Teğmen Çelebi’ye Benzer Türkiye’nin Gerçek Yüzü
Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin yaşadıkları, Türkiye’nin gerçek yüzünü anlamak isteyenlere önemli bir aynadır. Bu ayna, toplumun değerleriyle güç ilişkilerinin çeliştiği, vicdanla çıkarların çatıştığı ve kavramların içinin boşaltıldığı bir gerçeklik sunar.
Teğmen Mehmet Ali Çelebi TSK da görev yaptığı dönemde iktidarda bulunan AKP' ve ortağı Fetönün kumpasları neticesinde hapishaneye atılmış, davasını savunan CHP ve genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hapishanede nikah şahidi olmuş, sonrasında CHP İzmir milletvekili yapılmıştır. CHP'den istifa gerekçesini ise "CHP, HDP ile iş birliği içinde" diyerek bir nevi CHP'yi teröristlerle iş birliği yapıyor diyerek AKP saflarına katıldı ve milletvekili olarak mecliste bulunmakta olup bugünlerde milletvekili olduğu AKP ise MHP'nin önerdiği "Terörist başı Abdullah Öcalan'a 'Umut hakkı' tanınmasını, serbest bırakılmasını ve mecliste konuşma yapmaya davet etmesini" olumlu karşılamakta ve destek vermektedir. Teğmen Mehmet Ali Çelebi’ye benzer bu ülkenin gerçekleri, vicdanları, insanları...
Teğmen Mehmet Ali gibiler bu topraklarda o kadar çok, teğmen Mehmet Ali çarpıklığın en bariz örneklerinden biridir. Halkın kendilerinden beklediği kararlılığı sergilemek yerine, suskunluklarıyla düzenin devamını sağlayan aktörler olarak tarihe geçtiler.
12 Eylülün Paşaları ve Ordunun İçindeki Çelişkiler
Orduda FETÖ’cüler kök salarken, koltuğunu kaybetme korkusuyla sessiz kalan Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ gibidir...
Gençler iş güvenliği ve ekonomik nedenlerden dolayı ülkeden ayrılırken Amerika’da büyük bir şirketin genel müdürünün babası, şaibeli 15 temmuz darbesinin Genel kurmay başkanı olmak demektir Hulusi Akar...
Beraber görev yaptığı asker arkadaşlarını ihbar edip sonrasında "Kasapta ki ete soğan doğranmaz" diyerek herşeyden sıyrılmaktır Genel kurmay başkanı Hilmi Özkök gibi olmak...
Amerika’da oğlu büyük bir şirkette yüksek maaşlı yönetici yapılırken, Anti-Amerikancı söylemleriyle nara atabilmektir Emekli Oramiral Cem Gürdeniz gibi olmak....
Olaylar, söylem ile gerçek arasındaki uçurumdur...
Adalet, Ahlak ve Çıkar İlişkileri
Baro başkanlığı döneminde AKP karşıtı, seçimleri kaybettikten sonra AKP' nın Kıbrıs’a elçi olarak atadığı Metin Feyzioğlu gibidir adaleti savunmak...
TSK özel kuvvetlerde efsane komutan diye bir dönem kahraman ilan edilen ancak Fetöye karşı çıktığı ve yapılanmasını kitaplaştıran akademisyen Necip Hablemitoğlu cinayetine adı karışan, Albay Levent Göktaş gibidir çıkar ilişkilerini milliyetçilikten üstün tutan...
Katil Levent Göktaş
Sünni İslamcılara şirin görünmek için AKP listelerinden milletvekili yapılan Reha Çamuroğlu gibidir Alevilikleri....
“Emevi Camii’nde namaz kılacağız” diyen Ahmet Davutoğlu’nun danışmanlığını yapan Ermeni kökenli Etyen Mahçupyan gibidir barışı savunmak....
Cumhuriyet mitinglerinde en önde yürüyüp, daha sonra profesör olabilmek için AKP’yi televizyon ekranlarında savunan Yaşar Karasalihoğlu gibidir akademisyenlik, akademi bağımsızlığı ve bilimsel ahlak...
İnandıkları kitap faizi haram kılarken, “caiz” diye fetva veren Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş gibidir din adamlığı....
Bu çelişkiler, yalnızca bireylerle sınırlı kalmıyor. köksüzlüğün ve yozlaşmanın kökenini anlatıyor:
“Yavuz Sultan Selim’den bu yana gelen Araplaştırma,
Araplaştıkça oryantalist bozulma.
Bozuldukça güce tapma.
Güce tapma uğruna eğitimden uzaklaşıp cahillik.
Cahilliğinden cesaret bulma.
Cahil cesaretinin vücut bulmuş halidir bugün yaşananlar."
Kültürel ve Tarihsel Çürüme
Bu çelişkiler, yalnızca bireylerle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda toplumsal yozlaşmanın ve çürümenin köklerini de açığa çıkarıyor. Yavuz Sultan Selim döneminden itibaren başlayan Araplaştırma politikaları, oryantalist bozulmayı beraberinde getirmiş; bu bozulma, güce tapmayı, eğitimden uzaklaşmayı ve cehaleti artırmıştır. Cehalet ise kişisel hırs, para, şöhret ve koltuğun memleket sevgisinden daha değerli olduğu bir düzen yaratmıştır.
Ego, kişisel hırs, para, şöhret ve koltuk... Bu unsurlar, birçok kişi için memleketten daha önemli hale geldi. Bugün “Vatan, millet, bayrak, Sakarya” nidaları atanların, yarın aynı güce taparak tüm söylediklerini unutacaklarını biliyoruz. Halkın genetik kodlarını çözmüş olanlar, bu durumu kendi çıkarları için ustalıkla kullanıyor.Bu çelişkiler, toplumu içten içe çürüten bir yapı inşa etmektedir.
Sonuç mu? Çürüyen beyinler, çürüyen vicdanlar ve çürüyen egolar, çürüyen bir ülke yaratıyor. Adı: Türkiye.
Bu tabloyu değiştirmek için ise, öncelikle bu çürümüşlükle yüzleşmemiz gerekiyor. Aksi halde, Nazım Hikmet’in dediği gibi, “Akrep gibisin kardeşim.”
Ozan
12 Ekim 2022

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder