23 Şubat 2021 Salı

Kral Alexander Bandırma'da - Küçük Asya Felaketi



" KRAL ALEXANDER ( İSKENDER )BANDIRMA'DA " MAKALE : MEHMET LEVENTOĞLU - BANDIRMA 

1. Dünya Savaşında galip tarafta yer alan Yunanistan MEGALO İDEA adını verdiği  Büyük Yunanistan hayalini  gerçekleştirmek için Batı Anadolu'yu işgal harekatı başlattı.
 İşgal Paris Antlaşmasının şartlı tespitlerine rağmen KÜÇÜK ASYA işgal harekatı alelacele İZMİR'den başlatıldı. Yunanistan kendisini kuran kollayan BATI''dan bir ikramiye daha kazanmış gibiydi. Türk şehirleri birbiri ardına baş döndürücü bir hızla Yunanistan'ın eline düştü, tıpkı "kumar makinesi" nde kazananın paraları gibi. Bu ifade kendilerinin.
Son hamle ise İstanbul' hristiyanlığın kutsal abidesi muhteşem Ayasofya'nın bulunduğu Konstantinopolis olacaktı. Bekliyordu.
Ve emperyalist devletlerin koruyuculuğunda  bağımsızlığını kazandığından beri Osmanlı İmparatorluğundan sürekli toprak kazanarak büyüyen Büyük  Yunanistan için son bir hamle kalmıştı. 
Ve  talihin tersine dönüşü Küçük Asya'nın işgaliyle başladı ve yüzbinlerce insanı yaşadıkları topraklardan koparırken yaşanan ricat ve zorunlu göçlerin geride bıraktığı  acı hatıralarıyla  sona erdi.. 
KÜÇÜK ASYA FELAKETİ.
Bu başlık Yunanistan resmi tarihinin İzmir'le başlayan Yunan  işgal harekatının sonuçlarının  kendilerinde yarattığı travmanın adıdır.

İşgal günlerinde BANDIRMA'ya 2 kez, 2 farklı yunan kralı davet üzerine gelir. Önce oğul kral 1. Alexander ve sonra baba Kral Baba 1 Konstantin.

Baba Konstantin de BANDIRMA'ya gelecektir. Onun da sonu hüsranla sona ermiştir. Bandırma adeta  işgalciilerin laneti olmuştur .

KÜÇÜK ASYA FELAKETİ VE BANDIRMA .

98 yıl önce yapılan mübadeleyle sona eren vahşi kapışmadan yıkılıp yakılarak  nasibini alan kentlerden biri  Bandırma igalciler için özel bir yerdi ve yüzyıl önce neler yaşandı.. Yazımızın konusu bu. 

**
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna imza atan büyük zafer, komşumuzun resmi tarihinde  Küçük Asya Felaketi'başlığıyla yer alır.. Büyük coşkuyla karşılandığı  Bandırma ziyareti dönüşü maymun ısırığından ölen  Yunan kralı Kral 1.Aleksander'in dramatik  akıbeti ise  tarihin acı bir ironisidir.. Adeta işgalde öldürülen masum insanların  temsilinde Bandırma'nın lanetidir.  Winston  Churchill şöyle yazacaktır: " Bir maymunun ısırığının 250.000 kişiyi öldürdüğüne işaret etmek abartı olmaz ."
Peki tarihin akışını değiştiren ve talihin tersine dönmesine neden olan  bu "maymun ısırığı " olayı  nedir? 
Bandırma ile ilgisi nedir?
İşte bu yazımda genelde Türkiye'de ve yaşadığım Bandırma ile ilgili kısımları da içeren dramatik hikayeyi - belgelere ve kaynaklar ve de resmi kayıtlardan derlediğim bilgilere göre - aktarmaya çalışayım.
**

Yunanistan bildiğiniz gibi  Roma'yı yeniden ihya etmek isteyen Sultan 2. Mehmet -Fatih-tarafından Osmanlı  imparatorluğu topraklarına  dahil edildi. 400 yıllık bir zaman diliminde bu coğrafya  İstanbul'dan atanan valilerce ve yerel eşraf la birlikte Pers ,İskender ve Roma İmparatorlukları geleneklerine  uygun yöntemlerle  yönetildi. Kimsenin dinine inancına ırkına yönelik baskı soykırım yapılmadı. Oysa aynı tarihte Katolik İspanya soyluları ,Endülüs İspanya'sında  müslümanları ve yahudileri tek kişi bırakmadan ya İspanya'dan sürdü  ya da öldürdü. Katolik hristiyan inancı dışında İspanya'da  kimseye yaşam hakkı tanımadı. Etnik katliamların ilk örneğidir İspanya . Hiç bir dine izin vermediler, müslümanları musevileri sürdüler yada öldürdüler. Nitekim İspanyadan İstanbul ve çevresine gelen yahudiler bu zaman dilimindedir. Osmanlı'da sadece azınlıklara değil herkese olduğu gibi ekonomik olarak baskı var olsa da, din ve ticaret serbestliği rumlara yüksek  yaşam standartı  sağladı. Her zaman daha iyi eğitim adılar. . Kadim dillerini ve  kültürlerini korudular . Bugün Atina'da övündükleri Partenon hala ayakta. Kendilerine mahsus ticari yetenekleriyle, sadece savaşmakla yükümlü müslüman ahaliden çok daha refah ve zengin statü kazandılar.  Karadeniz ,Trakya ve Ege sahillerindeki hemen her şehrin Belediye Başkanları ve Belediye meclislerinin çoğunluğunu zengin Rumlar  teşkil ediyordu. Nitekim Bandırma'da Osmanlı'nın son günlerinde Belediye meclisi zengin yerel eşraf teşkil ediyordu..  Karadeniz sahillerinde de zenginlik ve refah  rumların elindeydi. Bandırma'da o dönemlerde eğitim veren 20 den fazla özel kolej olduğu kayıtlarına göre net göstergedir.
 
**
Burada kısaca komşumuzun yakın tarihini bilmemiz gerekiyor..
Yunanistan 1832 yılında dönemin güçlü devletleri başta İngiltere , Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Prusya(Almanya öncesi), Fransa ve Rus Çarlığı'nın  maddi manevi askeri himayesiyle suni oluşturulan  devlettir. Osmanlı İmparatorluğu'nun Rus Çarlığı orduları karşısında  sürekli yenildiği zor yıllarda  önce Romanya'da olmadı sonra Mora'da üst üste çıkarılan isyanlarla  30 Ağustos 1832 tarihli antlaşmayla  tarihte ilk kez Yunanistan diye bağımsız bir  devlet kazandırdılar. Neredeyse 2 Bin yıl geçmişte bu coğrafyada böyle bir devlet yoktur.  Sırplardan sonra Osmanlı Devletinden ayrıldılar. 

