29 Ocak 2018 Pazartesi

Askerin siyasete karışmasına karşı çıkan yüzbaş

Görüntünün olası içeriği: yazı


Yüzbaşı hiç korkmadan ve yüksek sesle konuşuyor. Fikirlerini askerlere, sivillere anlatıyor.

Diyor ki: “Ordunun siyasete bula
şması felaketle sonuçlanır. Buna kalkışanlar büyük bir yanlış içindeler.”

Bu sözler birilerini huylandırıyor. Yüksek kademedeki ordu mensupları yüzba
şıyı susturmak gerektiğini düşünüyorlar.

Onu vurmak için bir fedai gönderiyorlar.

Mustafa Asım adlı subay, silahını hazırlayıp emniyetini açtıktan sonra yüzba
şının odasına giriyor.

“Sen niye uluorta konu
şup, ordunun siyasete karışmaması gerektiğini söylüyorsun?” diye soruyor.

Yüzba
şı durumu kavrıyor ve “Buyurun oturun, size düşüncelerimi anlatayım” diyor.

Fedai “Ne konu
şacakmışız?” falan dese de onu ikna ediyor “Bir kahvemi için, anlatayım” diyor.

Mustafa Asım “peki” diyor, sorulması üzerine de sade kahve istiyor.

Yüzba
şı “ben şekerli içerim” diyor. “Şuraya birkaç şeker ayırmıştım.”

Masanın çekmecesini açıyor ve
şeker alma bahanesiyle silahını hazırlıyor.

Sonra ba
şlıyor anlatmaya.

Ordunun siyasete bula
şmasının ne gibi tehlikeler yaratacağını, ordu içinde o partiye bu partiye mensup subayların olamayacağını, ülke yönetiminin sivillere bırakılması gerektiğini izah ediyor.

Yarım saat sonra Mustafa Asım kalkıyor ve “Sana bir
şey itiraf edeceğim” diyor. “Ben seni vurmaya gelmiştim ama bu açıklamaların canını kurtardı.”

Yüzba
şı çevik bir hareketle ayağa fırlayıp tabancasını Mustafa Asım’ın şakağına dayıyor ve diyor ki:

“Asıl senin canın kurtuldu. Silah çekseydin kur
şunu alnına yapıştıracaktım.”

Mustafa Asım “Büyük hata ettim. Beni affet” diyerek yüzba
şının odasından utanç içinde ayrılııyor.

***


Hikâyeyi anlattık.

Şimdi iş geldi bu subayın kimliğini açıklamaya.

Ordunun siyasete karı
şmasına karşı çıkan yüzbaşının adı; Selanikli Mustafa Kemal.

İttihat Terakki kongresinde bu görüşleri savunduğu için hakkında ölüm kararı çıkarılan Mustafa Kemal.

Milli Mücadele’ye ba
şlarken yaver-i şehriyari kordonlu paşa üniformasını çıkarıp sivil siyasete giren Mustafa Kemal.

Millet Meclisi kuran ve kurtulu
ş savaşı veren orduya “Büyük Millet Meclisi Orduları” adını veren Mustafa Kemal.

Kısacası, hayatı boyunca millet iradesini her
şeyin üstünde gören Mustafa Kemal.

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az!


28 Ocak 2018 Pazar

SAVAŞ ve BARIŞ ÜZERİNE GÜZELLEME



Cumhurbaşkanı Erdoğan, barış isteyenlere "Sanatçı olsan ne yazar, profesör  veya  doçent olsan ne yazar. Siz sözde sanatçısınız" diyen Erdoğan, "Terör örgütü 1 senede 700 defa ülkemize saldırırken siz neredeydiniz be?" diye sordu...
İyi de onlar "Akademisyen,yazar,sanatçı" 
Terör uzmanı olmadığı gibi..

Kürtlerle sözde barı
ş görüşmesini yapan, hendekler açılırken valiye talimat veren de onlar değil..

Barzaniyle negri-negri türküsünü söyleyen de onlar de
ğil ..
Ayrıca dostum Esat'tan, düşmanım Eset'i yaratmadılar..

