30 Eylül 2010 Perşembe

İşimiz itirafçılara kaldı

Can Dündar Ada 
30 Eylül 2010
Bugünlerde “yılın itirafçısı” yarışması açılsa 3 isim yarışır:
Hanefi Avcı, Sabri Yirmibeşoğlu, Ali Ağaoğlu...
Hepsinin itirafı birbirinden dehşet vericiydi.
Yirmibeşoğlu’nun Habertürk’e “Halkın mukavemetini artırmak için düşman yapmış gibi bazı değerlere sabotaj yapılır. Mesela cami yakılır. Biz Kıbrıs’ta bunu yaptık” demesi, sonradan ne kadar toparlamaya çalışsa da unutulmayacak bir itiraftı. İhtimal, uzun yıllar referans olacaktır.
* * *
Ali Ağaoğlu’nun Referans’ta söyledikleri ise yılın değil, yüzyılın itiraflarından biriydi.
İstanbul’da binaların yüzde 70’i güvenli değil” diyordu Ağaoğlu...
“Nereden biliyorsunuz?”
Çoğunun inşaat malzemesini ben sattım da ondan... Kumları Marmara’dan çektik, demirleri hurdacıdan aldık. O devir öyleydi. Binalar iman kuvvetiyle ayakta duruyor. Deprem olursa ölen şanslı sayılır.
* * *
Hanefi Avcı’nın “Fethullahçılar devleti sardı” itirafı da, çürümüş devlet binasının, iman kuvvetiyle ayakta durduğunu kanıtladı:
Her kuruluşun başında bir imam var. Emniyetin tüm arşivi cemaate taşındı. Hedef seçilen kişiyi usulsüz dinleyip kayıtları şantaj için kullanıyorlar. Devleti ele geçirmeye çalışıyorlar.”
“Nereden biliyorsunuz?”
Bunları ben de yaptım da ondan...
* * *
Şimdi Avcı’nın “çıplak” diye haykırdığı “kral”lar, onu kendi yöntemleriyle vuruyor.
Telefonlarını dinliyor, kanıt diye karşısına koyuyorlar.
Daha da ötesi, özel ilişkilerini şantaj için kullanıyorlar.
Dün eski CHP Milletvekili Sabri Ergül hatırlattı:
Avcı, 1998’de Susurluk’u deşifre ettiği zaman tutuklandığında Ergül cezaevine ziyaretine gitmiş. Avcı o zaman da neredeyse bugünküyle aynı şeyleri söylemiş:
“Tutuklayarak beni susturmak istiyorlar, ama susmayacağım. Beni yıldıramazlar” demiş.
O zaman da hakkında “gizliliği ihlal”den dava açılmış.
Ergül’e yaptığı açıklamadan sonra hemen tahliye edilmiş, sonra da terfi ettirilmişti.
* * *
Devlet içindeki derin güçler çatışmasa, itirafçılar “gizliliği ihlal” etmese, emekliler sırlarını ağızlarından kaçırmasa, hayatımızı tehdit eden tehlikelerden haberdar olmayacağız.
Devletin çivisinin çıktığı da belgelenemeyecek.
Eğer telefon dinleyip işkence yaparak istihbarat yapan adamla, telefonları dinlenip, eziyet edilerek hesaplaşılıyorsa...
Yani herkes kendi yöntemiyle cezalandırılacaksa...
Çürük ev yapan, kendi yaptığı evlerden birinde oturmaya mahkûm edilmelidir.
Sabotajcı, provokasyona müsait bir bölgede cami memuriyetine verilmelidir.
Virüslü etleri piyasaya sürenlere günde üç öğün virüslü hamburger yedirilmelidir.
“Herkese kendi cehennemini yaşatmak”, belki cehennem ateşini bir nebze azaltabilir.
* * *
NOT: Ecder Akışık’ı 15 yıl önce “Sarı Zeybek”in seslendirmesi için stüdyomuza geldiğinde tanımıştım. Kelimeler boğazında düğümlendiğinden, önündeki satırları okuyamamış, bir süre ara vermek istemişti. O müthiş “ses”, son derece duygusal bir insandan çıkıyordu. İyi ki onu tanımışım. Tiyatro dünyasının başı sağolsun!

28 Eylül 2010 Salı

Samimiyet ve Erdoğan

Ahmet Altan KUM SAATİ 28.09.2010
Ahmet Altan
Samimiyet ve Erdoğan

Elia Kazan’ın, Meksikalı ünlü devrimci lider Emiliano Zapata’nın hayatını anlattığı filmde birbirine benzeyen iki sahne vardır.
Filmin başlarında, aralarında Zapata’nın da bulunduğu çiftçiler Meksika Devlet Başkanı’nı ziyaret eder.
Zapata, bu görüşme sırasında başkanı eleştiren sert sözler söyler.
Başkan, ona dönüp, “adın ne senin” diyerek, daha sonra cezalandırmak üzere ismini bir kâğıda not eder.
Filmin sonlarına doğru, Zapata yaptığı devrimi kazanır ve devlet başkanı olur.
Ama ülkede sıkıntılar vardır.
Çiftçiler Başkan Zapata’yı ziyarete gelirler, aralarından birisi sert bir şekilde eleştirir Zapata’yı.
Zapata o çiftçiye döner ve “adın ne senin” der.
Bunu söylediği anda da, nereden nereye geldiğini, devrimcilikten tutuculuğa geçtiğini fark eder.
Başbakan Erdoğan, “Anayasa’yı şimdi değiştirelim” diyen CHP Başkanı Kılıçdaroğlu’nun önerisini, “onu samimi bulmuyorum” diyerek daha baştan reddettiğinde aklıma bu sahne geldi.
Erdoğan, bu son anayasa değişiklikleri için harekete geçip işbirliği önerdiğinde CHP’nin o zamanki başkanı Deniz Baykal, aynen bu sözlerle, “Erdoğan’ı samimi bulmadığını” söyleyerek işbirliğini daha baştan reddetmişti.
O reddedişin bedelini CHP, Anayasa referandumunda çok pahalıya ödedi.
Kılıçdaroğlu, önümüzdeki seçimlere, AKP’nin “Anayasa’yı değiştirmeyi” önermesiyle, CHP’nin de “değişime karşı çıkmasıyla” gidilmesi halinde, partisinin ve kendisinin çok ağır bir yenilgi yaşayacağını anlamış gözüküyor.
“Tek değişimci parti” olma rolünü AKP’den almak, en azından bu role ortak olmak istiyor.
Siyaseten fevkalade meşru ve haklı bir istek.
Erdoğan ise, “topuyla kimsenin oynamasına izin vermeyen” bir çocuk gibi Anayasa’ya ve değişime sarılıp, CHP’nin önerisini Baykalvari bir edayla reddediyor, “anayasa değişimini” bir seçim kozu olarak sadece kendi elinde tutmak istiyor.
Baykallaşmaktan bir fayda sağlayacağını zannediyorsa buna devam etsin.
Ama başkalarının “samimiyetini” sorgulamak, sonunda insanın kendi samimiyetini sorgulanır hale getirir.
“Erdoğan ne istiyor” diye sorma hakkı doğar herkese.
Erdoğan, gerçekten Anayasa’nın değişmesini, ülkenin gelişmesini, özgürleşmesini mi istiyor yoksa geçen seçimlerde yaptığı gibi “anayasa değişikliğini” bir seçim kozu olarak tutmak ve değişimi geciktirmek mi istiyor?
Hangisi?
Hiç kimse “değişimci” olmadığında değişimi savunmak ve değişmek için azgın bir at gibi gemini zorlayan bu toplumun gücünü tek başına arkasına almak kolay, esas zor olan, başkaları da değişimi savunduğunda onları geçecek stratejiler ve projelerle yarışabilmek.
Hayatın gerçekleri Kılıçdaroğlu’yu “değişime” sahip çıkmaya zorladığında, hemen değişimin önüne set çekerek CHP liderinin “samimiyetini” sorgulamak Erdoğan’ı bir anda “tutuculaştırır”.
Erdoğan lider olduğu için Türkiye değişmiyor, Türkiye’nin değişmek istediğini fark ettiği ve buna uygun davrandığı için Erdoğan lider.
Türkiye, değişim hızını Erdoğan’ın seçim hesaplarına ve kişisel arzularına göre belirlemeyecek, Erdoğan Türkiye’nin değişimine ayak uyduracak.
Siyaseten çok sıkışan CHP anayasa değişikliğine “evet” diyorsa, onun işbirliği neden reddedilsin?
Gerçekten değişim isteyen biri, CHP’ye hemen “hadi” der ve hazır ortada Özbudun’un anayasa taslağı varken, onu daha da mükemmelleştirip tartışmaya açar.
Üstelik Kılıçdaroğlu, sadece Anayasa’yı değil diğer 12 Eylül yasalarını da değiştirmeye hazır olduklarını söylüyor.
İki liderin dünkü kısa görüşmelerinde “başörtüsünün” konuşulduğu anlaşılıyor.
Başörtüsü çok önemli bir sorun ama “tek” sorun değil.
Neden AKP ve CHP birlikte özgürlüğün yolunu açmasın?
AKP, değişim önerilerini masaya koysun, CHP’nin samimi olup olmadığı uygulamalardan anlaşılsın.
Kürt sorununu çözmenin eşiğinde olduğumuz şu günlerde, değişim isteği bir sel gibi kabarıyor bu ülkede.
Bu isteğe ayak uyduran lider olur, bu isteği gemlemeye kalkan sel sularının altında kaybolur.
Değişimi durdurabileceğini sanan çok parti ve lider kayboldu.
Erdoğan, kimsenin değişimi desteklemediği bir ortamda liderlik yaptı hep, diğerlerinin tutuculuğu onun değişimciliğini parlattı, bir de diğerleri değişim istediğinde görelim ne yapacağını.
Eğer yapacağı, değişim isteyenlerin hemen “samimiyetini” sorgulamaksa...

Viva Zapata
filmini alıp, bir akşam Deniz Baykal’la birlikte oturup seyretsin.

ahmetaltan111@gmail.com

"Yiğit Bulut'tan utanç duyuyoruz"

Başbakan'dan 'sansür kurulu' isteyen Yiğit Bulut'a tepkiler çığ gibi büyüyor. İnternet Medyası sert bir kınama yayınladı.

11:57 | 28 Eylül 2010
Yiğit Bulut'un, Başbakan Erdoğan'a yaptığı "sansür kurulu" önerisi İnternet Medyası'nı ayağa kaldırdı.
Habertürk ekranlarında "Sansürsüz" programını yapan Habertürk TV Genel Yayın Yönetmeni Yiğit Bulut, Başbakan Erdoğan'ın medya ile kahvaltı toplantısında dile getirdiği görüşleri ile şoke etti.
Gazete ve internet sitelerine 'sansür' kurulu isteyen Yiğit Bulut, medya camiasından büyük tepki aldı. Türkiye'nin en çok izlenen haber sitelerini bünyesinde barındıran İnternet Medyası Derneği, dün olağanüstü toplanarak Yiğit Bulut'a tepki gösterdi.Derneğin toplantısından çıkan duyuruda, kişisel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi için çaba gösteren internet camiasına sansür isteyen "zihniyetten" utanç duyulduğu belirtildi. Duyuruda bu zihniyetin, Habertürk gibi internette doğmuş bir markanın üst düzey yönetici tarafından dile getirilmiş olmasının büyük bir talihsizlik olduğu vurgulandı...
KAMUOYUNA DUYURU
"Son günlerde internet gazeteciliğine yönelik ağır ve haksız ithamlarla karşı karşıyayız. Biz haberciler, internetin ve kişisel özgürlüklerin genişletilmesi için çalışırken, özgürlükleri kısıtlayacak bir sansür kurulunun Başbakan'a önerilmesi büyük bir talihsizliktir. Başbakan'ın "bu öneriyi ciddiye almadığını belirtmesi" demokrasi ve kamuoyunun bilgilendirilmesi hakkı açısından ümit vericidir. Yüzlerce gazeteciyi istihdam eden, vergi ödeyen, milyonlarca insanın ziyaret ettiği siteleri yok sayan bu yasakçı görüşün, internette doğan Habertürk'ün bir yöneticisi tarafından dile getirilmesinden ayrıca utanç duyuyoruz..."

Savarona'ya fuhuş baskını

Savarona'ya yapılan fuhuş baskınında, yaşı 18'den küçük olan yabancı uyruklu 10 kız ve fuhuşu organize ettiği iddia edilen 8 kişi ile bazı ünlü işadamları gözaltına alındı.