*

Yunan Bağımsızlık Mücadelesinin lider ismi  Yannis Kapodistrias  bağımsızlık kazanıldıktan hemen sonra şüpheli bir suikastle öldürüldü. Ve devletin kurucusu batılı ülkeleri yöneten soylu aileler, kurdukları bu devletin başına ,17 yaşındaki Bavyeralı (Alman) Prensi Otto'yu getirip  Yunanistan Krallığı'nın ilk kralı olarak açıkladı. Bavyeralı Alman Otto Yunan Kralı olarak tahta oturdu. 
 Kral Otto 1863 yılında devrildi yerine  Danimarka Kralı'nın yine 17 yaşındaki oğlu Prens William I. Georgios adı ile Yunanistan Kralı yapıldı. 
 Kral I. Georgios bir süre sonra Selanik'li bir rum tarafından suikastle öldürülünce batılı ülke temsilcileri geçici olarak  yönetimi üstlendi,ve  1910'da  1. Konstantin kral yapıldı.  BATI'nın temsilcisi  Elefthérios Venizélos , meşrutiyete çevrilen yönetimde Kral I. Konstantin'e yardımcı olarak  tayin edildi başbakanlık görevine getirildi. 
Şimdi buraya kadar kısa tarih dersinden sıkılmadıysanız az daha sabredin.
İşte tamda bu anda emperyalizmin dünyayı paylaşmayı planladığı  I. Dünya Savaşı'nın başlatıldı. İngilizler ile Fransızların desteğini alan  Başbakan Venizélos ile Almanlar'ın tarafını  tutan kral I. Konstantin arasında doğal olarak ayrışma  doğdu. Çünkü o İngilizlerin adamıydı. Ve Başbakan Venizelos bir darbeyle  Kral I. Konstantin'i tahttan indirip Almanya'ya gönderdi. Ve onun yerine kendi sözünden çıkmayacak olan oğlu 1.Aleksander'i  ikna ederek  getirtti  Yunan Krallığı tahtına oturttu.. 
İşte Bandırma'yı işgal yıllarında ilk kez  ziyaret eden Yunan Kralı 1. Alexander budur. 
Bandırma'lı yerli rumların kadim zamanlardan gelmiş bir antik kahraman  gibi coşkuyla karşıladıkları camilerin halılarını önlerine serdikleri 1.Alexander.. Daha sonra Konstantin de gelecek.

Ve 1.Aleksander'ın kısa ama muhteşem şatafatla  geçen kısa yaşam öyküsü Bandırma ziyaretinden sonra çok dramatik bir şekilde bitti.   Atina Pire yakınlarında kaldığı yazlık sarayı bahçesinde  bir Maymun tarafından ısırıldı zehirlendi ve öldü. 
*
Almanya ,Avusturya,Bulgar krallığı   ve  entrikayla  savaşa soktukları Osmanlı İmparatorluğu  1. Dünya savaşında  Müttefik devletlere yani İngiliz,İtalyan  ve Fransızlara yenildi. Kayıtsız şartsız teslim olunarak biten savaş sonunda Paris konferansı akabinde imzalanan  Sevr Antlaşması, Kral Alexandros'a   İstanbul ve Batı Anadoluyu Yunanistan topraklarına katma fırsatını doğurdu ve böylece savaşmadan büyük toprak kazançları elde etti. Bu süreçte Batı ve Doğu Trakya'nın tamamı Yunan birliklerince hızla işgal edildi. Ve işgal için zamanını bekleyen  İstanbul kapılarına dayanıldı. İstanbul'a girmek için beklenmeye başlandı.  Yunan Kralı  Aleksander işte bu muhteşem -sözde- zafer günlerinde, Yunanlıların efsane zırhlı savaş gemisi AVEROF 'la bir Anadolu zafer gezisi planladı. Savaş kazanmadan Büyük İskender edasıyla  muzaffer kral sıfatıyla ele geçirilen topraklarda bulunan gözde şehirleri gezmek onun için önemliydi ve  zafer turuna çıktı. İzmir Taburu’nun başında önce Edirne’ye, oradan Kırklareli yolu ile Midye'ye ve oradan Erdek ve Bandırma'ya geldi . Yerli rum ahali tarafından coşkulu törenlerle geçen kısa süre sonra  Avrupadan gelen nişanlısıyla buluşmak üzere Gelibolu  ve İzmir üzerinden Pire Atına’ya geri döndü

(Tarih : 8 Ağustos 1920 Bandırma Osmanlı Hükümet konağı Yunan kralı Alexander'ın Yunan işgal güçlerini teftişini yaşadı.)

Şimdi biraz geriye gidelim. Trakya cephesini ziyaret önceliğinde Kral Aleksander ,Başbakan  Venizelos'un talimatları doğrultusunda çıktığı yolculuğuna Pire'den başlandı. Gösterişli  merasimlerle  ünlü zırhlı  "AVEROFF" a bindirilen 1. Aleksander ilk olarak İZMİR'e (Smyrna) geldi ancak Limanda bekledi ve sahile çıkmadı. Ancak  İzmir'li yerli rum  ahalisi onun geldiği duyurulduğu için  kentte zaferin sarhoşluğuna kapılaak coşkuyla sahile giderek krallarını selamlayan gösteriler yaptılar  ama Yunan Kralının, nihai  Barış Antlaşması imzalanmadan önce Küçük Asya'ya inmesi İngiliz komiserlerince doğru bulunmadı.  AVEROF 'a Lidya Krallarının su içtiği ALAŞEHİR'den (PHİLADELPHİA) kutsal suyu törenle zırhlıya getirip krala sundular. 
AVEROFF İzmir'den ayrıldıktan sonra , İşgal yıllarında kenti yöneten azınlıkların hakim olduğu  Belediye Meclis kararıyla özellikle davet edilen  Bandırma'ya doğru rota çevirir..  Sevr anlaşmasının zafer sarhoşluğuna kapılan yerli rumlar ve kentte sürekli bayram havasıyla krallarını bekliyorlardı. İngiliz Amiral gemisi eşliğinde  BANDIRMA (Panormos)'a yakın demirlenir. Bu arada Bandırma'da (Kuvay i Milli) - Milli Kuvvetler- güçlerin de konuşlandığı istihbaratı gelince kentte bulunan gözlemci İngilizlerce güvenlik nedeniyle  Kral Aleksander Majestelerinin karaya çıkmaması gerektiği tavsiye edilir.  Türklerle diplomatik karışıklıklar yaratmaması uygun görülen ancak bu karara çok kızan Aleksander kendince bu aptal kısıtlamaları umursamaz ve  resmi statüsünü unutarak, kente çıkmaya karar verir ve neredeyse tamamı rum ahaliden oluşan ERDEK'e (Artaki)'den muzaffer bir kral olarak  BANDIRMA'ya getirilir..  Aleksander  kendisine  gösterilen sevgiden  sarhoş coşkulu  bir kalabalık eşliğinde Bandırma'yı gezer. Kayıtlarda ki ifadelere göre; kolejli kızlı erkekli öğrencilerin sunduğu çiçeklerle çıktığı binanın balkonunda geride yükselen  kasabaya özlemle bakan doğu fatihi Makedonyalı İskender gibi mutluluk denizinde yelken açmaktadır . Yakışıklı Yunan Kralı Aleksander'in vakur duruşu sadece BANDIRMA (Panormos)rumlarına gurur dolu eşsiz bir anı vermekle kalmaz aynı zamanda gençliğiyle diğer işgalci güç olan müttefiklerce de bu görüntüler memnuniyetle karşılanır.
**
Bu kara günlerde  Çerkes Anzavur çeteleri  işgalci ve padişah işbirliğinde  Balıkesir Biga Gönen üçgeninde kuvayi milliye güçlerine büyük sıkıntılar yaşatmakta direniş ateşi giderek yükselmektedir. Ethem Bey'in süvarileri daha sonra bu işbirlikçileri kovacak ancak Anzavur kaçacaktır.   

Biz Kralın hikayesine geri dönelim.

***
Aleksander izinsiz karaya çıkma işini fazla uzatmadı istediğini elde etmiştir. Muhteşem  gösterilerle, yerli rumlara geleceğe dair güven ve coşku vermiştir.  Batı Anadolu İngiliz ve Amerikalılarca tamamen yunanlılara resmen bırakılacağı günlerde görüşmek üzere Bandırma'dan vedalaşılır  ve  efsane AVEROFF zırhlısına  geri dönülür. Ve oradan Tekirdağ'a .  Doğu Trakya'da da yerli  Rum sakinleri coşkuyla genç krallarını selamlarken o kendisini bekleyen nişanlısı Aspaia'ya bir an önce kavuşmanı hayalindedir.  Ağustos ayının son günlerinde  "AVEROFF"a biner  ve  zırhlının rotası acilen  Pire'ye çevrilir.  
 Aleksander  gemiden iner inmez  Pire yakınlarında olan  kendisine tahsis edilen muhteşem doğa içinde ki Tatoi Yaz Sarayına hızla gider. Bandırma'da Erdek'te Ayvalık sahillerinde Trakya ve Hellespontus'ta 'da tattığı tüm sevinçleri ayrıntıları coşkuyu nişanlısı Aspasya'ya anlatmak için sabırsızlanmaktadır. Peri masalı devam etmektedir.

