26 Eylül 2020 Cumartesi

ERDEK’TEKİ POMAK KÖYLERİ

 Kapıdağ yarımadası haritasına göre pomak yerleşimi:




Kırmızı renk : 1924 mübadelesi ile iskan edilmiş Selanik -Karacaovalı Pomakların yaşadığı köyler
***
Mor renk : 1924 mübadelesi ile iskan edilmiş Selanik – Kavalalı Pomakların yaşadığı köyler
***
Ocaklar
-----------
1924 ten önce Rumların yaşadığı köy Gonia adıyla bilinir. Erdekli yerli Manavlar Gonia ismini Türkçeleştirip ‘Konya’ olarak telaffuz etmişlerdir. Ayrıca Osmanlı kayıtlarında da ‘Konya’ olarak geçmektedir.
1924 Lozan mübadelesiyle Selanik/Karacaova (karacaabat) kazasına bağlı Tresino, Prebodişta, Strupino ve Kapinya köylerinden gelen Pomaklar Ocaklar nufusunun büyük çoğunluğunu oluşturur.
Yaşlılar ve bazı orta yaşlılar hala kendi aralarında Pomakça konuşmaya devam ederler.
Son yıllarda Pomak dili ve kültürü, biraz da turizmin etkisiyle yok olma sürecine girmiştir.
Beldenin Pomak yemekleri meşhurdur. Sütlü börek,urus i mesu(kapama), şişerka, tikvinik, pitilitsa, zelnuk böreği, kulaçina.
***
Narlı
-------
1924 mübadelesinden önce köyün nüfusu Rumlardan oluşur.
Köyün Rumca adı Roda’dır (Ρόδα).
Halk arasında Rutya olarak bilinir.
Mübadeleden sonra Rum nüfus Yunanistan’ın Halkidiki yarımadasında Nea Roda (Yeni Roda) adlı yerleşimi kurmuştur.
1924 Lozan mübadelesiyle köye Selanik iline bağlı Karacaova (Karacaabad) nahiyesinin Tresino ve Prebodişta köylerinden gelen Pomaklar ve Romanlar ile yine mübadeleyle gelen Giritli göçmenler köyün nüfusunu oluşturur.
***
İlhanköy
------------
Köyün eski adı “Herek” veya ‘Haraki’dir.
Rumlardan kalma bir köydür.1924 Lozan Mübadelesiyle Selanik’e bağlı Karacaova nahiyesinin özellikle Prebodişte köyünden ve diğer köylerinden Pomaklar ve Girit adasından muhacirler yerleştirilmiştir.
***
Doğanlar
------------
Balıkesir’in Erdek ilçesine bağlı bir yerleşimdir.
Köyün eski adı “Dragonda”dır.
Eskiden Rumların yaşadığı köy şuanki köyün olduğu deniz kıyısında değil koyun iç kısımlarında dağın eteğinde yer almaktadır.
Genelikle “Pomak” ağırlıklı olan köy halkının başlıca geçim kaynağı kırmızı soğan ve balıkçılıktır.
Köyün nüfusunu 1924 Lozan mübadelesiyle Selanik’in Karacaova bölgesinin Tresino ve Bizovo köyünden gelen Pomaklar oluşturur.
***
Turan köy
--------------
Köyün eski adı Rumların yasadığı donemde Fatia’dır.
Ön kısmındaki körfeze de Fatia körfezi denmektedir.
Rumlar mubadele sonrası köyu terketmişlerdir.
Mübadeleyle Selanik-Karacaova’nın Tresino köyünden gelen Pomaklarla,1927 de Bosna-Bihaç’tan gelen Boşnak muhacirler köyün nüfusunu oluştururlar.
Selanik-Karacaova’dan gelen Pomakların yoğunlukta olduğu ve yaşlıların hala Pomakça konustuğu güzel bir köydür.
Ayrıca Sinop ilinden göç eden Karadenizliler de bulunmaktadır. İç içe güzel bir birliktelik geçirmektedirler.
Pomaklar sütlü börek,zelnuk böreği,urus i mesu(kapama) ve şişerka gibi geleneksel yemeklerini hala yapmaktadırlar.
***
Ballıpınar
--------------
Ballıpınar (Kocaburgaz), Balıkesir ilinin Erdek ilçesine bağlı bir köyüdür.
1924 Lozan Mübadele Antlaşması ile Rumeli Selanik Sancağı,Drama Livası,Kavala Kazası,Kokala Köyünden gelmişlerdir.
Şu anda bu köyden gelenler Erdek ilçesi Yukarıyapıcı,Belkıs ve Düzler’de yaşamaktadırlar. Köyün tamamı Pomak halkından oluşmaktadır.
Günümüzde Pomak dilini ortalama olarak,köyün %60 ı halen bilmekte ve konuşmaktadır.
***
Yukarıyapıcı
------------------
Köyde yaşayanların tamamı Pomak halkından oluşmaktadır.
1924 Lozan Mübadele Antlaşması ile Rumeli Selanik Sancağı,Drama Livası,Kavala Kazası,Kokala Köyünden gelmişlerdir.
***
Belkıs
---------
Köyün adı Kyzikos kraliçesi Belkıs’ ın isminden gelmektedir.1957 yılında Yukarıyapıcı köyünden gelen pomaklar tarafından kurulmuştur.Bu köyde aklınızın alamıyacağı kadar krallıklar imparatorluklar ve vikingler gibi ünlü savaşçıları da içinde bulundurmuş küçük ama görülmeye değer tarihi eserlerin bulunduğu ve bunları hala günümüze kadar saklamayı başaran bir köydür.
1924 Lozan Mübadele Antlaşması ile Rumeli Selanik Sancağı,Drama Livası,Kavala Kazası,Kokala Köyünden gelen Pomaklar köyün nüfusunu oluşturur.
***
Düzler
---------
Erdek ilçesine bağlı bir mahalle olup ,halkının tamamı Selanik- Kavala’ya bağlı Kokala köyünden mübadele edilmiş Pomaklar oluşturur.
_________________________________________
***
Yararlanılan Kaynak .
Erdek-Ocaklar beldesi web sayfası.
Bu konuda bu e-posta adresimize soru-bilgi atabilirsiniz: ocaklarbeldesi@gmail.com

24 Eylül 2020 Perşembe

GÖNÜLLÜ KÖLESİN!


GÖNÜLLÜ KÖLESİN!

24 Eylül 2020 tarihinde gazetelerinden öğrendik, 18 yaşında Furkan Celep isimli genç "Bir Araba, Bir Ev için Yıllarımı Harcamak İstemiyorum" diye not bırakıp intihar ettiğini. 


Ne yazık ki toplumumuz, özel mülkiyet fetişistiği ile en güzel ev benimdir, en yeni model arabaya ben binerim, en moda kıyafetleri ben giyerim egosuyla yarışan insanları gönüllü köle, onlara öykünen ama ulaşamayacağını sanan insanları ise,  ölüme götürebileceği gerçeğini öğrenmiş bulunmaktayız.
İnsanlığın metalaştığı bu çağda ev,araba, kıyafet, mevki ve  makamlar öncelenirken, insanca yaşam, vicdan ve yardımlaşma değersizleştirilmiştir. 
18 yaşında ki Furkan Celep isimli genç "Bir Araba, Bir Ev için Yıllarımı Harcamak İstemiyorum" notu aslında, İnsanlığın metaya dönüştüğünü, insan kalabilmenin zor ve insanca yaşamın imkansızlığına isyandır. İsyanın, ölüme dönüştürülmüş halidir. 
*** 
Modern yaşam ile gelenekçi yaşam sürekli çatışma içindedir, modern yaşam  aklı, bilimi ve özgürlükleri  öne çıkarmak isterken, gelenekçi yaşam "Dünyada mekân, ahirette iman" söyleminde olduğu gibi muhafazakar ve özel mülkiyetçi direnciyle karşı çıkmaktadır.
Gelenekçi yaşam biçimini benimseyenlerin baskılarını örneklersek;  Askerliğini yapmayanın erkeklikten sayılmayacağını dayatır. Öğretmene, çocuğu için eti senin kemiği benim diye sadistliği önceler. Gelinliğinle gittin, tabutla gelirsin diyerek genç kadınların hayatının kararmasına neden olur, erkek egemen toplumu savunurlar.
Gelenekçi yaşam biçimini benimsemiş insanların yukarıda vurguladığım kavramlara o kadar sıkı bağlıdır ki ,ahirete imana, dünyada mekana (mal-mülk) sahip olamalarının dışında dünyaları yoktur.