Antalya / Muğla- Operasyona geçen yıl sonlarında, Antalya'nın Serik ilçesine bağlı Boğazkent beldesinde bir şüphelinin Ukrayna ve Rusya başta olmak üzere, yurt dışındaki mankenlik ajanslarından temin ettiği, aralarında 18 yaşından küçüklerin de bulunduğu kadınları, Antalya'daki turizm işletme belgeli lüks tesislere getirerek, maddi durumu iyi olan kişilere yüksek paralar karşılığında pazarladığı bilgisinin alınmasıyla başlandı.
Yapılan takipte, şüphelinin tek başına hareket etmediğinin anlaşıldığı, Antalya'dan dört, İstanbul'dan da iki kişinin organizasyon içerisinde yer aldığının tespit edildiği, bu gruba bir kişi tarafından finans desteği sağlandığı anlaşıldı.

Sürdürülen çalışmalar sonucunda, bu grubun Savarona Yatı'nı kiralayarak, yurt dışından getirdikleri kadınlara fuhuş yaptırılacağının belirlenmesi üzerine, adli mercilerden gerekli izinler alındıktan sonra operasyon düzenlenmesinin kararlaştırıldığı belirtildi.

Savarona Yatı'na çıkan jandarma ekipleri, ilk etapta bazılarının yaşı 18'den küçük olan Rusya ve Ukrayna uyruklu 10 kız, fuhşu organize ettiği iddia edilen 8 kişi ile bazı tanınmış işadamlarını gözaltına aldı.

Göcek açıklarına demirletilen ve çevresine 5 sahil güvenlik botu konuşlandırılan Savarona Yatı'nda aramanın sürdürüldüğü bildirildi.
 

Muğla'ya giriş yapan yabancı uyruklu 5 kişi gözaltında
Antalya İl Jandarma Komutanlığının koordinasyonunda ve Uluslararası Göç Örgütü Temsilcilerinin iştiraki ile gerçekleştirilen operasyon kapsamında, Muğla İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, Rusya'dan gelen ve Dalaman Havalimanı'na iniş yapan bir uçakta bulunan yabancı uyruklu 4'ü kadın 5 kişiyi gözaltına aldı.


Atatürk'ün yatı
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın internet sitesinde yer alan bilgilere göre, Savarona, bugüne kadar inşa edilen kraliyete ait olmayan en büyük yat olarak biliniyor.

Toplam uzunluğu 136 metre olan yatın direği 16 metre, iskeleti 6.1 metre uzunluğunda.

Ana süitin yanı sıra 17 lüks süit kamarası bulunan Savarona Yatı, Brooklyn Köprüsü'nü inşa eden mühendis John Roebling'in kızı Emily Roebling Cadwallader tarafından hizmete sokuldu.

Cadwallader, Savarona'yı 1931'de Hamburg'da Blohm ve Voss tersanelerinde 4 milyon dolara mal etti. Savarona, Atlantik, Akdeniz ve Kuzey Afrika sularını geçti fakat Cadwallader onu yüksek dışalım vergisinden dolayı ABD'ye sokamadı. Yatı satmaya karar verdi.

Savarona, 1938 yılında Türk hükümeti tarafından satın alındı. 1938 yılında Kral VII. Edward İstanbul'u ziyaret etti ve o zamanki devlet yatı Ertuğrul'da Mustafa Kemal Atatürk'ün konuğu oldu.

Bacadan dökülen kurum, majestelerinin beyaz pazenlerini öylesine kirletti ki Atatürk Ertuğrul'u hurdaya gönderdi ve yeni bir cumhurbaşkanlığı yatı araştırılması için emir verdi.

Türk bayrağı 1938 yılının mart ayında Southampton'da Savarona'ya çekildi. Yat, iki ay sonra bazı döşemeleri yenilendikten sonra Atatürk ölümcül hasta olduğu sırada İstanbul'a geldi.

Atatürk'ün Savarona'da geçirdiği altı hafta boyunca kabine toplantıları düzenlendi, Romanya Kralı Carol dahil olmak üzere önemli konuklar, devlet başkanları ağırlandı.

Savarona, II. Dünya Savaşı sonrasında Türk Deniz Kuvvetlerinin eğitim gemisi olarak kullanılmasına kadar bir daha yelken açmadı. 1989 yılında Savarona'yı hurdaya çıkarma kararı alındı.

Ancak Kahraman Sadıkoğlu son dakikada yatı 49 yıllığına kiraladı ve yeniden döşemeye başladı.

İçi Donald Starkey tarafından tasarlanan yatı yenilemek için 425 işçi yaklaşık üç yıl çalıştı.

Savarona, bugün yolcusu olma ayrıcalığı kazananlara zarafeti ve lüksü yaşatarak bir kez daha dünya sularında seyrediyor.
28 Eylül 2010






25 Eylül 2010 Cumartesi

"O günlerde faşiste faşist demek ayıp değildi"


Yazar Melih Pekdemir, 12 Eylül döneminin, ABD politikaları ve tekelci sermaye sınıfının çıkarları doğrultusunda tesis edilen kontrgerillanın açık diktatörlüğünden başka bir şey olmadığını söylüyor. Darbenin sivil yardım ve yatakçılarının da olduğuna işaret ederek "12 Eylül'ün özellikle 'zihniyetinden' hesap sorulmaya başlandığı noktada, mesela şimdinin 'darbesavar' medya mensuplarının bir zamanlar ne denli 'darbesever' olduğu gündeme gelecektir" diyor.
Cehennem günler
12 Eylül döneminde tüm ülkenin cezaevi olduğunu, tutuklu bulundukları Mamak Askeri Cezaevi'ne 1980'li yıllarda "cehennem" adının verildiğini dile getiren Pekdemir, o günleri şöyle özetliyor: "Cehennemdi. Temerküz kampıydı. Biz bu cehennem içinde 'cennet'i yaratmayı ve kendi cennetimizde yaşamayı başarmıştık. Ömrümüzün önemli bir kesitini, bu cehennem içindeki cennette ürettik; vallahi de tüketmedik, ürettik. Elbette 'mazoşist' değildik ama mutluyduk. Sürekli isyan halindeydik... Zebanilerle sürekli dalga geçmekteydik... Hiç alta düşmedik. Onlar bizi cehennemde yaşattıklarını sanır, sevinirken biz kendi cennetimizde yaşamayı sürdürdük yıllar boyunca... Hiçbir anımız boşa gitmedi... Dolu dolu yaşadık; merakla, inatla... Bu 'filmin' sonunu tarifsiz merak ettik... Direnmek, merak etmektir. 'Filmin' sona erdiğini reddetmektir... Ve bizler hep gülerek merak ettik... Bu cehennemde, gülmek,
konuşmak sağa sola bakmak idare emriyle yasaktı. Ama biz asıl ağlamayı yasaklamıştık kendimize... Bu nedenle mi her şeye gülerdik? Hayır ama, gerçekten de dolu dolu gülerdik, bir sinir boşalması anlamında filan değil, keyifle gülerdik. Cehennemi kahkahalarımızla cennet yapardık..."
Şiir de tatlı da yasak
Mamak'ta tatlının dahi yasak olduğunu, kimi zaman kendi tatlılarını yaptıklarını anlatan Pekdemir, "Bisküvi ile yapılan Mamak tatlısını biz icat ettik ve biz meşhur ettik... Şiir kitabı yasaktı son yıllara dek, oturur şiirimizi kendimiz yazardık... Özgürlük? Özgürlük de yasaktı! Oturur kendimizi özgür kılardık; düşlerimizde, dışarıda olmadığımız denli özgür yaşardık. Sonra yasaklanmadıysa eğer görüş günlerini beklerdik. Coplar inerdi kıçlarımıza. Görüş yerine koşarken, 'koş lan kooooooooş' diye bağırırdı zebaniler. Acılarımızı belli etmezdik. Görüşçülerimiz de acılarını belli etmezdi. Sarılır sarmaşırdık, sarmaşık olurduk" diyor. Hoparlörden verilen haberlerin ardından, 'Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Başkanlığı'ndan bildirilmiştir... Denizcilere ve Balıkçılara üç nolu bildiri' anonsunu anımsayan Pekdemir, devam ediyor: "Anonsla birlikte, keşişlemenin ya da poyrazın yelkenlerimizi dolduruşuna gelir, hülya denizlerinde özgürlüğümüzün seyrüseferine çıkardık. Sonra adına mahkeme dedikleri salonlara götürürlerdi bizleri. Ve bizler de çatır çatır 'siyasi savunmamızı' yapardık. Velhasıl, bizi yargılayan faşistlere, sizler faşistsiniz derdik. Yani o günlerde faşiste faşist demek ayıp değildi. Onlar da bizleri haliyle tekrar işkencelere gönderirler, sonra da idam, müebbet gibi cezalar verirlerdi. Yani olağan işlerdi bunlar. Yadırganmazdı."
Soğuk savaş programı
Türkiye'yi 12 Eylül'e getiren koşulların, "Soğuk Savaş" döneminin programı olduğuna dikkat çeken Pekdemir, 12 Eylül'ün ise 12 Mart faşizminin yarım kalan işlerini tamamlama programı olduğunu kaydediyor. Hâkim sınıfların toplumsal muhalefetten müthiş şekilde korktuklarını dile getirerek, "24 Ocak kararlarıyla neoliberalizmin temelleri atılmıştı, yani özelleştirme, sendikasızlaştırma sürecine direnecek hiçbir diri unsur kalmamalıydı. Basit bir askeri vesayet dönemi değil, mimarlığını Turgut Özal'm yaptığı vahşi bir sermaye diktatörlüğü süreci bu yıllarda adım adım oluşturuldu. Türkiye, ABD emperyalizminin gözdesi haline geldi, nitekim NATO ordusu başka türlü de olamazdı ki!" diyor. 12 Eylülcülerin toplumu çürüttüklerinin, işkence ile korku ve dehşet toplumu yarattıklarının artık herkesçe bilindiğini söylüyor, ideolojik işkenceyle toplumun beyninin yıkandığını, bu şekilde sağın daha da etkinleştirildiğini anlatıyor..
(HİLAL KÖSE / CUMHURİYET)

16 Eylül 2010 Perşembe

12 EYLÜL'ÜN CUNTA LİDERLERİNDEN TAHSİN ŞAHİNKAYA

Yalım Eralp anlattı: Tahsin Şahinkaya'nın rüşveti


16/09/2010 13:48
Emekli Büyükelçi Yalım Eralp 12 Eylül 1980 askeri darbesinin komutanlarından Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya'nın ABD tarafından rüşvetle suçlandığını söyledi
Yalım Eralp anlattı: Tahsin Şahinkaya'nın rüşvetiEmekli Büyükelçi Yalım Eralp’in Akşam gazetesine yaptığı açıklama herkesin dilindeki olayı belgeledi.

Eralp yaptığı açıklamada, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin komutanlarından Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya'nın rüşvetle suçlandığını söyledi.


Eralp, olayı şöyle özetledi: "1981'de ABD'liler bana, askeri uçak seçiminde rüşvet alındığını anlattılar. Tarif, Tahsin Şahinkaya'ya uyuyordu. 1981 sonbaharında
bir gün Amerikan Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Percy'nin yardımcısı Hans Binnedijk beni arayıp, 'Şu anda Percy, Büyükelçiniz Elekdağ'la görüşüyor, biraz sonra seni Kongre'ye çağıracağız' dedi.

Biraz sonra Şükrü Bey beni çağırdı, belli ki Percy'le yaptığı konuşmadan bir büyükelçi olarak rahatsız olmuş. Percy ona demiş ki: 'Bir olay var, ayrıntısını Yalım'a vereceğiz, yarın da birisi sizi görmeye gelecek. Bu konunun üzerine gidin, yoksa Kongre'de komisyon olarak bir oturum yapıp bu konuyu tartışacağız. ''Yalımcığım çok vahim bir durum var. Kongre'de bana ayrıntılı bilgiler verip 'Türkiye bir uçak seçimi yapacak, teklif verenlerden General Dynamics firması
kendi uçağının performans kriterlerinin kasten düşük gösterildiği kanaatinde varmış'' dediler. Yani 'Sizinkiler olayı kasten manipüle edip rüşvet karşılığında öbür uçak F-18'i almaya gayret ediyorlar'' demeye getiriyorlar. Bilgilerde rüşvet ayrıntıları da var. Şahinkaya'nın adı yok ama, öyle bir tarif yapılmış ki, ister istemez öyle bir sonuca varıyorsunuz.

