18 Kasım 2019 Pazartesi

Dünya nereye gidiyor?

İlgili resim

Dünya nereye gidiyor?
Robotlardan sonra (Kollaboratif robot olarak adlandırılan kısaca) Kobotlar üretilmeye başlandı, gelecekte dünyayı şekillendirecek teknoloji bize ne verecek / neler alacak?..
Soralım;
Robot / Kobotlar Sendika ister mi?..
Robot / Kobotlar, Ücret ve zam ister mi?..
Robot / Kobotlar, Sosyal yardım ister mi?..
Robot / Kobotlar, evlilik, çocuk ister mi ve sorumluluk alırmı?..
HAYIR...HAYIR...HAYIR
Peki amaç nedir?.
Kapitalizm, açlık sınırında ücretlendirdiği emek ağırlıklı işçi sınıfını üretimin dışına çıkartıp, yerini Robot / Kobotlara bırakmak istiyor.
Kobot işbirliği yapan robot anlamına gelir. Kullanımı kolay, görece uygun fiyatlı olan bir işçi robottur. Fabrikalarda, kaynaklamadan yapıştırmaya, kaldırmadan taşımaya ve paketlemeye kadar tekrarlı görevleri yerine getirecek şekilde programlanabilir. Bazı kobotlar kendilerine nasıl yapılacağı gösterilen bir görevi nasıl tekrarlayacaklarını da öğrenebilir. 
Barclays'teki sermaye ürünleri analistleri, geçtiğimiz yıl 116 milyon $ olan küresel kobot pazarının 2025 yılına kadar 11,5 milyar $'a çıkacağını tahmin ediyor.
Bu kobotlar nerede kullanılıyor?
Halihazırda, çoğunlukla otomotiv şirketlerince kullanılıyorlar. Mercedes-Benz, BMW ve General Motors, kobotları fabrikalarında kullanmaya başladı ya da en azından bunlarla ilgili denemeler yapıyor. 
Demek ki Robot ve Kobotlar, kapitalist sermayaye daha çok para kazandıracak, sendika, işçi yada kısaca insanı oyunun dışına çıkartarak açlık ve sefaletle yaşamasını imkansız hale getirecekler..
Çünkü; onlara göre dünya nufusu çok kalabalık, doğal kaynakların, gıdaların ve suların daha fazla yok olmaması için  en az 2 milyar insanın yok olması gerekli..
Nasıl başaracaklar?..
Fakir insanın kullanımına sunulan topraklar zehirlenerek, gıdalar Genetiği değiştirilmiş organizmalarla (GDO) insanın bağışıklık sistemini çökertip hasta yaparak, 
Doğal su kaynaklarını kirleterek,
Yaşadığınız coğrafyada havayı kirleterek, doğayı, ağaçları katlederek..
Soruyorum!..
Geri kalmış (Bırakılmış) ülkelerde neden savaşlar çıkartılıp silahlar satılıyor ve o silahlarla yüzbinlerce insan ölüyor?..
Geri kalmış (Bırakılmış) ülkelerin ormanları, dağları ve suları kirletilmek/yok edilmek için maden ruhsatları neden özellikle küresel sermaye şirketlerine veriliyor?..
Geri kalmış (Bırakılmış) ülkenin tarımı neden üretim yapamıyor, yada üretim yapılmasına izin vermeleri halinde  GDO'lu tohumla ekim yapması dayatılıyor?..
Dostlar, dünya güzel bir yere gitmiyor aslında...
Ozanca
18.11.2019

