Spor kardeşlik ve barıştır çok doğru ama bizler, Balıkesirspor'la ortak kültür de olamdığımız için kardeş de değiliz.
16 Aralık 2021 Perşembe
BANDIRMA İL OLSUN, BALIKESİR NE OLSUN?
EKONOMİ DEHASI OLMAK GEREKLİ !..
Ben ekonomist değilim ama asgari ücret 2021 yılı ocak ayının altında belirlenmiş.
10 Aralık 2021 Cuma
DOĞARKEN YALAN, ÖLÜRKEN YALAN
Camiler de, ölen insanlar için imamın "Helallik" istemesi kadar garip bir durum yoktur herhalde.
9 Aralık 2021 Perşembe
NEDEN İNANDIRICI OLAMIYORUZ?
Biliyorum yine tepki alacağım, eleştirileceğim, dışlanacağım ama devrimci-sosyalist olmakta ayrık ot misali aykırı olmak,yanlış gördüklerini eleştirmek değil mi?.
Doğru bildiklerini savunmayıp, yanlışını bildiğin halde saf
tutmak yakışır mı bize?..
Biliyorum ki sosyalist, insanı sever, o
nedenle savaşımı insanın mutlu, özgür, eşit yaşaması içindir.
Biliyorum ki o nedenle on yıllardır eşitlik için,ekmeğin ortak paylaşımı
için bir çok abilerimiz,arkadaşlarımız olmak üzere yoldaşlarımız idam sehpalarında
çingene cellada gülümseyerek sandalyelerine kendileri tekme atmıştır,
işkenceler, zulümler çekmiştir,korsakov (Beyin travması/sıfırlanması) yapılmıştır..Direnmiştir
hayata ve zulümlere Ahmet Arif ustanın dediği gibi "Terk etmemiştir Sevdasını"
Okuduklarımdan, yaşadıklarımdan pek çok şey öğrendiğim.
Yukarıda yazdığım özelliklere teoride ve pratikte sahip,kendisini ülke sevdasına
adayan araştıran,sorgulayan,kitaplar yazan, tek sevdasının inandığımız gelecek
güzel günlere kendisini adayan pek çok arkadaşım mevcuttur..
Mutlak beni eleştireceklerdir, saygı duyarım.
Yanlışım varsa, düzeltirim,
Hatam varsa özür dilerim, özeleştiri istenirse
sevinerek veririm..
Şimdi gelelim asıl konuya...
Son yıllarda üzülerek tanıklık ettiğim
kendisini devrimci-sosyalist olarak tanımlayanların zaafiyetlerine, yanlışlarına
(kendimce),
-Devrimci insan kollektif yaşamı öngörür ve
yaşar.
-Devrimci insan,araştırmadan,soruşturmadan
dedikodu/asparagas haberlere itibar etmez,kendine zarar dahi verse karşı çıkar.
-Devrimci insan,Romantiktir ama hayatı algılamada
duygularıyla hareket etmez,nesneldir,objektif
bakar yaşama o nedenle geçmişteki arkadaşlarını unutmaz ama bu ölü seviciliği boyutuna taşımaz.
-Devrimci insan,Yoldaşlık bilinci vefadır,sevdadır
asla terk etmez.Kendini bilmeyenlerin diliyle "feodal" ilişki olarak
nitelendirilemez.
-Devrimci insan,ezilenin yanında ezenin karşısında
olandır,
-Devrimci insan,grev çadırlarında emeğin yanında
yatandır.Köylünün alınterini silen,memurun özlük haklarıdır,öğrencinin öğreteni,kadının
direnişinde omuzdaş,anaların gözyaşı,babaların sessiz eyvahlarıdır, çocukların
gülen yüzüdür..Yani bilcümle "Kimsesizlerin kimisi,yarınların
güneşidir"
-Devrimci insan,tepedencilikten uzak herkesin
anlayabildiğince dilidir ötekileştirmeden,yadırgamadan ve yargılamadan..