10 Ağustos 1920 gecesi geç saatlerde bir haberci Tatoi Sarayına  koşar ve Aleksander'a Paris'ten Venizelos'tan çok acil bir telgraf gönderilmiştir. Venizelos Paris'te galip devletlerden Batı Trakya ve On İki Adanın Yunanistana resmen katılma  İmtiyaz Sözleşmesini almayı başarmıştır. Bu ilhaklar da törenle Büyük Majesteler Tacı'na eklenir.

**

BİR KİBRİT, 3 SİGARA UĞURSUZLUĞU VE MAYMUN MORİÇ 

**

Hikayeyi aktarmaya devam edelim.

Pire'nin yakın ovaları geçilince  Tatoi orman bölgesine  girilir ve yeşillik doğaya hakim olur.  Ormanda bir sürü hayvanla dolu sonsuz çam ağaçları içinde malikane ; ahşap bir çit ile özel bir muhafaza içinde kraliyet ailesinin köpekleri, diğer avcılık ve diğer "dekoratif" öğelerle muhteşem bir malikane görüntüsü hakimdir.. Bu sessizliği zaman zaman bozan Kral İskender'in sürmeyi çok sevdiği motosikletiydi.  Boş zamanlarında ormanda toprak yollarda ve hatta patikalarda motosikletiyle gezer ve yürüyüş yapardı. 

Bandırma'dan ayrılışından henüz iki hafta geçmişti. Eylül ayının o günlerinde genç kralın kulağı Büyük Yunanistan için sabırsızlandığı Küçük Asya projesi için  büyük bir mutluluk içindeydi. Aspasya Tatoi'ye geldiğinde, iki aşık sık sık birlikte yürüyüşe çıkarlar..

Ve o gün 17 Eylül 1920 sabahı  Alexander canı sıkılır gezmek  ister ve sonra motosikletine binerek  ormanı tek başına dolaşmaya çıkar. Saray'ın bahçesindeki  köpekler motosikleti kovalamaktadır  ve Alexander tüm hayvanları sevdiği için çok dikkatlidir.. Tabii ki, köpekler çok yaklaşmaya cesaret edemez çünkü motosikletin peşinden gelen  gerçek bir Cerberus cinsi  sadık köpeği olan Fritz geliyordur. , Bulgar Cephesine yaptığı ziyaretinde kendisine hediye edilen  bir Alman kurt köpeği Fritz . . Aleksander Hayran olduğu bu doğada siyasi çatışmaları, Venizelistleri ve Anti-Venizelistleri unutmuştur... Ancak unutamayacağı şey sürgündeki ailesidir. Annesini görmesi yasaktır.  Atina'ya gelmesi de siyasi nedenlerle yasaktır. Tüm icraat İngilizlerin çıkarlarını korumakla görevli olan Başbakan Venizelos'un emrindedir . Yürüyüş devamında  saat sabah 11. Öğleden sonra  arkadaşı ve en iyi adam Zalokostas'ın evine Aspasia ile birlikte  öğle yemeği için gitmesi ayarlanmıştır..  Motosikletiyle evine dönmek için yaklaştığında  bir takım sesler duyar ve  durur. En sevdiği köpeği Fritz'in artık onu takip etmediğini fark etmiştir. Bir korku filmi gibi hızla gelişen sahneler yaşanır. Köpeklerin vahşi çığlıkları arasında  ve küçük bir hayvanın ürpertici seslerini duyduğu çalıların arkasında kızgınlıkla havlayan kurt köpeği Fritz'i   görür. Fritz   bir maymunla dalaşmaktadır.   Hayvan dostu Aleksander hem köpeğini hem de maymunu kurtarmak için müdahale eder. Bir an için eliyle Fritz'i boynundan tutarken, diğeriyle maymunu köpeğin ağzından kurtarıp tehlikeden uzaklaştırmaya çalışır.. Ama asıl tehlike de olan Aleksander'dir. Bahçivanın baktığı Moric adlı bir erkek maymun , Aleksander'ın sol baldırını (tıpta denildiği gibi gastrocnemius) öfkeyle ısırır. Aleksander  dönüp Moriç'i eliyle uzaklaştırmaya  çalışırken,  maymun iyice öfkelenir ve  elini de ısırır. Aleksander yaralardan korkunç bir acı hisseder...

Alexander acı çekiyordur ve baldırındaki yaranın  kontrolsüz bir şekilde kanaması nedeniyle  olay yerine gelenlerle ilk yardım yapılr  tedavi edilir.  Kral dikkatle saraya gider ve oradan iki telefon görüşmesi yapar: Kişisel arkadaşı Teğmen Stefanos Metaxas'a ve bandajlı bir doktor getirmesini söyler. Endişelenen  Metaxas ona ne olduğunu sorar.  Bir maymunun kralı ısırdığını öğrenirse, halkının ve dünyanın gözünde küçük düşeceği ve  alay edeceği korkusuyla  Aleksander'ın yanıtı :" Hiçbir şey, ciddi bir şey değil ",olur.

Aleksander'in muhtemelen motosikletten düştüğünü sanan  metaxas, cerrahi profesörü Konstantinos Mermigas'ı çağırır ve ondan bir kırık için gerekli şeyleri almasını ister.
Aynı zamanda, ikinci bir telefon görüşmesi ile Alexandros, Aspasia'yı  Tatoi'ye gitmesi konusunda bilgilendirir. Almanya'da eğitim gören Atina Üniversitesi'nde seçkin bir cerrahi profesörü olan Mermigas, Tatoi'ye gelir ve yaralanmaları dikkatle inceler. Yaralı eli görünce  endişelenmez, ancak bacağı ciddidir en az yedi ısırık ve çok derin bir yara vardır. Bacağı maymunun öfkesi tarafından ezilerek ısırılmıştır.. Mermigas yaraları alkolle yıkar ve daha sonra savaş yaralarında antiseptik olarak kullanılan benzin ister. Benzin yoktur. Metaxas arabasının deposundan bir şişe benzin getirir. Daha sonra ezik kasları iyot emdirilmiş gazlı bezle sarar  ve topikal tedavinin ilk aşaması burada sona erer. 
Antibiyotikler'in  1920'lerde var olmadığını belirtelim.

Öte yanda olayı duyarak Tatoi Sarayı yolunda olan nişanlısı  Aspasia çok endişelidir. Boşuna, onu sakinleştirmeye çalışılır: " İskender hafif bir kaza geçirdi, ciddi bir şey değil" . Ama kadınsı içgüdüsü onu kötü bir şey olacağı konusunda uyarıyordur. Çünkü önceki gece ilginç bir olay yaşanmıştır.  
 Faliro'da vali tarafından davet edildikleri  bir İngiliz savaş gemisinde Aleksander'le birlikte öğle yemeği yemişlerdi. Yemekten hemen sonra İngiliz pürosu içilmesi nedeniyle  Vali sigaraların yakılma  anında kibritini çıkardı aynı anda  Aspasia ve Alexander'ın pürolarını ve kendisinkini yakar! .

Yemek dönüşü gemiden inildiklerinde, Aleksander  mutsuzdur. Bir kocakarı sözünü hatırlamıştır.  Bir kibritle  üç sigara yaktığınızda, üç sigara içenden  biri ölür! 
Aleksander endişeyle  teğmenine mırıldanır: "  Aptal adam! Savaş gemisini batırsaydı , üç sigarayı bir kibritle yakmaktan daha iyi olurdu ."
İşte Aspasia bu anı hatırlayınca daha da endişelenir.

