25 Eylül 2010 Cumartesi

"O günlerde faşiste faşist demek ayıp değildi"


Yazar Melih Pekdemir, 12 Eylül döneminin, ABD politikaları ve tekelci sermaye sınıfının çıkarları doğrultusunda tesis edilen kontrgerillanın açık diktatörlüğünden başka bir şey olmadığını söylüyor. Darbenin sivil yardım ve yatakçılarının da olduğuna işaret ederek "12 Eylül'ün özellikle 'zihniyetinden' hesap sorulmaya başlandığı noktada, mesela şimdinin 'darbesavar' medya mensuplarının bir zamanlar ne denli 'darbesever' olduğu gündeme gelecektir" diyor.
Cehennem günler
12 Eylül döneminde tüm ülkenin cezaevi olduğunu, tutuklu bulundukları Mamak Askeri Cezaevi'ne 1980'li yıllarda "cehennem" adının verildiğini dile getiren Pekdemir, o günleri şöyle özetliyor: "Cehennemdi. Temerküz kampıydı. Biz bu cehennem içinde 'cennet'i yaratmayı ve kendi cennetimizde yaşamayı başarmıştık. Ömrümüzün önemli bir kesitini, bu cehennem içindeki cennette ürettik; vallahi de tüketmedik, ürettik. Elbette 'mazoşist' değildik ama mutluyduk. Sürekli isyan halindeydik... Zebanilerle sürekli dalga geçmekteydik... Hiç alta düşmedik. Onlar bizi cehennemde yaşattıklarını sanır, sevinirken biz kendi cennetimizde yaşamayı sürdürdük yıllar boyunca... Hiçbir anımız boşa gitmedi... Dolu dolu yaşadık; merakla, inatla... Bu 'filmin' sonunu tarifsiz merak ettik... Direnmek, merak etmektir. 'Filmin' sona erdiğini reddetmektir... Ve bizler hep gülerek merak ettik... Bu cehennemde, gülmek,
konuşmak sağa sola bakmak idare emriyle yasaktı. Ama biz asıl ağlamayı yasaklamıştık kendimize... Bu nedenle mi her şeye gülerdik? Hayır ama, gerçekten de dolu dolu gülerdik, bir sinir boşalması anlamında filan değil, keyifle gülerdik. Cehennemi kahkahalarımızla cennet yapardık..."
Şiir de tatlı da yasak
Mamak'ta tatlının dahi yasak olduğunu, kimi zaman kendi tatlılarını yaptıklarını anlatan Pekdemir, "Bisküvi ile yapılan Mamak tatlısını biz icat ettik ve biz meşhur ettik... Şiir kitabı yasaktı son yıllara dek, oturur şiirimizi kendimiz yazardık... Özgürlük? Özgürlük de yasaktı! Oturur kendimizi özgür kılardık; düşlerimizde, dışarıda olmadığımız denli özgür yaşardık. Sonra yasaklanmadıysa eğer görüş günlerini beklerdik. Coplar inerdi kıçlarımıza. Görüş yerine koşarken, 'koş lan kooooooooş' diye bağırırdı zebaniler. Acılarımızı belli etmezdik. Görüşçülerimiz de acılarını belli etmezdi. Sarılır sarmaşırdık, sarmaşık olurduk" diyor. Hoparlörden verilen haberlerin ardından, 'Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Başkanlığı'ndan bildirilmiştir... Denizcilere ve Balıkçılara üç nolu bildiri' anonsunu anımsayan Pekdemir, devam ediyor: "Anonsla birlikte, keşişlemenin ya da poyrazın yelkenlerimizi dolduruşuna gelir, hülya denizlerinde özgürlüğümüzün seyrüseferine çıkardık. Sonra adına mahkeme dedikleri salonlara götürürlerdi bizleri. Ve bizler de çatır çatır 'siyasi savunmamızı' yapardık. Velhasıl, bizi yargılayan faşistlere, sizler faşistsiniz derdik. Yani o günlerde faşiste faşist demek ayıp değildi. Onlar da bizleri haliyle tekrar işkencelere gönderirler, sonra da idam, müebbet gibi cezalar verirlerdi. Yani olağan işlerdi bunlar. Yadırganmazdı."
Soğuk savaş programı
Türkiye'yi 12 Eylül'e getiren koşulların, "Soğuk Savaş" döneminin programı olduğuna dikkat çeken Pekdemir, 12 Eylül'ün ise 12 Mart faşizminin yarım kalan işlerini tamamlama programı olduğunu kaydediyor. Hâkim sınıfların toplumsal muhalefetten müthiş şekilde korktuklarını dile getirerek, "24 Ocak kararlarıyla neoliberalizmin temelleri atılmıştı, yani özelleştirme, sendikasızlaştırma sürecine direnecek hiçbir diri unsur kalmamalıydı. Basit bir askeri vesayet dönemi değil, mimarlığını Turgut Özal'm yaptığı vahşi bir sermaye diktatörlüğü süreci bu yıllarda adım adım oluşturuldu. Türkiye, ABD emperyalizminin gözdesi haline geldi, nitekim NATO ordusu başka türlü de olamazdı ki!" diyor. 12 Eylülcülerin toplumu çürüttüklerinin, işkence ile korku ve dehşet toplumu yarattıklarının artık herkesçe bilindiğini söylüyor, ideolojik işkenceyle toplumun beyninin yıkandığını, bu şekilde sağın daha da etkinleştirildiğini anlatıyor..
(HİLAL KÖSE / CUMHURİYET)

Hiç yorum yok: