29 Ekim 2022 Cumartesi

ATATÜRK VE ATATÜRK SONRASI



Avcı toplayıcı toplumu,

Din tarım toplumu,

Endüstri(Sanayi) toplumu,

Bilişim ve Dijital toplumu,

diye 4 aşamalı gelişme gösterir toplumlar.
Osmanlı imparatorluğu din-tarım toplumundan ötesine geçemediği için batmıştır. Çünkü endüstrileşen batı, üretime, fabrikaya, pazarlamaya yatırım yaparken Osmanlı imparatorluğu, egemenliğini kaybettikçe dine yatırım yapıyordu.
Mustafa Kemal Atatürk'ün 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyeti kurduktan sonra, batının 300-400 yılda başardığı endüstri devrimini yakalamak için 15 yılda sanayileşme hamlesiyle büyük ölçüde yakalamış ve başarmıştır.
Aynı zamanda demokrasi, laiklik, eğitim seferberliği, kadına seçme seçilme hakkı vs. ile de kültürel devrimi hızlandırmıştır.
1938 yılında Atatürk'ün ölümü sonrası 2.dünya savaşının çıkması ve İnönü'nün başında olduğu Türkiye Cumhuriyeti, savaşan Almanya'ya gizli destek vermesi nedeniyle savaşın galibi Sovyetler Birliği'nin gücünden çekinerek Nato'ya girebilmek uğruna Amerika'ya sığınmıştır.
1945 yılından sonra Atatürk'ün devrimlerinden hızla uzaklaştı. İlk uygulamaları ise 1946 yılında köy enstitülerinin kapatılma kararı olmuş, yerlerini hızla imam hatip okulları almıştır, 1954 yılında toprak ağası olan Adnan Menderes'in DP iktidarında kapatılma kararı uygulanmıştır.
Sonrasında;
1960-1966 arası Genelkurmay Başkanı olan, 1966-1973 arası Cumhurbaşkanlığı yapan Cevdet Sunay, 1969'da verdiği demecinde;
"Bugün ki ( 1968-1969 ) Laik okullar birer anarşi yuvası haline geldi. Bu laik okullardan yetişen gençlere memleket idaresi teslim edilemez. 10 Yıl sonra bunların hepsi iş başına geçecekler. Onlara nasıl güvenebiliriz. Hem biz laik okullara karşı imam hatip okullarını bir alternatif olarak düşünüyoruz. Devletin kilit mevkilerine yerleştireceğimiz kişileri bu imam hatip okullarında yetiştireceğiz." diyordu.
Ve dedikleri gibi de oldu...

HANGİ DEVRİMİ KAÇIRDIK, HANGİ DEVRİMLERİ KAÇIRIYORUZ!
Endüstri devrimini kaçırdığımız gibi son evresi olan Endüstri 4.0 diğer adıyla 4.sanayi devrimi, akıllı fabrika sisteminin temelinin oluşturulmasında büyük rolü olan çağdaş otomasyon sistemlerini, veri alışverişini, üretim teknolojilerinin bir arada bulunduğunu dönemi yaşanmaktadır ve biz kaçırıyoruz.
Ne kaçırdıklarımıza örnek ise;
Modüler yapılı akıllı fabrikalarda, fiziksel işlemleri siber-fiziksel sistemler ile izleyerek, nesnelerin birbirleriyle ve insanlarla iletişime geçmesini ve bu sayede de merkezi olmayan kararların verilmesi hedeflenmektedir.)
Nano teknoloji ürünleri (bilgisayar, tablet, gözlük, telefon ekranları, kamera lensleri, cam yüzeylerde toz veya su tutmayan, yansıma önleyici, kendisini temizleme özelliği olan ürünler, ultraviyole korumalı ve buhardan etkilenmeyen ürünler, çizilmeye karşı dayanıklı olan ürünler)
Bir sonrası, bilginin toplanmasında, işlenmesinde, depolanmasında, ağlar aracılığıyla bir yerden bir yere iletilip kullanıcıların hizmetine sunulmasında kullanılan iletişim ve bilgisayarlar dâhil bütün teknolojileri kapsayan Bilişim teknolojisine geçiş yapmaktadır. Dijital dönüşüm, toplumsal ve sektörel ihtiyaçlara dijital teknolojilerin entegrasyonuyla çözüm bulmanın ve buna bağlı olarak iş akışlarının ve kültürün gelişmesi ve değişmesi sürecini tanımlayan bir kavramdır. Yaratıcılığı ve inovasyonu merkeze alan dijital dönüşüm, geleneksel metodlardan daha verimli sonuçlar elde etmek için ortaya çıkmıştır. Dijital Dönüşüm, insan ve çevre odağında, teknolojinin sosyolojiyle etkileşiminden ortaya çıkan “yaratıcı yıkımla”, toplumsal olarak yeni bir yönetim, üretim ve yaşam sürecine değişerek dönüşümü olarak da ifade edilebilir.
Şimdi sıra "Bilişim ve Dijital Devrimini" kaçırma zamanı, yazık ülkeme...


