19 Ocak 2015 Pazartesi

Evet, biz ikiz kardeşiz, ey Gece, çünkü sen evreni açığa çıkarırsın, ben ruhumu



"Ben senin gibiyim, ey Gece, karanlık ve çıplak; gündüz düşlerimin 
ötesinde yanan patikada yürürüm ve ne zaman ayağım toprağa 
dokunsa oradan dev bir meşe ağacı çıkar."
"Yo, sen benim gibi değilsin, ey Deli; çünkü sen hâlâ kumda bıraktığın 
ayak izlerinin ne kadar büyük olduğunu görmek için arkana bakarsın."
"Ben senin gibiyim, ey Gece, sessiz ve derin; ve yalnızlığımın ortasında 
bir beşikte bir Tanrıça yatar ve Cennet'te doğan yalnızlığımda 
Cehennem'e dokunur."
"Yo, sen benim gibi değilsin, ey Deli; çünkü sen hâlâ acı karşısında 
ürperirsin ve uçurumun şarkısı seni korkutur."
"Ben senin gibiyim, ey Gece, vahşi ve korkunç; çünkü kulaklarım 
mağlup ulusların çığlıkları ve yitirilmiş toprakların iç çekişleriyle dolu."
"Yo, sen benim gibi değilsin, ey Deli, çünkü sen hâlâ kendi küçük 
benliğini kendine yoldaş alırsın ve dev benliğinle dost olamazsın."
Ben senin gibiyim, ey Gece, acımasız ve korkutucu; çünkü bağrım 
denizde yanan gemilerle tutuşur ve dudaklarım ölen savaşçıların 
kanıyla ıslanır." ,
"Yo, sen benim gibi değilsin, ey Deli, çünkü hâlâ bir iyilik meleği 
olma arzusuyla dolusun ve hâlâ kendi üstünde bir yasa yapmadın."
"Ben senin gibiyim, ey Gece, neşeli ve mutlu; çünkü benim gölgemde 
oturan gerçek şarapla sarhoş olur ve beni izleyen kadın sevinçle günah işler."
"Yo, sen benim gibi değilsin, ey Deli, çünkü senin ruhun yedi kat 
giysiyle kaplıdır ve sen kalbini elinde tutamazsın."
"Ben senin gibiyim, ey Gece, sabırlı ve tutkulu; çünkü göğsümde, 
solgun öpüşlerin kefenleriyle binlerce sevgili gömülü."
"Öyle mi, Deli, sen benim gibi misin? Sen benim gibi misin? 
Ve bir ata biner gibi fırtınaya binebilir ve bir kılıç olup şimşeği tutabilir misin?"
"Senin gibi, ey Gece, senin gibi güçlü ve uluyum ve tahtım gözden
düşmüş tanrıların yığını üstüne kurulu; ve benim önümden de 
günler elbisemin eteğini öpmek için yüzüme hiç bakmadan geçerler."
"Benim gibi misin, ey karanlık yüreğimin çocuğu? Ve benim 
yaban düşüncelerimi düşünür ve boş sözlerimi mi konuşursun?"
"Evet, biz ikiz kardeşiz, ey Gece, çünkü sen evreni açığa çıkarırsın, 
ben ruhumu."

Gece ve Deli | Deli - Halil Cibran

Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin..



Ey kavmim! …

Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Dönüp de bakmazsın ölülerine.
Lût Kavmi’nden de değilsin sen; hazdan olmayacak mahvın.
Acıyla karıldı harcın ama acıya da yabancısın.
Ağıtları sen yakarsın ama kendi kulakların duymaz kendi ağıdını.
Bir koyun sürüsünden çalar gibi çalarlar insanlarını ve sen bir koyun sürüsü gibi bakarsın çalınanlara.
Tanrıya yakarır ama firavunlara taparsın.
Musa Kızıldeniz’i açsa önünde, sen o denizden geçmezsin.