Ypg lideri Salih Müslüm'ü sarayda a
ğırlayıp,sonra düşman yapanda onlar değil..

Tüm bunlar olurken 4-5 milyon sı
ğınmacıya kapıyı açıp, avrupayla at pazarlığı yapan da onlar değil..
Suriye'li sığınmacılar için 30 milyar ($) dolar harcayan ama kendi halkına açlık sınırının altında asgari ücret tespit eden de onlar değildi...

Ayrıca onlar
şunu dediler
"Suriye ve ortado
ğu bataklığına girme, bizim sorunumuz değil ,Suriye halkının kendi sorunu" diye..

Ama!..Israrla ben "Bop e
şbaşkanıyım" diyerek bataklığa ülkeyi soktun..

Sonuç mu?...Ortada

Barı
ş isteyenler terörist,savaş isteyenler vatansever...

Oysa ki!..
Barış istemek ne zaman "terörizm" kapsamına alındı.
Barı
ş, savaşın karşıtıdır,
Barı
ş istemek, insanların ölmemesi, çocukların babasız bırakılmaması için insani çığlıktır.
Barı
ş istemek, anaların göz yaşlarının haykırmasıdır...

Suriye'nin iç meselesinde neden taraf oldun diye soruyoruz..
Eğer ki bu ülkenin kurucu lideri ve cephelerde geçen ömrüyle halkın verdiği liyakatla,
Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal'in
"Yurta barış, dünyada barış" sözünü dinleseydin,
Ortadoğu'nun kalleş bataklığına ülkeyi sokmaz,savaş için harcadığın para ülke ekonomisi içinde kalırdı..

Sonrasında,

Fetö beni kandırdı,
Pkk beni kandırdı ,
Barzani beni kandırdı,
Obama beni kandırdı  demezdin...
Vesselam
Ozan

SON VİRAJDA CHP'YE ÖNERİLER..

SON VİRAJDA CHP'YE ÖNERİLER..