Aşağıda ki gazete haberine dikkat edin; İsviçre hükümetinin bütçesi fazla verince halka dağıtmak istedi ve referanduma gidildi, halk "Koşulsuz maaş verilirse çalışmamak özendirilir ve işsizlik artar" diye kabul etmedi. Aslında test edilmek istenen oyunu bozdu. Teknolojik gelişmeler nedeniyle üretimin artması, iş gücünün düşmesi nedeniyle fazla veren bütçesi için test yapılmıştı....


Ozan
29 Ekim 2022

12 Ekim 2022 Çarşamba

TEĞMEN ÇELEBİ'YE BENZER TÜRKİYE'NİN GERÇEK YÜZÜ


Teğmen Çelebi’ye Benzer Türkiye’nin Gerçek Yüzü

Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin yaşadıkları, Türkiye’nin gerçek yüzünü anlamak isteyenlere önemli bir aynadır. Bu ayna, toplumun değerleriyle güç ilişkilerinin çeliştiği, vicdanla çıkarların çatıştığı ve kavramların içinin boşaltıldığı bir gerçeklik sunar.
Teğmen Mehmet Ali Çelebi TSK da görev yaptığı dönemde iktidarda bulunan AKP' ve ortağı Fetönün kumpasları neticesinde hapishaneye atılmış, davasını savunan CHP ve genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hapishanede nikah şahidi olmuş, sonrasında CHP İzmir milletvekili yapılmıştır. CHP'den istifa gerekçesini ise "CHP, HDP ile iş birliği içinde" diyerek bir nevi CHP'yi teröristlerle iş birliği yapıyor diyerek AKP saflarına katıldı ve milletvekili olarak mecliste bulunmakta olup bugünlerde milletvekili olduğu AKP ise MHP'nin önerdiği "Terörist başı Abdullah Öcalan'a 'Umut hakkı' tanınmasını, serbest bırakılmasını ve mecliste konuşma yapmaya davet etmesini" olumlu karşılamakta ve destek vermektedir. Teğmen Mehmet Ali Çelebi’ye benzer bu ülkenin gerçekleri, vicdanları, insanları...
Teğmen Mehmet Ali gibiler bu topraklarda o kadar çok, teğmen Mehmet Ali çarpıklığın en bariz örneklerinden biridir. Halkın kendilerinden beklediği kararlılığı sergilemek yerine, suskunluklarıyla düzenin devamını sağlayan aktörler olarak tarihe geçtiler.

12 Eylülün Paşaları ve Ordunun İçindeki Çelişkiler

Orduda FETÖ’cüler kök salarken, koltuğunu kaybetme korkusuyla sessiz kalan Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ gibidir...

Gençler iş güvenliği ve ekonomik nedenlerden dolayı ülkeden ayrılırken Amerika’da büyük bir şirketin genel müdürünün babası, şaibeli 15 temmuz darbesinin Genel kurmay başkanı olmak demektir Hulusi Akar...

Beraber görev yaptığı asker arkadaşlarını ihbar edip sonrasında "Kasapta ki ete soğan doğranmaz"  diyerek herşeyden sıyrılmaktır Genel kurmay başkanı Hilmi Özkök gibi olmak...

Amerika’da  oğlu büyük bir şirkette yüksek maaşlı yönetici yapılırken, Anti-Amerikancı söylemleriyle nara atabilmektir Emekli Oramiral Cem Gürdeniz gibi olmak....
Olaylar, söylem ile gerçek arasındaki uçurumdur...

Adalet, Ahlak ve Çıkar İlişkileri

Baro başkanlığı döneminde AKP karşıtı, seçimleri kaybettikten sonra AKP' nın Kıbrıs’a elçi olarak atadığı Metin Feyzioğlu gibidir adaleti savunmak... 

TSK özel kuvvetlerde efsane komutan diye bir dönem kahraman ilan edilen ancak  Fetöye karşı çıktığı ve yapılanmasını kitaplaştıran akademisyen Necip Hablemitoğlu cinayetine adı karışan, Albay Levent Göktaş gibidir çıkar ilişkilerini milliyetçilikten üstün tutan...