MÜHÜRLÜ MEKTUP


Ertesi gün konuyla ilgili
daha ayrıntılı bilgiyi şirketin genel müdürü gelip Şükrü Bey'e verdi. Şükrü Bey'le baş başa kaldık. Şükrü Bey bunu Ankara'ya klasik metot şifre dediğimiz kapalı mesaj göndermeyi düşünüyordu. Kendisine 'Böyle bir şey yazarsanız en aşağı 9 tane basılır, bir çok kimse okur. Böyle bir hassas dönemde böyle bir hassas konuyu kimsenin bilmemesi lazım'' dedim. Çözüm için fikrimi sorunca 'Siz Devlet Başkanının büyükelçisiniz, kendisine özel mektup yazarsanız, bir kuryeyle gider'' dedim. Şükrü Bey fikrimi beğendi, bir cumartesi günü zamanın Devlet Başkanı Kenan Evren'e ayrıntılı bir şekilde benim kaleme aldığım bir mektup yazıldı. Çift kırmızı mühürlü zarftaki mektup 3 gün sonra Ankara'dan gelen kuryeye teslim edildi. Ancak, Sayın Evren mektubu buruşturup çöpe atmış, yani hiç ciddiye almamış."

ELEKDAĞ: “RÜŞVET İDDİASI GELDİ, AMA HİÇ İSİM VERİLMEDİ”


Emekli Büyükelçi Yalım Eralp’in gündeme getirdiği, 12 Eylül komutanlarından Orgeneral Tahsin Şahinkaya’nın ABD’den uçak alımında “rüşvet talep ettiği” iddialarına, o dönemin Washington Büyükelçisi Şükrü Elekdağ’dan yanıt geldi.


Elekdağ, Hürriyet.com.tr’ye yaptığı açıklamada, rüşvet iddialarının kendisine ulaştığını, ancak hiçbir zaman “isim verilmediğini”, rüşvet isteyen kişinin kimliğine ilişkin ayrıntıların, “hiçbir zaman ortaya çıkmadığını” söyledi.


Elekdağ, 12 Eylül darbesinden tam bir yıl sonra meydana gelen olaya ilişkin ayrıntıları şöyle açıkladı;


RÜŞVET İDDİASINA İLİŞKİN İLK SENATÖRDEN GELDİ


O dönemde Türk Hava Kuvvetleri’nin envanterindeki uçaklar acınacak durumdaydı. Dolayısıyla, bir modernizasyon kararı alındı. O dönemde, Türk Hava Kuvvetleri içinde bir komisyon oluşturuldu.
Türkiye’nin ilgilendiği iki ayrı uçak çeşidi vardı; Biri F-16’ları yapan General Dynamics, diğeri ise F-18’leri imal eden McDonell Douglas idi. Komisyon, bu iki firmanın uçaklarını inceleyip, hangisinin alınacağına karar verecekti. Bu süreç devam ederken, beni ABD Kongresi Dışişleri Komisyonu Başkanı Senatör Percy telefonla aradı. Aldığı bilginin çok acil olduğunu, toplantıyı yarım bırakıp çıktığını, Türkiye’nin alacağı uçaklarla ilgili olarak bir rüşvet iddiası olduğunu söyledi. Ayrıntıları anlatacak vakti olmadığını, yardımcısı Hans Binnedijk’i ertesi gün bana göndererek, konuyu anlattıracağını bildirdi.

BİR İŞADAMI ‘9 MİLYON DOLAR VERİN, SİZİN UÇAK SEÇİLSİN’ DEMİŞ


Senatör Percy bana Pazartesi günü telefon etti. Salı günü yardımcısı Binnedijk Washington Büyükelçiliğimize geldi. Kendisini, o dönemde Büyükelçilik’te birinci Müsteşar olan yardımcım Yalım Eralp karşıladı, benim odama getirdi. Eralp de görüşme sırasında bulunarak, not tuttu. Binnedijk, kendilerine General Dynamics firmasının CEO’su Mister Louis tarafından iletilen bir bilgiyi benimle paylaşmak için geldiğini söyledi. Bilgi şöyleydi; Bir Türk işadamı, New York’ta General Dynamics firması yetkilileri ile buluşmuş. Onlara, Türkiye’nin uçak ihalesinde, Türk Hava Kuvvetleri’nde alımı yapmakla görevli komisyonun tercihinin F-18’lerden yana olduğunu, ancak 9 milyon dolar verilirse, bu tercihin F-16’lardan yana değişmesinin mümkün göründüğünü söylemiş. Firmanın CEO’su Mister Louis de bu görüşmenin ayrıntılarını ABD Kongresi Dışişleri Komisyonu Başkanı Percy’ye iletmiş. Hemen o işadamının kim olduğunu, hangi münasebetle General Dynamics ile görüştüğünü sordum. Ancak Binnedijk, bu konuda hiçbir ayrıntı vermedi.


BİZZAT FİRMA CEO’SU GELDİ


Ben ayrıntıları öğrenmek konusunda ısrar edince, bu kez bizzat General Dynamics firmasının CEO’su, iddiaları ABD Kongresi’ne aktaran Mister Louis Washington Büyükelçiliğimize geldi. Onunla da ayrıntılı şekilde konuştuk. Konuşma sırasında, Yalım Eralp de hazır bulunup not tuttu. Ancak Mister Louis de, tüm ısrarlarımıza rağmen, ne rüşvet konusunu gündeme getiren Türk işadamının adını, ne de başka bir ayrıntı verdi.


KONUYU ORGENERAL ÜRUĞ’A İLETTİM


Rüşvet isteyenlere ilişkin ayrıntı bulamamakla birlikte, yine de bu konuyu Ankara’ya, en üst düzeyde iletmeye karar verdik. Hemen o dönemin Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri olan Orgeneral Necdet Üruğ’u aradım. Konuyu kısaca anlattım, ayrıntıları da özel bir kuryeyle kendisine, Devlet Başkanı Orgeneral Kenan Evren’e sunulmak üzere bir rapor halinde ileteceğimi söyledim. Aynı gün Yalım Eralp’in görüşmelerde tuttuğu zabıtları ve elimdeki tüm bilgileri içeren bir raporu, özel kurye ile Ankara’ya, Orgeneral Üruğ’a gönderdim.


KOMİSYON FESHEDİLDİ, YENİ KOMİSYON KURULDU


Ankara, raporumuzu alır almaz harekete geçti. Uçak alımları ile ilgili olarak Türk Hava Kuvvetleri bünyesinde kurulmuş bulunan komisyon derhal feshedildi. Yerine, dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Necip Torumtay, ki kendisi karacı bir generaldir, başkanlığında bir karma komisyon kuruldu. Ve uçak alımlarına ilişkin kararı bu yeni komisyon verdi. Sonuçta, General Dynamics firmasının ürettiği F/16’ların alınması kararı çıktı.


ÇOK ARAŞTIRDIM, RÜŞVETÇİ KİM ÖĞRENEMEDİM


Raporu Ankara’ya gönderdikten sonra, pekçok kanaldan, hatta rakip firmayla bile görüşerek, rüşvet konusunu gündeme getiren işadamı kim, kimin adına hareket ediyor, çok araştırdım. Ama bu konuda hiçbir ayrıntıya ulaşamadım. Dolayısıyla, bu konuda Ankara’ya herhangi bir isim içeren resmi bir bilgi de iletmedik.


CHP'den Önder Sav'a suçlama

CHP'nin eski Genel Başkanı Deniz Baykal'ın kurultay çağrısının ardından Konya Milletvekili Atilla Kart, "CHP'nin geçmişten bugüne sirayet eden Genel Merkez yapılanmasındaki, yönetim yapısındaki ve yönetim anlayışındaki komitacılığın ve yanlış anlayışların sona erdirilmesi gerektiği düşüncesindeyim" dedi.
Ankara- TBMM'de basın toplantısı düzenleyen CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, basın mensuplarının sorularını yanıtladı. İsim vermeden Genel Sekreter Önder Sav'ı topa tutan Kart, "CHP'nin geçmişten bugüne sirayet eden Genel Merkez yapılanmasındaki, yönetim yapısındaki ve yönetim anlayışındaki komitacılığın ve yanlış anlayışların sona erdirilmesi gerektiği düşüncesindeyim" diye konuştu.
 

"Komitacı" suçlaması
Baykal'ın kurultay çağrısına yönelik soruyu yanıtlayan Kart, şöyle dedi:
"Referandum sonuçlarını başarısızlık olarak nitelendirmiyorum. Kurultaya CHP'nin bu aşamada ihtiyacı olmadığı kanısındayım, ancak CHP'nin geçmişten bugüne sirayet eden Genel Merkez yapılanmasındaki, yönetim yapısındaki ve yönetim anlayışındaki komitacılığın ve yanlış anlayışların sona erdirilmesi gerektiği düşüncesindeyim. Maalesef bu anlayışın ve bu uygulamanın devam ettiğini görüyoruz. Sayın Genel Başkanımıza rağmen devam ettiğini görüyoruz."
 

"Genel Merkez yönetim kadrolarını kastediyorum"

"Komitacı" sözüne açıklık getiren Kart, şöyle dedi:
"Bu sebeple bizlerin bu anlamda Genel Merkez yönetim kadrolarını kastederek söylüyorum, bu anlamda Genel Başkanımıza sahip çıkmak, destek vermek, onun önünü açmak, bu süreçte artık kişisel ve siyasi hesapların üstüne çıkmak sorumluluğuyla karşı karşıya olduğumuzu, bunun ötesindeki davranışlara Türkiye'nin tahammülü olmadığını önemle ifade ediyorum."

"Yönetim anlayışında sakatlık var"

"Komitacı derken Önder Sav'ı mı kastediyorsunuz"
sorusuna Kart, şöyle dedi:
"Ben kişilere yönelik bir değerlendirme yapmadım. Çok açık bir şekilde yönetim yapısı ve yönetim anlayışındaki sakatlıktan söz ediyorum, siyasi anlamda sakatlıktan söz ediyorum. Yanlış olan yönetim anlayışı sebebiyle elbette ki örgütlerimizin tamamından söz etmiyorum, sorumluluk duygusu içinde özveri ile görev yapan örgütlerimizi ayırarak söylüyorum. Ama bir gerçeği de ifade etmek istiyorum."
 

"Örgüt yapısı değişmeli"

Örgüt yapısının değişmesi gerektiğine dikkat çeken Kart, şöyle dedi:
"Burada CHP kurultay kazanmaya yönelik örgüt yapısı anlayışından vazgeçilmesi gereğini dile getiriyorum. Nitelikli örgüt yapılanması temsil yeteneği olan toplumla kaynayan toplum içinde CHP'yi temsil edecek örgüt yapılanması ihtiyacından söz ediyorum. Bu ihtiyaç giderildiği takdirde, bu yenileme yapıldığı takdirde CHP kadrolarının ve Genel Başkanımızın halkla buluşması daha kolay olacak ve daha net olarak verimli olarak ortaya çıkacaktır."
16 Eylül 2010

Edeb ya hu!


Asimetrik “milli irade”
12 Eylül referandumunun ardından neredeyse “milli irade” bayramı ilan edilecek.  Türk sağının geleneksel “milli irade” fetişizminde şaşırtıcı bir yan yok.  “Siz isterseniz hilafeti bile getirebilirsiniz” derekesine inen çoğunlukçu (ama çoğulcu olmayan) zihniyet biliniyor. Şaşırtıcı olan sandık sonuçlarını neredeyse demokrasinin tek ölçütü ilan eden ve “liberal” demokrasinin en temel ilkelerini bile unutan liberaller. Seçim ve siyasi parti sistemleri ile seçim ve propaganda süreçlerini bir kenara iten, temsili demokrasinin en çarpıtılmış biçimleri dışında demokrasi ufku kalmayanlar harikulade analizler yapıyor.

Bırakalım sol kavramları liberal (burjuva) demokrat ölçütler açısından bile Türk sağının milli irade söylemi gerçeği ne kadar yansıtıyor? “Bir yurttaş bir oy” olarak ifade edilen genel oy ilkesinden eser kaldı mı? Yoksa asıl elitistler milli irade şampiyonluğu yapanlar mı? Milli irade şampiyonları on yıllardır milyonlarca insanın oyunu çalıyor olmasın! Referandum sonuçlarını Türkiye’nin siyasal temsil sisteminin yapısal ve tarihsel özelliklerini dikkate almadan değerlendirmek mümkün görünmüyor.