Ülke de parti kurmak kolay, başına bir de lider koyarsınız bitti...
Önemlisi partiyi kalıcı olabilmesi için programı, tüzüğüdür.
Programını,tüzüğünü anlatabilecek,halka ulaştırabilecek uzman kadrolarının olması ve halkı örgütleyebilecek toplum önderleri ile saygın insanların olması gereklidir.
Programı,tüzüğü halktan yana yada halkta karşılığı olmasa da, etkili bir (PR) çalışmasıyla ve basın bülteniyle halkın beklentisinde karşılığı olmayan bir parti, halkı kendi yanında seçmen kitlesi olarak yaratabilir..
Burada önemli olan kadroların uyumunu sağlayabilmek ve onlar üzerinden de algı operasyonlarının iyi yönetilmesidir..
Akp'nin en önemli silahı yukarıda belirttiğim örgütsel şemayı kurabilmesi ve Türkiye'nin eğitim,din,milliyetçilik vs sosyolojik verilerini iyi okumalarıdır..
O nedenle gündemi stabil tutmayıp aksine her gün bazen bir kaç gündem yaratması sonucu Chp yanıt vermekten bir başına gündem belirleyemediği gibi akp söylemleriyle sürüklenmektedir..
Oysa ki akp söylemlerini görmezden,duymazdan gelse ve halka, işçiye,çiftçiye,kadına,öğrenciyle beraber olup temas etse...İnanın ki akp gündem belirleyemez..
Chp gündem belirlemeye çalışsa da bu seferde zamanlamayı beceremiyor..
Örnek 1) Zarraf davası abd.de görüşülüp karar aşamasında iken Man adası belgelerinin açıklanması zamanlama açısından o kadar yanlıştı ki Zarraf davasının gerisinde kallacağını hesaplayamadılar..nihayetinde de öyle oldu ve gündemden düştü...
Örnej 2) Adalet yürüyüşü ve sonrasında Maltepe "Adalet Mitingi" çok önemli bir gündem oluşturdu, halkta büyük bir umut ile karşılığını buldu..
Hatta o günler, akp gündem belirleyemediği gibi mitinge katılan 4-5 milyon insanı 150 bine düşürebilecek kadar şaşkındı..
Ama sonrasıi
Chp, adalet yürüyüş-mitingi ile yükselttiği çıtanın devamını mitingler vs. yapamadığı için kendisinin ve halkın umutlarının çıtasını aşağıya çekmiş oldu..Umutsuzluk yarattı ve devam etmekte..
Lider tanımını kısaca yaparsak;Rasyonel akılla hareket eden, sezgileri kuvvetli,zeka ile bilgilerini harmanlamış,inisiyatif alıp kararları uygulayarak partiyi yöneten iktidar yada iktidarın alternatifi yapanlar ve kadroları oluşturanlar için kullanılan tanımdır..
Diğer bir boyutu ise liderler her şeyi bilmek zorunda değildir/olmazda insanın doğasına aykırıdır, o nedenle karar almadan önce uzman kadroları/danışmanları/stratejistleri olmalıdır ki "Siyaset takım çalışmasından oluşur" ve doğru zamanda, doğru yerde, doğru kararlar alıp uygulayabilmek için.
Okuduğumuz/bildiğimiz kadarıyla Chp Gen.Bşk. Kılıçdaroğlu'nun bir çok danışmanı var/olmalıda ama neden çok stratejik hatalar yapmaktadır..
O zaman danışmanları,
Liderine bilinçli olarak doğru bilgiyi aktarmıyorlar..
Yada
O konuda uzman kişiler değil veya stratejik derinlikten haberi ve bilgi sahibi olmayanlar danışman olarak atanmışlar...
Bir diğer seçenek ise bence en kötüsü;
Lider kuşatılmış olup, hizipleşme ve çekişmeler nedeniyle herkes kendi bulunduğu konuma göre tarafını belirlemiş olup,
"Küçük olsun ama benim olsun" durumudur.
İstanbul İl Başkanlığı seçimi bunun somut örneğidir..
Bu örnekleri Chp'nin yapılandığı Belde,ilçe,İl örgütlerinde somut olarak görebiliriz..
Çözüm:
60 yıldır başarısızlığı ortada olan "Sağ, Muhafazakarlar ve dayandığı ideolojileri" bilinirken partiye davet edip partiyi sağın çöplüğü değil,
aksine Chp'nin kuruluş felsefesi olan devrimci-anti emperyalist, halkçı damarlarını genişleterek "SOL ve GERÇEK ANLAMDA SOSYAL DEMOKRAT" bir partiyi yeniden yaratmaktadır
“EGEMENDEN” yana değil “EZİLENDEN, İŞÇİDEN, EMEKÇİDEN” yana kesin ve net taraf olmalıdır..
Parti örgütlerini ve yöneticilerini " EN SOYTARI-EN İYİ MÜTEAHHİT-EN İYİ YALAN SÖYLEYEN PARTİ TÜCCARLARININ” elinden ivedilikle alınıp, Gençlere,Kadınlara,emekçiye,işçiye,çiftçiye,emekliye teslim edilmelidir..
” SÖMÜRENDEN" yana değil, “ÖRGÜTLENMEDEN” yana olmalıdır..
“AĞALARIN-PAŞALARIN,KOMİSYONCU TÜCCARLARIN” değil,
“ÇİFTÇİDEN, ÜRETİCİDEN ” yana olmalıdır
Örgütsel yapı din,mezhep,bölgesel kayırmacılık yapılmadan nicelik değil, Niteliğine göre tarafsız “ÇALIŞKAN, DÜRÜST İNSANLARDAN" oluşmalıdır...
ve bütün bunlar için,
Parti içi eğitim verilmeli (Veriliyor ama yetersiz ki başarılı olunamıyor).
Kadınların ve Gençlerin katılımı çok önemlidir
Ayrıca
Tüm örgütleri denetleyecek gerçek anlamda partiyi ve başarısını düşünecek "Parti Müfettişleri" olmalıdır...
En önemlisi ise;
Bizler yanyana gelemediğimizden ve chp'nin alternatif olamadığından dolayı,Akp cami cemaatine sıkışmış seçmen kitlesiyle güçlü görünüyor.
Aslın da akp yönetimi bunun bilinciyle birbirlerinin tabanı yakın olan mhp'nin kayargöçer oylarıyla ayakta kalacağını sanıyor...
Vesselam
Ozan

NOT: Bu yazı 28.01.2018 tarih, saat 22:10 'da "kılıcdaroglu@chp.org.tr " mail adresine gönderilmiştir...