Katil Levent Göktaş



Sünni İslamcılara şirin görünmek için AKP listelerinden milletvekili yapılan Reha Çamuroğlu gibidir Alevilikleri....

“Emevi Camii’nde namaz kılacağız” diyen Ahmet Davutoğlu’nun danışmanlığını yapan Ermeni kökenli Etyen Mahçupyan gibidir barışı savunmak....

Cumhuriyet mitinglerinde en önde yürüyüp, daha sonra profesör olabilmek için AKP’yi televizyon ekranlarında savunan Yaşar Karasalihoğlu gibidir akademisyenlik, akademi bağımsızlığı ve bilimsel ahlak...

İnandıkları kitap faizi haram kılarken, “caiz” diye fetva veren Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş gibidir din adamlığı....

Bu çelişkiler, yalnızca bireylerle sınırlı kalmıyor.  köksüzlüğün ve yozlaşmanın kökenini anlatıyor:

“Yavuz Sultan Selim’den bu yana gelen Araplaştırma,
Araplaştıkça oryantalist bozulma.
Bozuldukça güce tapma.
Güce tapma uğruna eğitimden uzaklaşıp cahillik.
Cahilliğinden cesaret bulma.
Cahil cesaretinin vücut bulmuş halidir bugün yaşananlar."

Kültürel ve Tarihsel Çürüme

Bu çelişkiler, yalnızca bireylerle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda toplumsal yozlaşmanın ve çürümenin köklerini de açığa çıkarıyor. Yavuz Sultan Selim döneminden itibaren başlayan Araplaştırma politikaları, oryantalist bozulmayı beraberinde getirmiş; bu bozulma, güce tapmayı, eğitimden uzaklaşmayı ve cehaleti artırmıştır. Cehalet ise kişisel hırs, para, şöhret ve koltuğun memleket sevgisinden daha değerli olduğu bir düzen yaratmıştır.

Ego, kişisel hırs, para, şöhret ve koltuk... Bu unsurlar, birçok kişi için memleketten daha önemli hale geldi. Bugün “Vatan, millet, bayrak, Sakarya” nidaları atanların, yarın aynı güce taparak tüm söylediklerini unutacaklarını biliyoruz. Halkın genetik kodlarını çözmüş olanlar, bu durumu kendi çıkarları için ustalıkla kullanıyor.Bu çelişkiler, toplumu içten içe çürüten bir yapı inşa etmektedir. 

Sonuç mu? Çürüyen beyinler, çürüyen vicdanlar ve çürüyen egolar, çürüyen bir ülke yaratıyor. Adı: Türkiye.

Bu tabloyu değiştirmek için ise, öncelikle bu çürümüşlükle yüzleşmemiz gerekiyor. Aksi halde, Nazım Hikmet’in dediği gibi, “Akrep gibisin kardeşim.”

Ozan
12 Ekim 2022


5 Ekim 2022 Çarşamba

KİME NE





Kemal Kılıçdaroğlu, "Selçuklu ve Osmanlı devlet belgelerine göre dinî silsile olarak Hz. Muhammed'in neslinden seyyid ve aynı zamanda soy olarak da Oğuzların Beğdili boyuna mensup Kureşan ocağından bir Türkmen'dir."

Şimdi bunun belgesi varmı bilmiyorum.
Ancak, bu söyleme göre; Hz. Muhammed'i de Türk yapmış mı oluyorlar, yoksa Kılıçdaroğlu'nun Arap soyundan geldiğini mi ispatlamak istiyorlar.
Unutulmasın ki, Osmanlı "Seyyid" lik makamlarını satıyordu.
1500 yıl önce yaşamış Arap Muhammed'i Türk soyuna bağlayıp, bugün yaşayan Kılıçdaroğlu'nu Araplaştırmak ancak bizim gibi geri bırakılmış ve yüzünü Ortadoğu'ya dönmüş toplumlarda olur.
Avrupa Birliğine girmek istendiğinde İsa'ya, İsrail'le işbirliği için Musa'ya, Hindistan'la ilişkilerde inekle akraba yapabilme potansiyeli var bu toplumun.
Kime ne Muhammed'in soyundan gelmiş telaşı.
Ahlaksız ve kompleksli bir toplum her şeyi her sıfata sokabilir ancak bir tek insan olmayı, insanca yaşamı beceremez.
Ozan

4 Ekim 2022 Salı

CUMHURİYET VE LAİKLİK İLKESİNİ ÇİĞNEYENE OY ÇIKMAZ BAY KEMAL

 