Tatoi Sarayı'na gelen Aspasia koşar ve sevgilisine sarılır. Aleksander ilk şoktan kurtulmuş sakindir.  Ona güvence vermek için gülümser ve çevresindeki herkese bu haberin  sızmaması için herkes tembih edilir.   Onun için bir onur meselesidir. Dünya ne der sonra. Yüce  Kralın bir maymunla ne işi var  ?

İlk gece, Aleksander üç kez acıyla uyanır, ancak sabah bilinçsiz olsa da iyidir.. Yaranın değişimi sırasında bir miktar kızarıklık vardır.. Sonraki üç gece boyunca, hastada 39 dereceye  ulaşan ilerleyici bir ateş başlar. Bu aşamada Venizelos ve hükümeti  üzgün ve telaşlıdır.  Özellikle sürgünde ki Alman yanlısı  Kral Konstantin'in hiçbir koşulda geri dönmemesi gerekiyordur çünkü bu hassas dönemde İngilizler Küçük Asya Harekatıne sıcak bakmayacaktır..  Venizelos. Böylece ülkenin en iyi doktorlarıyla bir sağlık konseyi toplar.  Başlangıçta dört tıp uzmanı ve ünlü doktor  Mermigas ve sonra yedi tıbbi danışman daha  Tıbbi danışmanlar, daha önce bahsedilen Profesör Mermigas'a ek olarak Savvas Konstantinos: Mikrobiyoloji Profesörü, Fokas Gerasimos: Cerrahi Profesörü, Geroulanos Marinos: Önde Gelen Cerrah, Bensis Vividikos Panadimiros: Patoloji Profesörü, Özel Nosoloji ve Anagnostopoulos Konstantinos: Aleksander'ın kişisel doktoru Venizelos hükümeti tarafından ayarlanır.
Sağlık konseyinin toplandığı günden itibaren, basın için günlük tıbbi bülten çıkarılmasına karar verilir. Bültenler hastalığı doğru bir şekilde tanımlanır ama gerçek hep saklanır. Ateş ve diğer semptomların sınırlı lokal enfeksiyondan kaynaklandığını gösteren bir iyimserlik notu içerse de gerçek olan kuduz şüphesiyle enfekte ve derinlere nüfuz eden, maymunun orak dişlerinden gelen büyük bir yara gittikçe kötüleşmektedir.

Beşinci günde, mikrobiyoloji profesörü Bay Savvas, o zamanki laboratuvar araçlarıyla bir mikrop olan streptokoku izole etmeyi başarır. Ama kesin tedavi yoktur çünkü henüz antibiyotik ilaç bulunmamıştır.  Bu arada, iltihaplanma ilk önce inguinal lenf düğümlerine yayılmaya başlar cerrahları endişelendir. Bundan sonra, irin dışarı akışını kolaylaştırmak için yaralarda büyütmeler yapılacaktır. Talihsiz İskender başlangıçta yaranın genişlemesinden acı çekmez ama  daha sonra bu yerel ameliyatlar onun kabusu olacaktır. Gelecek hafta ateş 40 ° 'ye ulaşır. Doktorlar, iltihabın azalmasını bekledikleri için endişelendiler. Birbirleriyle tartıştılar ve sonra gelişimi doğru şekilde tahmin eden tek kişi olan Profesör Fokas, onlara şüphelerini dile getirir:

"Artık lokal bir iltihaplanma değildir. Beyler, yaklaşmakta olan bir "sepsis" ile karşı karşıyayız ".

Sepsis kan zehirlenmesidir bugün için dahi  organ yetmezliğine yol açan  tedavisi zor sinsi  tehlikeli bir gelişmedir 
Fokas, geniş savaş yaraları deneyimiyle doğru bir şekilde teşhis koyar ve başka bir cesur teklifte bulunur: meslektaşlarına  kralın kurtarılması için ayağının  kesilmesini önerir!  Diğer doktorlar, bugün için de  bir cankurtaran olacak olan teklifini reddederler. Psikolojik faktör de akıl yürütmelerinin önüne geçmiştir. Neredeyse antik zamanlardan çıkıp gelmiş bir yunan Kahramanı olan  kralın bacağı nasıl kesilebilirdi?

İlk bozulma ve karışıklığın bu aşamasında, Aleksander'ın Tatoi Sarayı'ndaki sadık arkadaşı Christos Zalokostas inisiyatif aldı. Bu arada salgın olan gripten muzdarip Venizelos'un evine koşar ve onu kralın durumu hakkında ayrıntılı olarak bilgilendirir. O zamana kadar, Venizelos günlük olarak hastalığın farkındaydı, ancak hiç kimse ona sorunun ciddiyetini açıklamamış gibi görünüyordur. Bu  aksilikler yüzünden üzgün hemen Paris'ten dünyaca ünlü bir profesörün acilen çağrılmasını ve hatta onu almak için bir Yunan muhribine yola çıkmasını emreder. . Tabii ki, kralın İsviçre'deki  ailesine aynı duyarlılığı göstermez.

Fransız profesörün tıpta tarihsel bir geçmişi vardır: Vidal (Widal, Ferdinand, George ve Isidore), enfeksiyonlar ve özellikle tifo konusunda temel laboratuvar araştırmalarıyla bağlantılıydı. Vidal kan testleri bugün hala kullanılmaktadır. Vidal hastalığının on üçüncü gününde Atina'ya gelir. Mustakbel Kraliçe Aspasia Tatoi'ye geldiği andan itibaren ve ilk şoku aştıktan sonra, gece gündüz sevgili kocasının yanındadır. Tüm formaliteler kaldırılmış  ve  adeta kocası Alexander ın  yatağının yanından hiç ayrılmaz.  Onuncu günden sonra , sepsis mideyi sarar ve kontrol edilemeyen kusma şokları başlar ve hızla kilo veren Aleksander.  Sepsis'ten kaynaklanan Sarılıkla  derisi sapsarı olur.. Genç kralı tehdit eden ölümcül tehlike artık ülke çapında yaygın olarak duyulur. Kiliselerde ise gerginlikler artıyor, telgraflar sağlık temennisiyle geliyor ve sürgündeki ailesi İsviçre'de bekliyordur.. Venizelos, İsviçre'de bulunan  sürgündeki aileye Alkesander'in tüm tıbbi kayıtlarını günlük olarak telgraf etme talimatı vermiştir, ancak Kraliçe Sophia'ya oğlunu ziyaret etmesine izin vermesi  söylendiğinde Venizelos reddeder. Önceki kavgalar kronik düşmanlık  haline gelmiştir. İsviçre'deki saray doktoru Anastasopoulos, Sofya'nın Venizelos'un yanına giden  Profesör Savvas'a gelme arzusunu telgrafla iletmiştir.

 Venizelos'un kibirli tepkisi ise şöyle özetleniyor: " Sophia istese bile  Atina'ya gelemez ."

Onikinci günden sonra Aleksander 'in kabusları başlar. Doktorlar ve arkadaşlarI aniden bir mucizeyi dört gözle beklerler. Yirmi üçüncü günde (10 Ekim 1920, eski günlük ile) cerrahi büyük bir isim olan Profesör Cerrah Pierre Delbet gelir ve bir yarış arabasıyla neredeyse baş döndürücü hızla Tatoi'ye ulaşır. Son dakikada ölüm öncesi yol yarışıyla kralın yanına gelen Delbe, İskender'i umutsuzluk içinde bulur. Sepsis ayrıca  akciğeri de etkilemiş ve sürekli hemoptizi ile sonuçlanmıştır. Aleksander, kanı görür  ancak Aspasia ona endişelenmemesini söyler. Delbe derme çatma bir laboratuara çekilir ve kendi testlerini yapar. Yaşlı doktorları ayıran yaratıcılıkla, kanda sepsise neden olan mikrop hakkında kendinden emin olmak istiyordur  kangren ayağı kesmek için  görüşmek üzere son bir sağlık konseyi toplanır. Bu çözüm de reddedilir. çünkü çok geç ve İskender kusmaya başlamıştır. 11 ila 12 Ekim gecesi, Aleksander geçici bir komaya girer.