27 Ocak 2018 Cumartesi

Aydın olmak...

Aydın olmak kim ne der değil, kim ne derse desin deyip özgün düşüncelerini açıklayan ve arkasında durandır..
O nedenle Türkiye de aydın ve bilimsel akıl yok..
oryantalist Ortadoğu bataklığında aydın ve bilimsel akıl çıkmaz..
Bolca cihatcı, bolca çıkarcı, yalancı ve yalaka çıkar..

ozan

Otomatik olan herşeye karşıyım...

Otomatik olan herşeye karşıyım ve direnebildiğim kadar.
Hala mesleğim gereği autocad 7 programı kullanıyorum ama sağlamayı elle yapıyorum ...alışkanlık...ve aydınger projeleri arıyorum ama teknolojinin sunduğu imkanla zamanı kısalttığı ve hata riskini en aza indirgediği için kullanmak zorunda hissediyorum..
Bu ayrı asıl konumuza dönersek,
Teknoloji yaşantımızın vazgeçilmezi olarak bir çok işimizi kolaylaştırıyor en azından iletişim ve şu an yazdıklarımın dünyanın diğer ucunda ki başka bir insanın okuyabilmesi gibi..
Ama!.. tüm bunlar yaşanırken insanlık nereye gidiyor düşünebiliyorsunuz?..
Yapay zekalı robotlar yerimizi alacak, belki pek çok insan işlerimiz kolaylaşacak diye düşünebilir ancak gelecek insanlık için hiç de güzel olmayacak..
Bundan bir kaç yıl önce mavi yakalı yani kas gücüyle emeğini satan işçiler vardı ve emekten gelen gücünü kullanarak yaptırımları vardı grev vs. gibi.. şimdi yavaşça teknolojiyle işsiz kaldılar ve yerine teknolojiyi kullanan beyaz yakalılar geçti ki aslında bunlar daha eğitimli, orta sınıf denilen küçük burjuvalar..
Asıl sorun küçük burjuvaların da tasviye edilme sürecine giren emperyalizmin insansız, grevsiz Yen'i dünya yaratmasıdır ki... bura da insan yani düşünen duygusal zeka yok.. yerini alacak 24 saat üretim yapabilecek olan robotlar var..
Sadece bununla da sınırlı değil insanın en doğalı olan ve insana yakışır olan önceliğini duygusallığını da köreltmek üzereler, aile kavramının içini boşaltarak ki asıl hedef aidiyet duygusunu ortada kaldırmaktır ki.. her türlü hizmeti sunabilecek kadın ve erkek robotları sunabilecekler...
Dostlar,
Emperyalist Teknoloji bataklığı, bizi bataklığın son kertesine kadar zorluyor.
Uzak durabilirmiyiz, bu aşamada çok zor.
Ama ürettiği robotlara karşı durabiliriz
Nasıl mı?..
Emperyalizmi tanıyıp oyununa gelmezsek,
Bilimsel eğitimin insani eğitim olduğuna inanırsak,
İnsani Erdemleri kaybetmezsek,
Birbirimizi sever, sayar empati yaparsak,
Doğaya, ekolojik dengeye saygı gösterirsek,
Kendi tüketebileceğimizi ekebilirsek
Çocukları aydınlatıp güzel yaşanabilir yarın bırakabilirsek..
O zaman teknoloji ve robotlar değil biz kazanırız..
Robotlar dünyamızda olur ama bizim sınırlarımıza karışamaz..
Vesselam
Ozan

kronik ruh hastalığı...

