16 Aralık 2021 Perşembe

BANDIRMA İL OLSUN, BALIKESİR NE OLSUN?



Spor kardeşlik ve barıştır çok doğru ama bizler, Balıkesirspor'la ortak kültür de olamdığımız için kardeş de değiliz.

Kardeşlik, Bandırma'yı 2.lige düşürüp sevinenlerle olmaz, olamaz.
Bir defa kültürel, sosyal, ekonomik benzerliklerimiz olmadığı gibi yüzseken derece ayrışıyoruz.
Biz KDV'yi üretiyoruz, tüketen Balıkesir.
Sanayi, tarım, hayvancılığı geliştiren biz, nemalanan Balıkesir.
Karayolu, Denizyolu, Hava yolu, Raylı taşımayı yapan biz ama ne hikmetse parsayı toplayan Balıkesir.
Deniz, kaplıca, doğa turizmini geliştiren, yatırım yapan biz, tanıtımından pay alan Balıkesir.
Balığı tutup rakının yanında mundar etmeyen biz, ayran içip ağlatan onlar.
Zeytini toplayıp, yağını çıkaran, zeytinyağlı yemekleri meze yapan biz, ana yemek diye yiyen onlar.
Onlar üzümden pekmez yapar biz şarabı güzel yaparız.
Onlar peyniri hoşmerimde yerler, Biz markalaştırıp her öğünde, kavunun yanında mezede.
Limandan biz ihracat yaparız, onlar müflis tüccar gibi övünür.
Düşmana biz F16 göndeririz, onlar şehitlik edebiyatıyla sömürür.
Tavuk ve Yumurtada ülkenin % 25'i biz besleriz, onlar sadece beslenir
Hayvancılıkta kıvırcık koyunu biz besleriz, onlar Edincik'in merasını sanayiye açmakla sevinir.
En güzel Manyas göl fasülyesini biz ekeriz, çabuk pişen nohutu biz üretiriz. onlar gelip alıp beslenirler.
Kuşlar bize gelir, Manyas kuş cenneti gözlem kuleleri bizde adına festival yaparız, onlar gelir seyreder.
Büyük İskender impatorluğunu bizim topraklarımızda kurmuştur, onlar iskenderi yemek sanır.
Kzikos, su savaşlarını bizim bulunduğumuz yerde verip sekizinci dünya harikası kentini burada kurmuştur, onlar Kzikos'a 5000 konut yapmak isteyendir.
Erdek'li Kotroni ilk şarap fabrikalarını Erdek-Düzler'de kurup Fransa'ya ihraç edip ödüller almış. Onlar pekmezi bile çeşitlendirememiştir.
Çok yazılacaklar var ama kısa keselim.
Tüm bunlar yazılırken Balıkesir'in ilçesi Bandırma denildi mi, kopuyorum Güney Marmara ve Körfez olmasa köysünüz kardeşim..
Bugün maçımız var ve biz kazanacağız, siz küme düşeceksiniz amatöre kadar yolunuz var...
Ve maçı 3-0 kazandık
Bandırma il olsun, Balıkesir amatör lige düşüp g.t olsun..
Vesselam
Ozanca


EKONOMİ DEHASI OLMAK GEREKLİ !..




Ben ekonomist değilim ama asgari ücret 2021 yılı ocak ayının altında belirlenmiş.

Asgari ücret artırılması iyi diyenlere;
1 Ocak 2021
Asgari ücret 2.825.-TL
Dolar kuru 7.43.-TL
Dolar kuruna göre asgarî ücret : 380 dolar.
1 Ocak 2022 verilen
Asgari ücret 4.253.-TL.
Dolar kuru. 15.55.-TL.
Dolar kuruna göre asgarî ücret : 274 dolar
Sonuç:
2021 yılı asgari ücretinden tam 106 dolar yani 1.640.-TL. eksik ödenmiştir..
Olması gereken asgari ücret 5.893.-, TL.dir.



