25 Eylül 2013 Çarşamba

24 Eylül 2013 Salı

Senin İsmail'in Kim?


Senin İsmail'in Kim?

"İkra!" "Oku!"

İleri yaşına rağmen İbrahim Peygamber'in hiç çocuğu olmamıştı. İbrahim Peygamber dualarında Allah' a yakarıp, O'ndan O'na bir erkek evlat vermesini istedi ve O'na bir erkek evlat verirse, 6 yaşına geldiğinde kurban edeceğini söyledi. 

İbrahim Peygamber'in sınavı böyle başladı. İbrahim'in Allah’ı engelleyebilecek sevgisi, oğluydu. Bu yüzden Hz. İbrahim hayatta en sevdiği, tutkusu olma ihtimali olan İsmailini kurban sunmuştur. O, aslında İsmailini kurban etmiştir! 

İbrahim’in oğlunu kurban etmeye yeltenmesi ile biricik oğlunun canını feda etmeye hazır olması ile somutlaşan kurban, özünde Allah ile kul arasına girebilecek ve Allah'ı unutturacak her dünyevi canlı ve cansız varlığı temsil eder.

Günümüz İsmailleri paraya ve mülk sahibi olmaya düşkün, açgözlü, ihtiyacından fazla yiyen-içen-alan ve başka canlılara hükmetmek için gözü iktidar hırsı bürümüş olmaktır. 

Kurban kelimesi Arapça k-r-b (Kaf-Ra-Be) kökünden türemiş ve yaklaşmak, yakınlığı sağlamak, Allah'ın rızasını kazanarak O'na yakın olmak anlamında kullanılmaktadır. Kurban hayvan kafası uçurmak, kan dökmek değildir. Tasavvuf ilminin önde gelenleri et yemeyi ve öldürülmeden önce nefes alan bir canlıya ait, ölü bedeni diyetlerine sokmayarak "riyazet"(şehvetlerle ve nefs-i emmâre ile mücadele planı, az yemek, mideyi doldurmamak ve bu suretle ruhu inceltmek ve rahat çalışabilmek için yapılan beden ve ruh terbiyesi) adı verilen ve bir nevi nefis terbiyesi yaparlar. 

Hiçbir canlı öldürülsün, işkence görsün diye yaratılmış olamaz. 

Bir canlının hayatını, nefesini elinden almak yerine yapabileceğiniz birçok hayır vardır. Bunlar; başında maddi durumu yetersiz olan kişilere erzak yardımı yapmak, okuyan çocukların eğitimlerine ve okul ihtiyaçlarına yardımcı olmak, ihtiyaç sahiplerinin geçimine yardım etmek, yaşlı ve kimsesizlere bir tas sıcak çorba götürmek ve soğuktan donmasınlar, yağmurdan ıslanmasınlar diye sokak hayvanlarının sığınacakları ufak bir baraka bile inşaa etmek olabilir. Bu gibi ihtiyaç, yardımlaşma ve yakınlaşma durumları, yılda bir kere yapılan et dağıtma işinden daha yaşam sever ve daha makbul olması olası işlerdir. 

Kurban kıssasına göre sormamız gereken soru, Ali Şeriati’nin sorduğu gibi: “Benim İsmailim kim?” olmalıdır.

Günahların ve nefsin için can alma, kan dökme. Başka ibadet mümkün! 

Aşağıdaki yazı Eren Erdem'in "Kurban ‘hayvan kesmek’ değildir!(1-2-3-4)" yazısından alıntılanmıştır:

Hac Suresi Ayet 37: Onların etleri de kanları da Allah’a asla ulaşmaz; fakat sizin takvanız O’na ulaşır. Onları size bu şekilde boyun eğdirir ki, sizi hidayete erdirdiği için Allah’ı yücelterek anasınız. Güzel düşünüp güzel davrananlara müjde ver.

Büyük dilbilimci Ragıp El İsfehani’ye göre bu kök, “doluya yaklaşmak” manasına geldiğinden, Allah’a yaklaşma babındadır. Ve dolaylı olarak, “Allah dışında ki tüm ilahlardan uzaklaşma” anlamı kazanır. Yani, insanlığın kaderine yön veren, Allah dışındaki tüm totemleri reddetme, onların siyasi, ekonomik, politik ve felsefi dayatmalarından uzaklaşmak sureti ile Allah’a yaklaşmak. Kurban kelimesinin “politik” anlamı bu şekildedir.

Bu hususta Bakara suresinin 87. ayetine bir göz atalım;

“Ve iz ehazna misaka beni israile la ta’büdune illellahe ve bil valideyni ihsanev ve izl kurba vel yetam vel mesakini ve kulu lin nasi husnev ve ekiymus salate ve atüz zekah, sümme tevelleytüm ila kalilem minküm ve entüm mu’ridun”

Biz İsrailoğullarından, Allah’ın dışında kimseye kulluk etmeyecek/O’na yakın olacak (1), ana babaya, yetim ve yoksullara yardım edecek, herkese iyilik yapıp, “salat-ı uygulayacak”, mal biriktirmeyip topluma dağıtacaksınız diye söz almıştık. Ancak pek azı müstesna, sözlerinden döndüler, hala dönmekteler...

Yukarıdaki çeviride (1) ile ifade ettiğim kısım, “kurba”nın anlam bütünlüğünü akseden bölümdür. Kuran’ı yapısı gereği, ayetin devamı da, “kurba” eyleminin uygulanış biçimini tarif etmektedir. Yani, halka yardım etme, sermaye yığmaktan kaçınma, sevdiğiniz şeyleri Allah yolunda harcama gibi bir bütünlük göze çarpmaktadır.

“Kur’an-ı Kerim’i” açıp, Arapça orjinalini incelediğinizde, “kurba vel yetam vel mesakini” ifadesini her zaman yan yana göreceksiniz. Yetam ve Mesakin, yetim ve miskin/fakir demektir. Kurba ise, Allah’a yaklaşma olarak göze çarpar. Yani Allah’a yaklaşmanın yolu, yetim ve miskinlerden geçmektedir.

Yani yetim ve miskine yaklaşarak, “Allah dışında ki belirleyici totemlerin dayatmalarından uzaklaşıyor, dolayısı ile Allah’a yaklaşıyorsunuz.” Bu yaklaşma, bedensel değil, ideolojik bir yaklaşmadır.

Kurban kelimesinin direk geçtiği bir diğer ayet ise “Ahkaf suresi 28. ayettir”

“Fe lev la nesarahümlezinettehazu min dunillahi kurbanen aliheh bel dallu anhüm ve zalike ifkühüm ve ma kanu yefterun”

Allah’ın yanında yakınlık sağlamak için edindikleri ilahlar, onlara yardım etseydi ya! Tam aksine, onlardan uzaklaşıp kayboldular. Bu, onların yalanları, uydurup durduklarıydı.

Kurban’ın hayvan kesmek olduğu iddiasını besleyen surelerden birinin de Kevser suresi olduğu iddia edilir. Malum, Kevser suresi bir namaz suresidir. Surenin ikinci cümlesinde “fe salli li rabbike venhar” ifadesi, Rabbin için namazı kıl ve kurbanı kes biçiminde çevrilir. Bu çeviri tamamen bir katliamdır.

Ayette geçen “salli” kalıbı, salat kelimesinin bir veznidir. Bu kalıp, şu ayetteki kalıp ile hemen hemen aynı manaya gelir. “Allah ve melekleri o resule salli ederler.” Eğer buradaki salli kelimesini “namaz” diye çevirirsek, Allah ve melekleri peygambere namaz kılmış olur. Ki bu saçma ve hatalı bir yakıştırma olacaktır.

Dolayısı ile buradaki salli, “destekleme” anlamıyla çevrilir. Allah ve melekleri peygamberi desteklerler...

O halde Kevser suresinde ki salli kelimesi de “desteklemektir.”

Ve gelelim venhar kelimesine. Venhar, nahr kökünden türemiş bir kelime olup, boğazına bıçak dayanmış devenin göğsünü ileri attırması manasına gelir. Yani “bir işi göğüslemektir.”

(SÂFFÂT suresi 102. ayet) Çocuk onunla birlikte koşacak yaşa gelince, İbrahim dedi “Yavrucuğum, uykuda/düşte görüyorum ki ben seni boğazlıyorum. Bak bakalım sen ne görürsün/sen ne dersin?” “Babacığım, dedi, emrolduğun şeyi yap! Allah dilerse beni sabredenlerden bulacaksın.

Ayette “ne kurban kelimesi geçer, ne de iması yapılır.” Kaldı ki ısrarcı bir dille anlatmaya çalıştığım şu gerçeği de ele alalım, kurban kelimesi hakkında bildiğiniz her şeyi unutmanız gerekmektedir. Kurban, yani yaklaşmak kelimesi Arapçadır. Yaklaşmak anlamına gelir. Oğlunu kurban etti diye bir cümle kurarsak, Oğlunu yakınlık etti gibi bir gariplik ortaya çıkar.

Hz.İbrahim’in yaptığı şey, kendisini mücadele şuurundan alıkoyan tüm imgelerden arınma fiilidir. Bütünüyle, Allah’a yaklaşma (kurbiyet kurma), Allah dışında ki her şeyden uzaklaşma temelinde bir eylemdir. Bu eylem, mal, servet, makam, imtiyaz ve hatta evlat ve eş sevgisinden dahi bağımsızlaşma ile mümkündür.

Bu bir imtihandı

Hz.İbrahim kıssasına dönelim;

Evlat sevgisi, özellikle de erkek evlat istemesi ve bu isteğe olan bağlılığı anlatılan İbrahim Peygamber ile ilgili şu bölüme dikkat ediniz;

Bunun üzerine biz, İbrahim’e yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik.

Evet görüldüğü gibi, İbrahim Resul’ün çok istediği şey, yani evlat kendisine verilmiştir. Sonrasında ise, Allah’a yakınlığı test edilmek sureti ile, “en çok sevdiğini feda edip edemeyeceği sorgulanmıştır’’...

“Bu, hiç kuşkusuz apaçık imtihanın ta kendisiydi.” (Saffat suresi 106)

İmtihanın amacı, kişinin sevdiklerinden Allah yolunda vaz geçip geçememesi noktasındadır. Yani kurbanın temel amacı budur. Aksi bir mana, hayvan satın alıp kesme gibi bir ritüel uygulaması bu noktada gözlemlenememektedir.

Dinsel hassasiyetleri yüksek gibi görünen kitlelerin, esasında Allah’a “kanlı sunaklarda ego tatmin eden tahta putlara yapılmış muamelenin aynısını yapması” ve kesilen hayvanların kanlarıyla arınma kültürünü, İslam’a monte etmesi gariptir.

Bir hayvanın gırtlağını keserek yapılan ibadet, tarihsel pagan kültünün dışavurumudur. İslami değildir.

İnsanın kendisine yani doğaya yabancılaşmasına neden olan etkenlerden arınması ile birlikte çözülen toplumsal sorunlar, kurban ibadetidir.

Dolayısı ile kurban ibadeti belirli bir hafta ya da zaman dilimine sıkışması mümkün olmayan, yaşayan bir ibadettir. Mezbahalarda, eli kanlı kasapların ağzından çıkan arapça dualar eşliğinde yapılan iş, Hz.Muhammed’in hayatı boyunca hiç vuk’u bulmamış bir uygulama olması hasebi ile dindışıdır. Ortadoğu’da hemen hemen hiçbir ülkede böyle bir uygulama yapılmamaktadır.

Eğer diyorsanız ki, ben “Kurban Bayramı’nda” hayırlı bir iş üretmek isterim, gidin ihtiyaç sahiplerine destek olun, elinizden avucunuzdan artanı yoksullarla bölüşün, hastaları ziyaret edin, sokak çocuklarının başını okşayın, küskünleri barıştırın derim. Allah’ın nezdinde ibadet olarak makbul olan davranış budur. Hatta o boğazına bıçak dayanan sevimli koyunların özgürce yaşayabilmesi için çevreyi katleden kapitalist kodaman bozgunculuğa karşı bir ses yükseltin. Doğayı, insanı ve toplumları sevin, koruyun.

Aslolan ibadet böyledir. İbadet hayatta, ritüel tapınakta yapılır. İslam bir ritüel dini değildir. Dolayısı ile yeryüzü Allah’ın mescididir. Allah’ın mescidlerini ticarethaneye çeviren engerek soyu ruhban aklı ile mücadele, Allah’a yaklaşma vesilesidir. Allah’a yaklaşma gayreti de kurbanın ta kendisidir.

Aksi halde kaçan danaların ardına düşmüş kasapların doğradığı hayvanlardan akan kanlarla ıslatılmış toprağın üzerinde, kan ve gözyaşına mahkum edilmiş mazlumların feryadı dinmeyecektir.

Dicle Ürünay

Senin İsmail'in Kim?

"İkra!" "Oku!"

İleri yaşına rağmen İbrahim Peygamber'in hiç çocuğu olmamıştı. İbrahim Peygamber dualarında Allah' a yakarıp, O'ndan O'na bir erkek evlat vermesini istedi ve O'na bir erkek evlat verirse, 6 yaşına geldiğinde kurban edeceğini söyledi.

İbrahim Peygamber'in sınavı böyle başladı. İbrahim'in Allah’ı engelleyebilecek sevgisi, oğluydu. Bu yüzden Hz. İbrahim hayatta en sevdiği, tutkusu olma ihtimali olan İsmailini kurban sunmuştur. O, aslında İsmailini kurban etmiştir!

İbrahim’in oğlunu kurban etmeye yeltenmesi ile biricik oğlunun canını feda etmeye hazır olması ile somutlaşan kurban, özünde Allah ile kul arasına girebilecek ve Allah'ı unutturacak her dünyevi canlı ve cansız varlığı temsil eder.

Günümüz İsmailleri paraya ve mülk sahibi olmaya düşkün, açgözlü, ihtiyacından fazla yiyen-içen-alan ve başka canlılara hükmetmek için gözü iktidar hırsı bürümüş olmaktır.

Kurban kelimesi Arapça k-r-b (Kaf-Ra-Be) kökünden türemiş ve yaklaşmak, yakınlığı sağlamak, Allah'ın rızasını kazanarak O'na yakın olmak anlamında kullanılmaktadır. Kurban hayvan kafası uçurmak, kan dökmek değildir. Tasavvuf ilminin önde gelenleri et yemeyi ve öldürülmeden önce nefes alan bir canlıya ait, ölü bedeni diyetlerine sokmayarak "riyazet"(şehvetlerle ve nefs-i emmâre ile mücadele planı, az yemek, mideyi doldurmamak ve bu suretle ruhu inceltmek ve rahat çalışabilmek için yapılan beden ve ruh terbiyesi) adı verilen ve bir nevi nefis terbiyesi yaparlar.

Hiçbir canlı öldürülsün, işkence görsün diye yaratılmış olamaz.

