3 Mart 2025 Pazartesi

KÜRT HAREKETİNE BAKIŞIM VE TAVRIM

 

KÜRT HAREKETİNE BAKIŞIM VE TAVRIM



Bu yazı 25 Şubat 2015 kaleme alınmıştır.

Bugüne kadar Kürt ulusal hareketine empati ve sempatiyle yaklaşan, sol ve sosyalist bir hayat felsefesini benimseyen biri olarak, geldiğim noktada siyasi duruşumu netleştirmek adına bu açıklamayı yapma gereği duyuyorum. (Bu açıklama tamamen kişisel görüşümdür.)

Türkiye’de sosyal demokrasiyi temsil etmeye çalışan ilk partilerden biri olan SHP, Kürt siyasetinin mecliste temsil edilmesi için bir adım atarak, Kürt siyasetçileri partiye davet etti. Ancak daha yemin töreninde parti disiplinini hiçe sayan, ilkelere aykırı hareket eden ve açıkça oportünist bir çizgi izleyen Kürt siyaseti, SHP’yi manipüle etmeye başladı. Sonrasında SHP, politika üretemez hale getirildi ve ciddi oy kayıpları yaşadı.

Solcular ve sosyalistler, yıllarca Kürt ulusal hareketine koşulsuz destek verdi. Ancak 1986’da bayrağından orak-çekiç sembolünü çıkardığında bunu görmezden geldiler. Bağımsızlık ile özerklik arasındaki gelgitleri sorgulamadılar. Dahası, doğuda devrimci örgütlenmeye ket vuran PKK’nın baskıcı tutumunu bile dile getirmediler. Sustular. Oysa susmak devrimci bir eylem değildir!

Yıllar boyunca sustuk...

Yurtiçinde ve yurtdışında devrimciler öldürüldü. Kürşad Timüroğlu bunun en açık örneklerinden biri oldu. Sustuk.

Cumhuriyet tarihinin en büyük halk direnişlerinden biri olan Gezi Parkı eylemlerine "darbecilerin işi" dediler. Sustuk.

Yerel seçimler öncesinde devrimcilere saldırdılar, tehdit ettiler. Sustuk.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde ÖDP'yi tehdit ettiler. Sustuk.

Kobani olaylarında halkı sokağa çağırdılar, sonra "hükümetle anlaştık" dediler. Sustuk.

"Biz destek vermeseydik AKP iktidarda kalamazdı" dediler. Sustuk.

Abdullah Öcalan, "AKP'yi ben kurtardım" dedi. Sustuk.

Emperyalizmin en büyük aktörlerinden birine "Biji Obama" diye seslendiler. Sustuk.

Yüzyılın en büyük yolsuzluk skandallarında, komisyondan üyelerini çektiler. Sustuk.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı alkışladılar. Sustuk.

Ve biz hep sustuk... "Halkların kardeşliği" için.

Ama artık yeter!

Kürt siyasetinin kirli politikaları, bizlerin de sabrını taşırdı. Artık çok iyi biliyoruz ki ne savunduğunuzu iddia ettiğiniz Kürt halkına ne de sol ve sosyalist harekete umut olma ihtimaliniz var. Bizi emperyalizmin kirli oyunlarına alet ediyorsunuz.

Sizleri desteklemiyorum ve desteklemeyeceğim.

Bunu bir solcu ve sosyalist olarak, gerekli bir açıklama olarak ilan ediyorum.

Ozan’ca
25 Şubat 2015

1 Mart 2025 Cumartesi

SİYASET, EGO, HIRS ve DENİZ BAYKAL

 SİYASET, EGO, HIRS ve DENİZ BAYKAL



Deniz Baykal ve Siyasetin Bedeli Üzerine
Goethe ne güzel söylemiş:
"İnsan her gün bir parça müzik dinlemeli, iyi bir şiir okumalı, güzel bir tablo görmeli ve mümkünse birkaç mantıklı cümle söylemelidir."
Bu söz, yalnızca bireysel bir gelişim çağrısı değil, aynı zamanda bir insanın hayatını nasıl dengelemesi gerektiğine dair bir manifestodur. Ancak ne acıdır ki, iktidar hırsı ve siyaset sahnesinin acımasız gerçekleri, çoğu insanın bu basit ama derin gerekliliklerden nasıl uzaklaştığını gösteriyor.
Bugün Türkiye siyasetinin önemli figürlerinden biri olan Deniz Baykal’a baktığımızda, bu uzaklaşmanın ne denli ağır bir bedel getirdiğini görüyoruz. Bir zamanlar gücün zirvesinde olan, partisini yöneten, siyasetin en önemli kararlarını veren bir lider, şimdi Meclis kürsüsünde, tekerlekli sandalyede, yorgun ama hâlâ mücadele eden bir adam olarak karşımızda duruyor.
Bu kareye iyi bakın.
O fotoğrafta sadece Deniz Baykal yok. O karede, siyasetin insana verdiği ve aldığı her şey var. Gücün, hırsın, ideallerin ve kayıpların somut bir yansıması…
Sormak istiyorum:
Bugüne kadar güç peşinde koşan, iktidar mücadelesi veren, entrikalar içinde yoğrulan tüm siyasetçilere sesleniyorum:
Mutlu musunuz?
Kariyer yaptınız, makam sahibi oldunuz, saygınlık kazandınız, belki servetinizi de artırdınız. Ama neyi feda ettiniz? Ve daha da önemlisi, neyi kaybedeceksiniz?
Deniz Baykal, güçlü bir liderdi. Ama çocuklarıyla, torunlarıyla geçirebildiği zaman ne kadar oldu? Sevdiklerine doya doya sarılabildi mi? Bir sahil kenarında huzurla çay içti mi? Ailece pikniğe gittiğinde mangalın başında kahkahalarla vakit geçirebildi mi? Yolda gördüğü bir çiçeğin kokusunu içine çekip, hayatın basit güzelliklerinden keyif alabildi mi?
Siyaset bir tercih meselesidir. Ancak çoğu zaman bu tercih, insanın en insani yönlerini törpüler.
Bu oyunda gerçek bir kazan-kazan yoktur.
Kaybedilmiş mutluluklar, yaşanamamış anlar, ardınızda bıraktığınız sevenler ve kaçınılmaz olarak edindiğiniz düşmanlar vardır… Ve sonunda, mutsuz olmaya mahkûm bir hayatın içinde sıkışıp kalırsınız.
Son söz…
Ego, bireyi diğer varlıklardan ayıran bilinçtir. Ama bu bilincin içinde kendini “ben” kılmak için, mutsuzluğu seçmek zorunda mısın? Mevki, makam, para uğruna insan gerçekten mutsuz olmak için mi yaşar?
Eğer yaşarsa, bu nasıl bir yaşam olur?
Deniz Baykal örneğinde olduğu gibi mi?
Belki de en büyük soru şu: İktidar mı, koltuk mu, ego, hırs mı daha değerlidir, yoksa huzur içinde mutlu yaşamak mı?
Cevap, aslında çoktan verilmiş…
Ozan
27 Şubat 2022

DEMOKRASİ İLLÜZYONU

 Görünmez İktidar ve Demokrasi İllüzyonu



Henry Kissinger, “Dünyayı çıkarlarımıza göre şekillendirmek için İsrail gibi tampon devletlere ihtiyacımız var” demişti. Bu cümle, emperyalistlerin dünyayı nasıl gördüğünü açıkça ortaya koyuyor. Onlara göre, halkların kendi kaderlerini tayin etmeleri değil, büyük güçlerin çıkarlarına hizmet eden düzenin korunması esastır.

Demokrasi, emperyalist devletlerin meşruiyet aracı olarak kullandıkları bir illüzyondan ibarettir. Görünürde halkın seçim hakkı vardır, ancak bu hakkın sınırlarını egemenler çizer. “Seçimler gerçekten demokratik olsaydı, halka bırakılmazdı” sözü tam da bu gerçeği özetliyor. Egemen sınıflar, mevcut düzenin değişmesini istemez ve buna asla izin vermezler. Çünkü bu düzen, onların güç ve servet birikimini sürdürebilmesi için kurulmuştur.

Yeni dünya düzeninde kontrol mekanizmaları çok daha sofistike hâle gelmiştir. Artık ülkeler, sokaktaki insanın değil, sosyal medyayı yönetenlerin elindedir. Kararlar sosyal medya üzerinden duyurulur, toplumsal algı yine bu kanallar aracılığıyla şekillendirilir. Peki, kritik soru şu: Sosyal medya kimin elinde? Onu kim yönetiyor?