Bazı çok bilmişler diyor ki, asgari ücret yüksek olması halinde işverenler işçileri işten çıkartırlar diyenlere,
Fakir fukaranın vergileriyle toplanıp, hiç edilen 128 milyar dolar kaç asgari ücret eder?
Dolarla õdeme garantisi verilen köprü,yol geçişlerinde yandaş müteahhite aktarılan para kaç asgari ücret eder?
Dolarla hasta garantili şehir hastanelerine aktarılan para, kaç asgari ücret eder?
'Milletin a.ına koyacağım' diyen Cengiz holdingin affedilen vergi borçları, kaç asgari ücret eder?
Köprüden,yoldan geçerken dolar bazında para öde,hasta olursan gittiğinde şehir hastanelerine dolar bazında para ödeyeceksin ancak maaşını dolar karşısında kaybeden para birimiyle alacaksın..
20 yıldır bu ülkeyi akp iktidarıyla sermaye yönetmektedir ve sermaye büyük kârlar kazanmıştır.Akp ve sermaye işbirliğine örnek,
"Ohal sayesinde grevler yaptırmıyoruz" diye beyanatlar vardır. Ayrıca,sermayeye verilen teşvikler, ödenmeyen ve affedilen vergi borçları tümü bu ülkenin emekçi, emekli, memur, esnafın verdiği vergiler sayesinde verilmiştir.
Yıllarca komprador sermayeye hizmet veren akp, sunulan asgari ücret lütuf değildir,, aksine dolar cinsinde emekçinin cebinden 106 dolar karşılığında 1.640.-TL.eksik ödemiştir. Yani yaşam maliyetinin altında, sermayenin çıkarına yapılmıştır.
20 yıldır ezilen emekçinin hakkını savunmayıp, işçi çıkartırlar diyerek sermayenin yanında konuşlananlar unutulmasın ki "Ölmüş eşek kurttan korkmaz" Sermayenin de para kazanabilmesi için de işçiye ihtiyaçları vardır.
İşçinin emekten gelen "Artı değeri" hakkı olduğu halde verilmiyor diyeceğim kimse anlamayacak o nedenle pas geçiyorum.
Maaşınızı dolarla mı alıyorsunuz diyenlere;
Üretmeyen ülkeler halkın tüketimini (ihtiyaçlarını) temin edebilmek için ithal etmek zorunda kalır. Türkiye'de sanayiden, tarıma üretime dayalı politikası olmadığından ithal politikası uygulanmaktadır. Bugün 15.55.-TL.den işlem gören dolar kuru, artmaya yani para değerimiz düşmeye devam ederse sonraki günlerde ekmekten, süte, çocuk bezinden, mamasına kadar zam gelmesi demek oluyordur.
O nedenle, markette alışveriş yaparken, akaryakıt alırken, doğalgaz faturası öderken dolar kuru üzerinden çevrilmiş TL üzerinden ödeme yapıyoruz...




En temel gıdalar (un, nohut, mercimek, sıvı yağ vs.) üretemediğimiz için dolar yada Euro ile ithal ediliyor.
250 kalem inşaat malzemesinin yaklaşık 200 kalem üretemediğimiz için dövizle ithal ediliyor.
Gübre, mazot vs. döviz cinsinden hesaplama yapıldığı için köylü ekemiyor geçen senelerde olduğu gibi patates döviz kurundan ithal ediliyor.
Hayvancılık öyle, sanayide ara mal üretiminde öyle,
Eğitim de kağıt fabrikaları olmadığı için defter, kitap, tablet, PC vs. ithal ediliyor.
Velhasıl, Türk parası veriyor gibi yapıp hayatımızın her alanında döviz kullanmak zorunda bırakılıyoruz.
Arabamıza akaryakıt alırken karşılığı döviz cinsinden çevrilmiş lirayla ödeme yapıyoruz.
Markette diş macunundan, tuvalet kağıdına kadar dövizden çevrilmiş lirayla ödeme yapıyoruz.
İş böyle olunca, en temel gıdaya ulaşmak için dolardan çevrilmiş lirayla ödeme yapıyoruz
Kira yada satın almak istediğimiz bina, dolardan çevrilmiş lirayla ödeme yapıyoruz.
Tarlayı ekmek için gübre, mazot vs. alacağız, dolardan çevrilmiş lirayla ödeme yapıyoruz.
Çocuklardan, en yaşlı insanın tüm ihtiyaçları TL'ye çevrilmiş dolar üzerinden yapılmaktadır.
Ozanca





10 Aralık 2021 Cuma

DOĞARKEN YALAN, ÖLÜRKEN YALAN

 


Camiler de, ölen insanlar için imamın "Helallik" istemesi kadar garip bir durum yoktur herhalde.

Adam, hırsız en yakınını dolandırmış yakını dahil herkes biliyor hırsız olduğunu,
Adam, namussuz çevresine bir gram iyiliği olmadığı gibi herkesi birbirine düşman kılıp küstürmüş,
Irz düşmanı en yakınlarının kadınlarına, kızlarına sarkıntılık yapmış,
Tefeci, bezirgan, faizle para verip ocaklar söndürmüş,
Siyasetçi, söz vermiş yapmamış, umutları, gelecekleri çalmış,
Zengin işadamı, çalıştırdığı işçilerin alınterini çalmış,
Hukukçu, adil karar vermemiş,
Doktor, hastalarını savsaklamış
Mühendis, projesini yaptığı yada kontrolörlüğünü yaptığı bina çökmüş vs diye çokça uzatabiliriz.
İnsan olamayan yada mesleğinin gereği yerine getirmeyen, insanlık adına üzülmeyen, her türlü soytarılığı çıkarı veya bir grubun menfaati için hareket eden, görmezden gelen, yarınları kirleten bu insanlara;
"Hakkınızı helal ediyor musunuz" yerine,
"Tabutta yatan bu insan(?) egosu uğruna yapmadığı kötülük kalmamıştı, sizlerin de sonu bu olacak denilmesi." daha doğru ve gerçek olmaz mı?
Doğarken leylekler getirdi diye başlayan yalan, ölünce devam etmesin...
Ozanca
Beğen
Yorum Yap

9 Aralık 2021 Perşembe

NEDEN İNANDIRICI OLAMIYORUZ?