Bir canlının hayatını, nefesini elinden almak yerine yapabileceğiniz birçok hayır vardır. Bunlar; başında maddi durumu yetersiz olan kişilere erzak yardımı yapmak, okuyan çocukların eğitimlerine ve okul ihtiyaçlarına yardımcı olmak, ihtiyaç sahiplerinin geçimine yardım etmek, yaşlı ve kimsesizlere bir tas sıcak çorba götürmek ve soğuktan donmasınlar, yağmurdan ıslanmasınlar diye sokak hayvanlarının sığınacakları ufak bir baraka bile inşaa etmek olabilir. Bu gibi ihtiyaç, yardımlaşma ve yakınlaşma durumları, yılda bir kere yapılan et dağıtma işinden daha yaşam sever ve daha makbul olması olası işlerdir.

Kurban kıssasına göre sormamız gereken soru, Ali Şeriati’nin sorduğu gibi: “Benim İsmailim kim?” olmalıdır.

Günahların ve nefsin için can alma, kan dökme. Başka ibadet mümkün!

Aşağıdaki yazı Eren Erdem'in "Kurban ‘hayvan kesmek’ değildir!(1-2-3-4)" yazısından alıntılanmıştır:

Hac Suresi Ayet 37: Onların etleri de kanları da Allah’a asla ulaşmaz; fakat sizin takvanız O’na ulaşır. Onları size bu şekilde boyun eğdirir ki, sizi hidayete erdirdiği için Allah’ı yücelterek anasınız. Güzel düşünüp güzel davrananlara müjde ver.

Büyük dilbilimci Ragıp El İsfehani’ye göre bu kök, “doluya yaklaşmak” manasına geldiğinden, Allah’a yaklaşma babındadır. Ve dolaylı olarak, “Allah dışında ki tüm ilahlardan uzaklaşma” anlamı kazanır. Yani, insanlığın kaderine yön veren, Allah dışındaki tüm totemleri reddetme, onların siyasi, ekonomik, politik ve felsefi dayatmalarından uzaklaşmak sureti ile Allah’a yaklaşmak. Kurban kelimesinin “politik” anlamı bu şekildedir.

Bu hususta Bakara suresinin 87. ayetine bir göz atalım;

“Ve iz ehazna misaka beni israile la ta’büdune illellahe ve bil valideyni ihsanev ve izl kurba vel yetam vel mesakini ve kulu lin nasi husnev ve ekiymus salate ve atüz zekah, sümme tevelleytüm ila kalilem minküm ve entüm mu’ridun”

Biz İsrailoğullarından, Allah’ın dışında kimseye kulluk etmeyecek/O’na yakın olacak (1), ana babaya, yetim ve yoksullara yardım edecek, herkese iyilik yapıp, “salat-ı uygulayacak”, mal biriktirmeyip topluma dağıtacaksınız diye söz almıştık. Ancak pek azı müstesna, sözlerinden döndüler, hala dönmekteler...

Yukarıdaki çeviride (1) ile ifade ettiğim kısım, “kurba”nın anlam bütünlüğünü akseden bölümdür. Kuran’ı yapısı gereği, ayetin devamı da, “kurba” eyleminin uygulanış biçimini tarif etmektedir. Yani, halka yardım etme, sermaye yığmaktan kaçınma, sevdiğiniz şeyleri Allah yolunda harcama gibi bir bütünlük göze çarpmaktadır.

“Kur’an-ı Kerim’i” açıp, Arapça orjinalini incelediğinizde, “kurba vel yetam vel mesakini” ifadesini her zaman yan yana göreceksiniz. Yetam ve Mesakin, yetim ve miskin/fakir demektir. Kurba ise, Allah’a yaklaşma olarak göze çarpar. Yani Allah’a yaklaşmanın yolu, yetim ve miskinlerden geçmektedir.

Yani yetim ve miskine yaklaşarak, “Allah dışında ki belirleyici totemlerin dayatmalarından uzaklaşıyor, dolayısı ile Allah’a yaklaşıyorsunuz.” Bu yaklaşma, bedensel değil, ideolojik bir yaklaşmadır.

Kurban kelimesinin direk geçtiği bir diğer ayet ise “Ahkaf suresi 28. ayettir”

“Fe lev la nesarahümlezinettehazu min dunillahi kurbanen aliheh bel dallu anhüm ve zalike ifkühüm ve ma kanu yefterun”

Allah’ın yanında yakınlık sağlamak için edindikleri ilahlar, onlara yardım etseydi ya! Tam aksine, onlardan uzaklaşıp kayboldular. Bu, onların yalanları, uydurup durduklarıydı.

Kurban’ın hayvan kesmek olduğu iddiasını besleyen surelerden birinin de Kevser suresi olduğu iddia edilir. Malum, Kevser suresi bir namaz suresidir. Surenin ikinci cümlesinde “fe salli li rabbike venhar” ifadesi, Rabbin için namazı kıl ve kurbanı kes biçiminde çevrilir. Bu çeviri tamamen bir katliamdır.