Sol, sosyalist, devrimci ve hatta sosyal demokrat olarak kendilerini ifade edenlerin kronik ruh hastalığı...
Benim gibi düşünmüyorsan, "sen ötekisin"
Ya arkadaş senin gibi düşünmek zorundamıyım?..ya sen yanlış düşünüyorsan yada çağın gerisinde kaldıysan benim sorunum mu?..
Sizler hala gezi direnişine ideolojik kılıf giydiriyorsunuz ki yanılgınız ortada kabul etmemekte ısrar ediyorsunuz.
Ben hala gezi direnişini bireysel tepkimenin toplumsal başkaldırısı olarak okuyorum..
Sizler, Kürt hareketini (Kürt halkını değil) ulusların kendi kaderini tayin etmek adına kurtuluş mücadelesi olarak görüyorsunuz..
Ben size katılmıyorum "emperyalizme karşı mücadele öncelikli olmalı" diye sınıfsal bakıyorum..
Sizler emekçi tanımını kas gücüyle çalışandır diyorsunuz
Ben, beyaz yakalılarında günümüz teknolojisinde " emekçi" tanımına girdiğine inanıyorum..
Velhasıl konu çok uzatmamak adına...
Vesselam
Ozan

19 Ocak 2018 Cuma

Devlet - Platon

ZORBA ile ilgili görsel sonucu


İlk günler zorba dört bir yana selamlar ve gülümsemeler dağıtır. Zorba, tam tersi gibi gösterir kendini. Yakınlarına ve halka bol bol umutlar verir…
Ona boyun eğmeyecek dik kafalı insanlar görürse haklarından gelmek için savaşa başvurur. Bütün bunlardan ötürü bir zorba her zaman savaş kundakçısı olmak yolundadır. Ama böyle davranmakla yurttaşların gözünden düşmeye başlar.
Zorbanın yükselmesine yardım etmiş hatırı sayılır kimseler arasından sözlerini esirgemeyenler çıkar, en yiğitleri kendi aralarında hatta zorbanın yüzüne karşı durumun kötülüğünü söyler. Başta kalmak isterse zorbanın bütün bu adamları temizlemesi gerekir. Dostları arasında olsun, düşmanları arasında olsun bir tek değerli insan bırakmaz. Sonunda devleti hepsinden temizler. Hekimlerin başvurduğu temizlemenin tam tersi: Onlar bedende kötü ne varsa atar, yalnız iyiyi bırakırlar. Zorba ise iyileri atıp kötüleri bırakır. Devleti elinde tutabilmek için başka çaresi yoktur.
Yapabileceği iki şey birbirinden beterdir. Ya yaşamaktan vazgeçecek ya da kendini sevmeyen aşağılık insanlar arasında yaşayacaktır. Halkını ne kadar kızdırırsa bekçilerini de o ölçüde çoğaltmak ve onlara güvenmek zorunda kalacaktır. Bu güvenilir bekçiler kim olacak? Nereden getirecek onları? Getirmesine gerek yok, parayı verdi mi sürüyle gelirler hem de koşa koşa.
Satacak şey kalmayınca ne yapar? Sofralarını, dostlarını, gözdelerini beslemek için halk'a başvuracaktır. Halk kızar da ‘Bana bakmak sana düşer, ben seni zenginleri ve kibar denen kişileri başımdan atman için getirdim başa, şimdi topla adamlarını çekil devletten’ derse… İşte halk o zaman okşaya okşaya büyüttüğü bu evladın ne büyük bir baş belası olduğunu anlar. Zorba elinden sopası alınıncaya kadar kan kusturacaktır anasına babasına…..
Biraz zorbanın kendisini tanıyalım:
-Ömürleri boyunca kimsenin dostu olmaz zorba.
-Gerçek özgürlük, gerçek sevgi, zorba ruhlu bir adamın hiçbir zaman tadamayaca
ğı mutluluklardır.
-Zorba, zorbalık düzenini yürüttükçe bu hali günden güne artar.
-En kötü, en haksız adamdır.
-Ve zorba, devletteki en cahil ve en mutsuz ki
şidir...