Bugün kadınlara eşit birey olması için hazırlanan Medeni Kanun'un yürürlüğe girmesinin 96. yılı.
Ve bugün Atatürk'ün kurduğu, cumhuriyetin temellerini atan parti CHP, hem Atatürk'ün, hemde kuruluş felsefesine aykırı kararlar almaktadır.
Laiklik, Din işlerini devlet işlerine karıştırmayan, devlet işlerini dinden ayrı tutan hassas bir çizgidir.
Bugün gelinen durum, dinin devletin tüm kurum ve kuruluşlarına, hatta referans değer olarak kabul edilip kadrolastığı gerçeği varken, CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun devlet kadrolarında türbanı yasalaştırması kuruluş ilkelerine aykırı olduğu gibi akıllara ziyan bir durumdur.
Akp 20 yıldır cumhuriyeti yıkıp kendi rejimini kuramadıysa, cumhuriyet değerlerine bağlı,laik, seküler ve çağdaş değerlere sahip çıkanların direnmesi sayesindedir.
Devlet, tarafsızlığın güvence yeridir... İran'da olanlar gözümüz önünde yaşanırken Kılıçdaroğlu'nun açıklaması tam bir aymazlıktır.
Düşünebiliyor musunuz türbanlı savcı,hakim karşısında solcu, Marksist, ateist birinin yargılandığını, savunma yaptığını. Karşısında muhtemelen Sünni İslam'a inanan ve taraflı bir savcı yada hakim vereceği karar ne kadar adil olur yada ne kadar karşı tarafa güven verir. Bunu tüm devlet kadrolarında görebilirsiniz.
Ayrıca türban kadınları köleleştirme sembolü olup, kadınların özgürlüğünün önündeki birincil engeldir.
Kimsenin bireysel özgürlüklerine karışmayalım ama devlet, bireylerin çatı örgütlenme şeklidir ve din, dil, cinsiyet, giyim şekli gibi üniforma sembolleri olmadan eşit hizmet vermelidir. Memurun kıyafet serbestisi denilerek, devlet organlarının tarikatların örgütlendiği bir yer yapamazsınız. Yarın başka bir kadının bikiniyle, mini etekle, tayt benzeri kıyafetlerle görev yapamayacağı gibi başörtüsüyle de devlet dairelerinde çalışamaz...
CHP ve genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu çok büyük hatayla 100.yılında telafisi olmayacak şekilde cumhuriyetin temellerini yaralamaktadır.
Cumhuriyet ilkelerine aykırı karar alan CHP'ye, laikliğe ve cumhuriyet değerlerine inanan biri neden seçimlerde oy versin?
Şahsen ben oy vermem..
Ayrıca, aslı Akp varken dinciler, türbanlılar size neden oy versin.20 yıldır oranın ekmeğini yiyip nemalanıyor.
İnanın ki bekliyordum CHP ne zaman zırvalayacak diye ve beklediğim gibi oldu.
Ne demişti zamanında,
"Tıpış tıpış gidip oy vereceksiniz."
Sanki oy verenler Kılıçdaroğlu'nun kuluydu.
"Ekmek için Ekmeleddin" dedi ne oldu.
Akıl ile akil arasında fark vardır.
Akıl, rasyonel fikirler üretendir, akil ise rasyonel fikirleri hayata geçirendir. Kopukluk olursa her ikiside çöp olur.
Bu halk CHP'siz mutlaka çıkış yolu ve adayı bulacaktır.
Yaşasın tam bağımsız, laik cumhuriyet...
***
20 yıldır cumhuriyet ve laiklik için direnen kadınlar sözüm size;

96 yıl önce Medeni kanunla erkeklerle eşitlendiğiniz günün yıl dönümde, laikliğin temel kuralını yok sayan CHP ve Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na oy vermeyin.

Akp sizlerin direnciyle kendi rejimini kuramadı, bundan sonra da kuramayacaktır, o kadar zayıfladı ki, ilk seçimde kazansa bile yönetemez, kadroları ve kapasiteleri yetersiz. İlk iki yıl içerisinde seçime gitmek zorunda kalacaktır.

Bu ülke kendisiyle yüzleşmek ve doğruları bulmak zorundadır. Bizim de içinde bulunduğumuz bir nesil yok olacaktır ama ülke ve gelecek nesiller kurtulacaktır.

ABD'ye gitmeden önce "Yeşil İslam" yada "Ilımlı İslam" projesini ben hayata geçiririm diye icazet almaya giden CHP ve Kılıçdaroğlu'na oy vermeyin.

Türkiye Cumhuriyeti ve kurucu Mustafa Kemal Atatürk'ün laiklik ilkesini, ilkesiz insanlara çiğnetmeyin.
Mustafa Kemal Atatürk ne diyor.
” Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sade din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz.
– Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir.
Ozan