1950, 1954 ve 1965 seçimleri hariç Türk sağının ana akım partileri milli iradeyi temsil etmek bir yana hep gasp ettiler. 1957 seçimlerinde oyların yüzde 48’ini alan DP Meclisin yüzde 70’ine egemen olmuştu. 1977 seçimlerinde oyların yüzde 42’sini alan CHP ise milletvekillerinin ancak yüzde 47’sini alabilmişti. Oysa 1987 seçimlerinde ANAP yüzde 36 oy oranıyla milletvekillerinin yüzde 65’ini, 2002 seçimlerinde ise AKP oyların yüzde 34’üne karşılık milletvekillerinin yüzde 66’ini elde etti. ANAP 1987’de aldığı oyun yüzde 80 fazlası milletvekili çıkardı. 2002’de AKP aldığı oydan yüzde 94 daha fazla bir temsile kavuştu ve  bir rekora imza attı. 2007 seçimlerinde ise milli iradeden yüzde 35 fazlasını elde etti. Hangi milli iradeden söz ediliyor?


12 Eylül askeri darbesinin oluşturduğu otoriter siyasal sistemin en önemli ve en dayanıklı sütunu olan yüzde 10 baraj sistemi sağ partilerin oy oranlarının çok çok üstünde bir milletvekili sayısına ulaşmalarına ve “milli irade” ile yasama bağının iyice kopmasına, büyük bir asimetriye yol açtı.


Seçim kampanyalarının propaganda ve maddi olanaklar açısından eşitsizliği bir yana ne ANAP ne AKP oy kullanan seçmenlerin basit çoğunluğunu dahi temsil etmemektedir. Ancak buna rağmen anti demokratik bir seçim sistemiyle inanılmaz asimetrik bir parlamenter üstünlük sağladılar. Bu asimetri giderek daha büyük anti demokratik süreçleri besledi. Gerek ANAP gerekse AKP milli iradeyi yansıtmayan asimetrik bir parlamento çoğunluğu ve çalınmış seçmen iradesiyle Türkiye’de inanılmaz bir piyasacı dönüşüm gerçekleştirdiler. Referandum sonrasında 12 Eylül’ün bile başaramadığı otoriter bir başkanlık rejimine gidiş hızlanacak. Bu otoriter başkanlık rejiminin heybesinde ise piyasacı dönüşümü tamamlamak için epey yeni malzeme var.


Olağan demokratik koşullarda tek başına yasa yapma gücü bulamayacak olan bir parti anti demokratik seçim sistemine dayanarak anayasa değiştirmekte ve sonra da bütün kamu imkanlarını kullanarak eşitsiz ve antidemokratik bir propaganda süreciyle, bir plebisitle bu değişiklikleri onaylatmaktadır.


Bütün bunların adı “milli irade” imiş. “Milli iradeyi” gasp edenler, eğip bükenler ve barajların düşürülmesi karşı çıkanlar “ileri demokrat”; bu sürece “hayır” diyenler  ise “elitist” ve “darbeci” imiş.


Hadi canım sende!


Tarafsız kalanlara “konsomatris” diyen sendikacı, nobran bir siyasetçiye 8 yıldır kredi tanıyan ama ana muhalefet liderine “gariban” diyebilen elitist bir yazar milli iradenin savunucusu imiş, dahası demokratik bir anayasa isteyen solcuları elitizmle suçluyormuş.


Hadi canım sende!


Sandıktan evet çıkınca “halka güvenmeyelim de neye güvenelim” diyen bu yazar hayır çıksaydı yine bu halka güvenecek miydi?


Barajsız bir seçim sistemi, demokratik bir siyasal partiler sistemi ile eşit ve özgür bir propaganda süreci sonucunda oluşacak demokratik bir meclisin nitelikli çoğunlukla demokratik bir anayasa yapmasını savunanlar darbeciymiş. Ama otoriter bir tek adam rejimine alkış tutanlar, ABD’nin Irak işgalini hançeresi yırtılırcasına destekleyenler “Türkiye halkıyla aynı yolda yürüyormuş.”


Hadi canım sende!


12 Eylülü bir kaç darbeci generalin “kriminal” işine indirgeyenler ve 12 Eylül’ünün besleyip büyüttükleri 12 Eylül ile hesaplaşıyormuş, 12 Eylül ile inşa edilen rejiminin iktisadi, sosyal ve siyasal boyutlarıyla sürdüğüne dikkat çekenler ise “Ergenekonun değirmenine su taşıyormuş.”


Hadi canım sende!


12 Eylül generallerinin akıl hocalarıyla omuz omuza kampanya yürüten ve başbakanın teveccühüne mazhar olan “devrimci sosyalist” başkan, 12 Eylülde bedel ödemiş ve ömürleri boyunca12 Eylül ile hesaplaşmaya çalışmış solculara “başçavuşun siyasetçileri” diyormuş.
Edeb yâ hû!
AZİZ ÇELİK

13 Eylül 2010 Pazartesi

MHP’NİN ŞAHDAMARI NASIL PATLADI

MHP’NİN ŞAHDAMARI NASIL PATLADI
12.09.2010 20:31

Referandumun henüz kesinleşmeyen ilk sonuçlarına göreen çok kaybeden partiMHP oldu.
MHP’nin geleneksel olarak güçlü olduğu illerde evet oylarının yüksek çıkması dikkat çekti.
Erzurum’da son yerel seçimde MHP
yüzde 21 oranında oy alırken (CHP yüzde 3), referandumda hayır oylarının yüzde 16 civarında olduğu görünüyor.
MHP, son yerel seçimde Gümüşhane’de yüzde 24.5 oranında oy alırken (CHP yüzde 8), referandumda hayırlar yüzde 29 oranında kaldı.
Aksaray’da MHP’nin oyu yüzde 27.3 iken, (CHP yüzde 8.1) referandumda hayır oyları yüzde 25 oldu.
MHP, Genel Başkan Devlet Bahçeli’nin memleketi’nde tuş oldu. Osmaniye’de son seçimde MHP yüzde 42.1 oy alırken (CHP yüzde 12.15), referandumda hayır oyları %48 çıktı.
Yozgat’ta MHP’nin oyu yüzde 30.3 iken (CHP yüzde 7.3), referandumda hayır oyları yüzde 23’te kaldı. AKP’nin Kürt açılımı politikasına Anadolu’da en fazla tepkinin Yozgat’ta oluştuğu iddia ediliyordu. Referandum sonuçları bu görüşü – gözlemi doğrulamadı.
Amasya’da MHP yüzde 19.3, CHP yüzde 22.6 oranında oy alırken referandumda hayır oyları yüzde 39’da kaldı.
Kilis’de MHP yüzde 23.6, CHP yüzde 11.8, BTP yüzde 6.45, DP yüzde 3.7 civarında oy alırken, referandumda hayır oyu yüzde 38 oldu.

Odatv.com

12 Eylül 2010 Pazar

Erdoğan'dan Gülen'e teşekkür

"Buradan okyanus ötesine mesajlar olduğuna göre bizim de bu mesajı verenlere bir cevabımız olması lazım"

12 Eylül 2010 Pazar, 21:00:20
Erdoğan'dan Gülen'e teşekkür
Referandumdan çıkan 'Evet' sonucunu değerlendirmek üzere yaptığı konuşmada birçok kesime ve kişiye teşekkür eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ABD'de bulunan Fethullah Gülen'e de teşekkür etti. "Okyanus ötesinden bu sürece destek veren tüm kardeşlerimi kutluyorum" diyen Erdoğan, "Buradan okyanus ötesine mesajlar olduğuna göre bizim de bu mesajı verenlere bir cevabımız olması lazım" şeklinde konuştu.
Başbakan Erdoğan, bu sözleriyle  ilk kez Fethullah Gülen'e doğrudan mesaj göndermiş oldu. Erdoğan, "Buradan okyanus ötesine mesajlar olduğuna göre bizim de bu mesajı verenlere bir cevabımız olması lazım" CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na da yanıt vermiş oldu. Kılıçdaroğlu, miting meydanlarında yaptığı konuşmaların birinde "12 Eylül'de 'hayır' oyu vererek tokat atın, okyanus ötesinden de duyulsun" demişti.

M.H.P. KALELERİ BİRER BİRER YIKILDI...

Bahçeli memleketinde kaybetti

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), 2009 yerel seçimlerinde belediye başkanlığı kazandığı illerin çoğunda hayal kırıklığına uğradı. Bahçeli'nin memleketi Osmaniye'de bile referandumda 'evet' çıktı.
MHP'nin geçen sene belediye başkanlığı aldığı illerden Bartın, Gümüşhane, Isparta, Karabük, Kastamonu, Manisa ve Osmaniye'den referandumda evet sonucu geldi.  Bu ilerden Gümüşhane'de evet oranı yüzde 78'i geçti. Bahçeli'nin memleketi Osmaniye yaklaşık yüzde 54 ile evet derken, Manisa'da hayır yüzde 50.03 ile kıl payı önde.
Isparta'da evet oranı yüzde 57, Karabük'te yüzde 54, Kastamonu'da da yüzde 62 seviyesinde bulunuyor.
MHP'nin belediye başkanı çıkardığı illerden Balıkesir'de hayırların oranı yüzde 52. Uşak'ta da hayırcılar yüzde 50.3 ile çok az farkla önde. Adana'da ise hayırcıların oyları yüzde 56 oldu.



Sağ-sol çatışması değil faşist katliamlar var!


Darbecibaşının Genelkurmay Başkanı olduğu 1978 yılı, Türkiye’nin yakın tarihine ‘faşist katliamlar yılı’ olarak geçti. 16 Mart, Bahçelievler ve Maraş başta olmak üzere, faşist eylemci-tetikçiler kendileriyle aynı görüşte olmayan insanlara, devrimci ve demokratlara, biliminsanlarına yönelik sistematik kıyıma girişti. Çocuk, genç, yaşlı binlerce insan meydanlarda, sokaklarda, evlerinin önünde, okul çıkışında tek tek ya da topluca kurşunlandı, bombalandı

1978


»6 Mart Eski Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Kenan Evren, Genelkurmay Başkanlığı görevine başladı.


»20 Mart 7 öğrencinin katledilmesini protesto etmek üzere ‘faşizme ihtar eylemi’ yapan DİSK üyesi işçiler 2 saat iş bıraktı. Başbakan Bülent Ecevit, eylemi yasadışı niteledi. 104 işçi tutuklandı.
»24 Mart Ankara Savcı Yardımcısı Doğan Öz, uğradığı silahlı saldırıda öldürüldü. Öz, bir süre önce faşistlerin kaldığı öğrenci yurtlarında arama yaptırtmıştı. (Öz’ü öldüren MHP üyesi İbrahim Çiftçi daha sonra yakalandı. Dört kez idam cezasına çarptırıldı, dört kez karar bozuldu, sonunda beraat etti. İlgili mahkeme beraat kararını şöyle açıkladı: “Sanık Çiftçi’nin Doğan Öz’ü taammüden öldürdüğü yüce mahkememizce sabit görülmüştür. Ancak Askerî Yargıtay Daireler Kurulu kararına direnilemeyeceğinden sanık Çiftçi’nin beraatına karar verilmiştir...”)
»7 Nisan İÜ Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Doçenti Server Tanilli, faşistlerin silahlı saldırısına uğrayarak ağır yaralandı. (Tanilli, 12 Mart döneminde ‘Uygarlık Tarihi’ adlı kitabında komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla yargılanmıştı.)
»17-22 Nisan Malatya’nın DP ve AP kökenli bağımsız Belediye Başkanı ‘Hamido’ lakaplı Hamit Fendoğlu evine gönderilen bombalı paketle öldürüldü. Ölüm haberinin duyulmasından sonra MHP’li ve MSP’li gruplar kent caddelerinde saldırılara girişti. CHP’li, solcu ya da Alevi olduğu bilinen kişilerin ev ve işyerleri tahrip edildi. Gece sokağa çıkma yasağının ilan edildiği kentte jetler uyarı uçuşu yaptı. Kent dışında başlarından kurşunlanarak öldürülmüş 3 lise öğrencisi bulundu. Beş gün süren olaylarda 60 kişi yaralandı 250 kişi gözaltına alındı. (Suikastta kullanılan bombanın Ankara Nükleer Araştırma Merkezi’nde üretildiği öne sürüldü. Burada çalışan Ülkü Ocakları eski başkanı Muharrem Şemsek tutuklandı.)
»18 Nisan Fendoğlu’na gönderilen bombanın aynısının 16 Nisan’da Maraş Pazarcık CHP ilçe başkanına da gönderildiği, alınmayan paketin postanede açılması sırasında patladığı ve bir PTT memurunun ölümüne neden olduğu açıklandı.
»3 Mayıs Faşistler, İstanbul Yıldız’da dersten çıkan öğrencileri silahla taradı, 3 öğrenci öldü, 12 kişi yaralandı.
»3 Mayıs Töb-Der Genel Başkanı Gültekin Gazioğlu İstanbul’da saldırıya uğradı.
»26 Mayıs Çaya yapılan yüzde 100’lük zam oranı yüzde 60’a düşürüldü.
»11 Haziran Devrimci-demokrat polislerin kurduğu Pol-Der’in (Polis Derneği) Ankara şubesi kundaklandı.
»16 Haziran Pol-Der Genel Merkezi’nden üye kayıt fişleri çalındı, çeşitli belgeler yakıldı.
»17 Haziran Kömüre yüzde 250 zam yapıldı.
»27 Haziran Mersin ATAŞ rafinerisinde üretimin durması ve TPAO’da süren grev nedeniyle benzin sıkıntısı had safhaya ulaştı. İstanbul’da benzin istasyonlarının önündeki kuyruklar 1 kilometreye ulaştı.
»3 Temmuz İstanbul’da Pol-Der afişi asan 28 solcu polis gözaltına alındı.
»5 Temmuz Ankara Valiliği, Pol-Der ve sağcı polislerin kurduğu Pol-Bir (Polis Birliği) genel merkezlerini kapattı. (Pol-Der 17 Temmuz’da yeniden açıldı.)
»11 Temmuz Hacettepe Üniversitesi öğretim üyelerinden sanat tarihçisi ve şair Doç. Bedrettin Cömert, Ankara’da faşistlerin açtığı çapraz ateş sonucu otomobilinin içinde öldürüldü, eşi yaralandı. HÜ Rektörü Prof. Tuğrul Pırnar, Cömert’in 13 Temmuz’daki cenaze töreninde yaptığı konuşmada “Bu faşist tırmanışa dur denilmesini istiyoruz” açıklamasını yaptı. (Saldırıyı gerçekleştirenlerden Ülkü Ocakları üyesi Rıfat Yıldırım Almanya’ya kaçtı.)
»14 Temmuz Kırşehir’de Eğitim Enstitüsü öğrencilerinin üzerine bomba atan faşistler 23 kişinin yaralanmasına neden oldu.
»21 Temmuz Isparta’da 18 Temmuz’da faşistlerce öldürülen Töb-Der’li öğretmen Ali Arıcı’nın cenaze törenine katılan 1000 kadar devrimci-demokrat öğrenci ve öğretmenin yürüyüşü sırasında, “komünistler cami basacak” söylentisi çıkaran faşistler kitleye saldırdı. Çıkan olaylarda çok sayıda kişi yaralandı, CHP ve Töb-Der binaları tahrip edildi. 205 kişi gözaltına alındı.
»25 Temmuz Hatay Kırıkhan’da Töb-Der binasına atmaya hazırladıkları bombanın ellerinde patlaması sonucu iki ülkücü öldü.
»30 Temmuz Balıkesir Cezaevi’nde solcuların koğuşunu basan faşistler 2 kişiyi öldürdü.
»10 Ağustos Ankara Balgat’ta, devrimcilerin devam ettiği 4 ayrı kahvehanenin faşistlerce silahla taranması sonucu 5 kişi öldü 11 kişi yaralandı. (Balgat Katliamı’nın yakalanan ve yargılanan 4 sanığından Mustafa Pehlivanlı Ekim 1980’de idam edildi.)
»12 Ağustos Sağmalcılar Cezaevi’nde solcuların koğuşuna saldıran faşistler 1 kişiyi öldürdü.
»21 Ağustos Dünya Bankası, ağır bir ekonomik kriz yaşayan Türkiye’ye “sürekli devalüasyon” önerdi.
»1 Eylül İskenderun’da ülkücülerle solcu işçiler arasında çıkan çatışmada 2 işçi ile 1 polis öldü.
»3 Eylül Sivas’ta iki çocuk arasında çıkan kavga büyüyerek, önce ailelerin sonra mahallenin ve pazar yerindeki kalabalığın karışmasıyla ‘sağ-sol’ ve Sünni-Alevi çatışmasına dönüştü. Otomobillerle caddelerde dolaşıp “Aleviler camilere saldırıyor, Komünistlere ölüm!” diye bağırarak halkı kışkırtan faşistler CHP’lilerin ev ve işyerlerine saldırdı. Çıkan yangınlar itfaiyenin faşistlerce engellenmesi üzerine söndürülemedi. Askerî birliklerin müdahalesine karşın iki gün süren olaylarda 9 kişi öldü, 115 kişi yaralandı.
»9 Eylül Türkiye’nin hayat pahalılığında OECD üyesi 24 ülke arasında 1. sırada yer aldığı açıklandı.
»11 Eylül Petrol ürünlerine yüzde 65-75 oranında zam yapıldı.
»3 Ekim AP lideri Süleyman Demirel, “Sol yokken Türkiye çok rahattı” dedi.
»3 Ekim MHP İstanbul il başkanı Recep Haşatlı ve oğlu öldürüldü.
»4 Ekim İstanbul’da faşistler Taksim-Sarıyer seferini yapan bir belediye otobüsünü  durdurarak kaçırdıkları 3 öğrenciyi kurşuna dizdi. 2 öğrenci öldü, 1’i ağır yaralı kurtuldu. Saldırganlardan birinin ülkücü Cengiz Ayhan olduğu belirlendi.
»6 Ekim Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel, Faşizm Türkiye için bir tehlike değildir, kimse aklını faşizmle bozmasın” dedi.
»7 Ekim İstanbul’da İlerici Gençler Derneği’ne (İGD) bomba atıldı 3’ü ağır 16 kişi yaralandı.
»13 Ekim Doğan Öz’ü öldürdüğü (24 Mart) saptanan ülkücünün aynı tabancayla solcu bir öğrenciyi de öldürdüğü açıklandı.
»14 Ekim İlaç fiyatlarına yüzde 25 zam yapıldı.
»16 Ekim AP Genel Başkanı Süleyman Demirel’in yeğeni Yahya Demirel ‘hayali mobilya ihracatı’ndan 1 yıl 9 ay hapse mahkûm edildi. (Daha önce de aynı suçtan 17 ay kesinleşmiş hapis cezası alan ve İsviçre’ye kaçan Demirel’i, İsviçre hükümeti iade etmemişti.)
»20 Ekim İTÜ Elektrik Fakültesi Dekanı Ord. Prof. Bedri Karafakioğlu, İstanbul Bakırköy’de uğradığı silahlı faşist saldırıda yaşamını yitirdi.
»29 Ekim Tokat’ta devrimcilerin devam ettiği bir kahvehane tarandı, 3 kişi öldü.
»29 Ekim MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş, Almanya Dortmund’da yaptığı bir konuşmada, “Bize açıkça katil derlerse, ağızlarını yırtarım” dedi.
»2 Kasım Aralarında Ferhat Tüysüz ve Veli Can Oduncu’nun da bulunduğu 13 ülkücü-faşist Sağmalcılar Cezaevi’nden firar etti.
»15 Kasım Alkollü içkilere yüzde 45 oranında zam yapıldı.
»21 Kasım Politika gazetesi yazı işleri müdürü Ali İhsan Özgür, otomobilinin içinde vurularak öldürüldü. (Özgür’ü öldüren MHP İstanbul Gençlik Kolları Başkanı Kazım Ayaydın Aralık 1979’da tutuklandı.)
»22 Kasım Ankara Valisi Tekin Alp’in Nisan ayında savcılığa yaptığı başvuru üzerine, Ülkü Ocakları “MHP’yi destekleyici faaliyette” bulunduğu gerekçesiyle Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nce kapatıldı.
»26 Kasım Karadeniz Teknik Üniversitesi öğretim görevlisi ve TİP üyesi Dr. Necdet Bulut, Trabzon’da otomobilinde uğradığı faşist saldırıda ağır yaralandı. (Dr. Bulut,  8 Aralık’ta tedavi gördüğü Hacettepe Tıp Fakültesi’nde yaşamını yitirdi. Bulut’u katleden Ülkü Ocakları üyesi 3 tetikçi 15’er yıl, onları azmettiren 3 Ülkü Ocakları üyesi ise müebbet mahkûm oldu. Ancak Askerî Yargıtay kararları bozdu ve 1985’te tümü beraat etti.)
»5 Aralık Elazığ’da, Ticaret Lisesi’ne bir otomobilden açılan ateş sonucu bir ülkücü öldü. Ertesi gün şehre yayılan ülkücüler CHP’lilere ait ev ve işyerlerini tahrip ettiler. Çevreyi yaylım ateşine tutan faşistler 4 kişiyi öldürdü.
»12 Aralık Antalya’da bir TSİP’liyi öldüren katil, cinayet için Büyük Ülkü Derneği 2. Başkanı’yla 20 bin liraya anlaştığını itiraf etti.

16 Mart Katliamı


»16 Mart İstanbul Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi’nin önünde devrimci öğrencilerin üzerine bomba atılması sonucu 7 öğrenci Abdullah Şimşek (TİP), Baki Ekiz (İGD), Cemil Sönmez (TİP), Hamit Akıl (TİP), Hatice Özen (Dev-Genç), Murat Kurt (İGD), Turan Ören (İGD) yaşamını yitirdi, 41 öğrenci yaralandı. 22 Mart’ta bir basın toplantısı düzenleyen Pol-Der İstanbul Şubesi başkanı, bombalı saldırı istihbaratının olaydan 10 gün önce üniversitedeki polis âmirliğine bildirildiğini açıkladı. Saldırının sanıkları olduğu öne sürülen, aralarında Mehmet Gül (sonradan MHP milletvekili olarak Meclis’e girdi), Orhan Çakıroğlu, Kazım Ayaydın’ın da bulunduğu beş ülkücü yıllarca süren yargılamalardan sonra beraat ettiler.


Maraş Katliamı


»19 Aralık – 29 Aralık Maraş’ta 19 Aralık’ta başlayan olaylar 22-26 Aralık günlerinde katliama dönüştü, 111 kişi öldü, 176 kişi yaralandı. 19 Aralık gecesi sağcı bir filmin gösterildiği sinema bombalandı, 1’i ağır 7 kişi yaralandı. “Alevi komünistler sinemaya bomba attı” söylentisinin yayılmasıyla toplanan kalabalık CHP il merkezini, Töb-Der binasını ve PTT’yi taşlayarak tahrip etti. Faşistlerin, sinemayı bombaladığını iddia ettikleri iki öğretmen Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu 21 Aralık akşamı evlerine giderken öldürüldüler. 22 Aralık’ta öğretmenlerin cenaze töreni için 4-5 bin kişilik devrimci demokrat, cami önü geldiğinde, 8-10 bin kişilik bir toplulukla karşılaştı. Kalabalık, “Komünistlerin ve Alevilerin bu camide namazları kılınamaz” diyerek taş ve sopalarla kitleye saldırdı. Çıkan çatışmadan sonra yapılan açıklamada 3 kişinin öldüğü, 38 kişinin yaralandığı, solculara ve Alevilere ait 300 işyerinin tahrip edildiği açıklandı.

23 Aralık sabahı, “Müslüman Türkiye”, “Ordu millet el ele” diye yürüyüşe geçen silahlı kalabalık, aralarında CHP, TİP, TSİP, Töb-Der, Pol-Der de olmak üzere Alevilere ve devrimci demokrat olduğu bilinen kişilere ait birçok binayla işyerini ateşe verdi. Öğleden sonra tüm kente yayılan saldırganlar, uzun menzilli silahlarla Alevi mahallelerini kuşattılar. Jetler alçaktan uyarı uçuşu yaptı. Vali, konutundan ayrılarak valilik binasına sığındı.
24 Aralık’ta, faşistler yağlı paçavralarla çıkardıkları yangınları söndürmeye gelen itfaiye ekiplerine ateş açtılar. Askerlerle de çatışan silahlı faşistler adliye binasına saldırıp bir polis karakolunu ateşe verdiler. Bu arada çeşitli kentlerden Maraş’a gelen devrimci gruplar Alevi mahallelerini faşistlere karşı savunmaya başladı.
25 Aralık’ta başka kentlerden getirilen askerî birliklerin katılımıyla alınan önlemler sayesinde saldırıların önü bir ölçüde kesildi. Askerlerin ev ev gezerek yaptığı operasyonlarda uzun namlulu silahlar ele geçirildi.
Alevi mahallelerine saldırıların başladığı 23 Aralık’ta 31 olan ölü sayısının 29 Aralık’ta 111’e ulaştığı, 176 kişinin yaralandığı açıklandı. Resmî olmayan tanık ifadelerine göre ise ölü sayısı 500’e ulaştı. Katliamdan sonra çok sayıda Alevi aile başka kentlere göç etti.
Bir süre sonra, İçişleri Bakanlığı’nın Maraş Katliamı’na ilişkin hazırladığı ve kamuoyundan gizlenen raporda, “... Ülkücüler halkı kışkırtmak, tahrik etmek ve isyanını sağlamak için solcuların attığı süsü verilen, tahrip gücü az bir dinamiti sinema salonuna atılmasını...” ifadelerine yer verildi.
Maraş katliamını gerçekleştiren faşist katiller Haziran 1979’da Adana’da başlayan ve 1991’e kadar süren mahkemelerde yargılandı. 804 sanıktan 330’u için idam istendi. 13 kişi, suçu sabit görülerek idam cezasına çarptırıldı. 7 kişiye müebbet hapis cezası verildi. Mahkemenin kararı Yargıtay’da bozuldu. Yeniden yargılanma, Yargıtay süreci vb. ile idam cezaları uygulanmadı... Katillerin kimisi soyadını değiştirerek milletvekili seçildi, kimisi öldü, kalanlar da aramızda dolaşıyor...

‘Bunların gidişi Allende gidişi!..’


“Komünistlerin ülke çapında CHP iktidarınca korunup kollandığını” iddia eden Süleyman Demirel, ‘bayrak mitingleri’ düzenleyerek faşist saldırıları ve terörü perdeleyecek bir ‘komünizm tehlikesi’ imajını canlı tutmaya çalıştı.

Demirel’e göre Türkiye’de faşizm değil komünizm tehlikesi vardı ve zaten artık dünyada faşist kalmamıştı!

1979


»1 Şubat Milliyet gazetesi genel yayın yönetmeni Abdi İpekçi, otomobiliyle evine yaklaştığı sırada uğradığı silahlı saldırıda yaşamını yitirdi. Görgü tanıkları 25 yaşlarındaki suikastçının başka birisinin kullandığı bir otomobille olay yerinden kaçtığını bildirdi. (25 Haziran’da İpekçi’nin katili olarak yakalanan faşist eylemci-tetikçi Mehmet Ali Ağca, 23 Kasım’da tutuklu bulunduğu Kartal Maltepe askerî cezaevinden kaçırıldı. Gıyabında yargılanan Ağca, 28 Nisan 1980’de ölüm cezasına çarptırıldı. 2009’da serbest bırakıldı.)
»21 Şubat  Töb-Der genel merkezi, Sıkıyönetim güçlerince arandı.
»23 Şubat  Gazete ve kitap kâğıdı fiyatlarına yüzde 40 zam yapıldı.
»25 Şubat  Sıkıyönetim 13 ilde 2 ay daha uzatıldı.
»26 Şubat  İstanbul Taksim Meydanı’nda Sular İdaresi’nin önünde yer alan devrimci örgütlerin kitap sergileri Sıkıyönetim Komutanlığı’nın emri üzerine Beyoğlu Belediyesi ekiplerince kaldırıldı.
»28 Şubat  İstanbul’da mazot yokluğundan Kadıköy-Karaköy, Boğaz ve Adalar vapur seferlerinde aksamalar oldu.
»1 Mart Başbakan Bülent Ecevit, ülkenin içinde bulunduğu bunalıma dikkat çekerek, “Ekonomiyi düzeltmek için zam yapmak şarttır” dedi.
»7 Mart 7 kişiyi öldürmekten sanık ülkücü Veli Can Oduncu 16 yıla mahkûm oldu.
»15 Mart  Petrol ürünlerine yüzde 50, çimentoya yüzde 60, demir-çeliğe yüzde 40 ve sigaraya yüzde 25 zam yapıldı. Benzin 9 liradan 17 liraya yükseldi. Dayanıklı tüketim mallarının fiyatı serbest bırakıldı.
»17 Mart  AP Genel Başkanı Süleyman Demirel, 1973 Şili faşist darbesini kastederek “Bunların gidişi Allende gidişi, o da Şili’yi aynen böyle idare etti. Sonları aynı mı olur ayrı mı olur bilmem” dedi.
»20 Mart  Başbakan Bülent Ecevit, “Ekonomiye gereken ameliyatı yaptık” dedi.
»7 Nisan Türkiye Emekçi Partisi (TEP) Genel Başkanı Mihri Belli, İstanbul Sultanahmet’te uğradığı silahlı faşist saldırı sonrasında yaralandı. Belli, kendisini vuran kişinin, pek çok faşist eylemden aranan Cengiz Ayhan olduğunu söyledi. Denizlerin idam kararını veren emekli tuğgeneral ve Adalet Partisi milletvekili Ali Elverdi, “Mihri Belli’yi vurdular ama gebermedi” dedi.
»10 Nisan Yılmaz Güney’in ‘Ağıt’ adlı filmi TRT Genel Müdürü Cengiz Taşer’in emriyle yayından kaldırıldı.
»22 Nisan Töb-Der İstanbul Şubesi eski başkanı Celal Çelik öldürüldü.
»25 Nisan 13 ilde süren sıkıyönetim 2 ay daha uzatıldı ve 6 ilde (Adıyaman, Hakkâri,  Diyarbakır, Mardin, Siirt, Tunceli) daha sıkıyönetim ilan edildi.
»26 Nisan  İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı, 1 Mayıs kutlamalarını yasakladı.
»28 Nisan  Sıkıyönetimin 1 Mayıs yasağına uymayacaklarını ve Taksim’e çıkacaklarını açıklayan DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk ve 4 DİSK yöneticisi gözaltına alındı.
»29 Nisan İstanbul’da 1 Mayıs günü sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
»1 Mayıs İstanbul dışında 48 merkezde yapılan 1 Mayıs kutlamaları olaysız geçti. Yasağa uymayan ve sokağa çıkan TİP Genel Başkanı Behice Boran gözaltına alındı. “Haklı protestomu dile getiriyorum” diyerek Merter’de sokağa çıkan ve DİSK genel merkezine doğru yürüyüşe geçen Behice Boran ve 330 TİP’li zor kullanılarak gözaltına alındı. Ankara’da ise yürüyüş yapan devrimci gruplarla askerî birlikler arasında yer yer çatışmalar çıktı, 4 kişi yaralandı, 600 kişi gözaltına alındı. Avrupa televizyonları ise İstanbul’da yasağa uymayanların silah tehdidiyle yere yatırılarak gözaltına alınmalarını geniş bir şekilde yayınladı. (DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk, Genel Sekreter Fehmi Işıklar 5 Mayıs’ta, TİP Genel Başkanı Behice Boran ve 330 partili ise 6 Mayıs’ta Sıkıyönetimce tutuklandılar. 28 Mayıs’ta 25’er gün hapis cezasına çarptırıldılar.)
»12 Mayıs TÜSİAD gazetelere hükümeti eleştiren ‘Gerçekçi çıkış yolu’ başlıklı tam sayfa ilanlar verdi. Başbakan Ecevit ise ilanları eleştirerek, “İçimizden bıçaklanıyoruz, kendi kendimizi haksız yere yabancılara jurnal ediyoruz” dedi.
»14 Mayıs TÜSİAD’ın ilanı için savcılığa başvuracaklarını söyleyen Ecevit, “Bu devlet işadamlarının muhtırasıyla hükümet kurmaz, ancak halkın dediği olur” dedi.
»14 Mayıs İstanbul’da benzin karneye bağlandı.
»14 Mayıs Ankara Etlik, Piyangotepe Refik Saydam Caddesi’nde bulunan ve devrimci, demokratların devam ettiği Çelik Kahvehanesi’ni basan silahlı ve maskeli 3 faşist, içeride bulunan 20 kişiyi yere yatırdıktan sonra yaylım ateşi açtı. 6 kişi olay yerinde 1 kişi ise hastaneye kaldırılırken öldü.
»3 Haziran İşadamı Sakıp Sabancı, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu değerlendirerek, “Sorunları çözecek hükümetler çıkaracağız, çilemizin dolmasını bekliyoruz” dedi.
»11 Haziran Cumhuriyet tarihinin 5. devalüasyonu (yüzde 43.6) yapıldı. TL’nin 1 dolar karşısındaki değeri 47 lira 10 kuruş oldu.
»25 Haziran Manisa’da 15 dakika arayla meydana gelen iki olayda MHP il başkanı eczacı Cemil Çöllü ile CHP üyesi berber Mehmet kuşçu silahlı saldırıda öldürüldü. 27 Haziran’da MHP il başkanının cenazesine katılan ülkücüler, CHP Kadın Kolları üyesi eczacı Neşe Gülersoy’u eczanesinde öldürdüler. Kentte giderek tırmanan olaylar üzerine Vali, gece sokağa çıkma yasağı ilan etti.
»18 Temmuz Ankara Bahçelievler MİSK (Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu) genel merkezinde bomba imal edildiği saptandı. Bir gün önceki, “komünistler MİSK’e bomba attı” söylentisinin ise burada üretilen bombanın patlaması sonucu oluştuğu anlaşıldı. MHP Genel Merkezi ve Gençlik Kolları genel merkezi sıkıyönetim güçlerince arandı. (MİSK 23 Temmuz’da Sıkıyönetimce kapatıldı, yöneticileri ise “silahlı çete kurmak”tan 28 Temmuz’da tutuklandılar.)
»3 Ağustos MHP İstanbul Kartal ilçe başkanı öldürüldü.
»6 Ağustos “Ramazanda yemek satılmaz” diyen bir grup dinci İstanbul Fatih’te bazı lokantaları zorla kapattırdı.
»9 Ağustos Türk Eczacılar Birliği’ne bağlı 17 ilin Eczacı Odası, “halkın sağlığına sahip çıkmak, ilaç yokluğunu gidermek ve ilgilileri uyarmak için” eczanelerini kapatma eylemine başladı.
»12 Ağustos Bingöl’de MHP’li belediye başkanı Hasan Tekin ve kardeşi öldürüldü.
»23 Ağustos Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Tüm Sağlık Personeli Derneği’ni kapattı.
»26 Ağustos Darbecibaşı, yayınladığı mesajda “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, kendi çıkarlarını ülke bütünlüğünün üstünde görenleri bir anda yok edebilecek güce sahip olduğunu” öne sürdü.
»27 Ağustos ODTÜ’de jandarmayla çatışan 450 solcu öğrenci gözaltına alındı.
»10 Eylül TİP Adana eski il başkanı avukat Ceyhun Can Adana’da öldürüldü.
»11 Eylül Çukurova Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Tıp Fakültesi Nöroloji Kürsüsü Başkanı Prof. Dr. Fikret Ünsal öldürüldü.
»18 Eylül Adana’da Yapı Meslek Lisesi’nin lojman bölümünde televizyon izleyen 7 öğretmen, maskeli 2 kişi tarafından yere yatırılarak kurşun yağmuruna tutuldu. 5 öğretmen olay yerinde, 1 öğretmen kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Adana Valisi öğretmenlerin hiçbirisinin aşırı uçlara bağlı olmadığını, herhangi bir derneğe üye olmadıklarını, yarısının sağ görüşlü yarısının sol görüşlü olduğunu belirterek, “Amaç terör yaratmaktır, halkı tedirginliğe düşürmektir” dedi.
»28 Eylül Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul uğradığı silahlı saldırıda öldü. Yurdakul’un cenazesinin 29 Eylül’de gizlice Ankara’ya götürülmesi yaklaşık 5 bin kişilik solcu bir grubun protesto eylemine neden oldu. Gösteriye katılan 52 polis memuru açığa alındı. 1 Ekim’de Ankara’da yapılan cenaze töreninde Pol-Der üyesi polisler saldırıyı kınayan bir bildiri yayımladılar. Saygı duruşuna geçildiğinde ise sol yumruklarını havaya kaldırdılar.
»29 Eylül Töb-Der’in Bursa’da düzenlediği miting, “seçim yasasına aykırı olduğu” gerekçesiyle dağıtıldı. Genel Başkan Gültekin Gazioğlu’nun da aralarında olduğu 300 kişi gözaltına alındı.
»12 Ekim Süleyman Demirel, “Türkiye’de faşizm var deyip de arkasını aramanın komünizmi korumak” olduğunu söyleyerek “Nerede bu faşizm, anlayamıyorum, hayalet taşlıyoruz” dedi.
»14 Ekim Cumhuriyet Senatosu üçte bir yenileme ve milletvekili ara seçimleri yapıldı. AP 33, CHP 12, MSP 4, MHP 1 senatör çıkardı. Boş 5 milletvekiliğinin tümünü AP kazandı. Demirel, “Biz hedefimizi vurduk” diyerek Ecevit hükümetini istifaya çağırdı.
»16 Ekim 609 gündür iktidarda olan Bülent Ecevit hükümeti istifa etti.
»18 Ekim MSP, “MHP’nin katılacağı bir hükümet Türkiye’yi iç savaşa götürür” dedi.
»24 Ekim Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, AP lideri Demirel’i yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi. MHP ve MSP kurulacak hükümeti destekleyeceklerini açıklarken, Demirel “aydınlığa giden yolda ilk basamağın aşıldığını” söyledi.
»24 Ekim Sıkıyönetim mahkemesinde yargılanan Maraş Katliamı sanıkları mahkeme salonunda arbede çıkardı. Sloganlar atıp müdahil avukatlara saldırarak linç etmek isteyen faşistler, mahkeme heyetine ve görevli polislere küfür ettiler. 1 saat kadar süren arbede güçlükle bastırıldı.
»27 Ekim İstanbul, Bayrampaşa’da Devrim Mahallesi’ndeki bir kahvehaneyi basan silahlı 5 faşist, içeride bulunan 12 işçiyi yüzlerini duvara döndürerek kurşuna dizdi. İşçilerin 6’sının öldüğü 6’sının da ağır yaralandığı saldırıyı üstlenen ‘İslam Kurtuluş Ordusu’ adlı bir örgüt, saldırının “Ülkücü katliamına misilleme” olduğunu duyurdu.
»16 Kasım Töb-Der İstanbul eski şube başkanı Talib Öztürk öldürüldü.
»19 Kasım MHP İstanbul il yönetim kurulu üyesi, gazeteci İlhan Darendelioğlu öldürüldü.
»20 Kasım İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi ve Siyasal Bilimler Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Ümit Doğanay, İstanbul Etiler’de uğradığı silahlı faşist saldırıda öldürüldü. Prof. Doğanay’ın bedenine 23 mermi isabet ettiğini belirleyen polis yetkilileri saldırıyı ‘Türkçü İntikam Tugayı’ adlı bir örgütün üstlendiğini öne sürdü. (1983’te İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’nca açılan davada Doğanay’ı öldürmekten sanık Ahmet Sefa Kırlı ve Cihat Sever ile bu kişileri cinayete azmettiren ÜGD İstanbul Başkanı Recep Öztürk “delil yetersizliğinden” beraat ettiler.)
»25 Kasım Abdi İpekçi’nin katili faşist tetikçi Mehmet Ali Ağca Maltepe Askerî Cezaevi’nden kaçırıldı. Ağca’nın kaçırılışı ile ilgili görülen 2 subay, 10 astsubay ve 11 er tutuklandı
»28 Kasım İstanbul Maçka Maden Fakültesi’nde forum yapan 525 devrimci öğrenci “öğretim özgürlüğünü engellemek”ten gözaltına alındı.
»29 Kasım İstanbul’da Kadıköy-Karaköy arasında çalışan vapurlarda günlerdir yolculara sataşan faşistler, Cumhuriyet gazetesi okuyan yolculara saldırdı.
»1 Aralık MHP Genel Başkanı Türkeş, yaptığı konuşmada partisine yöneltilen suçlamaları reddederek, “MHP, kanun ve hukuk dışı hiçbir hareketin içinde olmamıştır. MHP’nin hiçbir cinayetle, hiçbir kanlı olayla ilgisi olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır” dedi.
»7 Aralık İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Cavit Orhan Tütengil, İstanbul Levent’te uğradığı faşist saldırıda öldürüldü (d.1921). Tütengil’i çapraz ateşe tutan 4 faşist, olay yerine ‘Anti Terör Birliği’ imzalı “Ne Amerika ne Rusya bağımsız Türkiye” yazılı bir bildiri bırakarak kaçtı. (Tütengil’in 9 Aralık’taki cenazesine katılan binlerce kişiden dipçiklenenler oldu, havaya açılan uyarı ateşi sonucu 1 işçi yaşamını yitirdi, 8 kişi yaralandı, 61 kişi gözaltına alındı.)
»14 Aralık İstanbul’da konutlara yapılan fuel-oil dağıtımı durduruldu. Başbakan Demirel akaryakıt darlığına ilişkin, “Ecevit bize tanklar dolusu fuel-oil bıraktı da içtik mi onu” dedi.
»15 Aralık İstanbul Beşiktaş’ta devrimci, demokrat öğrencilerin devam ettiği Barbaros Kafetarya’ya yerleştirilen tahrip gücü yüksek saatli bombanın patlaması sonucu 5 kişi öldü, 22 kişi yaralandı. Saldırıyı ‘Türk İslam Birliği’ adlı bir örgüt üstlendi.
»17 Aralık Nâzım Hikmet’in yazdığı, Arif Melikov’un sahneye uyarladığı ‘Ferhat ile Şirin’ balesi, TRT’nin ‘Sanat Dünyası’ adlı programından çıkarıldı.
»24 Aralık Maraş Katliamı’nın 1. yıldönümünde, Töb-Der tarafından Türkiye genelinde örgütlenen direniş ve protesto eylemlerinde çatışmalar çıktı. Bir öğretmen, 1 öğrenci ve MHP ilçe başkanının öldürüldüğü Ankara’da, çoğunluğu öğretmen ve öğrenci 2439, ülkücü bir öğretmenin öldürüldüğü İstanbul’da ise yaklaşık 1400 kişi gözaltına alındı. Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı, “kamu düzenini bozan örgütlerle işbirliği yaptığı” gerekçesiyle Töb-Der Genel Merkezi’ni kapattı ve tüm valiliklere yazı göndererek şubelerinin de kapatılmasını istedi.
»28 Aralık Maraş Katliamı’nın 1. yıldönümünde katliamı protesto etmek amacıyla 24 Aralık’ta derslere girmeyen 1711 öğretmen görevden alındı.