 


Biliyorum yine tepki alacağım, eleştirileceğim, dışlanacağım ama devrimci-sosyalist olmakta ayrık ot misali aykırı olmak,yanlış gördüklerini eleştirmek değil mi?.

Doğru bildiklerini savunmayıp, yanlışını bildiğin halde saf tutmak yakışır mı bize?..

Biliyorum ki sosyalist, insanı sever, o nedenle savaşımı insanın mutlu, özgür, eşit yaşaması içindir.

Biliyorum ki o nedenle  on yıllardır eşitlik için,ekmeğin ortak paylaşımı için bir çok abilerimiz,arkadaşlarımız olmak üzere yoldaşlarımız idam sehpalarında çingene cellada gülümseyerek sandalyelerine kendileri tekme atmıştır, işkenceler, zulümler çekmiştir,korsakov (Beyin travması/sıfırlanması) yapılmıştır..Direnmiştir hayata ve zulümlere Ahmet Arif ustanın dediği gibi "Terk etmemiştir Sevdasını"

Okuduklarımdan, yaşadıklarımdan pek çok şey öğrendiğim. Yukarıda yazdığım özelliklere teoride ve pratikte sahip,kendisini ülke sevdasına adayan araştıran,sorgulayan,kitaplar yazan, tek sevdasının inandığımız gelecek güzel günlere kendisini adayan pek çok arkadaşım mevcuttur..

Mutlak beni eleştireceklerdir, saygı duyarım.

Yanlışım varsa, düzeltirim,

Hatam varsa özür dilerim, özeleştiri istenirse sevinerek veririm..

Şimdi gelelim asıl konuya...

Son yıllarda üzülerek tanıklık ettiğim kendisini devrimci-sosyalist olarak tanımlayanların zaafiyetlerine, yanlışlarına (kendimce),

-Devrimci insan kollektif yaşamı öngörür ve yaşar.

-Devrimci insan,araştırmadan,soruşturmadan dedikodu/asparagas haberlere itibar etmez,kendine zarar dahi verse karşı çıkar.

-Devrimci insan,Romantiktir ama hayatı algılamada duygularıyla hareket etmez,nesneldir,objektif  bakar yaşama o nedenle geçmişteki arkadaşlarını unutmaz ama bu ölü  seviciliği boyutuna taşımaz.

-Devrimci insan,Yoldaşlık bilinci vefadır,sevdadır asla terk etmez.Kendini bilmeyenlerin diliyle "feodal" ilişki olarak nitelendirilemez.

-Devrimci insan,ezilenin yanında ezenin karşısında olandır,

-Devrimci insan,grev çadırlarında emeğin yanında yatandır.Köylünün alınterini silen,memurun özlük haklarıdır,öğrencinin öğreteni,kadının direnişinde omuzdaş,anaların gözyaşı,babaların sessiz eyvahlarıdır, çocukların gülen yüzüdür..Yani bilcümle "Kimsesizlerin kimisi,yarınların güneşidir"

-Devrimci insan,tepedencilikten uzak herkesin anlayabildiğince dilidir ötekileştirmeden,yadırgamadan ve yargılamadan..

-Devrimci insan,inançlara saygılıdır,kimseyi inancıyla yargılayamaz (Fransa’da İç Savaş’a önsözünde Engels şuna dikkat çekmişti: “devlete ilişkin olarak, din bütünüyle kişisel bir sorundur.” Bunu yorumlayan Lenin 1905’de şöyle yazıyordu: “Devlet dinle ilgilenmemelidir; dinsel kurumlar devlete bağlı olmamalıdır. Herkes istediği dini savunmakta ya da dinsiz, yani genelde her sosyalist gibi ateist olduğunu açıklamakta özgür olmalıdır.” )(Lenin, Din Üzerine, “Sosyalizm ve Din”)

Not:Dileyen benim kişisel blog sayfamda "DİN, marksizm, Sosyalizm" etiketi ile geniş olarak okuyabilir

-Devrimci insan,yaşayan halkın değerlerini aşağılayamaz,örnek mi M:Kemal Atatürk.

Kuramsal teoriği Marx'ı, Pratiğini Lenin,Mao,Kastro,Enver hoca vs. görenler, Kurtuluş savaşında Lenin önderliğinde yardımları ile Atatürk'le  yazışmaları....,

Mao'nun uzun yürüyüşünde "Çin'in Atatürk'yüm" demesini...,

Castro'nun Atatürk'ün heykelini dikmesini ve latin amerikada 11 ülkenin sokaklara adını verdiğini mutlak biliyorlardır...

Ayrıca Nazım'ın Kuvayi milliye destanında Atatürk'ü anlatması,....