Ayette geçen “salli” kalıbı, salat kelimesinin bir veznidir. Bu kalıp, şu ayetteki kalıp ile hemen hemen aynı manaya gelir. “Allah ve melekleri o resule salli ederler.” Eğer buradaki salli kelimesini “namaz” diye çevirirsek, Allah ve melekleri peygambere namaz kılmış olur. Ki bu saçma ve hatalı bir yakıştırma olacaktır.

Dolayısı ile buradaki salli, “destekleme” anlamıyla çevrilir. Allah ve melekleri peygamberi desteklerler...

O halde Kevser suresinde ki salli kelimesi de “desteklemektir.”

Ve gelelim venhar kelimesine. Venhar, nahr kökünden türemiş bir kelime olup, boğazına bıçak dayanmış devenin göğsünü ileri attırması manasına gelir. Yani “bir işi göğüslemektir.”

(SÂFFÂT suresi 102. ayet) Çocuk onunla birlikte koşacak yaşa gelince, İbrahim dedi “Yavrucuğum, uykuda/düşte görüyorum ki ben seni boğazlıyorum. Bak bakalım sen ne görürsün/sen ne dersin?” “Babacığım, dedi, emrolduğun şeyi yap! Allah dilerse beni sabredenlerden bulacaksın.

Ayette “ne kurban kelimesi geçer, ne de iması yapılır.” Kaldı ki ısrarcı bir dille anlatmaya çalıştığım şu gerçeği de ele alalım, kurban kelimesi hakkında bildiğiniz her şeyi unutmanız gerekmektedir. Kurban, yani yaklaşmak kelimesi Arapçadır. Yaklaşmak anlamına gelir. Oğlunu kurban etti diye bir cümle kurarsak, Oğlunu yakınlık etti gibi bir gariplik ortaya çıkar.

Hz.İbrahim’in yaptığı şey, kendisini mücadele şuurundan alıkoyan tüm imgelerden arınma fiilidir. Bütünüyle, Allah’a yaklaşma (kurbiyet kurma), Allah dışında ki her şeyden uzaklaşma temelinde bir eylemdir. Bu eylem, mal, servet, makam, imtiyaz ve hatta evlat ve eş sevgisinden dahi bağımsızlaşma ile mümkündür.

Bu bir imtihandı

Hz.İbrahim kıssasına dönelim;

Evlat sevgisi, özellikle de erkek evlat istemesi ve bu isteğe olan bağlılığı anlatılan İbrahim Peygamber ile ilgili şu bölüme dikkat ediniz;

Bunun üzerine biz, İbrahim’e yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik.

Evet görüldüğü gibi, İbrahim Resul’ün çok istediği şey, yani evlat kendisine verilmiştir. Sonrasında ise, Allah’a yakınlığı test edilmek sureti ile, “en çok sevdiğini feda edip edemeyeceği sorgulanmıştır’’...

“Bu, hiç kuşkusuz apaçık imtihanın ta kendisiydi.” (Saffat suresi 106)

İmtihanın amacı, kişinin sevdiklerinden Allah yolunda vaz geçip geçememesi noktasındadır. Yani kurbanın temel amacı budur. Aksi bir mana, hayvan satın alıp kesme gibi bir ritüel uygulaması bu noktada gözlemlenememektedir.

Dinsel hassasiyetleri yüksek gibi görünen kitlelerin, esasında Allah’a “kanlı sunaklarda ego tatmin eden tahta putlara yapılmış muamelenin aynısını yapması” ve kesilen hayvanların kanlarıyla arınma kültürünü, İslam’a monte etmesi gariptir.

Bir hayvanın gırtlağını keserek yapılan ibadet, tarihsel pagan kültünün dışavurumudur. İslami değildir.

İnsanın kendisine yani doğaya yabancılaşmasına neden olan etkenlerden arınması ile birlikte çözülen toplumsal sorunlar, kurban ibadetidir.

Dolayısı ile kurban ibadeti belirli bir hafta ya da zaman dilimine sıkışması mümkün olmayan, yaşayan bir ibadettir. Mezbahalarda, eli kanlı kasapların ağzından çıkan arapça dualar eşliğinde yapılan iş, Hz.Muhammed’in hayatı boyunca hiç vuk’u bulmamış bir uygulama olması hasebi ile dindışıdır. Ortadoğu’da hemen hemen hiçbir ülkede böyle bir uygulama yapılmamaktadır.

Eğer diyorsanız ki, ben “Kurban Bayramı’nda” hayırlı bir iş üretmek isterim, gidin ihtiyaç sahiplerine destek olun, elinizden avucunuzdan artanı yoksullarla bölüşün, hastaları ziyaret edin, sokak çocuklarının başını okşayın, küskünleri barıştırın derim. Allah’ın nezdinde ibadet olarak makbul olan davranış budur. Hatta o boğazına bıçak dayanan sevimli koyunların özgürce yaşayabilmesi için çevreyi katleden kapitalist kodaman bozgunculuğa karşı bir ses yükseltin. Doğayı, insanı ve toplumları sevin, koruyun.