26 Şubat 2019 Salı

Siyasetin Yalan Dünyası







Neşet Ertaş ne güzel söyler,

"Ah yalan Dünyada, yalan Dünyada,
Yalandan yüzüme, gülen Dünyada..."  
bu türküyü dinlerken hüzünlenmeyen yoktur diye düşünüyorum.
Peki neden hüzünleniyoruz?..
Biliyoruz ki "dünyanın yalan, yüzümüze de yalandan güldüğünü" ama kabullenmek istemeyiz..
Oysa ki türküyü dinlerken, iç dünyamız içselleştirdiği için  farkına varmadığımız yada büyümesini kabul etmediğimiz içimizde ki çocuğunun saflığıyla hüzünleniriz, bazen gözyaşı olup akıtırız.
Hemen gözyaşlarımızı siler, zırhlarımızı takıp kimsenin bizi zayıf (?) görmesin refleksiyle dünyanın ve kendimizin sonsuza dek yaşabileceğimiz yalanımızla, egolarımızın bizi yönetmesine teslim oluruz.
-Daha zengin olmalısın ve karşılığında ayrıcaklı yaşamalısın,
-Daha tanınır olmalısın ve saygın bir kişi yaratmalısın kendini,
-Dünyayı, kentleri ve yaşayan insanları yönetmek için para ve güç önemlidir, parayla kendi reklamını yapabildiğine göre sen bir kent soylususun(?), (Burjuva yada Aristokrat değil) o zaman insanları, toplumları,dağı, taşı, dereleri sen yönetmelisin.
Kitap,sanat, kültür vs  gerekli değil, yürü ya Ahmet,Mehmet,Deniz kim çıkar senin karşına!..
Ego sana malk,mülk,saygınlık,otorite ve yönetme gücünü verdi (mi?)..
Mutlusun değil mi?..
Herşeyi elde ettin,
herkesi mağlup ettin, 
senden büyük yok,
"Sen bir tanesin" vapurunda yoygoycular seni yüceltiliyor ve öylesin diyelim..
Peki canım kardeşim tek bir sorum var sana;  MUTLUMUSUN?..
Karınla kaç defa yemeğe gittin?..
Çocuğunun sorunlarıyla ilgilendin mi yada eğitimi için öğretmeniyle kaç defa görüştün?..
Çocuğun seni özlerken yanındamıydın?..
Sen egonun kurbanı olurken, sana dua eden kaç yakınını kaybettin?..Söyle
Yok söylemezsin seni egon teslim almış ve kuşatılmışsın!.. BİL..
Karanlıkta dans edensin oysa ki, güç sarhoşluğun seni hangi çukurda boğacağının farkında değilsin?..
BİL..
Goethe ne güzel demiş,
"İnsan her gün bir parça müzik dinlemeli, iyi bir şiir okumalı,güzel bir tablo görmeli ve mümkünse birkaç mantıklı cümle söylemelidir.."
Hapishaneleri yöneten bile yukarıda ki sözü dinlemeli ki, günümüz de düşünenler zindanlarda ise .....
Tüm eski yönetici,yeni yönetecek adaylara tek bir sorum var,
MUTLUMUSUNUZ?.. 
KARİYER, MEVKİ,SAYGI KAZANDINIZ AMA BUNA KARŞI NE KAYBETTİNİZ YADA KAYBEDECEKSİNİZ?..
Parti Genel Başkanlığı yapmış Deniz Baykal'ın 21 Şubat'ta mecliste yaptığı yemin törenine ve verdiği fotoğrafa bakınız!.
Ne kazanacağınızı ve neler kaybedebileceğinizin resmidir bu!..
Aslında kazan-kazan yok bu oyunda, 
Kaybedilmiş mutluluk, yaşanmamış günler ile sevenler ve düşmanlar olacak hepsi bu aslında!..
Asla mutlu olmayan biri ve mutlu olmamaya aday biri olacak...
Son söz;
Egonun temel tanımı : "Bireyi öbür varlıklardan ayıran bilinç." olduğuna göre, sen her zaman kendini "ben" olmak için mutsuzluğu seçensin..
Özetle..
Bir gün kalbime sordum,
“Kimim, neyim ?” diye.
Ve yanıtladı,
"Sen bir "HİÇ"tin ama kendine çok görev yükledin" 
"Ne yapmam gerekliydi?.."dedim
Yanıtladı,
"Beni de yordun, kendini de, en kötüsü ise anlaşılamadın.."dedi
Vesselam
Ozan- 21.02.2019 Saat:23:58- BANDIRMA

http://www.gercekbandirma.com/siyasetin-yalan-dunyasi

13 Şubat 2019 Çarşamba

Giyotin ve Doğrular

Biri papaz, biri hakim, biri de fizikçi olan üç kişi giyotinle idama mahkum olur.
İdam sehpasına ilk papaz çıkarılır.
– Son sözün nedir?
Der ki:
– Ben Allah’a inanıyorum, O beni kurtaracaktır. 
Allah... Allah...diye bağırır
Giyotini indirdiklerinde boynuna birkaç santim kala giyotin durur. Halk şaşırır ve hep bir ağızdan bağırır:
– Onu serbest bırakın; Allah sözünü söylemiş ve onu korumuştur. 
Böylece papaz idam edilmekten kurtulur... 