“Dünyanın ilk zaferle biten Halk Savaşını sürdüren Kuvayı Milliye’nin yönetici kadrosu sosyalist değildi, ama sapına kadar ihtilalci diyen Mahir Çayan (Dileyen kişisel blog sayfamdan "THKPC VE KEMALİZM SAVUNMASI - Mahir ÇAYAN" etiketiyle okuyabilir),,.....

Samsun'dan yürüyüş yapan Deniz Gezmiş (Dileyen Deniz Gezmiş etiketiyle bir çok yazıyı okuyabilir)

Yani sevgili dostlar,halkın değerlerine,inançlarına,alın terine,göz nuruna saygılı olmak bir devrimci ve sosyaliste yakışan eylemdir..

Şimdi bulunduğumuz yerde sırtımızı yaslayalım ve düşünelim

"BİZ NEDEN İNANDIRICI OLAMIYORUZ...

EMEKÇİLERE,EZİLENE,YOKSULA,GENÇLİĞE,KÖYLÜYE,İŞSİZE  TEMAS EDEMİYORUZ DİYE EMPATİ YAPARAK DÜŞÜNMENİZ DİLEĞİMLE.."

***

Bu ülkenin, sınıf bilinci olmayan yada kullanan sahte solcudan - sosyalistten,
Bu ülkenin, faşist kafa yapısında olup safa yatan, çıkarı için vatanı üç kuruşa peşkeş çeken bayrakçı, milliyetçiden,
Bu ülkede, Allah'ı çıkarları için kullanan siyasal İslamcı sahtekardan uzak duracaksın..
Birincisi sınıf bilincini,
İkincisi yurttaş bilincini,
Üçüncüsü ise inancını yok eder.

Sonuç mu?..
Koyunluk bilinci..

Son kelamla bitirelim...

Beni Faşistler yanıltmaz bilirim, Vatan millet edebiyatıyla memleketi talan ettiklerini.
Dinciler de yanıltmaz bilirim, en büyük sahtekar olup halkın saflığını kullandıklarını,
Liberaller, sosyal demokratlar vs.de yanıltmaz bilirim ki, küçük burjuva özlemlerini tatmin derdindeler..
Beni en çok benim dediklerimini sol-sosyalistler olanlar yanıltır,
Sınıfsal bilinci egoları uğruna yok ettikleri için...

Selamlar

Ozan'ca

3 Aralık 2021 Cuma

ÇOK SAHTEKARSINIZ ÇOK!..



Bu ülkede yaşayan, yandaş yada yalaka olmayan herkes çok iyi biliyor ki;

Gıdadan temizliğe, temizlikten mazota %50'in üzerinde zam gelmesine rağmen TÜİK tarafından yanlış enflasyon verileri açıklıyor
Bunlar sözde Müslümanlığı referans gösterirler, ancak kul hakkı yemenin, yalan söylemenin, insanları kandırmanın çok büyük günah olduğunu bilmiyorlar mı?.
Bal gibi de biliyorlar...



Gerçek enflasyonu halktan gizlemek için, sarayın emriyle sahte enflasyon veri düzenleyen TÜİK;.
İşçinin, toplu sözleşme de hakkını yiyorlar.
Memurun, maaş zamlarını düşük almasına, yaşam şartlarının zorlanmasına neden oluyorlar.
Emeklinin, yıllarca çalışıp yaşlılığın da rahat edebilmesi gerekirken cebinden parasının çalınmasını sağlıyorlar ve sağlamaya devam ediyorlar.
Ayrıca TÜİK gerçek enflasyonu halktan gizlemekle;
İşçi çocuğunun, daha az süt içmesine neden olup fiziksel gelişimini engelliyorlar.
Memur çocuklarının, et, balık, tavuk yiyemedigi için zeka gelişimine engel oluyorlar.
Emekli, portakal, mandalina alamadığından torununun c vitamin alamadığına engel oluyorlar.
Bunlar bir de Allah'tan korktuklarını söylerler, ya korkmasalar neler yaparlar.
Zina haramdır derler, kadınlara, kız-erkek demeden çocuklara, hayvandan- damacanaya kadar tecavüz edenlerdir.
Uyuşturucu, içki haramdır derler, arabanın içinde kokain çeker alem yapanlardır.
Bunlar, okuyan, sorgulayan insanları sevmezler çünkü insan okudukça oylarımız düşüyor diyenlerdir.
Bunlar sinemaya gitmezler, tiyatro izlemezler, sergi gezmezler, konsere gidip bir türkü dinleyip eşlik etmezler.
Bunlar o nedenle katı,nobran,ezik insanlardır.
Ormanın yeşilini, bir tek doların yeşili olarak görürler.
Dereleri, pet şişeye koyup satılacak su olarak bilirler.
Bilimi, teknolojiyi, marka değerin ne olduğundan habersiz, gelişmenin betonlaşma ile olacağını sanırlar...
Bunlar sözde Müslümanım derler, oysa ki! saf ve temiz Müslüman dahil din-iman ayırt etmeden, acımadan, yürekleri sızlamadan çıkarları uğruna insanları sömüren, dağları, ormanları, akarsuları talan eden siyasal İslamcılar ve oligarklarıdır...
Ozan