Aslolan ibadet böyledir. İbadet hayatta, ritüel tapınakta yapılır. İslam bir ritüel dini değildir. Dolayısı ile yeryüzü Allah’ın mescididir. Allah’ın mescidlerini ticarethaneye çeviren engerek soyu ruhban aklı ile mücadele, Allah’a yaklaşma vesilesidir. Allah’a yaklaşma gayreti de kurbanın ta kendisidir.

Aksi halde kaçan danaların ardına düşmüş kasapların doğradığı hayvanlardan akan kanlarla ıslatılmış toprağın üzerinde, kan ve gözyaşına mahkum edilmiş mazlumların feryadı dinmeyecektir.


DDicle Ürünay

17 Eylül 2013 Salı

ANLAMAKTAN ENGELLENENLER.

Bu haber için seçenekler
ANLAMAKTAN ENGELLENENLER.
Lütfen konuyla alakalı ayetleri iyice okuyalım ve düşünelim. Müslüman anne babadan doğmak bizleri müslüman yapmaz. Bizi müslüman yapan şey; doğru bir iman ve salih amellerimizdir. İman ve salih amel olmazsa, aşağıda verdiğimiz ayetlere muhatap olabiliriz!.. KURAN'I ANLAMAK İÇİN KİŞİLİĞİMİZİ DÜZELTMEK BAŞ ŞARTTIR:

27:80 Sen ölülere DUYURAMAZSIN, aynı şekilde arkalarını dönen sağırlara da çağrıyı DUYURAMAZSIN.
27:81 Körü de sapıklığından çıkarıp yola iletemezsin. Sen ancak, ayetlerimize inananlara duyurabilirsin; onlar (anlattığın gerçeği) kabul ederler.

KURAN’DAN YÜZ ÇEVİRENLERİN SONU:
20/124 "Kim mesajımdan yüz çevirirse sıkıntılarla dolu bir hayata mahkum olur. Diriliş günü de onu kör olarak meydana çıkarırız."
43:36 Kim Rahman'ın mesajına aldırış etmezse, ona bir şeytanı sardırırız da onun arkadaşı olur.

7:30 Bir grubu doğru yola iletti, bir grup da sapıklığı hakketti. Onlar, şeytanları ALLAH'tan başka dostlar edindiler ama KENDİLERİNİ DOĞRU YOLDA SANIYORLAR.
18:57 Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatıldığı halde, yaptıklarını unutarak ondan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Kalplerine, onu (Kuran'ı) ANLAMALARINA ENGEL OLACAK BİR ÖRTÜ, kulaklarına da bir ağırlık koymuşuzdur. Onları hidayete NE KADAR ÇAĞIRIRSAN ÇAĞIR, onlar asla doğruyu bulamaz.

KURAN’ın Hangi yönüne talipsiniz?
17:82 Kuran'ı, inananlar için bir şifa ve rahmet olarak indirdik. Zalimlerin ise ancak ZARARINI arttırır.
16:107 Çünkü onlar dünya hayatını ahirete tercih ettiler. İnkarcı topluluğu ALLAH doğru yola iletmez.
16:108 İşte onlar, ALLAH'ın KALPLERİNİ, İŞİTME VE GÖRÜŞLERİNİ MÜHÜRLEDİĞİ kişilerdir. Onlar gafillerdir.

45:23 Egosunu/hevasını tanrı edinen kimseye dikkat ettin mi? Nitekim ALLAH ONU BİLEREK SAPTIRMIŞ, İŞİTME DUYUSUNU VE BEYNİNİ MÜHÜRLEMİŞ VE GÖRÜŞÜNE PERDE KOYMUŞTUR. ALLAH'tan başka kim onu doğruya iletebilir? Öğüt almaz mısınız?
6:25 Onların bir kısmı seni dinler. Fakat, KALPLERİ ÜZERİNE ANLAMALARINA ENGEL OLACAK ÖRTÜLER, KULAKLARINA DA AĞIRLIK KOYARIZ. Her bir mucizeyi görseler de ona inanmazlar. Bundan ötürü sana geldiklerinde seninle tartışır ve inkarcılar, "Bu ancak bir efsanedir," der.

17:45 Kuran okuduğun zaman, SENİNLE AHİRETE İNANMAYANLAR ARASINA GÖRÜLMEZ BİR ENGEL yerleştiririz.
17:46 Ve onu anlamalarını engellemek için kalplerine kabuklar, kulaklarına da ağırlık koyarız. Rabbini yalnızca Kuran'da andığın zaman nefretle geriye dönerler.

47:16 Onlardan bazıları var ki seni dinlerler. Fakat senin yanından çıkınca, kendilerine bilgi verilmiş olanlara, "Bu, demin ne söyledi?" diye sorarlar. İşte bunlar, ALLAH'ın kalplerini damgaladığı kimselerdir ve onlar heveslerinin ardına düşmüşlerdir.
9:77 ALLAH'a VERDİKLERİ SÖZDEN CAYDIKLARI ve yalan söyledikleri için kendisiyle karşılaşacakları güne kadar kalplerine iki yüzlülük soktu.

