30 Temmuz 2021 Cuma

ÜLKE YANARKEN!..

     


Ülke yanarken,

Birilerinin 13 uçağı var ama THK ve Tarım Bakanlığının yangın için uçağı yok!.

Neyse saçını tarasın itibar önemli, ormanlar yanabilir, batıya açılan kapılar kapalı doğuya açılan kapılar açık olabilir, sığınmacılara ev sahipliği yapabiliriz, halkımız lokmasını paylaşabilir.

Ayranımız yok içmeye tahtarevalliyle gidebiliriz yeterki itibarımız sarsılmasın.

Hatta, yanan ormanları tanrının lütfu sayarak imara açıp, Katar ve avanelerine satarak bu işten kazançlı dahi çıkabiliriz.

Türkü söylemek güzeldir, hele ki şu muhteşem sözleriyle türkü söylemek.

Baş koymuşum Türkiye'min yoluna
Düzlüğüne yokuşuna ölürüm
Asırlardır kır atımı suladım
Irmağının akışına ölürüm Türkiye'm
Sevdalıyım yangın yeri bu sinem
Doksan yıldır çile çekmiş hep ninem
Pınarlardan su doldurur Eminem
Mavi boncuk takışına ölürüm Türkiye'm

Aya gideceğini zanneden kitle ile Irmağının akışına ölen kitleye soruyoruz;
Memleket yanarken hem milliyetçi, hem mukaddesatçı olup Türk-İslam sentezine inanmak nasıl ama?
Ulan!. hiç mi ya hiç mi sevmediniz bu ülkeyi?
Not : Türkünün sözlerini, Türk Dil Kurumu yazım bilgilerine uygun olsun diye düzeltimi yaptım
İbrahim Kıraç, Neriman Çiçek ve 8 diğer kişi
1 Yorum
Beğen
Yorum Yap
Paylaş

İMAN DİYEREK GELDİLER, İBAN DİYEREK GİDİYORLAR



Pandemide 5 maske dağıtamayan, karantinada esnafa, yevmiyeciye, muhtaçlara para dağıtamayan Akp hükümeti,

Beşli çeteye parası var, Betona-Saraya parası var, Sarayda ki saltanata parası var, Yandaşa, yalakaya üçer beşer kurumdan maaş verilecek parası var, Kıbrıs'a 8 uçakla giderken parası var.

Ayrıca, Yazlık, kışlık saraylar, lüks makam araçları, özel uçaklar, 75 araçlık konvoylar, gemicikler, şatafatlı yaşamlar için para var ama deprem, yangın, salgın için para yok!   

Ancak,

Son iki yılda önemli iki durumda,

1.) Kovid19 pandemisinde,

2.) Yangın söndüren uçak alma parası olmadığı için halktan İBAN numarası vererek para isteyen bir İMANLI(?) Akp hükümeti  var.

Tüm gerçekler ortada iken, bu Akp hükümeti mi,

İstanbul'a kanal yapacak?..

Cumhuriyetin kurduğu fabrikaları sattılar,

Cumhuriyetin varettiği tarımı, hayvancılığı yok ettiler,

Cumhuriyetin fidelerini diktiği ormanları yaktılar.

Cumhuriyetin koruduğu dereleri kuruttular,

Cumhuriyetin koruduğu dağları madencilere peşkeş çektiler.

Cumhuriyetin özen gösterdiği ekosistemi çökerttiler.

Barış görüşmeleri adı altında çadır mahkemeler kurup, "negri negri" türküleriyle halay çeken onlar,

İmralı'dan mektup getirten, Osman  Öcalan'ı TRT'ye çıkartan onlar!..

İşine gelmeyene terörist, pkk'lı diyen yine onlar.

Fetullah'a muhteşem hoca efendi diye övgüler düzüp, Bitsin bu hasretlik diye çağrı yapıp iktidar ortaklığı yapan onlar. araları bozulunca fetö deyip küfür eden de onlar.

Ama nasıl oluyorsa işine gelmeyene fetöcü diyen yine onlar.

Ya arkadaş sizler bu ülkeye dost mu-düşman mısınız, fıkra gibisiniz ancak ne yazık ki bizim de yaşamak zorunda olduğumuz devleti yönet (em) iyorsunuz

Namusun sadece iki bacak arasında olmadığını, onurun yüce değer  istifanın ise yücelik olduğunu, 

Liyakatın iş yapabilme becerisi, yönettiğiniz devletin fakir-fukara hakkıyla kurulduğu gerçeğiyle..

Utanacak yüzünüz, sızlayacak vicdanınız yok mu?