***
Ben, adli tıp uzmanı yada doktor değilim.
Morg'ta insanlar ölmez, ölen insan morg'ta bekletilir.
Ayrıca ekonomistte değilim ki,
"Faiz sebep, enflasyon sonuçtur." anlamam.
Ancak sıradan bir halk bireyi olarak,
Mutsuz insan yaratan iktidar, devleti yönetemez.
Avrupa'da asgari ücretle çalışan sayısı %1 yada 2'yi geçmezken,
Türkiye'de,
Çalışanların % 58'i açlık sınırının altında 2.825.-TL asgari ücret almaktadır.
Yüksek faturalar nedeniyle doğalgaz ve elektrik kullanamaz durumdadır.
Kalitesiz eğitim, niteliksiz insan yetiştirmekdir.
Çocukların zeka gelişimi için protein tüketmesi (et, balık,tavuk) gerekirken, karbonhidrat (Ekmek, makarna) tüketmektedir.Orta vadede Türkiye'yi bugün ki gibi vasat insanların yönetecek olması, çoğalması demektir.
Ve halkın temel gıdaya ulaşamadığı gerçeği vardır.
Üretemeyen toplumlar, tükenerek yok olurlar.
Tarımda kendi kendine yeten 7 ülkeden biri olan Türkiye, son 20 yıldır tarımda, yerli tohum kullanma yerine yabancı tohum ve toprağa ekim yerine para verip. ekmemeyi teşvik edildi.sonrasinda mazot ve gübre fiyatlarına yapılan zamlarla köylü kendi topraklarını ekemez duruma getirildi. Mera alanlarını imara açarak samanı yurtdışından ithal edildiği için hayvancılık hem yem fiyatlarının yüksek olması nedeniyle, hemde yurtdışından getirilen Angus türü hayvanları getirerek aynı zamanda et ithal ederek hayvancılık bitirildi.
Ozanca


27 Kasım 2021 Cumartesi

ATATÜRK'ÜN, LENİN'E MEKTUBU VE KAPİTALİZME BAKIŞI

 


1923-1938 arası devrimci Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e saldıranlar, nefesinizi dinci faşizme yöneltmeniz  ve "Atatürk'ün Lenin'e" yazdığı mektubun tam metnini okumanız dileğimle...

Sosyalist, Komünist, Devrimci, Demokrat her zaman Atatürk'e ve devrimlerine saygı duymuştur

Ayrıca Mahir Çayan ve Deniz Gezmiş'ten;

Deniz Gezmiş savunmasında “Bütün Mazlum milletler, zalimleri bir gün mahv-ü perişan edecektir” sözünü aktardıktan sonra Atatürkçü geçinenlere onun sözlerinin okunmasının gereğini belirtir. (S.57-58)

"29 Ekim 1923 tarih olarak Türk Devrimi’ nin bir Cumhuriyete varlığıyla yepyeni, niteliksel olarak geçmişi aşan bir devlet yapısını oluşturmuştur. "

"bizlerin elli sene önce Mustafa Kemal’ in hakkında gıyabi idam kararı verilmesi gibi idamımız isteniyor. "

"Mustafa Kemal Atatürk’ ün öncülüğünde ve dehasının ürünü olarak gerçekleşen bu sürecin, toplumsal-sınıfsal-tarihsel ve uluslararası (dünya durumu) ilişkiler bağlamında varlığını modernleşme-çağdaşlama araçlarıyla sürdürme kararlılığını devrimci bir tutumla gerçekleştirdiğini görürüz."

( Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının THKO Davasında 16 Temmuz 1971 tarihinde Ankara Altındağ Veteriner Okulu binasında savunması)

Mahir Çayan da savunmasında 20 Eylül 1921 tarihli Aydınlık’ta Şefik Hüsnü’ nün yazdığı yazıda Marksistlerin Kemalistlerle olan ittifakına gönderme yaparak bu ittifakın doğruluğunu belirtmektedir. Ve ilave ediyor,

“…bugün olduğu gibi I.Kurtuluş Savaşı sıralarında da Milli Kurtuluşcular ile – aynı zamanda Milli Kurtuluşçu olan- Marksistler arasında zıtlık yoktur, tam tersine, aynı hedef doğrultusunda bir güç birliği vardır.

” O dönemde ki mücadelenin hedefiyse bugün olduğu gibi “ Tam Bağımsızlıktır”, görüşüyle 1920’ lerin mücadelesiyle  1970’ lerin mücadelesinin ortak paydasını vurgulamaktadır.

 Kuvayı Milli için de tam bağımsızlığı hedef alan ve bunun için, Tam Bağımsız Türkiye kurulana kadar savaşan, öngördüğü rejimin milli, laik cumhuriyet olduğunu belirten Mahir Çayan..

Atatürk‘ün 4 Ocak 1922’de Lenin‘e yazdığı mektubun düzeltilmis tam metni.

“Memleketimizi düşmandan kurtardıktan sonra, kamusal ehemmiyet taşıyan büyük işletmeleri devlet eliyle yönetme niyetindeyiz. Böylece gelecekte büyük kapitalist sınıfların efendiliğinin ülkede hâkim olmasının önüne geçmiş oluruz.

”Ankara, 4 Ocak 1922.

Değerli Başkanım,

Ankara’da genel bir saygı ve sempati kazanan yoldaş Frunze’nin, ülkemizden ayrılısı vesilesinden istifade ederek, şahsi his ve fikirlerimden başka, gizli olarak, Türk siyaseti konusundaki görüşlerimi ve bilhassa, Türk-Rus münasebetlerini, size, kısaca açıklamak isterim.

Bildiğiniz gibi, Türk ve Rus halkları, yüzyıllarca sürdürülmüş boyunduruk zincirini bir hamlede silkip attıktan sonra, kendi halklarının da bu yolu takip edeceklerinden dolayı büyük korkuya kapılan büyük Batılı emperyalist ve kapitalist kuvvetlerin saldırısına uğradığından, halklarımız arasındaki yakınlık ve anlaşma, kendiliğinden gelişmiştir.

Hatırlayacağınız gibi, müşterek umutların ve benzer şartların neticesi olarak ortaya çıkan fikirlerin gelişmesi, hükümetlerimiz arasında resmi münasebetlerin kurulmasına yol açmış ve bilhassa bu münasebetlerde tayin edici bir rol oynamıştır.

Türkler ve Ruslar, tarihleri, yüzyıllarca sürdürülmüş kanlı savaşlarla doldurulduktan sonra, hemen anlaşmış ve uzlaşmışlardır. Bu vaziyet, öteki ulusları şaşkınlığa uğratmıştır.

Pek çoğu, dostluğun geçici olduğu ve şartların zoruyla sağlandığı konusunda bir inanca sahip olmuşlardır. Hâlâ da bu inançtadırlar. Fakat, iki halkın hangi şartlarla ve ne ölçüye kadar birbirlerini anlayıp sevdiğini ve eski kavgaların, zalim yöneticilerin kışkırtmaları ile çıkmış olduğunu, son savaşta asker ve subayların birbirleriyle nasıl isteksizce savaştığını görmüş olanlar, birkaç sene önce oluşan yeni vaziyetin sürekli ve istikrarlı olduğunu kabul etmekte gecikmeyeceklerdir. Çünkü bu vaziyet tabii olandır ve eski istihdafı ayakta tutan suni düşmanlık ise son nefesini vermiştir. Türkiye’nin rejim değiştirmesi, Rusya’da olduğu gibi, sosyal bir devrimle ortaya çıkmış olmayıp, yabancı devletlerin saldırı ve hâkimiyetlerine karşı bir başkaldırma türünde olduğundan, dünya kamuoyunun dikkatini çekmemiştir. Bu başkaldırış, canlı ve gerçek olarak dile getirilmemiştir. Yüzeysel de olsa, ülkemiz hakkında bir bilgiye sahip olanlar, 1918 Mütarekesi’nden, özellikle 16 Mart 1920’den beri alınan yolun çok büyük olduğunu kabul edeceklerdir.

Yüzyıllardan beri her şeyde efendilerine ve saraylılara ve daha sonra oligarşiye bağlı kalan Türk halkı, 1919 yazında girişilen savaşla, kendi kaderinin sahibi olmayı başarmıştır.

Açık konuşuyorum. Erzurum ve arkasından Sivas kongrelerinde bir araya gelen delegeler, halkların kendi kaderlerini tayin hakkını öngören bir hükme varmışlardır.

Siz, değerli Başkanım, daha Dünya Savaşı’ndan önce, bu hususu müdafaa etmekteydiniz. Bu kongrelerde kabul edilen kararlarla, İstanbul’un yetersiz ve yeteneksiz ellerdeki iktidarı tasfiye edilecek ve yeni yöneticileri, bizzat milletin kendisi seçecektir. Büyük Millet Meclisi’nde bulunanlar, Türkiye’de yeni bir dönemin başladığını ve Türk halkının artık uzun süreden beri olduğu gibi kendi yöneticilerinin himayesi altında değil, efendisiz yaşayabileceklerini ilan ettiler. 16 Mart 1920 darbesinden sonra 23 Nisan’da Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nde toplanan halk temsilcileri, milletin iradesini ve kaderini bağımsız ve hâkim bir varlık olarak tayin etme arzusunu ilan ettiğinde, bu isteğin, bütünüyle gerçekleşmesi milli bir gaye olmuştur.