13:31 Kendisiyle dağlar yürütülen, yahut yeryüzü parçalanan, YAHUT ÖLÜLER DİRİLTEN BİR KURAN OLSAYDI BİLE (onlar yine inanmazdı). TÜM İŞLER ALLAH'IN KONTROLÜNDEDİR. İnananlar hala anlamadılar mı ki ALLAH dileseydi tüm insanları doğruya ulaştırırdı. İnkar edenler, ALLAH'ın sözü yerine gelinceye kadar yaptıklarına karşılık olarak ya başlarına ya da yakınlarına konacak bir felakete uğrayıp duracaklardır. ALLAH sözünden dönmez.

DOĞRUYU BULMAK ALLAH’A BAĞLIDIR:
28:56 SEN SEVDİĞİNİ DOĞRUYA İLETEMEZSİN. Dilediğini DOĞRUYA İLETEN SADECE ALLAH'tır. Doğruya ulaşmayı hakedenleri en iyi bilen de O'dur.
2:272 ONLARI DOĞRUYA İLETMEK SANA DÜŞMEZ. Ancak ALLAH dilediğini doğruya iletir. Muhtaçlara ettiğiniz her iyilik kendi yararınızadır. Yardımlarınız yalnız ALLAH için olmalı. Yaptığınız her iyiliğin karşılığı size eksiksiz ödenecektir. Haksızlığa uğratılmayacaksınız.

DELİLSİZ TARTIŞMA YAPMA!..
40:35 ALLAH'ın ayet ve mucizelerine karşı, HİÇ BİR DELİLE SAHİP OLMADAN TARTIŞANLAR, hem ALLAH katında ve hem de inananlar katında büyük bir öfkeye muhataptır. ALLAH HER KİBİRLİ ZORBANIN KALBİNİ İŞTE BÖYLE MÜHÜRLER.
6:109 Kendilerine bir mucize gelse ona mutlaka inanacaklarına dair tüm güçleriyle ALLAH'a yemin ederler. De ki: "Mucizeler ALLAH'ın yanındadır." MUCİZE GELDİĞİ ZAMAN DA ONLARIN İNANMIYACAĞINI BİLMEZ MİSİNİZ?

8 Eylül 2013 Pazar

Hazreti Muhammed muhafazakâr değil devrimciydi

Hazreti Muhammed muhafazakâr değil devrimciydi


Aslı Barış-Fotoğraf:Levent Arslan8
Eylül 2013
Hazreti Muhammed muhafazakâr değil devrimciydi
Daha piyasaya çıkmadan sosyal medyayı sallayan ‘Devrim Ayetleri’ kitabı iktidarı, muhafazakâr burjuvaziyi ve mevcut düzeni Kuran’daki ayetlere dayanarak eleştiriyor. Yazar Eren Erdem eserini anlattı. İşte öne çıkan yedi çarpıcı konu...