-Devrimci insan,inançlara saygılıdır,kimseyi
inancıyla yargılayamaz (Fransa’da İç Savaş’a önsözünde Engels şuna dikkat
çekmişti: “devlete ilişkin olarak, din bütünüyle kişisel bir sorundur.” Bunu
yorumlayan Lenin 1905’de şöyle yazıyordu: “Devlet dinle ilgilenmemelidir;
dinsel kurumlar devlete bağlı olmamalıdır. Herkes istediği dini savunmakta ya
da dinsiz, yani genelde her sosyalist gibi ateist olduğunu açıklamakta özgür olmalıdır.”
)(Lenin, Din Üzerine, “Sosyalizm ve Din”)
Not:Dileyen benim kişisel blog sayfamda
"DİN, marksizm, Sosyalizm" etiketi ile geniş olarak okuyabilir
-Devrimci insan,yaşayan halkın değerlerini aşağılayamaz,örnek
mi M:Kemal Atatürk.
Kuramsal teoriği Marx'ı, Pratiğini
Lenin,Mao,Kastro,Enver hoca vs. görenler, Kurtuluş savaşında Lenin önderliğinde
yardımları ile Atatürk'le yazışmaları....,
Mao'nun uzun yürüyüşünde "Çin'in
Atatürk'yüm" demesini...,
Castro'nun Atatürk'ün heykelini dikmesini ve
latin amerikada 11 ülkenin sokaklara adını verdiğini mutlak biliyorlardır...
Ayrıca Nazım'ın Kuvayi milliye destanında
Atatürk'ü anlatması,....
“Dünyanın ilk zaferle biten Halk Savaşını
sürdüren Kuvayı Milliye’nin yönetici kadrosu sosyalist değildi, ama sapına
kadar ihtilalci diyen Mahir Çayan (Dileyen kişisel blog sayfamdan "THKPC
VE KEMALİZM SAVUNMASI - Mahir ÇAYAN" etiketiyle okuyabilir),,.....
Samsun'dan yürüyüş yapan Deniz Gezmiş (Dileyen
Deniz Gezmiş etiketiyle bir çok yazıyı okuyabilir)
Yani sevgili dostlar,halkın değerlerine,inançlarına,alın
terine,göz nuruna saygılı olmak bir devrimci ve sosyaliste yakışan eylemdir..
Şimdi bulunduğumuz yerde sırtımızı yaslayalım
ve düşünelim
"BİZ NEDEN İNANDIRICI
OLAMIYORUZ...
EMEKÇİLERE,EZİLENE,YOKSULA,GENÇLİĞE,KÖYLÜYE,İŞSİZE TEMAS EDEMİYORUZ DİYE EMPATİ YAPARAK DÜŞÜNMENİZ DİLEĞİMLE.."
***
Son kelamla bitirelim...
Selamlar
Ozan'ca
3 Aralık 2021 Cuma
ÇOK SAHTEKARSINIZ ÇOK!..
Bu ülkede yaşayan, yandaş yada yalaka olmayan herkes çok iyi biliyor ki;
27 Kasım 2021 Cumartesi
ATATÜRK'ÜN, LENİN'E MEKTUBU VE KAPİTALİZME BAKIŞI
1923-1938 arası devrimci
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e saldıranlar, nefesinizi dinci faşizme
yöneltmeniz ve "Atatürk'ün Lenin'e"
yazdığı mektubun tam metnini okumanız dileğimle...
Sosyalist, Komünist, Devrimci, Demokrat
her zaman Atatürk'e ve devrimlerine saygı duymuştur
Ayrıca Mahir Çayan ve
Deniz Gezmiş'ten;
Deniz Gezmiş savunmasında
“Bütün Mazlum milletler, zalimleri bir gün mahv-ü perişan edecektir” sözünü
aktardıktan sonra Atatürkçü geçinenlere onun sözlerinin okunmasının gereğini
belirtir. (S.57-58)
"29 Ekim 1923 tarih
olarak Türk Devrimi’ nin bir Cumhuriyete varlığıyla yepyeni, niteliksel olarak
geçmişi aşan bir devlet yapısını oluşturmuştur. "
"bizlerin elli sene
önce Mustafa Kemal’ in hakkında gıyabi idam kararı verilmesi gibi idamımız
isteniyor. "
"Mustafa Kemal
Atatürk’ ün öncülüğünde ve dehasının ürünü olarak gerçekleşen bu sürecin,
toplumsal-sınıfsal-tarihsel ve uluslararası (dünya durumu) ilişkiler bağlamında
varlığını modernleşme-çağdaşlama araçlarıyla sürdürme kararlılığını devrimci
bir tutumla gerçekleştirdiğini görürüz."