Şimdi, bütün bunlar gerçekleşiyor. Halk tarafından seçilmiş olan temsilciler, sadece yasama kuvvetini değil, aynı zamanda, yürütme kuvvetini de doğrudan, kendi seçtikleri ve her hareketlerinde onlara hesap verecek vekâletler aracılığıyla ellerinde bulundurmaktadırlar. istisnai olarak, milletin bağımsızlık ve güvenliğinin söz konusu olduğu fevkalade hallerde, halk temsilcileri, yargı vazifesini İstiklal Mahkemeleri aracılığıyla yerine getirmektedir. Görüldüğü gibi, bizde iktidarın üç fonksiyonunun ayrılığı mevcut değil. Batı’da kapitalist sistemin bütün milletin üzerindeki efendiliğini güçlendirmek ve bu sınıfın iktidarı istismar etmesi için özenle hazırlanan bu sistem, nefret uyandırmaktadır. Bu bakımdan, biz kapitalist sistemden daha çok, Sovyet sistemine yakınız.

Sosyal alanda da, memleketimizde benzer değişimler olmuştur. Yeni vaziyetimizin ve ekonomik şartların gereği olarak, toplumun, artık istismara baş eğmemek konusundaki kararının neticesi olarak, herhangi bir çaba göstermeksizin, başkalarının emeği ile yaşayan parazitler sınıfı bütünüyle ortadan kalkmamışsa bile, bu sınıfa girenlerin sayısında büyük bir azalma olmuştur. Modern Türkiye’de, imparatorluk döneminin efsanevi zengin sınıfı artık yoktur. Büyük arazi sahiplerinin gelirleri artık düşmüştür. Şimdi, Türkiye’de herkes düzenli çalışmak zorundadır.

Sonuç olarak, bugünün Türkiye’sinde atılan adımlar herkes içindir. Türkiye, Batı Avrupa’ya olduğundan çok, bir bakıma Rusya’ya, özellikle son birkaç ayın Rusya’sına daha yakındır.

Sonra, memleketlerimiz arasında bir başka mühim benzerlik, bizim, kapitalist ve emperyalist düzene karşı savaşmamızdır.

Kapitalizm Türkiye’de, Avrupa’da ve eski Rusya’da olduğundan daha zayıf gelişti. Fakat vaziyet, büyük teşebbüslerdeki hemen bütün kapitalin yabancılar tarafından yatırılmış olmasıyla şiddetlenmiştir. Halkımızın istismarını kolaylaştırmak için kurulmuş olan kapitülasyon sistemi, gelişmemizi engellemiş ve bizi bu sömürüye tahammül etmeye mahkûm etmiştir.

Bu rejimi ortadan kaldırma hedefine sahip bugünkü mücadelemiz her şeyden önce kapitalizme karşı yönelmiştir. Biz memleketimizi düşman istilasından kurtardıktan sonra, kamusal ehemmiyet taşıyan büyük işletmeleri devlet eliyle yönetme niyetindeyiz. Böylece gelecekte büyük kapitalist sınıfların efendiliğinin ülkede hâkim olmasının önüne geçmiş oluruz.

Türkiye’nin büyük devletler ve onların uyduları tarafından hâlâ açık veya kapalı olarak çılgınca saldırılara hedef olmasının nedeni, bütün mazlum milletlere kurtuluş yolunu göstermiş olmasıdır.

Bütün bunlar, Türkiye’nin bütün müesseseleriyle ve bugünkü hükümetiyle sadece Sovyet Rusya’da güven hissi yaratabileceğini, Batı’nın ise, bize düşman gözüyle bakmasını gerektireceği gerçeğini ortaya koyar.

Milletlerarası siyaset alanında Türk-Fransız anlaşması, Rus-İngiliz ticaret anlaşması gibi, şartların zoruyla vücut bulmuştur. Bu anlaşma, gelecekte imzalayabileceğimiz anlaşmalar gibi, ideallerimizden vazgeçtiğimiz anlamını taşımaz.

Sizi kesin surette temin ederim ki, her halükârda Büyük Millet Meclisi’nin Türkiye’si bugüne kadar Sovyet Rusya’ya karsı takip ettiği siyasetten vazgeçmeyecektir ve bu konuya dair yayılmış bütün söylentilerin hepsi yalandır.

Yine aynı şekilde sizi temin ederim ki, Sovyet Rusya’ya karşı doğrudan veya dolaylı olarak asla hiçbir anlaşma yapmayacağız ve hiçbir koalisyona girmeyeceğiz. Son zamanlarda meydana gelen aramızdaki bütün yanlış anlaşılmalar, her şeyden önce Ankara- Moskova arasındaki yazışmaların oldukça yavaş olmasından kaynaklanmaktadır.

Değerli Başkanım, bu içten açıklamaların iki halkımız ve hükümetimiz arasındaki dostane ve kardeşçe münasebetleri daha da kuvvetlendireceği ümidiyle samimi kardeşlik hislerimi kabul etmenizi dilerim.

Mustafa Kemal

Not:

Sovyet arşivinde yapılan çalışmalar, bir gerçeği daha ortaya çıkardı. Atatürk’ün bundan 99 yıl önce, 4 Ocak 1922 tarihinde Lenin’e yazdığı mektup, Türk basınında sansürlenerek yayımlandı.