Devlet - Platon
2500 yıl önce

ATATÜRK'ÜN YOLDAŞIYIZ...



Bu ülkenin körlüğü 12 eylül faşist askerlerince bilinçli hazırlanmıştır..
*Zorunlu din dersleriyle, muhafazakar/dindar nesil yeti
ştirilmesi.ilk basamağı olup,
fa
şist aydınlar ocağının Türk-islam senteziyle milliyetçi-muhafazakar insan yaratması,
Fetönün içinde bulundu
ğu "komünizmle mücadele derneğı"ne muhafazakar nesil aktarmak ve cumhuriyet düşmanı olarak yetiştirilmesidir...
İkinci basamağı ise polisin ele geçirilmesiyle olası soruşturmaların önünün kesilmesi,,
tehditlerin bertaraf edilmesi için de yargının ele geçirilmesiydi ki ba
şarılı oldular.....
*Sonrası buna uygun ve emperyal babalarının izin verdi
ği bir parti ile,
bilimsel e
ğitim yok etmek ve muhafazakar,gerici,dinci bir nesil yaratılması,
En önemlisi Tsk'nın ele geçirilmesiyle..Türkiye'nin ele geçirilmesiydi..
Büyük ölçüde başarılı oldular ama tamamını ele geçiremediler..
Öngöremedikleri ise,
Mustafa Kemal'in aydınlanmacı gücü/ yolda
şlarının bu denli direngeç olduklarını ve teslim olmayıp/ ülkeyi teslim etmeyecekleri gerçeğidir....
Bütün bunlar olurken,
Sözde Atatürkçüleri ve Askerlerini tanıyalım,
12 eylül faşist paşaları da "Atatürk'ün askerleriz diyerek" bu ülkeye ihanet etmedi mi?..
Hilmi Özkök pa
şa(?); "Kasaptaki ete soğan doğramam" diyerek yargılanan en yakın arkadaşlarını satmadı mı?..
Ya
şar Büyükanıt; Dolmabahçe görüşmesinin içeriğini açıkladı mı?...
İlker Başbuğ; Türkiye Cumhuriyetinin mahremleri kozmik odalara girilirken paşa paşa seyretmedi mi?..
Necdet Özel'de
şimdi ki Hulusi'de kendilerini "Atatürk'ün Askerleri" olduklarını iddia etmiyorlar mı?..
Ayrıca Fetö ve avanesi orduda yapılanmasından, darbeye te
şebbüs edene kadar haberleri yokmuş...
Yukarıdaki yetkili pa
şalar ve askerlerin, yani paşa paşa koltuklarında oturmuşlar....
Ve bu insanlar Atatürk'ün kurduğu ülkenin ordusunda fiilen askerleri değilmidir?
Atatürk'ün "BURSA NUTKUNU" tekrar okuyun derim..
"Tam bağımsızlık demek,ekonomide,maliyede,savunmada,siyasette tam bağımsızlık demektir.Bunlardan birinde bağımsızlık yoksa,tam bağımsızlıktan söz edilemez." Mustafa Kemal Atatürk.
Tam bağımsızlığı savunmayan,Atatürk'ün ne yoldaşı ne de askeri olabilir.
Oysa ki Atatürk'ün yoldaşı olsalardı bu ülkeye bu denli yukarıda yazdığım gibi ihanet etmezlerdi..
Asker olmak kolay ama rasyonel ve analitik akılla hareket etmek için bireysel/toplumsal bilinci ile sorgulama yetisi gerekli..
Mustafa Kemal'in yoldaşı olmak!
Ne büyük mutluluk!
Ne büyük bahtiyarlık!..
Bu ülkede ya
şayan bir insan için bundan büyük mutluluk kaynağı düşünemiyorum.
Biraz tarih bilgisi olan bir ki
şi Mustafa Kemal'in yoldaşğından büyük zevk alır, mutluluk duyar.

Vesselam
Ozan