( Deniz Gezmiş ve
arkadaşlarının THKO Davasında 16 Temmuz 1971 tarihinde Ankara Altındağ
Veteriner Okulu binasında savunması)
Mahir Çayan da
savunmasında 20 Eylül 1921 tarihli Aydınlık’ta Şefik Hüsnü’ nün yazdığı yazıda
Marksistlerin Kemalistlerle olan ittifakına gönderme yaparak bu ittifakın
doğruluğunu belirtmektedir. Ve ilave ediyor,
“…bugün olduğu gibi
I.Kurtuluş Savaşı sıralarında da Milli Kurtuluşcular ile – aynı zamanda Milli
Kurtuluşçu olan- Marksistler arasında zıtlık yoktur, tam tersine, aynı hedef
doğrultusunda bir güç birliği vardır.
” O dönemde ki
mücadelenin hedefiyse bugün olduğu gibi “ Tam Bağımsızlıktır”, görüşüyle 1920’
lerin mücadelesiyle 1970’ lerin mücadelesinin
ortak paydasını vurgulamaktadır.
Kuvayı Milli için de tam bağımsızlığı hedef
alan ve bunun için, Tam Bağımsız Türkiye kurulana kadar savaşan, öngördüğü
rejimin milli, laik cumhuriyet olduğunu belirten Mahir Çayan..
Atatürk‘ün 4 Ocak 1922’de
Lenin‘e yazdığı mektubun düzeltilmis tam metni.
“Memleketimizi düşmandan
kurtardıktan sonra, kamusal ehemmiyet taşıyan büyük işletmeleri devlet eliyle
yönetme niyetindeyiz. Böylece gelecekte büyük kapitalist sınıfların
efendiliğinin ülkede hâkim olmasının önüne geçmiş oluruz.
”Ankara, 4 Ocak 1922.
Değerli Başkanım,
Ankara’da genel bir saygı
ve sempati kazanan yoldaş Frunze’nin, ülkemizden ayrılısı vesilesinden istifade
ederek, şahsi his ve fikirlerimden başka, gizli olarak, Türk siyaseti
konusundaki görüşlerimi ve bilhassa, Türk-Rus münasebetlerini, size, kısaca
açıklamak isterim.
Bildiğiniz gibi, Türk ve
Rus halkları, yüzyıllarca sürdürülmüş boyunduruk zincirini bir hamlede silkip
attıktan sonra, kendi halklarının da bu yolu takip edeceklerinden dolayı büyük
korkuya kapılan büyük Batılı emperyalist ve kapitalist kuvvetlerin saldırısına
uğradığından, halklarımız arasındaki yakınlık ve anlaşma, kendiliğinden
gelişmiştir.
Hatırlayacağınız gibi,
müşterek umutların ve benzer şartların neticesi olarak ortaya çıkan fikirlerin
gelişmesi, hükümetlerimiz arasında resmi münasebetlerin kurulmasına yol açmış
ve bilhassa bu münasebetlerde tayin edici bir rol oynamıştır.
Türkler ve Ruslar,
tarihleri, yüzyıllarca sürdürülmüş kanlı savaşlarla doldurulduktan sonra, hemen
anlaşmış ve uzlaşmışlardır. Bu vaziyet, öteki ulusları şaşkınlığa uğratmıştır.
Pek çoğu, dostluğun
geçici olduğu ve şartların zoruyla sağlandığı konusunda bir inanca sahip
olmuşlardır. Hâlâ da bu inançtadırlar. Fakat, iki halkın hangi şartlarla ve ne
ölçüye kadar birbirlerini anlayıp sevdiğini ve eski kavgaların, zalim
yöneticilerin kışkırtmaları ile çıkmış olduğunu, son savaşta asker ve subayların
birbirleriyle nasıl isteksizce savaştığını görmüş olanlar, birkaç sene önce
oluşan yeni vaziyetin sürekli ve istikrarlı olduğunu kabul etmekte
gecikmeyeceklerdir. Çünkü bu vaziyet tabii olandır ve eski istihdafı ayakta
tutan suni düşmanlık ise son nefesini vermiştir. Türkiye’nin rejim
değiştirmesi, Rusya’da olduğu gibi, sosyal bir devrimle ortaya çıkmış olmayıp,
yabancı devletlerin saldırı ve hâkimiyetlerine karşı bir başkaldırma türünde
olduğundan, dünya kamuoyunun dikkatini çekmemiştir. Bu başkaldırış, canlı ve
gerçek olarak dile getirilmemiştir. Yüzeysel de olsa, ülkemiz hakkında bir
bilgiye sahip olanlar, 1918 Mütarekesi’nden, özellikle 16 Mart 1920’den beri
alınan yolun çok büyük olduğunu kabul edeceklerdir.
Yüzyıllardan beri her
şeyde efendilerine ve saraylılara ve daha sonra oligarşiye bağlı kalan Türk
halkı, 1919 yazında girişilen savaşla, kendi kaderinin sahibi olmayı
başarmıştır.
Açık konuşuyorum. Erzurum
ve arkasından Sivas kongrelerinde bir araya gelen delegeler, halkların kendi
kaderlerini tayin hakkını öngören bir hükme varmışlardır.
Siz, değerli Başkanım,
daha Dünya Savaşı’ndan önce, bu hususu müdafaa etmekteydiniz. Bu kongrelerde
kabul edilen kararlarla, İstanbul’un yetersiz ve yeteneksiz ellerdeki iktidarı
tasfiye edilecek ve yeni yöneticileri, bizzat milletin kendisi seçecektir.
Büyük Millet Meclisi’nde bulunanlar, Türkiye’de yeni bir dönemin başladığını ve
Türk halkının artık uzun süreden beri olduğu gibi kendi yöneticilerinin
himayesi altında değil, efendisiz yaşayabileceklerini ilan ettiler. 16 Mart
1920 darbesinden sonra 23 Nisan’da Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nde toplanan
halk temsilcileri, milletin iradesini ve kaderini bağımsız ve hâkim bir varlık
olarak tayin etme arzusunu ilan ettiğinde, bu isteğin, bütünüyle gerçekleşmesi
milli bir gaye olmuştur.
Şimdi, bütün bunlar
gerçekleşiyor. Halk tarafından seçilmiş olan temsilciler, sadece yasama
kuvvetini değil, aynı zamanda, yürütme kuvvetini de doğrudan, kendi seçtikleri
ve her hareketlerinde onlara hesap verecek vekâletler aracılığıyla ellerinde
bulundurmaktadırlar. istisnai olarak, milletin bağımsızlık ve güvenliğinin söz konusu
olduğu fevkalade hallerde, halk temsilcileri, yargı vazifesini İstiklal
Mahkemeleri aracılığıyla yerine getirmektedir. Görüldüğü gibi, bizde iktidarın
üç fonksiyonunun ayrılığı mevcut değil. Batı’da kapitalist sistemin bütün
milletin üzerindeki efendiliğini güçlendirmek ve bu sınıfın iktidarı istismar
etmesi için özenle hazırlanan bu sistem, nefret uyandırmaktadır. Bu bakımdan,
biz kapitalist sistemden daha çok, Sovyet sistemine yakınız.
Sosyal alanda da,
memleketimizde benzer değişimler olmuştur. Yeni vaziyetimizin ve ekonomik
şartların gereği olarak, toplumun, artık istismara baş eğmemek konusundaki
kararının neticesi olarak, herhangi bir çaba göstermeksizin, başkalarının emeği
ile yaşayan parazitler sınıfı bütünüyle ortadan kalkmamışsa bile, bu sınıfa
girenlerin sayısında büyük bir azalma olmuştur. Modern Türkiye’de, imparatorluk
döneminin efsanevi zengin sınıfı artık yoktur. Büyük arazi sahiplerinin
gelirleri artık düşmüştür. Şimdi, Türkiye’de herkes düzenli çalışmak
zorundadır.
Sonuç olarak, bugünün
Türkiye’sinde atılan adımlar herkes içindir. Türkiye, Batı Avrupa’ya olduğundan
çok, bir bakıma Rusya’ya, özellikle son birkaç ayın Rusya’sına daha yakındır.