Sıra hakime gelir, ona da sorarlar:
– Demek istediğin en son söz nedir?
– Ben papaz gibi Allah’a inanmıyorum. Ama adalete güveniyorum. 
Adalet... Adalet... Adalet... diye bağırır
Giyotini indirirler, giyotin hakimin de boynuna birkaç santim kala durur...
Bunun üzerine insanlar tekrar şaşırır ve bağırırlar:
– Adalet sözünü söyledi, onu serbest bırakın.
Böylece hakim de boynunun kesilmesinden kurtulur...

Sıra fizikçiye gelir. Ona da 
– Son sözünü söyle derler
– Ben ne Allah’a inanan bir papazım, ne de adalete güvenen bir hakim.. 
Bildiğim tek şey şudur: 
Giyotinin ipinde bir düğüm var ve o düğüm giyotinin tam inmesine engel oluyor.

Görevliler giyotini kontrol edince gerçekten de bir düğüm olduğunu görürler. Düğümü açıp tekrar bırakırlar, böylece fizikçinin başı bedeninden kopar...

Toplumdaki "düğümler" ve sorunlara işaret edip gerçekleri söylemenin acı sonuçları olabilir!..
Gerçekleri kimler ve neden söyler/söylemelidir?..

Papaz, Bilimsel eğitim almadığı için ilahi adaleti bekliyor ve Allah'ın (İlahi) adaleti dağıtacağına inandığı için beşeri adalete güvenmiyor 

Hakim, Allah'a inanmıyor, neden orada olduğu ile neyle yargılandığını da sorgulamıyor.Kendilerinin karar verdiği adalete güveniyor  Bilimin ispatlanabilir gerçek olduğunu , bilimsel eğitim almayanların yanlış karar verebileceği gerçeğinden uzak düşünüyor..
Fizikçi ise ne Allah'a inanıyor, ne adalete güveniyor her şeyin  bilimsel akılla ve mantıkla olacağına ve bilimin doğruları söylemek olduğu inancıyla,
 "Giyotinin ipinde bir düğüm var ve o düğüm giyotinin tam inmesine engel oluyor." diyerek doğruları söylüyor..

Bilim adamları,aydınlar ve devrimciler doğruları söyler /söylemek zorundalar, giyotinle idamı göze alabilecek kadar gerçektirler.
Önemlisi, 
Papaz gibi , herşeyi Allah'a havale ederek hiç bir sorumluluk almadan yaşamak mı?..
Ya da,
Hakim gibi, egemenlerin kendi çıkaraları için yaptığı kanunlardan, doğru adalet  bekleyerek mi?
Yoksa
Fizikçi gibi, geleceği aydınlatmak, çocuklara yaşanabilir bir dünya bırakabilmek için doğruları söyleyerek onurlu ölmek mi?...
Anadolu topraklarında doğruları söyleyenler ve aydınlık yarınların özgürlüğü için savaşanlar hep olmuştur/olacaktır..
Şeyh Bedrettin'den Pirsultan'a, Deniz Gezmiş'den Mahir Çayan'a, Necdet Adalı'dan Erdal Eren'e ..
Selam olsun..
Vesselam 
Ozan
13.02.2019