Ey Kavmim! …

Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.
Korkarsın kendinden olmayan herkesten; ve sen kendinden bile korkarsın.
Hazreti İbrahim olsan; sana gönderilen kurbanı sen pazarda satarsın.
Hazreti İsa’yı gözünün önünde çarmıha gerseler sen başka bir şeye ağlarsın.
Gündüzleri Maria Magdalena’yı diye taşlar, geceleri koynuna girmeye çabalarsın.
Zebur’u, Tevrat’ı, İncil’i, Kuran’ı bilirsin. Hazreti Davut için üzülür ama Golyat’ı tutarsın.

Ey Kavmim! …

Sen ki peygamberlerinin dediklerini bile dinlemedin, beni hiç dinlemezsin.
Dönüp de bakmazsın ölülerine…
Lût kavminden de değilsin, hazdan olmayacak mahvın.
Ama sen kendi acına da yabancısın.
Kadınların siyah giyer, kederle solar tenleri ama onları görmezsin.
Her kuytulukta bir çocuğun vurulur, aldırmazsın.
Merhamet dilenir, şefkat dilenir, para dilenirsin. Ve nefret edersin dilencilerden.
Utancı bilir ama utanmazsın.
Tanrıya inanır ama firavunlara taparsın.
Bütün seslerin arasında yalnızca kırbaç sesini dinlersin sen.

Ey kavmim! …

Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.
Sana yapılmadıkça işkenceye karşı çıkmazsın.
Senin bedenine dokunmadıkça hiçbir acıyı duymazsın.
Örümcek olsan Hazreti Muhammed’in saklandığı mağaraya bir ağ örmezsin.
Her koyun gibi kendi bacağından asılır, her koyun gibi tek başına melersin.
Hazreti Hüseyin’ in kellesini sen vurmaz ama vuranı alkışlarsın.
Muaviye’ye kızar ama ayaklanmazsın.
Hazreti Ömer’i bıçaklayan ele sen bıçak olursun.

Ey Kavmim! ..

Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin, beni hiç dinlemezsin.
Ölülerine dönüp de bakmazsın.
Lût kavminden de değilsin, hazdan olmayacak mahvın.
Ama arkana baktığın için taş kesileceksin.
Ve sen kendine bile ağlamayacaksın.
Komşun aç yatarken sen tok olmaktan hayâ etmezsin.
Musa önünde Kızıldeniz’i açsa o denizden geçmezsin.
Tanrıya inanır ama firavunlara taparsın.

Ey kavmim! ..

Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin, beni hiç dinlemezsin.

Ey kavmim! …

Tek tek öldürülürken insanların, sen korkudan öleceksin.
Halil Cibran

TÜRKİYE’DE 3 KÜRSÜ ÇOK ÖNEMLİDİR…




1-KÜRSÜDEKİ HOCALAR:



*Hükümetin, YÖK  eliyle üniversite hocaları sindirildi

(İtaatkar YÖK.)

*Üniversite niteliksizliştirilerek bilimsellikten ısrarla uzaklaştırıldı.

(Çünkü;Bilimsellik aydınlıktır…)

*Rektörler,Dolmabahçe sarayında Erdoğan’ı el-pençe sessizce dinleyerek talimatlarını aldı ve uygulamaya başladı.

(İtaatkar rektör ve üniversiteler..)

*12 eylül 1980 “Netekim faşizmi” hariç, hiçbir dönemde kampüslere sivil-resmi polisler davet edilmedi. Bu dönemde öğrencilerin defter-kitaplarına kadar girişlerde arandı.
 ( İtaatkar öğrenci olmazsanız,gücüm sizi ezer… )

*Üniversite gençliği seslerini-sorunlarını duyurabilmek adına her kafalarını kaldırmasıyla polis coplarının-biber gazının  hedefi oldular. (İtaatkar öğrenci…)

SONUÇ: Üniversite gençliğinin direnci hariç, rektörler ve dekanlar sindirilerek ele geçirilerek"KÜRSÜDEKİ HOCALAR" susturuldu…



2-KÜRSÜDEKİ HAKİMLER:


  12 eylül 2010 tarihinde “ileri demokrasi” söylemiyle referanduma giden ve %57 oy’la kabul edildikten sonra sıra “Kürsüdeki hakimlere” gelmişti sıra ve öyle oldu.