Sonra, memleketlerimiz
arasında bir başka mühim benzerlik, bizim, kapitalist ve emperyalist düzene
karşı savaşmamızdır.
Kapitalizm Türkiye’de,
Avrupa’da ve eski Rusya’da olduğundan daha zayıf gelişti. Fakat vaziyet, büyük
teşebbüslerdeki hemen bütün kapitalin yabancılar tarafından yatırılmış
olmasıyla şiddetlenmiştir. Halkımızın istismarını kolaylaştırmak için kurulmuş olan kapitülasyon sistemi, gelişmemizi engellemiş ve bizi bu sömürüye tahammül
etmeye mahkûm etmiştir.
Bu rejimi ortadan
kaldırma hedefine sahip bugünkü mücadelemiz her şeyden önce kapitalizme karşı
yönelmiştir. Biz memleketimizi düşman istilasından kurtardıktan sonra, kamusal
ehemmiyet taşıyan büyük işletmeleri devlet eliyle yönetme niyetindeyiz. Böylece
gelecekte büyük kapitalist sınıfların efendiliğinin ülkede hâkim olmasının
önüne geçmiş oluruz.
Türkiye’nin büyük
devletler ve onların uyduları tarafından hâlâ açık veya kapalı olarak çılgınca
saldırılara hedef olmasının nedeni, bütün mazlum milletlere kurtuluş yolunu
göstermiş olmasıdır.
Bütün bunlar, Türkiye’nin
bütün müesseseleriyle ve bugünkü hükümetiyle sadece Sovyet Rusya’da güven hissi
yaratabileceğini, Batı’nın ise, bize düşman gözüyle bakmasını gerektireceği
gerçeğini ortaya koyar.
Milletlerarası siyaset
alanında Türk-Fransız anlaşması, Rus-İngiliz ticaret anlaşması gibi, şartların
zoruyla vücut bulmuştur. Bu anlaşma, gelecekte imzalayabileceğimiz anlaşmalar
gibi, ideallerimizden vazgeçtiğimiz anlamını taşımaz.
Sizi kesin surette temin
ederim ki, her halükârda Büyük Millet Meclisi’nin Türkiye’si bugüne kadar
Sovyet Rusya’ya karsı takip ettiği siyasetten vazgeçmeyecektir ve bu konuya
dair yayılmış bütün söylentilerin hepsi yalandır.
Yine aynı şekilde sizi
temin ederim ki, Sovyet Rusya’ya karşı doğrudan veya dolaylı olarak asla hiçbir
anlaşma yapmayacağız ve hiçbir koalisyona girmeyeceğiz. Son zamanlarda meydana
gelen aramızdaki bütün yanlış anlaşılmalar, her şeyden önce Ankara- Moskova
arasındaki yazışmaların oldukça yavaş olmasından kaynaklanmaktadır.
Değerli Başkanım, bu
içten açıklamaların iki halkımız ve hükümetimiz arasındaki dostane ve kardeşçe
münasebetleri daha da kuvvetlendireceği ümidiyle samimi kardeşlik hislerimi
kabul etmenizi dilerim.
Mustafa Kemal
Not:
Sovyet arşivinde yapılan
çalışmalar, bir gerçeği daha ortaya çıkardı. Atatürk’ün bundan 99 yıl önce, 4
Ocak 1922 tarihinde Lenin’e yazdığı mektup, Türk basınında sansürlenerek
yayımlandı.
Bu mektup, ilk kez, 26
Mayıs 1969 tarihli Akşam gazetesinin 5. sayfasında çıktı. Ali Kemal Meram’ın
hazırladığı “Devlet Kurulurken Mustafa Kemal’den Sovyetler’e, Sovyetler’den Mustafa Kemal’e Mektuplar ve Milli Mücadele”
başlıklı yazı dizisi içinde yayımlanan mektubun belirli paragrafları ne
hikmetse yok olmuştu. Anlayacağınız gibi yok olan kısımlar Atatürk’ün Kapitalizm
hakkında söyledikleri idi!
Ozan Ozan'ca
26 Kasım 2021 Cuma
KİMSEYİ BULAMIYORSAN YALNIZ YÜRÜYECEKSİN
Bu ülke de "Yoldaş", "Yoldaşlık" tanımı bile kirletildi, ucuzlatıldı, sıradanlaştırıldı. Tüm önemli değerler itibarsızlaştırıldığı gibi..
Ben uzun yıllardır "Yoldaş" tanımını kullanmam, çünkü kullandığım kişi o tanıma uygun ve layık olmalı diye düşünürüm...
Bugün ki "Yoldaş" kanka, kanki vs benzer tanımlamayla benzer oldu ki hiç haz almıyorum, ideolojilerin oyuncak olduğu bir çağda herşeyin yozlaştığını düşünerek üzülüp, kendime çekiliyorum..
Yoldaşlık, bana göre çok önemli ve herkesin düşünmesi gereken tanımlamadır.
Yoldaşlık ne demektir?..
Deniz Gezmiş, yoldaşı Taylan Özgür'ün mezarına gömülmek istemektir.
Yoldaşlık Deniz Gezmiş'in, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın beraber ölüme beraber gitmesidir.
Yoldaşlık, Mahir Çayan'ın, Deniz'ler hapisteyken onları kurtarmak uğruna Kızıldere'de can vermektir.
Yoldaşlık, İbrahim Kaypakkaya'nın sır vermeyip cesedinin parçalanması demektir.
Yoldaşlık, Necdet Adalı'nın idama küfrü, Erdal Eren'in çocuk yaşta direncidir..
İçini boşalttığınız yoldaşlık tanımı; içinde acılar, direnç, kavga da, barikatta arkana bakmadan yürüyeceğin insanları tanımlar....
Geçmişten, ideolojik saygımızdır yoldaş olmak ve yoldaşlığımız kaldı lütfen kirletmeyin..
Kendi adıma yüreğimden üzülüyorum, bilmeyen ağızlar söylenince..
Yıllar önce idamla yargılanan bir arkadaşım Bandırma ÖDP örgütlenmesi için ısrarla benim de dahil olmamı istedi, ben de her defasında aynı siyasi ve ideolojik örgütlenmeden gelmediğimi belirterek geri çevirdim.Ancak bir gün "ÖDP'yi boş ver bu bir Akp dinci faşizmine karşı devrimci dayanışmadır ve seni bu dayanışmaya destek olmaya çağırıyorum" dedi.
Ben de her zaman dayanışmanın içinde bulunduğum için kabul ettim.
Ancak beraber hareket ettiğimiz İbrahim ve Mustafa'yla, Bandırma ÖDP eski yöneticileri hatta Bandırma'dan sorumlu Parti yöneticisi Şaban isimli birisi ile yalan ve entirikalarına katlanamadık ve ayrıldık. (Bandırma Barış Manço Kültür evine Sevinç Eratalay, Grup Haziran ve Hakan Gülseven'in katılım yaptığı etkinliğimizi eski ÖDP Bandırma örgütlenmesi yalan haberlerle sabote etmesi gibi)
Bizler ayrılınca davet eden arkadaş aradı ve neden ayrıldığımızı sorunca ben de; Yalan,entirikanın devrimci dayanışmada olamayacağını ve böyle bir eylem, söylemlerin zaten devrimcilikle bağdaşmayacağı ilkesiyle ayrıldığımızı belirttik. Baktık ki idamla yargılanan devrimci sandığımız, yoldaş bildiğimiz bize sinkaflı konuşmaya başladı.
Ben de, uyarmak adına İ.... hocam, biz yoldaşlık bilinciyle yetiştik söylediklerin yakışmıyor deyince verdiği yanıt ilginçti;
"Dostluk, arkadaşlık feodal bir ilişkidir"... dedi ve ben şoka girdim.
Bu adama en güzel yanıt, konuşmamaktır dedim ve o gün bugün selam vermem...
Kendimce şu sorunun yanıtını arıyorum : Sosyalistler nasıl örgütlenebilir?..
Ve söz ne kadar doğru,
Eğer birlikte yürüyecek iyi bir yoldaş bulamıyorsan, ormanda gezinen bir fil misali yalnız yürü. İlerlemene engel olacak biriyle olmaktansa, yalnız olmak yeğdir.
Gautama Buddha
Ozanca