http://www.gercekbandirma.com/giyotin-ve-dogrular

Dursun Mirza VE Tolga Tosun'a Mektup

Dilimizdeki “Hırs” kelimesi Arapça kökenlidir. Bildiğimiz gibi “sonu bulunmayan istek” anlamına gelmektedir. Buradaki istek kişinin kendine dönük “sahip olma” isteğidir. Aynı kökten gelen “haris” kelimesi “hırslı”, “açgözlü”, “aşırı düşkün” gibi karşılıklarla özdeştir.
“İhtiras” kelimesi ise yine Arapça kökenli olup sözlük karşılığı “şiddetli arzu ve istek” “bir eğilimin bir amaca sürekli ve güçlü olarak yönelmesi” şeklindedir.
Balzac der ki,
“Hırs ve ihtiras başladığı noktada, saf duygular sona erer”
Shakespear ise,
“Hırsımızı, akıl yürütme ile yenmeye çalışmalıyız”  der...
Dursun Başkan,
Devrimci mücadele,hapisler zor günlerden sonra Bandırma CHP siyasetinde var olmuş, çabalamış, örgütlü yaşama inanmış ve mücadele  etmiş onurlu bir duruş sergilemişsin.
Belki maddi-manevi kayıpların olmasına rağmen siyasi mücadeleden vazgeçmedin ve Bandırma halkının takdirini topladın. 
2014 yılı seçimlerinde Chp'nin seni aday göstermesi ve  Bandırma halkı da ( yukarıda yazdığım nedenlerden dolayı )  seni bağrına basarak belediye başkanı yaptı..
5 yıl boyunca Bandırma ve halkına  hizmet etmek için uğraştın, Büyükşehir belediyesinin engellemesine rağmen kendince güzel hizmetler vermeye çalıştın.
Bandırma'ya verebileceğin kadar güzel şeyler verdin, karşılığında güzel bir isim ve saygınlık kazandın
Gel, Bandırma halkının gönlünde yer edindiğin saygınlığını koru, Siyaset basamaklarını sindire sindire çıktın, hızla düşme, biraz soluklan yeni siyasi hedefler belirle..
Yukarıda tanımını yaptığım hırs ve ihtirası bir kenara bırak, yanlışlık yapma.
CHP Bandırma Belediye Başkan adayı Tolga Tosun'a destek ol,olalım ki içinden geçtiğimiz zorlu günleri birlik ve dayanışmayla aşalım ismin, duruşun örnek olsun.
Bandırma kazansın..
Unutma ki!..
İnsanın yapısında aşırı hırs ve ihtiras tehlikelidir. Hedefine ulaşmak için her şey mübah sayılır örneklemesi önce etik değildir.
Hırs ve ihtirasına yenilmiş siyasetçilerin isimlerini insanlar hatırlamazlar..
Düşün!..
Bülent Ecevit, Erdal İnönü, Hikmet Çetin, Murat Karayalçın, Altan Öymen takdir edilip CHP'de saygın isimler olurken, Hırsı ve İhtirası nedeniyle Deniz Baykal ve Önder Sav aynı karşılığı bulamıyorlar?..
Özeleştirini yap sakince..
Seçim zamanı gece gündüz demeden size destek veren insanların seçildikten sonra, nasıl olsa seçildim artık onlara ihtiyacım yok algısını neden yarattığını,
Örgütleri dizayn ederek nasıl olsa önseçim yapılır ve ben yeniden seçilirim mantığı ile geleceği planlayıp ama siyaset te  her zaman iki artı iki eşittir dört etmezi hesaplamadığını..
Nasıl seçildiğini unutup, birkaç goygoycunun yüceltmesine inanıp güç zehirlenmesine neden yakalandığının ve herşeyi ben bilirim deyip danışman kadrolarla neden çalışmadığını, 
Kollektif akıl, profesyonel ekiple geleceği planlayamazsan, bir dönem sonra geldiğiniz yerde olunmacağı sonucunu düşün..
***
Başkan adayı Tolga Tosun'a
Siyasette farkına varamadığınız kadar günler hızlı geçer, boş zamanınız olmayacağı gibi boş işler ve vaktinizi çalan insanlarla oyalanmayın. 
Seçim zamanı  çok çabuk gelir, bu zaman içerisinde hırs ve ihtirasınızın kurbanı olmayın. 
Geldiğiniz yerin kıymetini bilin ve ne oldum değil de ne olacağım diye düşünün. 
Hırs ve ihtiras sizin etrafınızdaki insanların sizden uzaklaşmasına ve yalnız kalmanıza sebep olur, yalnız politikada değil yaşamın her karesinde size her türlü yanlışlığı ve kötülüğü yaptırır.
Sizi aşırı yücelten insanlardan uzak durun ki sonunuzun başlangıcı olan güç zehirlenmesi hastalığına yakalanmayın, 
Doğru işler doğru ve geniş vizyona sahip insanlarla yapılır, ayrıca doğruyu en çok size muhalif olanları dinleyerek görebilirsiniz..
Kollektif akıl, profesyonel ekiple geleceği planlayamazsanız, bir dönem sonra geldiğiniz yerde olamazsın. 
Başarılar dilerim...
Konfüçyüs şöyle der,
 “Yüce bir mevkiye sahip olamadığından değil, o mevkiye layık olamayacağından dolayı endişe et.” 
***
Peki ben bunları yazdım, ben kimim ?..
Ben bir "HİÇ"im!..
“Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen bir HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl çömleği tutan dışındaki biçim değil içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.”  Hz. Mevlana.
Vesselam
Ozan Ozanca
30-01-2019
http://www.gercekbandirma.com/dursun-mirza-ve-tolga-tosuna-mektup