Adalet siyasallaştırılması ve yandaşlaştırılması adına;

*HSYK’nın tüm yapısı değiştirildi.

*Hükümete yakın durmayan ve biat etmeyen savcı ve hakimler kış günü tayinleri çıkartılarak yerine kendilerine yakın olanlar getirildi.

*Anayasa mahkemesi üye sayıları ve içeriği/görev tanımları değiştirilmeye başlandı.

*Yarsav gibi STK.lar ve sesini duyuran/karşı çıkan hakim -savcılar hükümetin hedefi oldular ve yıpratılmaya başlandılar.

  “ADALET DOMUZ BAĞIYLA BAĞLANDI.”

SONUÇ:Yargıtay,Yarsav ve birkaç savcı-hakimlerin münferit çıkışları hariç “KÜRSÜDEKİ HAKİMLER” ele geçirildi…



3-KÜRSÜDEKİ İMAMLAR:



Atatürk Din ve İslamiyet hakkında şöyle der;

Bizim dinimiz aklın, mantığın uyduğu bir din olmasaydı mükemmel olmazdı,son din olmazdı” der.

Ama!..Akıldan,mantıktan..hurafeler,korkular yaratılarak, batıllaştırılarak insanları “Allah”ın kelamı olan yüce kitap “Kuran-ı Kerim’den” gerçek anlamından uzaklaştırdılar.

*Korku imparatorluğu adına uydurma hadisler yaratarak, imamlar vasıtasıyla saf ve temiz inanan insanları köleleştirdiler.
Zorla “itaat” etmeye ve biat etmeye zorlandılar…



Erich Fromm “İtaatsizlik Üzerine” kitabında şöyle diyor: “İnsan yalnızca itaat ediyor ya da başkaldırmıyorsa köledir, ama yalnızca başkaldırıyor ve itaat etmiyorsa da isyankârdır (devrimci değildir). İsyan eden kişi de bir ilke ya da inanç adına değil, öfkesi, incinmiş gururu ve düş kırıklığı nedeniyle davranır.” (s. 10)



İslamiyet! Din, böylece zaten muhafazakâr olan toplumun adeta bir süper-ego’su, bir üst-benliği (isterseniz üst kimliği deyin) olarak kurgulanmıştı. Toplum “çocuklaştırılmıştı”. Tıpkı bir çocuğun korku nedeniyle babasının yasaklarına boyun eğmesi ve emirlerine itaat etmesi gibi... “

Zaten kitlelerin karşısında bir “devlet baba” vardı. İşte şimdi din, kapitalist devletin de yardımına gelmişti. Devletin laikliği ile toplumun dindarlığı, açlığa ve sömürüye karşı itirazların bastırılması söz konusu olduğunda, aynı madalyonun iki yüzüydü: Hem devletten korkacaktın, hem Allahtan...” der…



SONUÇ: Toplum sindirildi, zoraki itaat ettirildi. Diyanet İşleri Başkanlığı Sunni islamın  ve hükümetin  sözcüsü gibi  ideolojilerine uygun imamlar atandı.
Sonra ”KÜRSÜDEKİ İMAMLAR” tarafından toplum ele geçirildi…



SON SÖZ:

Kürsüdeki Hocalar”    susturuldu ve biat ettiler…

Kürsüdeki Hakimler” susturuldu ve biat ettiler…

Kürsüdeki İmamlar”   susturuldu ve biat ettiler…

Haziran 2015 yılında yapılacak olan genel seçimlerden sonra geriye ”Toplumun tamamının itaat ve biat etmesi”kaldı



Anlayana!..

Nazım ustanın bir şiiriyle son verelim yazımıza.



Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.

Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.

Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.

Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.

Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürü ye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.

Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada,  bu zulüm
senin  sayen de.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!

NAZIM HİKMET RAN


http://gercekbandirma.com/guncel/item/6607-turkiye-de-3-kursu-cok-onemlidir.html....yayınlandı