12 Ekim sabahı, Aleksander önceki günler gibi bir süre uyanmaz, ancak gece sanrılarını sürdürür. Nefes alması çok zor durumda bir şey söylemek istiyordur. Doktorları ve arkadaşları sessizce ona yaklaşır ve dinlerler. Yarı sönmüş bir sesle Aleksander, gördüğü rüyayı anlatır. Herkes donmuştur. Sesi biraz daha netleşir. Sayıklar. Bir nehir görmüştür  ve büyükbabası, Kral I. George, Aleksander'ın gözdesi. Hadi oğlum. Seni alma zamanı … " Aleksander  cevaplar: " Evet, büyükbaba, geliyorum ... Biz ayrılmadan önce sadece Aspasia ile vedalaşmak istiyorum " ??  Kulağını yaklaştıran Aspasia son arzusunu dinler, döner ve etrafındaki kişilere  “… Kral sadık rehberini Mitsos'u istiyor! "der.

Herkes koşar ve Mitsos'u sarayın içinde bulur. Sürücü dev gibi biridir ama büzülmüş halde  yatağın yanında diz çöker, Aleksander'a yüksek sesle seslenirler “… İşte Mitsos, sizi dinliyor. .Son sözleri duyulur. " -  "Mitso, araba hazır mı? "
- Her zaman hazır, Majesteleri ..."
- İyi ışığı hazır mı ?"
Mitsos dönüp Aspasia'ya bakıyor. Ve "evet" der..İskender'in yüzü hoş bir memnuniyet ifadesi alır.
" Mitso, hemen hazırla, uzun bir yolculuğa çıkıyoruz… "Ve  fısıldar:" ... Mitsos, direksiyona geç  yorgunum "
Öğleden sonra saat üç buçuk.. Aspasia eğilir ve  dudaklarından öper. Solunumu durmuşur, başı son kez yana yatırılır.

*

12 Ekim ayının son tıbbi bülteninde ki  ifadeler Kral Aleksander'in ölümü  açıklandı .

Sadık rehberi Mitsos Fougalas ise bir süre Saray'da kaldı ve evine gittiğinde  intihar etti! . 

İsviçre'nin Luzern kentindeki kraliyet ailesine ertesi sabah ölüm hakkında bilgi verildi. Telgraf 12'inci gecesi Lucerne'ye gelmişti, ancak saray doktoru Kral Konstantin'in kardeşi Prens Nicholas ile anlaşarak Konstantin ve Sophia'ya geceleri duyurmak istemedi.

12 Ekim öğleden sonra, hükümet " Kral Aleksander'in vefatı  üzerine bir konuşma " yayınladı 

Bu arada, İskender'in büyükannesi Kraliçe Olga, hükümetin Atina'ya gelmesine izin verdiği ailenin bir üyesi olduğu için Aleksander'i canlı görmek için İtalya'dan geliyordu. Olga, İtalya'da küçük bir özel yat aldı, ancak şiddetli bir Adriyatik fırtınasıyla karşılaştı ve çok geç kaldı.

Büyükanne, torununun ölümünden yirmi dört saat sonra Tatoi'ye geldi. Ceset mumlanmış ve büyük bir takım elbise giymişti. Yüzü sakin ve güzeldi. Kraliçe Olga Saray'a gelir gelmez mevcut olan Dr.Savva'ya şunları söyledi: " Torunum için günlerce koyduğunuz tüm sıkı çalışma için teşekkür ederim " Çocuğum Cennette dinlenecek. Çocuğum iyiydi ."

Ertesi sabah Venizelos başkanlığındaki Bakanlar Kurulu Tatoi'ye gider. Aspasia'nın  zemin kattaki oturma odasına iner ve :

" Hanımefendi, Kralın ölümü nedeniyle, Bakanlar Kurulunuz samimi taziyelerini ifade eder. Sana içi boş teselli sözleri vermeyi düşünmüyorum. Böylesine korkunç bir sefalet içinde sadece Tanrı'nın teselliğini çağırabiliriz. Sizden sadece iyi kralımızı kaybetmek için halkın acısının derin olduğu kadar derin olduğuna ve kısa yaşamındaki mutluluğunu paylaşan onun için olan sempatinin böyle bir zalimce erken çarptığına inanmanızı rica ediyorum.  ".
Aspasia Venizelos'a ve bakanlara baktı ve gözyaşlarıyla boğulmuş bir sesle, " Başsağlığı dilekler için Bakanlar Kurulu'na çok teşekkür ederim ."

*
Ölümünden birkaç gün sonra, kral büyük bir törenle  Diokese'de dedesi Kral I. George'un mezarının yanında gömülür. Onuruna, Trakya'daki Dedeağaç şehri 1920'de Aleksander  olarak yeniden adlandırıldı.
Almanyalı soylu  Yunan Kralı 1. Aleksander'in Kısa saltanat hikayesi bu... Görevlendirildiği yıllarda  anayasal çerçeve içinde hareket ederek aktif siyasete karışmadı,  tüm parlamento kararlarını ve Başbakan Eleftherios Venizelos'un entrikalarıyla kurmak istediği Büyük Yunanistan projesini  destekledi.
Saltanatı sırasında Yunanistan, İtilaf tarafındaki I. Dünya Savaşı'na katıldı.  Doğu Makedonya ve Batı Trakya, Bulgaristan tarafından Yunanistan'a teslim edilirken, bir yıl sonra Sevr Antlaşması'nın imzalanmasıyla İstanbul dışında doğu Trakya Yunanistana verildi  ve Küçük Asya projesi hayalinın ilk durağı İzmir ise hala KRAL'ını  beklemektedir. 

**

Hikayenin devamı var!. 

KÜÇÜK ASYA seferinde işgalle başlayan acılar, ve utanç verici  yenilgiden sonra  geri dönüşte tarihin yaşadığı en büyük ricatın getirdiği dram.. Ve arkasından mübadele ile katlanan acılar bir kez daha felaketin üstüne koymuştur. 

Küçük Asya işgal hayali toplamda 25.000 yunanlı askerin hayatına mal olmuştur.

Asıl kaybeden ise Küçük Asya'da bin yıllardır kültürel geleneklerini sürdürerek yaşayan  1.694.000 ortalama  zengin refah içinde yaşayan rum'un  felaketle sonuçlanan  akıbetidir.. Trakya ve İstanbul bölgesinde 731.000 çok daha iyi koşullarda  ve Karadeniz sahilinde  Trabzon bölgesinde 350.000, Adana'da 70.000.  Bölgenin ekonomik olarak baskın nüfusunun% 20'sini oluşturan toplam 2.845.000 kişinin  yaşamlarını yok eden  dramatik kaderi artık geçmişin izinde kalan  trajedi olarak tarih sahnesinde yer almıştır.. Ve tüm bunların sorumlusu  olduğu halde Yunanistan resmi tarihi milyonlarca insana birbirini boğazlatan  bu tarihi hatasından dolayı  kendi halkından bile özür dilemeyen özeleştiri yapamayan duruşudur.. Emperyalizme karşı tüm yoksulluğuna rağmen dişiyle tırnağıyla direnerek kurulan  yeni Türk Cumhuriyeti'ni suçlayıcı tavır ve küstahlığını iç politik çıkarlar için sürdürmekte ısrar etmektedir.

KÜÇÜK ASYA FELAKETİNE DAİR DÜŞÜNCELERİM.

