekli evlerde yaşayanların mutlak suretle sevişiyor olduğuna inanan ve ‘Sonra yanındaki arkadaşları da ister’ diyen Başbakan yardımcısına bu sözleri cinsel dürtüleri söyletmiyor öyle mi?
Bir sunucunun göğüs dekoltesi için “olmaz böyle kardeşim” diyen parti sözcüsü kimsenin giyimine, özel hayatına karışmış olmuyor ve ona bu sözleri söyleten şey cinsel dürtüleri değil mi?
Kadın gazetecilere “Ben sizin bacak aranızı çeksem” diyen iktidar partisi milletvekili ahlaki değerlere aykırı düşen bir şey söylemiyor mu?
14 yaşında bir çocuğa nikah kıyan imam değil biz mi pornocuyuz?
13 yaşında tecavüze uğrayan bir kız çocuğu için “rızası vardı” diyen mahkeme heyetleri mi ahlaklı?
Tacize uğrayıp karakola giden kadına “ o saatte sokakta ne işin vardı” diyen polis ahlaklı biz mi değiliz?
“Hamile kadınların sokağa çıkması ayıp” deyip gebe kadın görünce aklına seks gelen ilahiyatçı değil biz mi pornocuyuz?
Kız erkek öğrencilerin aynı merdiveni kullanmasını, aynı kantinde yemek yemesini yasaklayan okul müdürleri değil biz mi pornocuyuz?
“Kadın dekolte giyerse tecavüzü hak eder” diyen profesör değil biz mi pornocuyuz?
“12 yaşında bir kız 60 yaşındaki bir adamla evlendirilebilir” diyen ve belediyelerde “Aile ve Evlilik Danışmanlığı” yapan insan ahlaklı, biz mi değiliz?
Son beş yıl içinde 4463 kadına tecavüz edildi. 9724 çocuk tacize uğradı. 6198 kadın öldürüldü. Bu tecavüzlere, cinayetlere göz yuman, komik cezalar veren, tacizi tecavüzü engelleyecek yasalar çıkarmak yerine kadını, kadın bedenini aşağılayanlar ahlaklı, sansürsüz internet için sokağa çıkanlar “porno lobisi” öyle mi?
Atalarımızın her daim geçerli olan ve benimde pek sevdiğim bir sözü vardır “kişi kendinden bilir işi.” Efendiler, siz interneti insan bedenin pazarlandığı, çocuk istismarı yapılan sitelere girmek amacıyla kullanıyor olabilirsiniz ama biz bilgiye, habere ulaşmak için kullanıyoruz. Ve bu yüzden internet sansürüne karşıyız. Karşı olmaya da devam edeceğiz.  Bu bizi sizin gözünüzde “pornocu” yapabilir. Peki yukarı da saydığım sözleri söyleyenler, eylemleri yapanlar ne yapıyor, neci oluyor hele ona da bir yanıt verin.
Çok uzatmayayım çünkü bu yazı bazıları okumayı bitirene kadar TİB tarafından yayından kaldırılabilir. (Çünkü bu sitede Alo Fatih denecek birileri yok. Mecbur TİB devreye girecek)
Ahlaksızlık ve pornoculuk; nerdeyse her gün kadın bedenine, cinselliğine ilişkin fetvalar verenlere dur demek yerine ödüllendirmektir. Kadınları eve hapseden yasalar çıkarmaya çalışmak, çocuk sayısından, kürtaja ve sezaryana kadar yatak odamızın kapılarını zorlamaktır.  13-14 yaşında kız çocuklarının zorla evlendirilmesini “masum” olarak görmektir. Tacize, tecavüze dur demek için yasalar çıkarmak yerine tecavüzcüyü koruyup kollamaktır ahlaksızlık.
Gezi parkı için sokağa çıkanlar da, internet sansürüne karşı çıkanlar da bunların hiç birini savunmadı savunmuyor. Bunların hiç birini yapmadı, yapmıyor. Hiçbirimiz 15 yaşında bir kız çocuğunu cinsel obje olarak görmedik, onunla evlenmeyi düşünmedik.  Hiç birimiz tacize uğrayan bir kadına “üzerinde ne vardı ya da o saatte orada ne işin vardı “diye sormadık. Hiç birimiz 13 yaşında tecavüze uğrayan bir çocuğun ‘rızası’ olabileceğini düşünmedik.
Hasılı kelam; “Porno Lobisi” biz değiliz “ahlaksız” olan ise sizsiniz ve internetimize dokunmayın yanarsınız.

6 Şubat 2014 Perşembe

Deli Çocuğun Güncesi




" Bazı insanlar tektir, tek yaşar, tek görmek ister hayatı. Bazen gruplardan, kalabalıklardan daha tehlikelidir, etkilidir bu insan tipi. Kimseye verecek hesabı yoktur, riskleri sever, hatta sonucunu üstlenir, bedelini de kendi öder. Kimseye bağımlı değildir, onu anlamak zordur, kimliğini bilmek daha zordur. Gizeminden ve sırlarından tesadüf sonucu yakalanmadıkça kimsenin onu ele geçirmesi söz konusu değildir. Öyle amaçları ve arayışları vardır ki, bunlarda biraz değişikliğe gitse tüm kişiliğini yerlere atar. Etkisini ve karar gücünü yalnızlığından aldıkça tekdüzelikten her zaman kurtulur ,,, "

Özgür Bacaksız ( Deli Çocuğun Güncesi )

GÜNÜN ANLAMI...


4 Şubat 2014 Salı

Dinini Sorgula !


"NE ALLAH KENDİNİ İFADE ETMEKTEN ACİZDİR, NEDE İNSANLAR KURAN'I ANLAMAYACAK KADAR AKILSIZDIR.."

DİNİN TEK SAHİBİ ALLAH'TIR  VE  SEN  BİRKEZ O KURAN'I AÇIP OKUMADIN,MERAK ETMEDİN.


EN KÖTÜSÜ DE, 
İNSANLARIN YAZDIĞI KİTAPLARI ALLAH'IN İNDİRDİĞİ KİTABA TERCİH ETTİN....

Evrenin yaratılışını sorgula...(Enbiya Suresi 30.ayet)

Diyanet Vakfı30. İnkâr edenler, göklerle yer bitişik bir halde iken bizim, onları birbirinden kopardığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi? Yine de inanmazlar mı?

Atalarının dinini sorgula ...(Bakara Suresi 170.ayet)

Diyanet Vakfı170. Onlara (müşriklere): Allah'ın indirdiğine uyun, denildiği zaman onlar, "Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız" dediler. Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler?

İnsanın yaratılışını sorgula..(Kıyamet Suresi 37.ayet)

Diyanet Vakfı37. O, (döl yatağına) akıtılan meninin içinden bir nutfe (sperm) değil miydi?

Kuran'ı ve peygamberleri sorgula..(Nisa Suresi 82.ayet)
Diyanet Vakfı82. Hâla Kur'an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı.

3 Şubat 2014 Pazartesi

DIKTATÖRLERLE-SÖMÜRGECILERIN ARASINDA SIKISTIRILAN HALKLAR…

DIKTATÖRLERLE-SÖMÜRGECILERIN ARASINDA SIKISTIRILAN HALKLAR… 23-03-2011
http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:Y-8Jd05L-xcJ:www.muhalifgazete.com/haber/8380/.html+&cd=1&hl=tr&ct=clnk&gl=tr

Emperyal devletlerin yeni söylemi “Demokrasi ve Özgürlük “
Hatirlayalim,

Irak’ta Saddam vardi,diktatördü ve kendi halkina kitle imha silahi kullanmisti.Irak halkini diktatör Saddam’dan kurtarmak ve kitle imha silahlaridan arindirmak gerekliydi….

Savas gerekçesi: IRAK HALKINA DEMOKRASI VE ÖZGÜRLÜK diyerek,

Bir milyondan fazla insan katledildi.

Ölenler çocuk,kadin,yasli olup,

Genç kizlara tecavüzler edildi.

Kitle imha silahlari vardi ne oldu?

Bulunamadi…

AFGANISTAN’DA Ruslar’a karsi savasmasi için CIA’nin icadiyla “TALIBAN YARATILDI”

ABD’ye tehdit sayilan Sovyet Birligi dagilinca “Taliban”a gerek kalmadi..



Savas gerekçesi:AFGANISTAN HALKINA DEMOKRASI VE ÖZGÜRLÜK”

On bes binden fazla sivil insan 50 ton patlayiciyla katledildi.

Ölenler çocuk,kadin,yasli olup,

Genç kizlara tecavüzler edildi…

Taliban-Bin ladin bulunamadi hala….

LIBYA

42 yildir Kaddafi Diktatörlügünce baski ve zulüm altinda yasayan Libya halki kendisi ülke kaderini degistirmeye çalisirken anladigi veya sinirlarini kendisinin çizecegi özgürlügünün ve yönetiminin savasimi verirken ,

Emperyal devletlerce ayni oyunun tekrari baslatildi,

Libya halkinin iradesine gerek yok denilerek,

``Batili devletlerin destegi ve koruyuculugu olmadan bir halk devrimin gerçeklestirilmeyecegi dünya kamuoyuna gösterilmeye çalisiliyor”

Savas gerekçesi:”LIBYA HALKINA DEMOKRASI VE ÖZGÜRLÜK “

NEREDE PETROL VE YERALTI KAYNAKLARI VARSA VE SÖMÜRÜ ISTAHINIZIN SALYALARINI AKITIYORSA ÜLKE HALKINA DEMOKRASI VE ÖZGÜRLÜK DIYEREK GEREKÇENIZ HAZIR ,

KURTARMAYA GITTINIZ HALKLARIN CANLARINA OKUDUNUZ

ÇOCUK,KADIN,YASLI,SUÇSUZ DEMEDEN ÖLDÜRDÜNÜZ

VE SAVASA, KAN’A, ÖLDÜRMEYE DOYMUYORSUNUZ….

O ÜLKELERDE YASAYAN INSANLAR (Batili devletler için dünyanin yüzde 45’lik petrol ve enerji kaynaklarina sahip bu bölgenin jeopolitik öneminden dolayi)

KENDI REFAHINA YARAMAYAN YERALTI ZENGINLIKLERINDEN DOLAYI DIKTATÖRLERLE-SÖMÜRGECILERIN ARASINDA SIKISIP KALMISTIR….

ORTA DOGU,AFRIKA COGRAFYASI NE GARIPTIR KI YILLAR ÖNCE KOVDUKLARI EMPERYALISTLER BUGÜN INTIKAM ALIRCASINA BIRLESIP (ABD,INGILTERE,FRANSA) ÇOCUK-KADIN-YASLI DEMEDEN MASUM INSANLARI KATLEDIYORLAR...

BOSNA’DA SÖMÜRECEGI YERALTI KAYNAKLARI OLMADIGINDAN AYLARCA SEYIRCI KALABILENLER,

BU GÜN LIBYA’YA HEMEN MÜDAHALE EDEBILIYOR VE GEREKÇESI; LIBYA HALKINA DEMOKRASI VE ÖZGÜRLÜK GETIRECEGIZ…

HADI BE ORADAN…

AMA! UNUTMA

ÇOCUKLARIN ÖLDÜGÜ BIR SAVASIN GALIBI OLMAZ….