1980
Fatsa’da darbe provası yaptılar


Dünyanın en adil ve devrimci belediyecilik örneklerinden birinin yaşandığı Fatsa’da, devletin saldırısından sonra

Adalet Partili bir Fatsalı, bir gazeteye şu açıklamayı yapıyordu: “Bugün devlet terörü yaşanıyor Fatsa’da. Biz devlet deyince büyük bir güç görmeye alışmışızdır. Ama gördük ki peşlerine taktıkları iki sidikli adamla girdi Fatsa’ya devlet”

»2 Ocak Denizli MİSK bölge başkanının, kendi yaptığı bombanın patlaması sonucu elleri koptu.
»8 Ocak Demirel hükümetinin yönettiği ülkede, fabrikaların yüzde 80’inde üretim durdu. 35 çimento fabrikasından 29’unda, 18 şeker fabrikasından 13’ünde üretim durdu.
»8 Ocak Tunceli Öğretmen Lisesi, bakanlıkça kapatıldı.

»24 Ocak 12 Eylül faşist darbesinin yolunu önemli ölçüde açan ‘24 Ocak Kararları’ açıklandı. Demirel hükümetinin Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal tarafından hazırlanan ve IMF’ye sunularak onaylanan 24 Ocak Kararları’na göre başlangıçta: Yüzde 32,7 oranında devalüasyon yapılarak günlük kur ilanı uygulamasına geçildi. (47 lira olan dolar 70 liraya çıktı.) Devletin ekonomideki payını küçülten ‘önlemler’ alındı. KİT ürünlerine yüzde 300-400 zam yapıldı. Tarım ürünleri destekleme alımları sınırlandırıldı. Gübre, enerji ve ulaştırma dışında sübvansiyonlar kaldırıldı. Dış ticaret serbestleştirildi, yabancı sermaye yatırımları teşvik edildi, kâr transferlerine kolaylık sağlandı. İthalat kademeli olarak serbest bırakıldı. Reel ücretler yarı yarıya eridi. Ücretlere, maaşlara ve taban fiyatlara sınırlama getirildi.
»25 Ocak Demirel’in azınlık hükümetinin kurulduğu 12 Kasım 1979’dan 24 Ocağa kadarki 73 günde, 497 siyasi cinayet işlendiği, 779 kişinin yaralandığı ve 72 soygun olayı gerçekleştirildiği açıklandı.
»27 Ocak Gübreye, cumhuriyet tarihinin en büyük zammı yapıldı: Yüzde 500-700.
»29 Ocak Defter ve kitap kâğıdına yüzde 400, PTT hizmetlerine yüzde 100-280 zam yapıldı.
»1 Şubat İstanbul’da tren ücretleri 250 kuruştan 10 liraya, aylık vapur biletleri de 75 liradan 400 liraya çıkarıldı. Zamlara tepki gösteren halk bilet almadan vapurlara bindi.
»2 Şubat 30 Ocak’ta Ankara’da, MHP’li Bakan Cengiz Gökçek’in koruması Süleyman Ezendemir tarafından vurularak öldürülen ODTÜ öğrencisi Sinan Suner’in öldürülmesini protesto gösterisine katılanlardan biri olan Erdal Eren, çıkan olaylarda bir inzibat erini vurduğu iddiasıyla tutuklandı. (16 yaşındaki Erdal, yaşı büyütülerek 19 Mart’ta idama mahkûm edildi. MGK’nin onayladığı karar 13 Aralık’ta infaz edildi.)
»6 Şubat Adana’da devrimci avukat Halil Güllüoğlu faşistlerce öldürüldü. Maraş Katliamı davasının müdahil avukatlarından olan Güllüoğlu, katledilen Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul’un eşinin de avukatıydı.
»14 Şubat İstanbul’da zamları protesto amacıyla düzenlenen kepenk kapatma eylemi sonucunda Şişli, Eminönü gibi işyerlerinin yoğun olduğu ilçelerde dükkânların neredeyse tamamı açılmadı.
»19 Şubat İzmir ve Hatay’da sıkıyönetim ilan edildi.
»23 Şubat SSK’nin iflasın eşiğine geldiği açıklandı.
»5 Mart Tokat’ın Zile ilçesinde lise öğrencileri arasında başlayan çatışma Alevi-Sünni çatışmasına dönüştü. CHP’li ve Alevi olarak bilinen kişilerin ev ve işyerleri faşistlerce tahrip edilerek, yer yer yangınlar çıktı. 1 kişi öldü 13 kişi yaralandı, gece sokağa çıkma yasağı konuldu.
»7 Mart Darbecibaşı, polis ve jandarmanın görev ve yetkilerini belirleyen yasal düzenlemelerin yetersiz olduğunu, değiştirilmesi gerektiğini söyledi.
»10 Mart Yakınlarınca “Führer” diye anılan MHP’li Gündüz Kapancıoğlu TARİŞ’e ‘personel müdürü’ olarak atandı.
»25 Mart Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün görev süresinin dolmasıyla, Meclis’te yeni cumhurbaşkanının seçimi için turlar başladı. (21 Ağustos’ta 114’üncü turun yapılmasına karşın hâlâ yeni cumhurbaşkanı seçilememişti.)
»4 Nisan Ortadoğu gazetesi yazarı İsmail Gerçeköz İstanbul’da öldürüldü.
»5 Nisan Eskişehir’de DİSK’e bağlı sendikalar ve demokratik kitle örgütlerinin düzenlediği mitinge katılanlara ateş açılması sonucu 3 kişi öldü. Kentin farklı semtlerinde  düzenlenen silahlı saldırılarda da 2 öğrenci öldürüldü.
»11 Nisan TRT İstanbul Radyosu yapımcılarından, yazar ve halkbilim araştırmacısı Ümit Kaftancıoğlu İstanbul Mecidiyeköy’de uğradığı silahlı faşist saldırıda öldürüldü (d.1934). (Kaftancıoğlu'nun katillerinden ÜGD’li Ahmet Mustafa Kıvılcımlı ve Bayram Çimen daha sonra yakalandı. Cinayetten 6 yıl sonra görülen davada Askerî Mahkeme, Bayram Çimen’i delil yetersizliğinden serbest bıraktı. İdam cezasına çarptırılan Kıvılcımlı için ise “aslî fail değil, ferî fail” olduğu gerekçesiyle hakkındaki idam kararı bozuldu.)
»24 Nisan İstanbul, Ağrı, Erzurum ve Kars’ta 1 Mayıs kutlamaları yasaklandı. (30 Nisan’da yasaklı il sayısı 30’a çıktı.)
»28 Nisan Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı, Ruhi Su’nun Ankara konserlerinin yasakladığını duyurdu.
»5 Mayıs Çaya yüzde 67-300 oranında zam yapıldı.
»8 Mayıs Anayasa Mahkemesi Türkiye Emekçi Partisi’ni (TEP) kapattı.
»23 Mayıs TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Sevinç Özgüner, İstanbul Mecidiyeköy’de evine giren 2 faşist tarafından katledildi. İlerici kişiliğiyle tanınan Özgüner’in eşi Vecdi Özgüner ağır yaralandı. Faşistler üç gün önce de Özgünerler’in evine girmiş, evde kimseyi bulamayınca “Mecidiyeköy komünistlere mezar olacak” notu bırakıp kaçmışlardı.
»28-29 Mayıs MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak’ın 27 Mayıs’ta Ankara’da öldürülmesini bahane eden ülkücü-faşist çeteler İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Sivas ve Çorum’da terör estirdi; CHP binalarına saldırdılar. Çıkan olaylarda çeşitli kentlerde çok sayıda kişi yaralandı. Yeterli güvenlik önlemleri alınamadığından pek çok kentte lise ve üniversite öğrencileriyle çalışanlar akşam saatlerine kadar işyerlerinde ve okullarda mahsur kaldılar.
»6 Haziran Demirel’in, azınlık hükümetini kurduğu Kasım 1979’dan sonraki 6 ay içerisinde 1533 kişinin öldürüldüğü, 1918 kişinin yaralandığı açıklandı.
»9 Haziran 6 ay içerisinde 8’inci kez devalüasyon yapılarak TL’nin değeri yüzde 5,5–8,8 arasında düşürüldü.
»12 Haziran İzmir, İnciraltı Öğrenci Yurdu’nu basan askerler, sınav öncesi moral şenliği düzenleyen öğrencilerin üzerine yaylım ateşi açtı, 5 öğrenci öldü 60 öğrenci yaralandı. Önce genel arama yapılacağını anons eden asteğmen Necip Pınar ve çavuş Hasan Dimici yönetimindeki askerler daha sonra bahçedeki öğrencilerin üzerine 3 dakika süreyle ateş açarak taradı. Katliamda yaşamını yitiren İsmail Baytak, Mustafa Uslu, Ali İhsan Tan, Hüseyin Akdağ Aydın, ve Mehmet Ali Arun’un otopsilerinde, tümünün sırtlarından vurulduğu, kurşunların ABD malı M-6 ve M-1 otomatik tüfeklerinden çıkan mermiler olduğu belirlendi.
»20 Haziran Türkiye’de karakol ve hapishanelerde artan işkence olayları, Almanya Parlamentosu’nda tartışıldı ve Türkiye’ye yardımın durdurulması istendi.
»22 Haziran İstanbul’da CHP Beyoğlu ilçe başkanı öldürüldü.
»24 Haziran İstanbul’da MHP Gaziosmanpaşa ilçe başkanı öldürüldü.
»25 Haziran Kırşehir’de, faşistlerin devrimci demokrat görüşlü kişilere ait işyerlerini ve evleri tahrip etmesiyle başlayan ve 2 gün süren olaylarda 1 kişi öldü, sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
»9 Temmuz Demokrat gazetesinin Ankara’ya sokulması yasaklandı.
»15 Temmuz İstanbul Şişli’de MHP ilçe binasının karşı sokağında iki faşistin silahlı saldırısına uğrayan CHP İstanbul milletvekili Abdurrahman Köksaloğlu öldürüldü.
»19 Temmuz 12 Mart döneminin başbakanı Nihat Erim İstanbul Dragos’ta öldürüldü.
»20 Temmuz Darbecibaşı, “Hainlerin cezası yakında verilecek” dedi.
»22 Temmuz Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Kemal Türkler, İstanbul Merter’de uğradığı faşist saldırıda öldürüldü. (Türkler’in katillerinden biri olduğu öne sürülen ve iki kez beraat eden Ünal Osmanağaoğlu 2010’da 3. kez yargılanmaya başladı.)
»27 Temmuz Balgat Katliamı’nı   gerçekleştiren (10 Ağustos 1978) iki faşist İsa Armağan ve Mustafa Pehlivanlıoğlu, Mamak Askerî Cezaevi’nden kaçırıldı. (Demokrat gazetesi günler öncesinden, 11-12 Haziran tarihli sayılarında faşist katillerin kaçma hazırlığında olduğunu yazmıştı.)
»28 Ağustos MHP hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan suç duyurularının sayısı 9’a ulaştı. (Bu duyurular, İstanbul, Ankara, Zonguldak cumhuriyet savcılıklarıyla İstanbul ve Ankara Sıkıyönetim mahkemeleri savcılıklarınca yapılmıştı.)
»6 Eylül Milli Selamet Partisi’nin (MSP) Konya’da düzenlediği ‘Kudüs’ü kurtarma yürüyüş ve mitingi’ şeriat isteminin dile getirildiği bir gösteriye dönüştü. (12 Eylül sonrasında faşist darbenin en temel gerekçelerinden biri olarak gösterilen mitingten ötürü MSP yöneticileri yargılandı ancak tümü “delil yetersizliğinden” beraat etti.)
»12 Eylül Darbecibaşı ve dört arkadaşı, sabaha karşı ülke yönetimini ele geçirdi...

TARİŞ saldırıları

»22 Ocak - 20 Şubat  Yüzlerce polis ve jandarma “arama yapmak” bahanesiyle, TAR‹Ş’e (‹zmir, ‹ncir, Üzüm, Pamuk ve Zeytinyağı Tarım Satış Kooperatifleri Birliği) baskın yaptı. (1979’da kurulan 2. MC (Milliyetçi Cephe) hükümetinin TAR‹Ş Genel Müdürlüğü’ne kendi adamını ataması ve yeni yönetimin önceki dönemde işe alınan işçileri tasfiye etmek istemesi, TAR‹Ş işyerlerinde örgütlü D‹SK’e bağlı sendikaların ve işçilerin tepkisine neden olmuştu.) Baskına karşı koyan ve geri püskürten işçiler tüm işletmelerde direnişe geçti. Olay çok kısa sürede ‹zmir’de duyuldu. ‹zmir’in gecekondu mahallerinde özellikle de TAR‹Ş işçilerinin oturduğu Çimentepe, Gültepe gibi gecekondu bölgelerinde halk sokağa döküldü. TAR‹Ş’in çeşitli işletmelerinde devam eden direnişlere destek veren ve üniversiteyi işgal eden Ege Üniversitesi öğrencileriyle polis arasında çıkan çatışmada ise 83 öğrenci ve 7 polis yaralandı. 14 Şubat’ta Çiğli ‹plik Fabrikası işçilerine karşı bir operasyon başlatıldı. Sabaha karşı onbine yakın ‘asker, polis, zırhlı araçlarla, helikopterlerle fabrikaya baskın düzenlediler. Sonunda güvenlik güçleri fabrikaya girdi ve kimseye dokunmayacaklarına söz verdikleri halde, 1500 işçi tutuklandı ve işkenceden geçirildi. Olaylar sürerken D‹SK’e bağlı sendikalar 2 günlük grev kararı aldı. 17 Şubat’ta mahallerdeki direnişi kırmak üzere düzenlenen 9 saatlik operasyon amacına ulaştıktan sonra sokağa çıkma yasağı kondu. 20 Şubat’ta devrimci demokrat işçilerin yerine sağcı faşist işçilerin yerleştirilmesiyle TAR‹Ş’te üretim yeniden başladı. TAR‹Ş olaylarını Erzurum’dan izleyen Darbecibaşı ise, “Biz dış düşmanlarla değil, iç düşmanlarla uğraşıyoruz” dedi.

Faşistler Çorum’da 48 kişiyi katletti

»29 Mayıs – 5 Temmuz 28 Mayıs’ta MHP’li Gün Sazak’ın öldürülmesini bahane eden faşist çeteler 29 Mayıs sabahından itibaren kentte gösteriler yapmaya başladı. Akşama doğru iki öğretmeni yaralayan ve devrimci demokrat kişilerin işyerlerini tahrip eden faşist göstericiler, Aleviler’in ve devrimcilerin yaşadığı Milönü mahallesine saldırdı. Burada barikat kuran devrimcilerle MHP’li faşistler arasında çıkan çatışma tüm kente yayılarak sabaha kadar sürdü. Olayların ilk aşaması 2’si polis 4 kişinin ölümüyle sonuçlandı.
1 Temmuz’da yeniden saldırıya geçen faşistler, halkı Aleviler’e ve devrimcilere karşı “cihada çağırarak”, çok sayıda işyerini tahrip etti. 2 Temmuz’da, sokağa çıkma yasağına karşın saldırılar Bahçelievler, Mutluevler, Etievler, Yavruturna, Kale ve Terlemezler mahallelerinde yoğunlaştı. Silahlı faşistler, devrimcilerin kurduğu barikatlardan ötürü mahallelere giremedi.
4 Temmuz’da dincilerin ve faşistlerin, cuma namazından sonra “Milönü’nde cami bombalandı” söylentisi yaymasından sonra, kentin çeşitli camilerinden çıkanlar Alevi ve devrimci demokrat kişilerin bulunduğu yerlere saldırdılar. Devrimcilerin örgütlü ve bilinçli direnişiyle püskürtülen saldırılar ve çatışmalar sabah saatlerine kadar aralıklarla sürdü. 
5 Temmuz’da askerler kentte denetimi sağladı. Saldırılar sırasında insanların kulak ve burunlarının kesildiği söylentileri yayıldı. Temmuzun ilk haftasını kapsayan olaylarda 44 kişinin öldüğü, böylelikle toplam 48 kişinin öldüğü belirlendi.
CHP’nin İçişleri Bakanı Mustafa Gülcügil hakkında gensoru önergesi verildi. Gülcügil 21 Temmuz’da istifa etti. CHP Çorum milletvekili Şükrü Bütün, 12 Temmuz’da yaptığı basın toplantısında, “Milönü’ndeki Alaattin camisine bomba atanların sağcı olduklarını ve yakalandıkları”nı açıkladı.

Demirel: Çorum’u bırak Fatsa’ya bak!


»8-11 Temmuz Başbakan Demirel’in “Çorum’u bırak Fatsa’ya bak” sözleri sonrasında, Ordu’nun Fatsa ilçesine, karadan ve denizden yüzlerce asker ve polisle ‘Nokta Operasyonu’ düzenlendi. 8 Temmuz’da çok sayıda askerî birliği ilçeye sevkedilmesi, 9 Temmuz’da Darbecibaşı’yla kuvvet komutanlarının ilçeye ‘uğraması’ sonrasında, Fatsa 10 Temmuz’da polis ve askerlerce kuşatıldı, ilçeye giriş çıkışlar yasaklandı. CHP, AP ve MSP ilçe başkanları Fatsa ile ilgili basında çıkan haberlerin gerçeği yansıtmadığını ve örnek bir belediyecilik anlayışıyla huzur içinde yaşadıklarınına ilişkin ortak basın açıklaması yapmalarına karşın 11 Temmuz’da harekât başladı. Yüzleri maskeli faşistlerin yer göstermesiyle de bağımsız belediye başkanı ‘Terzi’ Fikri Sönmez ve 300 kişi gözaltına alındı. Çıkan çatışmalarda en az 15 kişi yaşamını yitirdi. (16 Temmuz’da İçişleri Bakanlığı’nca görevinden alınan ve tutuklanan ‘Terzi’ Fikri, Fatsa Devrimci-Yol davasında yargılanırken 4 Mayıs 1985’te 12 Eylül zindanlarında yaşamını yitirdi.)