Burada alıntıların dışında ekleyeceğim düşünceler olarak yaşanan acılara rağmen benim olsun çevrem olsun gözlemlerimde nefret duygusuyla gelerek işgal ettikleri topraklarda on binlerce insanı öldüren süren   yunanlılara karşı  düşmanlıktan ziyade onları zorlayan emperyalistlere karşı nefret var.. Çünkü batılı ülkelerin emperyal hedeflerle kolonleştirmek istediği coğrafyanın ortak mağdurlarıyız.  Bin yıllarca ortaklaşa yaşadığımız coğrafyada barış içinde  nasıl kader birliği yaptıysak din den başka bizi ayıran başka bir özellik yoktu. Aynıyız çünkü. 400 yıl Osmanlı döneminde birlikte yaşarken sürgün soykırım düşünmedik, Ama ilk fırsatta işgalde  İspanyolların Endülüs'te yaptığı insanlık dışı yöntemlerle karşılaştık. Direnişimiz yokedilmeye  karşı insanlık isyanıydı. Buna rağmen Küçük Asya Felaketinde yaşananların suçlusu değiliz. Yeniden şekillenen dünyada bu coğrafyada birlikte var olacaksak din ve etnik unsurları öteleyip birlikte barış içinde daha büyük sinerji üretebileceğimizi düşünüyorum. Çünkü Türkiye aynı zamanda kadim Roma'nın da tek mirasçısıdır.Geçmişte yapılan hataların bilinmesi objektif değerlendirilmesi bu nedenle önem kazanıyor. 

DEVAM EDECEK- İŞGAL SÜRECİNDE YAŞANANLAR VE KÜÇÜK ASYA'DAN KAÇIŞ YOLUNDA YAŞANAN  DRAMLAR 
 

EDİT : MEHMET LEVENTOĞLU - 01-02-2021-NOT. Alıntı metinlerde çeviri hataları olabilir düzeltmeye açıktır.

YUNANCA KAYNAKLAR  S. A. Mazarakis (Genel)  Atina, 1948

O. Stratigos, I HELLAS EN MIKRA ASIA, Atina, 1925. 45.

D. Tsirigotis: MIKRA ASIA 1919-1922'DEKİ YUNAN STRATEJİSİ, Kalite Yayınları, Atina, 2010.

 D. Fotiadis: SAGGARIOS, SOPHITI MASTIIA VE KATAS Fitraki Yayınları - TA NEA, Atina, 2011.

  1. «Eleuthère Vénizélos», Hommes d’Etat célèbres – Paris, (edited by Sorbonne professor François Crouzet, Editions Mazenod, vol. 5, 1975.
  2. Yunan propagandası –İstanbul, Meydan Neşriyat, 1964. (2nd edition : İstanbul, Kaynak Kitaplar,1974)- DİMİTRİ KİSİKİS 

(https://www.historical-quest.com/histquest/374-poso-orthi-itan-iapofasi-...)















13 Şubat 2021 Cumartesi

MUHARREM'İN VEFASI



Sayın Kılıçdaroğlu’na haksızlık yapamam. Ola ki kazanamadım, sayın Genel Başkan ‘Gel bana danışman ol derse danışman olurum, yardımcı ol derse yardımcı olurum. Asla karşısına aday olmam. Hayır karşısına aday olmam çünkü karşısına aday olduğu bir kişiyi cumhurbaşkanı adayı yapmışsa ben vefalı bir insanımdır. Yanlışlarını söylerim ama yani şunlar şunlar yanlış olmuş diye. Kendisiyle böyle bir yarışa asla girmem. Yarın kendimi değil kendimden daha iyi başka birisini de destekleyebilirim. Kendimden daha iyi bir cumhurbaşkanı adayı buluruz onu desteklerim o başka bir şey ama karşı karşıya gelme kendisi ile.”

Muharrem İnce'nin Fox TV’de gazetecilerin sorularını yanıtladığı ve yukarıda yazılan sözleri söylediği link;
https://www.youtube.com/watch?v=SGYqJu5lO-A

Hürriyet gazetesinden Ayşe Arman, CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce'yle bir röportaj yaptı.
"İnce seçim günü 16:50'de YSK'ya gittiğini, sonrasında ailesi ve yakınları ile birlikte sonuçları takip ettiğini belirterek "Kendimize karargâh yaptığımız yerdeydim" dedi.

İnce pek çok sorunun yanı sıra seçim gecesi neden açıklama yapmadığını da yanıtladı. Gazeteci İsmail Küçükkaya'ya gönderdiği mesajı da değerlendirdi. İnce, o soruları şöyle yanıtladı:
İsmail Küçükkaya’ya yolladığınız “Adam kazandı” mesajı hâlâ tartışılıyor. Hatalı buluyor musunuz kendinizi?
- Evet, hatalıyım.

Gazeteciye, “Bunu yazma!” demezseniz yazar. Bu kuralı unuttunuz mu?
- Ben gazeteci olsaydım “‘Tayyip Erdoğan kazandı’ diye mesaj attı İnce” derdim. ‘Adam’ lafını kullanmazdım.

Cumhurbaşkanlığı adaylığınıza bu kadar ilgi bekliyor muydunuz? Şaşırdınız mı?
- Hayır, çünkü bu benim milletle ilk karşılaşmam değil. 16 yıldır milletvekiliyim. Daha önce iki kez genel başkan adayı oldum. Grup başkan vekilliği yaptım.

Gelelim o geceye... Ne kadar süre “Seçimde hile yapılmıştır!” diye düşündünüz?
- Bunu biraz açalım: Islak imzalı tutanaklar var. Benim konumumdaki biri, Türkiye’yi karış karış bilir. Siz bana bir il, ilçe söyleyin, ben size tahmini oyları söyleyeyim. Şimdi hile olabilir mi? Olabilir! Olmuş mudur? Olmuştur! Fakat ben 16.50’de YSK’nın önüne gittim, iki arkadaşımla birlikte. Dedim ki, “Ben buradayım. Görevinizi doğru yapın! Referandumda olduğu gibi mühürsüz oylar geçerlidir falan böyle kararlar almayın!” Şimdi size soruyorum; YSK, toplumu rahatsız edecek bir karar aldı mı? Almadı. Peki yüzde 50.1’e yüzde 50.06 gibi bir sonuç var mı ortada? Yok. Ortada kazanılmış bir seçim var. Rakibim -mutlu olalım, olmayalım- seçimi kazanmış. Bana diyorlar ki, “İnsanları sokaklara niye davet etmedin!” Neden edeyim? Etmem için ortada belgelenmiş bir hırsızlık olması lazım. Var mı? Yok! Partinin ıslak imzalı tutanakları var. Tutuyor mu? Tutuyor. YSK’nın vicdana, hukuka aykırı bir kararı var mı? Yok! E niye sokağa davet edeceğim milleti? Sadece iş olsun diye mi? “Bak helâl olsun!” desinler diye mi?

Peki o gece niye ses vermediniz? Ortadan kayboldunuz. ?
- Perde arkasını tam anlatayım: 16.50’de YSK’ya gittim. Saate baktım, tam 6 dakikada. Sonra geri döndüm karargâh yaptığımız yere. O zaman da saate baktım, 7 dakikada gelmişim. Yani ben sadece 6-7 dakikalık bir mesafedeydim. Yanımda kimler vardı? CHP’nin grup başkanvekili Engin Altay, Meclis Başkanvekili Yaşar Tüzün, eşim, kardeşlerim vardı. Sistem kurulmuştu, televizyonlar vardı, bana seçimde yardımcı olan bürokratlar vardı. Adım adım Türkiye’yi oradan takip ediyorduk. Islak imzalı tutanaklar nereye geliyor? Partiye geliyor. E sen de takip ediyorsun. Ortada benim YSK’nın önüne gidip “Çaldırmayacağım size, yaptırmayacağım!” diyeceğim bir şey yok ki! YSK kötü bir karar aldı mı? Almadı. Peki elimizdeki ıslak imzalı tutanakta ne yazıyor? Muharrem İnce 150 oy, işlenen de 150 oy yazıyor. E ne diye bağıracaksınız? Anormal olan, müdahale gereken bir durum yoktu ki!

Kılıçdaroğlu’nun “Şimdi ben kalkıyorum bu koltuktan, sen gel Muharrem kardeşim” demesi mi gerekiyor sizce?
- Ben kurultay istemeyeceğim, kesinlikle böyle bir talebim olmayacak! Ama CHP örgütleri göreve davet ederse, kendisi de “Ben ayrılacağım” derse, hazırım. Ama burası çok önemli. Sakın yanlış bir şey yazılmasın: Ben karşısına çıkıp rakip olmayacağım! Beni cumhurbaşkanı adayı yapmış bir genel başkanın karşısına çıkıp böyle bir vefasızlık yapmam!

Yeni bir parti?
- Hayır, öyle bir şey yok. İllere gittiğimde de sadece CHP binalarını ziyaret etmeyeceğim. İttifakın diğer partilerini de ziyaret edeceğim. Ben bu 15 milyon oyu nasıl 30 milyon yaparız derdindeyim.

https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ayse-arman/bir-yarisa-girmissin-kaybettiginde-nerede-eksik-yaptik-deyip-yeniden-hazirlanacaksin-40882610

Yukarıda ki söyledikleri nelerdir?
“Sayın Kılıçdaroğlu’na haksızlık yapamam. Ola ki kazanamadım, sayın Genel Başkan ‘Gel bana danışman ol derse danışman olurum, yardımcı ol derse yardımcı olurum. Asla karşısına aday olmam. Hayır karşısına aday olmam çünkü karşısına aday olduğu bir kişiyi cumhurbaşkanı adayı yapmışsa ben vefalı bir insanımdır."

MUARREM'E GÖRE VEFA, İSTANBUL'DA BİR SEMT İSMİDİR..

Yeni bir parti kuracak mısınız sorusuna yanıtı,
" Hayır, öyle bir şey yok. İllere gittiğimde de sadece CHP binalarını ziyaret etmeyeceğim. İttifakın diğer partilerini de ziyaret edeceğim. Ben bu 15 milyon oyu nasıl 30 milyon yaparız derdindeyim."

PARTİ KURUYOR MU?...
EVET KURUYOR
PEKİ BU KADAR SÖZÜNDE DURMAYAN YALAN SÖYLEYEN BİR İNSANA TÜRK HALKI NASIL GÜVENİP OY VERSİN?

Muharrem İnce, Renk körü olmuş , ihtiraslarına yenilmiş biri olarak büyük resmi göremiyor,
Oysa ki, ülke kuruluşundan geriye götürülmek isteniyor, Demokrasi, adalet, eğitim vs olmadığı, tüm kurum ve kurulları yerle bir edilmiş, liyakat yok, işi bilene değil kendi yandaşına teslim edilerek orta çağ karanlığına doğru sürüklenmek isteyen bir ülke!
Demokrasi ve bağımsızlık isteyenlerin, ortaçağ karanlığına karşı birleşmeleri, güç birliği yapması gerekirken tam bu zaman da ayrışma yaşamaları akıl tutulmasından başka bir şeyle izah edilemez.

CHP, 16 yıl milletvekili, grup başkanvekili ve cumhurbaşkanı adayı yaparak hiç bir insana nasip olamayacak yerler, mevkiler verilen Muharrem İnce;
CHP'yi tabela partisi yapabiliyor.
CHP ve Liderini, kripto Erdoğan'cı ilan edebiliyor.
Aynı Muharrem İnce, Ayasofya imamının "Laiklik anayasadan çıksın, anayasaya devletin dini islam diye yazılsın." deme cesaretini gösterip, laikliğe karşı savaş açıldığı günümüzde "İnsanların dini olur, devletlerin dini olmaz." demesini beklerdik ama Dünya mirasına kayıtlı Ayasofya müzeden camiye çevrildiği gün Erdoğan'ın kıldırdığı cuma namazını Ayasofya'da eda eden birisi olarak sessiz kalıyor.

Muharrem İnce bir sentezdir aslında Aziz Nesin'in kaleme aldığı meşhur "Zübük" tiplemesinin dışa vurum halidir. Deniz Baykal kadar Demokrat, Perinçek kadar Ulusalcı, Bahçeli kadar Milliyetçi, Arınç kadar Dincidir

***

Sayın Mehmet Leventoğlu, Bandırma Gerçek Gazetesinde "Muharrem İnce'nin Yolu" nu yazmadan biraz araştırma yapıp Muarrem'e öyle güzelleme yapsaydın ben bu satırları yazıp size yanıt vermek zorunda kalmazdım.
Siz de, aşağıda mesnetsiz satırları yazmamış olurdunuz.
"Ayrıca Cumhurbaşkanlığı seçim gecesinde genel merkezin iktidarın sandık verilerini manipüle etme kozunu bildiği halde, ya kasten yada beceriksizlikten tedbir almayan ve yenilgiyi Muharrem İnce üzerine yıkıp hem parti içi konumlarını kurtardıklarını ,hem de en güçlü rakiplerini itibarsızlaştırıp siyaset dışına atma projesine "
Yukarıda Muarrem kendisi yalanlıyor.

Başka ne diyorsunuz?
"ilk kongrede tuvaletlerin yanına oturtma ahlaksızlığını göstermiş "gizli ajandalı" güçlü bir ekibin varlığı çok sayıda araştırmacı gazetecinin kitaplarına konu oldu." yazmışsın.
Bilirsin ki, İl sıralamasına göre delegeler sıralanarak oturtulur. Yalova sıralaması sonlara geldiği için ve Muarrem'de partide delege sıfatından başka sıfatı olmadığından orada oturması gerekmektedir. Bu durumdan mevcut iktidarın taktiği olan mağduriyet yaratamazsın...nokta

TELE 1 için, "daha ahlaksız olduğu ortaya çıkan ekstra yandaş medya ve kukla tv leri paranın cazibesiyle yönlendirip muhaliflerini susturup saltanatını sürersin." demişsin.
TELE 1'i yakından takip eden biri olarak,
Muarrem'i Cumhurbaşkanlığı adaylığı döneminde ilk ekrana çıkartan ve mitinglerini canlı veren TV. kanalıdır..
Ayrıca, kendini sosyalist olarak nitelendiriyorsun diye soruyorum Devrimci dayanışmayı bilir misin, biliyorsan TELE 1'in yaşaması için kaç kitap seti aldın yada bağışta bulundun?
TELE 1 devrimci dayanışma geleneğiyle yaşam bulmuştur, TELE 1, Birgün gazetesi vs devrimci dayanışmayla nefes alıp, yaşayacaktır.

Diyorsun ki, "Ben İnce'nin avukatlığına soyunma derdim yok. Kalemin vicdanı olmalı."
O zaman vicdanın sesini dinle ve dün vefadan bahseden adam, bugün vefasızlık yapıyorsa, dün söz verip bugün onca pişkinlikle sözünü yiyorsa.. O adam dürüst olabilir mi?.
Cumhurbaşkanlığı seçim gecesi kendimden örnek; Seçim gecesi "Oy ve ötesi" adına bilgisayarımda pusulalar birleştirirken ve İstanbul'da oy torbaları, ıslak tutanaklar teslim edilmemişken "adam kazandı" deyip, seçmenini aldattı.
Demokrasiyi getireceğim deyip, faşizmi.
Çağdaş eğitim deyip, tekke ve zaviyeyi,
Adaleti sağlayacağım deyip, tek adamlığı getiremez mi?
Sola kaçmış virüs olamaz mı?

"Teğmen Çelebi diye bilinen Fetö ve Silivri mağduru Mehmet Ali Çelebi en önce o istifa etti partiden. Neden? " demişsin.
Ne demişti Çelebi,
"CHP yöneticileri yanlışları düzeltmektense bende bozguncu bir ruh görmüşlerdir. Başka partileri parlatan CHP'ye geldik. Yabancılardan demokrasi dilenen CHP'ye geldik. Atatürk demekten imtina eden CHP'ye geldik. HDP yönetimine ses çıkaramayan CHP'ye geldik. " dedi.

Bu adam sadece asker. Demokrasi, hukuk, adalet, insan hakları gibi derdi olmayan çağdaş görünümlü bir faşist.
1.) Gazi Mustafa Kemal adı antiemperyalizme ve kurtuluş savaşına önderliğin adı ve simgesidir. Soyadı kanunun kabulünden sonra 24 Kasım 1934 tarihinde TBMM. Gazi Mustafa Kemal'e, ATATÜRK soyadını vermiştir .

Bu konuyla ilgili yazdığım:
https://www.gercekbandirma.com/gazi-mustafa-kemal-ve-yoldaslarina

2.) HDP, kapatılmadığına göre legal parti olup 6 milyon yurttaşımızın oyunu almıştır. TBMM'de temsil edilen 3. partidir. Meclis Başkan Vekilliğine sahip olup, Teğmen Çelebi'nin el kaldırıp izin alarak konuşmak isteyeceği makamlar verilmiştir. Bu faşist kafa, Kürt yurttaşlar ile terörist Pkk'yı aynı kefeye koymaya çalışıyor. TC yasaların göre suçlu ise,
HDP neden kapatılmıyor o zaman?

3.) Teğmen Çelebi denilen zerzavat "Başka partileri parlatan CHP'ye geldik. Yabancılardan demokrasi dilenen CHP'ye geldik. diyor.
Neden daha önce istifa etmemiş. Ballı maaşlı milletvekili oli ayrıcaklı olanaklara esir olmuş, emekli olabilme uğruna sesiz kalıp, emekliliği garanti altına alınca bülbül gibi şakıyor omurgasız muhteris.

***

Solculuğunu, Sosyalistliğini bilemem ama!
"Ben, Proletaryanın hiç bir derdini dert etmeden sözde muhalefetle kendi küçük iktidarını korumaktan başka derdi olmayan bir tepe yapı görüyorum.. Nedir Proletarya? Paylaşımdan payını alamayan üreten ama sömürülen her kesimden emekçiler. Bir ülkede bir pasta yapılıyorsa o pastayı sadece zenginler güçlüler yiyorsa , payını alamayanların hakkını birisi aramalı? " demişsin..

Küçük bir not düşeyim, CHP gibi sosyal demokrat olamamış partiler, hatta kıta Avrupa'sın da ki sosyal demokrat partilerin önceliği artık proletarya, emek, paylaşım değil, öyle dertleri de yok.
Sosyal demokrasi hareketi önceleri Vladimir Lenin gibi devrimci sosyalistleri de kapsıyordu şimdi kavramı değişti, hatta Karl KAUTSKY yakın zamana gelirsek Federal Almanya’nın 1969-1974 arasındaki sosyal demokrat şansölyesi Willy BRANDT 'ın savunduğu
"Sosyal demokrasi emekçi sınıfların yanında yer alan sosyal ve siyasal mücadele" iken,
Bu gün ise, Liberalizm ağırlıklı egemen sınıflara verdikleri ödünler sonucunda varılan uzlaşmanın ürünüdür. (serbest pazar ekonomisinin temelleri , siyasal demokrasi, çoğulculuk vb.) yani ne ideolojik sosyal demokrasi, nede emekçiyi düşünen siyasal mücadele kaldı asıl sıkıntı...

***

Doğru tespitin ise;
"Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu olan parti 70 yıldır iktidar yüzü göremeden zaman akıp gidiyor. Statükocu maddi durumu iyi oligarklar mutlu ama onları seçen kitle mutsuz.. İktidar olmak dertleri değil. Düşünün bu partide on sekiz yaşında üye olmuş hala iktidar yüzü görmemiş insanlarız. "
Söylemine yürekten katılıyorum ama 16 yıl milletvekilliği yapan Zübükzade Muarrem efendiler ve türevlerinin partiyi işgal etmeleri nedeniyle, emekçi-emekli-esnaf-köylü yani halkın kendisi-kendisini seçtiremiyor.
Siyasette "GENÇLİK" yoksa, altlarına pet bağlanacak iki kelamdan yoksun kişilerin tekelindeyse,
Siyasette "KADIN" yoksa, memleket sevdası yerine çıkar için bencilce yapılıyorsa,
Siyasette "EMEKÇİ" yoksa, ideolojilerin tutarlılığı yerine örgüt ağalarının mevki, makamı uğruna yapılıyorsa.
Siyasette "ÇİFTÇİ" yoksa, zengin toprak ağaları, alınıp satılabilen insanlarla yapılıyorsa,
Siyasette "EZİLENLER" yoksa, gelecek kuşakların özgürce yaşaması yerine, kişilerin özgürlüğü üzerine yapılıyorsa,

Akp ve benzerleri iktidarda hep olacaktır…

***

Geçtiğimiz günlerde intihar ederek hayatını kaybeden Kocaeli Kartepe Belediyesi CHP'li meclis üyesi Tugay Adak adına yazılan mektup, isyanın haykırışa dönüşmüş halidir. O nedenle CHP'nin Konformistlerini tanıyabilmek adına üzülerek örnek vermek istedim.
"Ben Tugay Adak!
Hikayemi hepiniz öğrendiniz. 2014 yılında partimin bayrağını asarken 21 yaşında bir gözümü kaybettim. Mağduriyetimden kendime bir kazanç sağlama yoluna hiç gitmedim, bana verilen ve tutulmayan hiçbir sözü kendime dert edinmedim, kimseye sözünü tutmadı diye bir tepki de göstermedim. Sizin anlayacağınız söz verenler sözlerini yediler; lakin ben onurumu hiçe sayıp kimseden medet dilenmedim. Kendi çabamla ekmek paramı kazandım, partimden emeğimi esirgemedim. Ben partimi, partili arkadaşlarımı herkesten çok sevdim. Partim ve arkadaşlarım değil; ama makam sahipleri beni gönüllerine sığdıramadı.
Beni ve milyonlarca genci Fetullahçı sınav sistemine mahkum eden bu düzene rağmen üniversiteyi kazandım. Maalesef malum hayat şartları orada da karşıma çıktı ve okulumu bitiremedim. AKP'nin liyakatı, beceriyi yok saydığı memurluk sisteminde milyonlarca genç gibi benim de torpilim olmadığı için kendime yer bulamadım. Belki hata bendeydi belki babam ensesi kalın biri değildi. Halbuki bir günde memur olup liyakat sahibi olanların ülkesinde ben liyakatsiz kaldım. Ne zaman her şey çok güzel olacak desem beni AKP'nin çürümüş düzeninde partili büyüklerim sahipsiz bıraktı. Kısacası biz yerimizde kaldık.
Birileri üstümüze basıp yükseldi. Biz, sizi rüyanızda dahi görseniz inanamayacağınız makamlara sığdırdık da siz beni ve kardeşlerimi bir yere sığdıramadınız. Oysa ben 28 yıllık yaşamıma; Gezi eylemleri, adalet yürüyüşü, referanduma hayır gibi onlarca direniş sığdırdım. Partim için yaptığım hiçbir şey için en ufak bir pişmanlığım yoktur!
Ama içimin yandığı iki konu vardır!
Partim zora düşmesin diye anneme belediyede işe girdim diye yalan söyledim. Kardeşlerim makul bir dille anneme söyleyin beni affetsin. Kardeşlerime hakkım helal olsun. Ben 28 yılda hepinizi yüreğime sığdırdım; ama asfaltta yatan bedenimi bir yoğun bakım ünitesine sığdıramayan parti büyüklerine hakkım bir yana selamın bile yoktur!
Ve artık ben yokum!

Esenlikler
Ozan Ozanca - 15.02.2021