3 Ocak 2019 Perşembe

Gemiyi önce fareler terk eder..

malta vatandaşlığı ile ilgili görsel sonucu

Gemiyi önce Malta'ya giden fareler terk edermiş,tarihte aksini yazmadı.
Damat Ferid'e güvenen Halife-i Müslimin Mehmed Vahdeddin'de Malta'ya korkudan hicretti.
ve gazeteci Ali Kemal'ler ve şürekasıda kaçtı..
Kim kaldı diye soranlara,
Kalanlar direnmeyi göze alanlar, bir de halifesine tapan ama kandırılan cahil cühela halk...
Bizler Atatürk'ün, emperyalizme meydan okuyan Bandırma vapurundayız ve mutlak güvenilir limana çıkacağız kimse merak etmesin...
Neden mi?
İlk defa 1828 yılında aydınlanmacı Jöntürkler,Tanzimatçılar direnişin damarlarıyla ortaya çıkmıştı.
Sonrasında,
İttihad-ı Osmanî Cemiyeti, 2 Haziran 1889 tarihinde Askeri Tıbbiye'nin bahçesinde toplanan İshak Sükûti, İbrahim Temo, Abdullah Cevdet, Çerkez Mehmed Reşid adındaki dört öğrenci tarafından kurulan ve sonrasında İttihat ve Terakki Cemiyeti ki pek çoğu Cumhuriyete sadık kalan bir avuç yurtseverdi..
190 yıldır bu topraklar 
gericiliğe direniyor  ve direnecektir, çünkü o damar her zaman varolmuş/olacaktır..
Ve bu vatan küllerinden yeniden doğmuştur...
Gidenler gider, bir tek geriye direnenler kalır onlar da her zaman kazanmışlardır..
Örnek mi;
Fidel ve Che'li Küba...

Ne yazmış şair...
Saraylar saltanatlar çöker
kan susar birgün
zulüm biter.
menekşelerde açılır üstümüzde
leylaklarda güler.
bugünlerden geriye,
bir yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler…
Adnan Yücel

Ozanca

Öğrenilmiş çaresizlik...