Bu mektup, ilk kez, 26 Mayıs 1969 tarihli Akşam gazetesinin 5. sayfasında çıktı. Ali Kemal Meram’ın hazırladığı “Devlet Kurulurken Mustafa Kemal’den Sovyetler’e,  Sovyetler’den  Mustafa Kemal’e Mektuplar ve Milli Mücadele” başlıklı yazı dizisi içinde yayımlanan mektubun belirli paragrafları ne hikmetse yok olmuştu. Anlayacağınız gibi yok olan kısımlar Atatürk’ün Kapitalizm hakkında söyledikleri idi!

Ozan Ozan'ca 

26 Kasım 2021 Cuma

KİMSEYİ BULAMIYORSAN YALNIZ YÜRÜYECEKSİN



Bu ülke de "Yoldaş", "Yoldaşlık" tanımı bile kirletildi, ucuzlatıldı, sıradanlaştırıldı. Tüm önemli değerler itibarsızlaştırıldığı gibi..

Ben uzun yıllardır "Yoldaş" tanımını kullanmam, çünkü kullandığım kişi o tanıma uygun ve layık olmalı diye düşünürüm...

Bugün ki "Yoldaş" kanka, kanki vs benzer tanımlamayla benzer oldu ki hiç haz almıyorum,  ideolojilerin oyuncak olduğu bir çağda herşeyin yozlaştığını düşünerek üzülüp, kendime çekiliyorum..

Yoldaşlık, bana göre çok önemli ve herkesin  düşünmesi gereken tanımlamadır.

Yoldaşlık ne demektir?..

Deniz Gezmiş, yoldaşı Taylan Özgür'ün mezarına gömülmek istemektir.

Yoldaşlık Deniz Gezmiş'in, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın beraber ölüme beraber gitmesidir.

Yoldaşlık, Mahir Çayan'ın, Deniz'ler hapisteyken onları kurtarmak uğruna Kızıldere'de can vermektir.

Yoldaşlık, İbrahim Kaypakkaya'nın sır vermeyip cesedinin parçalanması demektir.

Yoldaşlık, Necdet Adalı'nın idama küfrü, Erdal Eren'in çocuk yaşta direncidir..

İçini boşalttığınız yoldaşlık tanımı; içinde acılar, direnç, kavga da, barikatta arkana bakmadan yürüyeceğin insanları tanımlar....

Geçmişten,  ideolojik saygımızdır yoldaş olmak ve yoldaşlığımız kaldı lütfen kirletmeyin..

Kendi adıma yüreğimden üzülüyorum, bilmeyen ağızlar söylenince..

Yıllar önce idamla yargılanan bir arkadaşım Bandırma ÖDP örgütlenmesi için ısrarla benim de dahil olmamı istedi, ben de her defasında aynı siyasi ve ideolojik örgütlenmeden gelmediğimi belirterek geri çevirdim.Ancak bir gün "ÖDP'yi boş ver bu bir Akp dinci faşizmine karşı devrimci dayanışmadır ve seni bu dayanışmaya destek olmaya çağırıyorum" dedi.

Ben de her zaman dayanışmanın içinde bulunduğum için kabul ettim.

Ancak beraber hareket ettiğimiz İbrahim ve Mustafa'yla,  Bandırma ÖDP eski yöneticileri hatta Bandırma'dan sorumlu Parti yöneticisi Şaban isimli birisi ile yalan ve entirikalarına katlanamadık ve ayrıldık. (Bandırma Barış Manço Kültür evine  Sevinç Eratalay, Grup Haziran ve Hakan Gülseven'in katılım yaptığı etkinliğimizi eski ÖDP Bandırma  örgütlenmesi yalan haberlerle sabote etmesi gibi)

Bizler ayrılınca davet eden arkadaş aradı ve neden ayrıldığımızı sorunca ben de; Yalan,entirikanın devrimci dayanışmada olamayacağını ve böyle bir eylem, söylemlerin zaten devrimcilikle bağdaşmayacağı ilkesiyle ayrıldığımızı belirttik. Baktık ki idamla yargılanan devrimci sandığımız, yoldaş bildiğimiz bize sinkaflı konuşmaya başladı.

Ben de, uyarmak adına İ.... hocam, biz yoldaşlık bilinciyle yetiştik söylediklerin yakışmıyor deyince verdiği yanıt ilginçti;

"Dostluk, arkadaşlık feodal bir ilişkidir"...  dedi ve ben şoka girdim.

Bu adama en güzel yanıt, konuşmamaktır dedim ve o gün bugün selam vermem...

Kendimce şu sorunun yanıtını arıyorum : Sosyalistler nasıl örgütlenebilir?..

Ve söz ne kadar doğru,

Eğer birlikte yürüyecek iyi bir yoldaş bulamıyorsan, ormanda gezinen bir fil misali yalnız yürü. İlerlemene engel olacak biriyle olmaktansa, yalnız olmak yeğdir.

Gautama Buddha

Ozanca