Yalan söylemenin, iftira atmanın ayıp, günah olduğunu düşünecek kadar zekanız yok mu ya Allah aşkına...

İman diyerek geldiler, İban diyerek gidiyorlar...

Ozanca

17 Temmuz 2021 Cumartesi

Tanrım, bir padişahın kuluna bak! Sonra, bir de senin kuluna bak!



Bizim eğitimli gençlerimiz kurtuluşu Avrupa'ya gitme seçeneğine mecbur kılınırken,

Ülkeye bir gram katkısı olmayıp, GSMH'dan payımıza düşen gelirimizi bölüşmek zorunda kaldığımız;

Cahil Suriye'li sığınmacılar nasıl oluyorsa bayramlaşma için ülkelerine gidip tekrar ellerini kollarını sallayarak gelebiliyorlar.
Cahil Afganistan'lı sığınmacılar tırlara doluşup gelebiliyorlar.
Ülkeyi yönetenler cahil olunca, sınırlar yol geçen hanı oluyor.
Nasıl olsa elhamdülillah diyen Müslümanlar ya, gelen sığınmacılar da Müslüman.
Ülkenin demografik yapısı, güvenlik, eğitim, kent kültürü umurlarında değil.
Elhamdülillah diyen Müslümanlara!..
Türk-İş'e göre 2021 haziran ayında.
Yokluk sınırı : 9 bin 332.-TL
Açlık sınırı : 2 bin 865.-TL
Asgari ücret : 2 bin 825.-TL ücretli bir baba, yada anne kutsal saydıkları Bayramda çocuklarına yeni bir ayakkabı mı, elbise mi alıp sevindirsin yoksa karınlarını mı doyursun?..
***
Bektaşi Baba İstanbul'da gezinirken, padişahın sarayı olduğunu zannettiği görkemli bir binanın yakınından geçmekte idi. Binanın önünde şatafatlı bir fayton durmakta idi. Binadan sırmalı elbiseleri olan adam çıkınca, muhafızlar selama durdu. Adam faytona binerken, Bektaşi meraklandı ve muhafızlardan birinin yanına sokularak sordu.
-Faytona binen padişah mıdır?
-Hayır padişahın bir kuludur. Cevabını aldı.
Bektaşi, tepeden tırnağa önce faytondaki adama baktı. Sonrada kendi haline baktıktan sonra, ellerine açarak:
-Tanrım, bir padişahın kuluna bak! Sonra, bir de senin kuluna bak! diye söylendi.

Ozanca

İnsan Ne İle Yaşar...




Tolstoy’ un " İnsan Ne İle Yaşar " adlı kitabında, çiftçi Pahom’ un hazin ve ibretlik öyküsü yer alır.
Tolstoy’ un " İnsan Ne İle Yaşar " adlı kitabında, çiftçi Pahom’ un hazin ve ibretlik öyküsü yer alır.
Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talebini iletir. Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir.
Pahom’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar katettiğin bütün yerler senin fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” der. “Yoksa bütün hakkını kaybedersin.” Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez. Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Koşar, koşar, ama kesilir takâti. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz…
Reis olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur. Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u bu mezara gömerler. Reis Pahom’un mezarının başında durur şöyle der:
“Bir insana işte bu kadar toprak yeter."
Mütemadiyen biriktirmek istiyoruz. Yiyemeyeceğimiz kadar erzak, giyemeyeceğimiz kadar kıyafet, kullanamayacağımız kadar eşya, oturamayacağımız kadar ev…
Gözlerimiz midelerimizden, arzularımız ihtiyaçlarımızdan daha büyük…
Tüketmeye de çok meraklıdır insan. Biriktirdiği paranın, eşyanın, malın mülkün yanında zaman tüketir, söz tüketir…
Benlik biriktirirken, benliğini tüketir…
Sofraya koyabildiğimiz bir bardak çayın, zeytine, ekmeğe ulaşabilmenin bir zenginlik olduğunu ne zaman fark edeceğiz?
Gören bir gözü, tutan bir eli, yürüyen bir ayağı satın alamayacak ve kaybedince tekrar sahip olamayacak kadar fakiriz hepimiz...
Aldığı maaşı yetiremeyenlere, modayı takip edemeyenlere, evini beğenmeyenlere, mekanı dar bulanlara, daha çok para için, hesabı daha fazla kabartmak için çırpınanlara da yeter toprağın altı. İhtiraslarımız, bitip tükenmeyen arzularımız için, az bir toprağa ihtiyaç var sadece."
Bir düşünün, "İnsan Ne İle Yaşar..."
Tolstoy