Diğer yandan modern yaşam biçimini benimsemiş ama kent kültürünü özünsememiş, küçük burjuva özlemleri olan ama gerçek anlamda bu sınıfın bilincinde olamayan  bir kitle vardır.
Bunlar sınıfsal bilinçten bir hayli uzak, genelde orta direk diye nitelenen feodal yaşamdan modern yaşama geçme arasında zorlanan ve sıkıntılarını yaşayan bir kitledir. Sınıfsal konumunu belirleyemeyen bu insanların, kompleksli egolarıyla sorunları vardır. İnsanları statü, para, mevki ve makama göre değerlendirirler. Onlar için "Parasız insan gereksiz insandır"  özellikle ekonomik anlamda kendileriyle aynı yada yakın statüde olan  insanlarla her zaman yarış halindedirler. Herşeyin en güzelini, en değerlisini edinmek isterler. Güzel restaurantlarda yedikleri yemekleri ve içtiklerini sosyal medyada paylaşma  yarışındalar.  
***
Ancak her iki yaşam biçiminin de ortak noktaları, Bilmeden kapitalizme hizmet etme yarışında olup, gönüllü köleliği tercih etmeleridir.
Oysa ki, kapitalizmde bir tek para ve kullanımı olduğu gibi belirlediği sisteme ne kadar katkı sunarsan o kadar insan olursun,  izin verdiği ölçüde yaşam hakkı tanındığını bilmezler.  
***
Modern yaşam biçimi  ile gelenekçi yaşam biçimini  tercih edenlerin öznesi her zaman özel mülkiyetçi fetişizmdir, bu insanların yaşama tutunabilmeleri için güzel bir ev, son model  araba, şatafatlı giyim ve en güzel yerlerde bulunmak gibi kent kültüründen uzak, olamadıkları küçük burjuva özlemleridir. Bu uğurda tefeci bankaların önlerinde sıraya girerler, aldıkları kredilerin son taksidini ödeyene kadar da bankaların birer gönüllü kölesidirler.
Özel mülkiyetçi fetişist egolar, gönüllü kölelik zevkiyle, yeni efendiler edinirler.
Sigortasız olarak açlık sınırının altında çalıştığı beyaz yakalının efendisi işverendir.
Sendikasız, örgütsüz olduğu için üretimden gelen artı değerini alamayan mavi yakalı işçinin yeni efendisi fabrika sahibidir.
Eski köle olup, yeni efendi edinenlerin  çocukları, okula gönderemediği için  çalışmak zorunda bırakıldığından, modern anlamda köle haline getirilmiştir. Okula gönderdiği çocuklarıysa, zorla din dersi dayatmasıyla çağdaş ve bilimsel eğitimden uzak köle yapılmak isteniyordur.

Genel anlamda en büyük efendi devletlerdir.

Aristoteles’e göre devlet faydacı (utilitarian) bir zeminde kurulduğu için kölelik hak ve doğaldır. 
Vatandaşlığı oldukça ayrıcalıklı bir statü olarak değerlendiren Aristoteles köleler, işçiler, çiftçileri, kadınlar ve zanaatkârları vatandaş olarak kabul etmez.(1)  
***
İnsan neden köle olmak ve yeni efendiler ister?
Gönüllü Köleliği tercih etmelerinin temel nedeni; Doymak bilmeyen aç gözlülükleri, yüksek egoları, bitmek bilmeyen istekleridir.
Bu insanlara sormamız gerek soru şu olmalı, amacın ne? 
Daha çok para kazanmak mı?  En son model araba mı?  En güzel ev almak mı? Daha şık giyinip, en güzel restaurantta yemek mi? 
Yada, hepsini elde edip, tanrıya iyi kulluk  etmek mi? 
***
Aslında kölelik yıllar öncesinde kaldırıldı, ancak insanın beyni ve egosu köleyse, özgürlüğün anlamını bilemez.
 ***
Aristoteles köleliğin doğadan ve doğuştan olduğunu, siyasi statü veya toplumsal eşitsizlik neticesinde sonradan ortaya çıkmadığını savunur. Köleliği doğadan kölelik ve yasal kölelik şeklinde iki farklı kategoride ele alan Aristoteles’e göre doğadan köle olanların sonradan özgürleşmesi veya azat edilmesi mümkün değildir. Doğadan köle, doğası gereği, diğer bir deyimle yaradılışı itibariyle köledir.  Kişinin azat edilmesi, özgürlüğünü kazanması veya statüsünün sonradan değişmesi, kölelik niteliğini ortadan kaldıramaz. (2)

Aristoteles'in tanımlamasına uygun yaşıyorsun, kafan karışmasın, boşver yukarıda saçma sapan yazdıklarımı...

18 yaşında Furkan Celep ne diye not bırakmıştı;
"Bir Araba, Bir Ev için Yıllarımı Harcamak İstemiyorum"
Senden önceki kuşakta, özel mülkiyetçi değilmiydi? 
"Öğretilmiş çaresizlik" de geç... 

Kaynak (1) (2) Abdullah  Kıran, (2019). ARİSTOTELES, DEVLET, KÖLELER VE VATANDAŞLIK . Karadeniz Uluslararası Bilimsel Dergi , (44) , 350-359

https://www.gercekbandirma.com/gazi-mustafa-kemal-ve-yoldaslarina

Ozan Ozanca
Bandırma- 24.09.2020

18 Eylül 2020 Cuma

İmkansız aşklar ülkesi burası!..



İmkansız aşklar ülkesi burası!..

1500 yıl önce Cenevizlilerin yaptığı Galata kulesini yıkanların,

Hasan Keyf'i betonlaştıranların,

Dipsiz gölü kurutanların,

Kazdağlarını siyanürle yok edenlerin

Dünya mirası Ayasofya'yı müzeden çıkartıp, ibadete açanların ülkesi..

Dereleri akarsuları hes'le kurutanların,

Ormanları, ağaçları yakanların

Yeter mi bu kadar zulüm..

Celladına aşık olanların ülkesi,

Olmazların, imkansızlıkların olduğu ülke burası

***

Nasıl bir coğrafyada yaşıyoruz?

Her şey garip,karmakarışık oldu. Matruşka misali her yeni bebekten bebekler çıkarmaktayız.

Sosyalisti,Liberalden..

Sol'u;Soros'tan..

Sosyal Demokratı,Cematten,

Faşisti, Dinsel mezhepten..

Dinciyi öteki dinci diyen paralel nitelendirmesinden..

Ümmeti,Milletten,

Milleti,Sürü psikolojisinden...

Demokrasiyi,oy verenden..

Oy vereni,namustan..

Namusu,iki bacak arasından..

Sözün geçerli olduğunu sanmaktan..

İnsanı,İnsanca yaşayacak sandığımızdan..

Kadının,eşitliğinden,eşitliği varsaydığımızdan..

Partilerin varolduğundan,ama üyelerin metalaştığından..

Herkesin yarını düşündüğü gibi yaşadığından,ama bugünü çıkarına göre yaşadığından....

Nasıl bir coğrafyada yaşadıklarımız?

ozan'ca

Ne tür kitap seversiniz? dedi

 


Ne tür kitap seversiniz? dedi

.."Kitap sevmem sadece okurum" dedim

neden

...çünkü her kitap  sevilmek için değil okunmak içindir, doğruyu bulmak okuduğunu anlamak,sorgulamak,araştırmak, nihayetinde bu doğrusu budur demektir.

Her kitap doğru şeyler yazmayabilir,yanıltabilir

nasıl yani?..

...Tevrat kitabını yaklaşık 20 milyon seviyor ama 4 milyar hıristiyan ve 1,5 milyar muslüman ile geri kalan insanlar inanmıyor,yanılttığını düşünüp hatta nefret ediyor.

yani?..

...okumak gerekli,sevmek veya inanmaktan öte..

İki örnek vermeliyim birisi niçe diğeri bukowski

ozan'ca


Ortak düşman cehalettir

 

Kocaman pankart "Ortak düşman Amerika'dır" diye yazmış.

Oysa ki ülkenin "Ortak düşmanı cehalettir." diyorum.

Cehaleti ortadan kaldırırsan, sorgulamaya başlar ve sonrası salt Amerika değil ortak düşmanın "Emperyalizm ve Kapitalizm" olur.

Sen daha fazla insana dokunabilirsen sınıfsal bilinç olur, 

"Eşitlik" olur,

"Sömürüsüz" bir dünya inşa edilir...

Nokta

Ozanca

Gazi Mustafa Kemal ve Yoldaşlarına

İstanbul'un başarılı ve örgütçü il başkanı Canan Kaftancıoğlu'na, akit, yeni şafak gibi yandaş gazetelerin saldırmasını anlıyoruz, ancak  CHP'nin içinde kendilerini ulusalcı, statükocu vs. tanımlayan eski milletvekili ve yandaşların saldırmasını anlamakta zorluk çekiyoruz.












Kendini ulusalcı ifade eden Perinçek ve şürekasının durduğu yer belli iken, CHP'nin içinde aktif siyaset yapanların başarılı il başkanı Canan Kaftancıoğlu'na saldırmasının tek amacı herhalde yıllarca Gardrop Atatürk'çü lüğünün ekmeğini yiyerek mecliste varolan yada mevzi açan bu insanları, güçlü ve örgütçü Canan Kaftancıoğlu'nun kendilerini rahatsız etmesi, oportünist ve popülist çıkarcı politikalarının artık halk tarafından karşılığı olmadığı için tasviye edilmelerinin çığlığıdır diye düşünüyorum..
Bu zübükzadeler asgari ücretin onlarca katı ücret , hizmet alıp aksine oy aldığı kitleden uzak, popülist, oportünist, etnik ve milliyetçi politikaları kullanarak oy devşiren parti ağaları olduğu için;  halkçı, örgürtçü ve başarılı il başkanı Canan Kaftancıoğlu'ndan rahatsızlar. 

Unutulmasın ki, Atatürk'te bizimdir.  Gazi Mustafa Mustafa Kemal de.  

"Atatürk'ü ağzından düşürmeyen, hatta onun gibi fotoğraflar veren 12 Eylül'ün faşist paşası Kenan Evren, hiç bir zaman CHP'li değildi!."  

Gazi tanımlaması,  "Kurtuluş savaşı mücadelesinin simgesi olup emperyalizme karşı bağımsızlığı kazanıp, ümmetten millet kurma, milletten devlet, devlette kadın erkek eşitliği, laiklik, çağdaş eğitim, köy enstütileri,  çağdaşlaşma gibi devrimlerini  başarırken  Gazi Mustafa Kemal denilmek te olup,   Soyadı kanunun kabulünden sonra 24 Kasım 1934 tarihinde TBMM.  Gazi Mustafa Kemal'e,  ATATÜRK soyadını vermiştir ..""

***
Neden Gazi Mustafa Kemal ve Yoldaşı diyoruz?

Erzurum Kongresi öncesi öğrenciliğinden beri giydiği asker üniformasını çıkarması  ve ordudaki görevlerinden  istifa eden Gazi Mustafa Kemal,  sivil elbisesi olmadığı için ‘’Elbiseyi ne yapacağız Mazhar?’’ diye sorar. 
Mazhar Müfit ‘’Kolay Paşam.’’ der ve elbise bulmak için harekete geçer. Valiye gider ama valinin de yedek elbisesi yoktur. Lakin bir/iki kez giydiği redingot ceketi vardır, onu verir. Mazhar Müfit’in kendisinde de fes, gömlek, kravat vardır. Hepsini toplar ve böylece Mustafa Kemal’in sivil kıyafetini ayarlar, kısa sürede çözüm üretir.
Erzurum Kongresinden önce 7-8 Temmuz 1919 gecesi Gazi Mustafa Kemal, Mazhar Müfit’in sık sık notlar aldığı defterini alıp gelmesini rica eder Mustafa Kemal, Mazhar Müfit’e ‘’Bu defterin bu yaprağını kimseye göstermeyeceksin. Sonuna kadar mahrem kalacak. Bir ben, bir Süreyya bir de sen bileceksin, şartım bu…’’ der.  
Bir: ‘’Zaferden sonra şekli hükümet Cumhuriyet olacaktır. 
İki: Padişah ve hanedan hakkında zamanı gelince icap eden muamele yapılacaktır.
Üç: Tesettür kalkacaktır.
Dört: Fes kalkacak, medeni milletler gibi şapka giyilecektir.
Beş: Latin harfleri kabul edilecek,’’ diye yapacağı devrimleri tarihe not düşerek yazdırır.
Ulusal mücadelede, Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşları maddi zorluk yaşarlar, yeri gelir ekmekçiye verecek paraları olmadığı için Mazhar Müfit, kışın, soğuğunda kürklü mantosunu satar ve bir süre onun parası ile idare ederler..

Bunca zor durumlarla, yokluklarla  yürütülen bir vatan savunması ve devrimler ancak, halka bütünleşerek,  yoldaşlık bilinciyle, sarsılmaz inanç, zeki, çalışkan ,vizyonlu, sözünün eri, erdemli, ahlaklı, öngörülü  bir liderlere mümkün olabilirdi, Öyle de oldu, Osmanlı'ya ait çocukluğundan  beri giydiği Osmanlı askeri üniformasını çıkartarak, halkla beraber  olarak emperyalizme karşı bağımsızlığa kavuşmak  ancak, yoldaşlık bilinciyle halkta karşılığını buldu...