Platon der ki
“Doğruluğun ve eğriliğin kendini açık etmesi için toplumsal bir düzleme ihtiyaç var; çünkü bir adada yalnız yaşayan biri için doğruluk eğrilik bir anlam ifade etmez gibi görünüyor.”
Bu teoremden yola çıkarak şöyle bir varsayımsal da bulunabiliriz.
Devletin aklı varmıdır?..
Olmalı çünkü bireysel oluşumun çatı örgütlenmesi ulus
Marx şöyle der ulus tanımı için (Benim görüş açımdan)
“Sahip olmadıkları bir şeyi onlardan almak mümkün değildir. Proletarya öncelikle siyasal egemenliği ele geçirmek, kendisini ulusal sınıf konumuna yükseltmek, bizzat kendisini ulus olarak kurmak zorunda olduğu sürece, hiçbir şekilde burjuva anlamıyla olmamakla birlikte, henüz kendisi de ulusaldır.” (1)
Devlet ise,
"Sivil toplum, üretici güçlerin belirli bir gelişim aşaması içerisinde bireylerin maddi ilişkilerinin hepsini birden kucaklar. Sivil toplum, bir aşamanın ticari ve sınai yaşamının tümünü birden kucaklar ve bu bakımdan da, her ne kadar dışarda milliyet olarak kendini olurlamak ve içerde devlet olarak örgütlenmek zorundaysa da, devleti ve ulusu aşar"[2]
(1) Karl Marx - Friedrich Engels, Komünist Parti Manifestosu, çev: Erkin Özalp, Yazılama Yayınevi, 5. Baskı, İstanbul, Kasım 2007, s. 28.
(2) Marx ve Engels, Alman İdeolojisi, Seçme Yapıtlar, c.1, s.92
Şimdi çok basit şekilde ulus olmanın gücünü ve devleti yönetmenin aklını yada neden akıl olmadığını bugün ki düzlemde konuşalım..
Yukarıda Marx'ın ulus tanımı ve devlet tanımını vurgulamaktaki amacım,
1.) Sınıfsal olarak örgütlenemeyen proleterya (İşçi,emekçi,köylü)
2.) Devlete yanlış yaptığında doğruluk için direnen STK'lar (Emek örgütleri,sendikalar vs.)
Konuyu özetlersek,
Elektrik,doğalgaz,akaryakıt vs. pek çoğumuzu doğrudan ilgilendiren ve yaşam kalitemizi düşüren %40 ile % 88 arasında değişen zamlar varken
(Dileyen, 2018 yılı içerisinde gelen elektrik,doğalgaz,akaryakıt zamlarının kümülatif ortalamasını yada geçmediğimiz köprü ve yol geçiş ücretlerine yapılan zamların ortalamasını alabilir)
ayrıca yukarıda ki rakamlar hayatımızı ve alınterlerimizi çalarken % 26 asgari ücrete yapılan zamlara (oysa ki asgari ücrete yapılan son zam doların yükselişiyle 100 dolar ücretimizi geriletti) oranla daha fakirleşip sesimiz çıkmıyorsa, buna rağmen STK, Sendikal vs. örgütlenemiyorsak.
Ama aynı sistemin dayatması olan marketteki kendi reklamını yapan poşetlerin parayla satılmasına bireysel ve bilinçsiz tepkime veriyor ama çoğunluk,örgütlü olamıyorsak kapitalizm ve araçları halkın gazını almak için hemen çözüm üretir.
Nasıl mı?
Marketlerin önünde 10 kuruşa poşet satan aracıları peydahlar ve senin 15 kuruşluk gazını alır...
Sen mutlu olduğunu sanırsın..
Oysa ki korsakoff yapılan beyninle şunu dahi sormazsın
Doğaya zararlı diye bana 25 kuruşa sattığın poşetler madem doğaya zararlı bu güne kadar benden 5 kuruşa neden geri dönüşüm olarak almadın yada 25 kuruşa geri alacakmısın?..
Pet şişelerden bana suyu neden içirip,plastik tabaklardan yemek yediriyorsun.
Neden kimyasal artıkları yakınıma gömüyor,neden nükleer santral yapmak istiyorsun
Derelerimi hes'lerle kurutuyor, havalimanı ve yol yapmak için oksijen kaynaklarım olan ağaçları keserek ekolojik dengemi ve hayvan geçiş yollarını yok ediyorsun..
Neden kimyasal ilaçları bana satmak için zorluyor doğamı,toprağımı zehirliyorsun..
Neden hiprit tohum almaya zorlayarak gdo'lu ürünleri bana yedirmek istiyorsun...
Neden, neden, neden diye sorgulamak için Marx'tan örnek verdim..
Varın siz insanlıktan örnek verin kabulüm..
Yeter ki küçük kazıkları severim demeyin..
Vesselam
Ozan Ozanca