Yapay zekâ, kitleleri manipüle etmenin en etkili araçlarından biri hâline gelmiştir. İnternet, dezenformasyon ve algı yönetimi için kullanılan devasa bir laboratuvardır. Bilgisayar oyunlarından dijital medya içeriklerine kadar her şey, bilinçaltımıza kodlanmış mesajlarla doludur. Ve tüm bunların sahibi emekçiler değil, elitlerdir. Emekçi, ancak önüne sunulan manipüle edilmiş haberleri tüketebilir. Gerçeğe ulaşmak için araştırma yapmazsa, kendi tercihlerini bile özgürce belirleyemez.

Demokrasi, iktidarla sahte muhalefetin elinde bir manipülasyon aracına dönüşmüştür. Bugün "demokrasi" dedikleri şey, aslında dünya kaynaklarını paylaşan şirketlerin çıkarlarını korumak için yaratılmış bir yanılsamadır. Görünmez hükümet, yalnızca iktidarı değil, muhalefeti de kontrol eden gerçek güçtür. Medya, akademi, STK’lar, hatta sokak hareketleri bile bu düzenin bir parçası olarak kullanılabilir.

Muhalefetin rolü, alınan kararları değiştirmek değil, halkın öfkesini kontrol altında tutarak sistemi ayakta tutmaktır. Hükümetler, gerekli yalanları yayar; muhalefet ise bu yalanların gazını alarak düzenin devamını sağlar.


Emperyalizme Karşı Sorgulayan Bir Eğitim Modeli

Bu düzeni tersine çevirebilmek için dijital çağın dinamiklerini anlayan, eleştirel düşünebilen ve sorgulayan bireyler yetiştirmek zorundayız. Eğitim artık sadece bilgi aktarmak değil, bilginin nasıl işleneceğini ve kimin çıkarına kullanıldığını öğretmek üzerine inşa edilmelidir. Peki, emperyalizme yenilmemek için nasıl bir eğitim modeli gereklidir?

Medya Okuryazarlığı ve Dijital Bilinç:

Sosyal medyanın ve dijital medyanın algı yönetiminde nasıl kullanıldığını öğreten bir eğitim sistemi şarttır. Öğrenciler, gördükleri her bilginin ardındaki motivasyonu sorgulamalı, medya manipülasyonlarını analiz edebilmelidir.

Eleştirel Düşünme ve Felsefi Eğitim:

Ezberci eğitim yerine neden-sonuç ilişkisini kurabilen, sorgulayan ve alternatif çözümler üretebilen bireyler yetiştirilmelidir. Felsefi ve eleştirel düşünme dersleri, erken yaşta eğitimin temel parçası olmalıdır.

Bağımsız Bilim ve Teknoloji Eğitimi:

Dijital devrimin getirdiği teknolojileri üreten değil, sadece tüketen bir toplum olmak emperyalizmin ekmeğine yağ sürer. Bu nedenle yazılım, yapay zekâ, veri analitiği gibi alanlarda bağımsız ve etik bilince sahip nesiller yetiştirilmelidir.

Sivil Direniş ve Alternatif Ekonomi Modelleri:

Tekelleşmiş küresel ekonomilere bağımlı olmadan kendi ekonomik modellerimizi geliştirmek zorundayız. Bu da ancak yerel üretimi teşvik eden, kooperatifler ve dayanışma ekonomilerini destekleyen bir eğitim anlayışıyla mümkün olur.

Tarih Bilinci ve Yüzleşme:

Geçmişte emperyalist sistemin halkları nasıl yönettiğini ve nasıl direnişler oluştuğunu öğreten bir tarih eğitimi gereklidir. Tarihi çarpıtarak yüceltilen emperyal figürlerin değil, gerçek bağımsızlık mücadelesi veren halk hareketlerinin anlatıldığı bir müfredat oluşturulmalıdır.

Gerçeği görmek ve emperyalist illüzyonu yıkmak istiyorsak, sorgulayan ve bağımsız düşünebilen bireyler yetiştirmek zorundayız. Aksi takdirde, yeni dünya düzeninde sadece manipüle edilen, yönlendirilen ve sömürülen kitleler olarak var olmaya devam edeceğiz.
Ozan
01 Mart 2025