***

Canan Kaftancı özelinden amazon kadınların kurtuluş savaşında ki yoldaşlık ve yurtseverliklerine örnekler;

Halide Edip Adıvar  (1884-1964)
Kurtuluş Savaşı'nda cephede Mustafa Kemal'in yanında görev yapmış, sivil olmasına rağmen rütbe alarak bir savaş kahramanı sayılmıştır. Savaş yıllarında Anadolu Ajansı'nın kurulmasında rol alarak gazetecilik de yapmıştır.

Nezahat Baysel  (Ö. 24 Eylül 1994)
Nezahat Onbaşı babasıyla birlikte, Geyve Savaşı, Konya İsyanı, Birinci ve İkinci İnönü Savaşları ile Sakarya ve Gediz Muharebelerinde yer almış ve gösterdiği kahramanlıklarla 70. alayın simgesi olmuş, alay kızlı alay diye anılmış hatta Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Paşa’nın dahi dikkatini çekmiştir.

Şerife Bacı (Ö. 1921)
Şerife Bacı, Kurtuluş Savaşı'nda yaşlı kadın ve erkekler ile birlikte İnebolu'da bulunan cephaneleri Ankara'ya götürülmesinde çocuğu ve kağnısıyla yer alırken kış şartları nedeniyle Aralık 1921'de donarak öldü... Anlatılan odur ki, cephane ıslanmasın diye battaniyesini cephaneye sarmış bebeğinede sarılıp onun donmaması için uğraş vermiştir...

Fatma Seher Erden (Erzurumlu Kara Fatma)
Onbaşı olduğunda neredeyse sadece kadınlardan oluşan birliği ile düşmanın cephe gerisine bir saldırı düzenledi ve aralarında bir Yunan subayı toplam 25 esir askerle geri döndü.

Halime Çavuş (Halim Çavuş)
Halime Çavuş, uzun yıllar Halim Çavuş zannedildi. Kurtuluş Savaşı’na giderken erkek kılığına girdi, erkek gibi traş oldu, saçını kazıttı ve kimseye kadın olduğunu söylemeden Türk askerinin arasına karıştı. Mühimmat taşımada birçok görev yaptı. Düşmanın açtığı ateş sonucu bir ayağı sakat kaldı.

Hafız Selman İzbeli
Kurtuluş Savaşı sonrasında Kastamonu'daki kadınları toplamış, asker için çorap, fanila ördürüp cepheye göndermişti.

Gördesli Makbule (1902-24 Mart 1922, Kocayayla/Akhisar)
Makbule Hanım daha bir yıllık evli iken eşinin yanında Milli Mücadele'ye katılmıştır. 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunan ordusunun İzmir'i işgaliyle Batı Anadolu'yu işgale başlaması sonucu 7 Kasım 1921'de kocası Halil Efe ile Türk çetelerine katıldı.

Çete Emir Ayşe
Yunan askeri Aydın’a doğru geldiğinde iki arkadaşı ile birlikte Menderes’in diğer tarafına geçmeye çalışan Emir Ayşe, arkadaşlarının kayıktan düşüp boğulması sonucunda geri dönmüş ve Çanakkale’de ölen kocasından kalan tek hatıra elmas küpelerini bozdurup kendine bir tüfek almış, dağa çıkmış ve Yörük Ali Efe’ye katılmıştı. Aydın’ın kurtuluşu olan 7 Eylül tarihine kadar Yunanlarla savaşmıştı.

Tayyar Rahmiye
1920’de Fransızlara karşı harekete geçildiği sırada Türk askerlerinde yorgunluk ve korku sebepleriyle bir duraksama olunca, “Ben kadın olduğum halde ayakta duruyorum da, siz erkek olarak yerlerde sürünmekten utanmıyor musunuz?” demiş ve askerlerin toparlanmasını sağlamıştır. Aynı muharebede ateş hattında kalan iki arkadaşını korumak için ileriye atıldığında şehit olmuştu.

***
Soru şu:

Bu kadınlar  asker mi?.. 
Yoksa, daha Atatürk soyadını almamış Gazi Mustafa Kemal'in, Emeperyalizme karşı Bağımsızlığına inanıp ölümü göze almak,  yoldaşlık değil de nedir?  

CHP'yi işgal eden çağdaş görünümlü faşist kafaların ve  erkek egemen siyasetin, başarılı kadın siyasetçiyi harcamak için nafile çabalarının traji-komik halini yaşamaktayız...

***
Not: Emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesinde, Bandırma’mızın Kurtuluşu Kutlu Olsun!

Esenlikler..
Bandırma - 17.09.2020
Ozan Ozanca

https://www.gercekbandirma.com/gazi-mustafa-kemal-ve-yoldaslarina

13 Eylül 2020 Pazar

Bizi Covid 19 virüsünden önce Cahillik ve Kibir virüsü öldürür...



Hükümet, Covid 19 pandemisinde, sorumluluğu vatandaşa yükleyerek işin içinden sıyrılmak istiyor.
AVM'leri açan, Camileri ibadete açan,Mevlitleri görmezden gelen, Vatandaşı tatile özendirmek için bankalara ucuz kredi talimatını veren, Düğünleri serbest yapan, Şehirler arası seyahati, Bayram kutlamalarını,hayvan kesmeleri serbest bırakan VATANDAŞ MI?..
İşyerleri-maden ocaklarının çalışmasına izin veren , işçilerin çalışmak zorunda bırakılmasına neden olan VATANDAŞ MI?
Pandemi başlangıcında 65 yaş üstüne şehirler arası seyahat etmesini, Otobüs ve minibüslerin balık istifi yolcu aldığında denetlemeyen, Yeşil alanları yok eden VATANDAŞ MI?
Maskeyi dağıtamayan, Hastalığı tespit edip önlem alınması için 14 gün halkı evinde tutabilecek tecride para bulamayan Ancak betona, müteahhitte para bulan VATANDAŞ MI?
Devlet hastanelerini kapatıp paralı şehir hastanelerini açan salgında yatakların yetersizliğine neden olan, Belediyelerin açtığı Sahra hastanelerini kapatan VATANDAŞ MI?
Vatandaş, açlık, işsizlik, hayat pahalıyla mı uğraşsın, yoksa çocuklarının okulu ve onların geleceğiyle mi?
Yobazların hangi çocuğa tecavüz edeceği korkusuyla mı yaşasın yoksa Bu gün kaç kadın öldürüldü endişesiyle mi?..
Gelecek olan depremi mi beklesin?..
Devletin asli görevi betonla değil, vatandaşının öncelikleriyle övünmektir...
Ozanca

10 Eylül 2020 Perşembe

Melek Görünümlü Şeytanlar

 Sabahattin Ali, "İçimizdeki Şeytan" kitabında, "İçimizde şeytan yok. İçimizde âcizlik var, tembellik var. İradesizlik , bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey; hakikatleri görmekten kaçma eğilimi var."  diye yazmaktadır.

Yüzyıllardır sağ siyaset, yeni bir şeyler üretemediği için kapitalizmin   taşeronluğunu yapmanın acizliği, tembelliği ve bilgisizliğiyle insanlığa dair hiç bir katkısı olmamıştır. Aksine içinde büyüttükleri şeytanları, melek gibi görünerek  halkın gerçekleri görmemesi adına kullanmakta ustadırlar.
Kapitalizmin sağ siyasetin önüne serdiği manipülasyon aletleriyle,  (gazete, televizyon,internet siteleri  vs. ) onlar için yetiştirilmiş algı operatörü insancıklar tarafından, sürekli yedi yirmidört saat, üçyüzaltmışbeş gün şeytanlıklarını yaparlar.

Sağ siyasetin en büyük korkusu eğitimli toplumdur. O nedenle ya eğitimi işlevsizleştirirler yada gerçek bilginin önüne barikatlar kurarlar. İkinci korkuları ise örgütlü halktır ve önce eğitimsiz bir toplum yaratarak, bilinçten uzak insanların örgütlü olmaması için tüm argümanları dizayn ederler..

Sağ siyasetin, kapitalizmin olanaklarını bilinçsiz kullandık ve emperyalizmin sömürüsü olduk diye bir kaygıları yoktur aksine  hizmet etmekten de kaşınmaz, mutlu olurlar. Onların eline verilen Bayrak, Vatan ve Kutsal Kitaplar  yeterlidir. İnsanları bu üç argüman üzerinden yönetebileceklerini hesaplarlar ve politikalarını belirlerler.

Sağ siyaset ve  Vatan;

Açlık, yoksulluk, yolsuzluk, yoksunluk için sokağa çıkıp protesto ettiğini yada bildiri dağıttığını göremezsiniz.
Dereler kurutulurken, Ormanlar talan edilirken, Sular kirletilirken çığlık attığını duyamazsınız
Kadınlar öldürülürken, Çocuklara tecavüz edilirken  yeter artık diye isyan ettiğine tanık olamazsınız.
Siz hiç duydunuz mu sağ siyasetçinin ağzından; Feryat eden köylülerin  mazot, gübre, tohumla ilgili dertlerine çözüm aradığını, Bulgaristan'dan saman ithal edildiğinde,  mercimek, nohut, fasülye, buğdağ ithal edilirken, 
Dünya'da kendi kendine yeten yedi ülkeden biriyken ne oldu diye kaygılı sesini?... Duyamazsınız.
Sırbistan'dan sağlıksız et, Brezilya'dan angus  ithal edilince öfkesini gördünüzmü? Göremezsiniz çünkü öyle bir kaygıları yok!

Ama!..
"Baş koymuşum Türkiyemin yoluna/ Düzlüğüne yokuşuna ölürüm/ Asırlardır kır atımı suladım/
Irmağının akışına ölürüm Türkiyem"  diye türküler söylerler.

***
Sağ siyaset ve Toprak;
Ölürüm Türkiye dediklerine bir bakalım;
Bir karış toprak bile vatandır diyenlerin,  Yunanistan'ın adaları işgal etmesine seslerinin çıktığını duyan var mı?... Duyamazsınız.
Milliyetçilk bizim vazgeçilmezimizdir diyenlerin, Sakarya Tank Palet Fabrikasının Katar'a peşkeş çekilirken nerede olduklarını gören var mı?..Göremezsiniz
Ecdadımız diye övünenlerin,  Ertuğrul Gazi'nin oğlu, Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Gazi'nin dedesi  olan Süleyman Şah'ın mezarını turistik geziye çıkartılıken kefenlerini giyip savaştıklarını duyan var mı?..Duyamazsınız.
Atatürk bizim Başbuğumuz diyenlerin, Ayasofya'da Diyanet İşleri Başkanı tarafından lanet okunurken, kılıç sallanırken tepki verdiğini bilen var mı?..Yoktur!..

Ama!..Öldürdükleri Türkiye için,
"Sevdalıyım yangın yeri bu sinem /Doksan yıldır çile çekmiş hep ninem/ Pınarlardan su doldurur Eminem/
Mavi boncuk takışına ölürüm Türkiyem" diye türkü söylerler.

***
Sağ siyaset ve  kutsal kitaplar;

Sakarya'da kısa zaman önce Uşşaki tarikat lideri Fatih Nurullah'ın, 12 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismarına dair, güçlü sesini duyan var mı?..Duyamazsınız
Başka neler duyamazsınız?
Karaman’da tarikat yurtlarında, sekiz ila 10 yaşlarındaki 45 erkek öğrenciye cinsel istismarda bulunulduğunda seslerinin çıkmayacağını ve o günün Devlet Bakanının "Bir seferle bir şey olmaz." dediğinde.

Ama!.. 
"Düğünüm, derneğim, halayım, barım/ Toprağım, ekmeğim, namusum, arım/ Kilimlerde çizgi çizgi efkarım,
Heybelerin nakışına ölürüm Türkiyem" diye türkü söylerler.

***
Sağ siyaseti başka nerede göremezsiniz?

Çocuklarımın ihtiyaçlarını karşılamıyorum diye kendini yakan babanın cenazesi yada taziye evinde,
Evinin geçimi için temizliğe giden kadının, pencereden düşüp öldüğü morgun önünde,
Üniversite öğrencisinin okumak için inşaatta çalıştığı sırada iskeleden düşüp öldüğünde,
Çocuk işçiliği ve istismarı için eylemde,
İşsiz kalan insanların yada Asgari ücretin yetersiz olduğunu haykıranların yanında.
Grev yapan işçilerin isyanında,
Köylülerin taleplerinde,
Çevreciler, aktivistler, öğrenciler bil cümle kapitalizmim karşısında, emperyalizme direnen yoksul halkın yanında yokturlar.
Ama,
Ölürler Türkiye için!?...

***

George Orwell, "Biz, duymak istediklerimizi söyleyen  kitapları severiz." der.

Sağ siyasette bize duymak istediklerimizi sunar ancak yapmak istediklerimizi engeller...

Sağlıcakla.
Ozanca
Bandırma - 10.09.2020

https://www.gercekbandirma.com/melek-gorunumlu-seytanlar