1-Çokeşlilik, muhafazakâr zamparaların uydurmasıdır: Kuran ‘Kadınlar toplumun kültürüdür’ diyor. Bugün kadınlarımıza baktığımız zaman, bir tür ‘Stockholm sendromu’ yaşayan bir muhafazakâr kadın tipolojisi ortaya çıktı. Kendisi dışında bir kadınla yaşamayı, kendisine meşru olarak kabul ettiren erkeklerle beraber oluyorlar. Birileri çıkıyor ‘çokeşlilik’ diyerek ‘Muhafazakâr zamparalığı’ dayatmaya çalışıyor. Zamparalığa abdest aldırmaya çalışıyorlar. Kuran-ı Kerim’in ilgili ayetleri geldiğinde, o dönemde o toplumda bir erkek 20-30 kadın alıyordu. Bu ayet indiğinde bu ilişki modeli tamamen reddedildi. “Aralarında eşitliği sağlayabiliyorsanız eğer, onlarla evlenin” deniyor bir ayette. Başka bir ayette ise “Hiçbir zaman eşitliği sağlayamazsınız” diyor. Dolayısıyla bu tasfiye ediliyor. Nisa Suresi’nde geçen  (1-2-3) ‘mesna’ ‘sülase’ ve ‘rüba’ şeklinde terimler vardır. “Onları ikişer ikişer, üçer, üçer, dörder dörder nikâhlandırın” vurgusu vardır. Burada bahsi geçen üçerli, dörderli nikâhlamak, hızlı şekilde toplu nikâh töreni anlamına gelir. Dönemde Bedir ve Uhud savaşları vardı. Bu yüzden pek çok kişi yetim ya da dul kalırdı. “Yetimleri ya da yetime bakmakla yükümlü kadınları, kendi özelliklerine uygun kişilerle  evlendirin” deniyor, üçer-dörder evlenin demiyor. Ayrıca Ebu Davud’da geçen Peygamberimizin bir hadisinde de, “Âdemoğluna bir ev, katıksız bir ekmek ve saliha bir eşten fazlası israftır” deniyor. Orada bahsedilen âdemoğlu da ‘insan’ anlamına gelmektedir, kadını da erkeği de kapsar.  Dolayısıyla kadının da erkeğin de bir eşle akitli olması gerekir, ondan fazlası sarf yani haramdır.
2-Suriye’ye saldırmak, ne dine ne akla mantığa sığar: Kuran-ı Kerim’de ‘Hucurât Suresi’nde 9’uncu ve 10’uncu ayetlerde çok kritik bir vurgu vardır: “İki Müslüman toplum savaşıyorsa, kim haklı, kim haksız diye bakmayın, arayı bulun. Arayı bulduğunuz halde, bir taraf diğerine saldırıyorsa, ona karşı savaş açın” der. Saldıran haklıya karşı bile olsa, karşısında savaşmayı öngörür. Ancak bu savaşın haklı tarafı yok. Başbakan’ın “Suriye bizim iç meselemiz” yaklaşımı son derece doğruydu. Suriye sorunu, Müslüman dünya içinde çözülmelidir. NATO’nun, Amerika’nın, uluslararası silahlı güçlerin oraya girmesi için birtakım çalışmalar yürütmek, hiç meşru karşılanamaz. Sürekli Suriye’de bir azınlık rejimi olduğundan bahsediliyor. Suriye’de 30 bakan vardır. 27’si Sünni’dir, Esad’da dahil üçü Nusayri’dir.  Laik bir devlet olmasına rağmen, diktatörlüktür. Ama Türkiye’de 20 milyon Alevi olmasına rağmen kabinede tek bir Alevi de olmamasına rağmen, demokratiktir. Bu nasıl bir çelişkidir? Amerikan atına binerek Osmanlı kılıcı sallamak bu tür sorunlar yaratacak. Biz Başbakan’ı böylesine saçma bir düellonun içinde görmektense, Ortadoğu’da barışı tesis eden bir noktada görmek isterdik. 
3-Kuran-ı Kerim, devrimciliği savunur, muhafazakârlığa karşıdır: Neden iktidara karşı herhangi bir eleştiride bulunduğumuz zaman, Allah’ın kitabını eleştirmiş muamelesi görüyoruz? İktidarı eleştirmek benim görevim. Ben Peygamber’i örnek alıyorum. Peygamber, Mekke’deki iktidarı eleştirmiştir ve o iktidarı da bir halk devrimiyle yıkmıştır. Peygamberin yolunu izlediğini söyleyenler bugün statükonun ve durağan bir muhafazakâr siyasetin ağzına düşüyorlar. Peygamber muhafazakâr değildi. Peygamber devrimciydi. Muhafazakârlık İslam düşmanlığıdır. İslam durağan değildir. ‘Emr-i maruf nehy-i münker’: Türkçesi ‘kesintisiz devrim’ demektir. Sürekli olarak iyinin ayakta kalmasını sağlamak demektir. “O zalimler nasıl bir devrimle devrileceklerini görecekler” diyor ayet-i kerime. Yani dünyadaki zalimleri bir devrimle tehdit ediyor Kuran-ı Kerim. Nasıl bir devrimdir bu? Halk devrimidir. Kasas Suresi, beşinci ayet bunun nasıl olacağını anlatır: “Biz ezilenleri yeryüzüne önderler kılacağız.” Muhafazakârları önder yapacağız demiyor, ezilenleri diyor. Ezilenler fabrika işçileridir, evsizlerdir, yoksullardır, tüm alttakilerdir. Şatafat ve görkeme boğulanlar değildir. Onların önderi olacağını söylüyor, inancını sormuyor.  Önemli değil, hangi dine inanırsa inansın, isterse ateist olsun. Yeter ki kendine yabancılaşmasın. Bana göre Che Guevara bu sürecin başını çekenlerden çok daha Müslüman’dır. Yaptığı siyaset ve insana bakış biçimi açısından Hugo Chavez bugün İslam’ı farkında olmadan yaşayan ender isimlerden biridir.
4-Kuran-ı Kerim eşitlikçidir, temel ideallerde Marksizmle benzerlikler gösterir:  Eşitlikçi tabirler kullandığımızda bizi Marksistlikle, komünistlikle, Leninistlikle suçluyorlar. Biz kitaplarımızı Kuran’a, Hazreti Muhammed’in hadislerine dayandırıyoruz. Kelime-i Tevhid, otoriteyi itiraz bakımından Marksizmi de geçtik, anarşizme daha yakındır. Anarşizm nedir? Otoritesizlik. ‘La ilahe illallah’ yani ‘Hiçbir otoriteyi kabul etmiyorum, Allah’tan başka’ demektir. Dolayısıyla siz aslında tüm o beşeri otoriteleri reddetmiş oluyorsunuz.
5-Nurjuvazi, dinimizi kirletiyor: Türkiye’de son derece çarpık, son derece sapkın bir muhafazakâr burjuva sınıfı ortaya çıkıyor: Cipe binen, villada oturan, modayı takip eden, yatlarda doğum günü kutlayan ‘Muhafazakâr burjuvazi’, diğer bir deyişle ‘Nurjuvazi.’ 28 Şubat darbesiyle muhafazakâr kesimin baskılanması sonrasında, muhafazakârlık bir tür küresel siyasete adapte olma arayışı içine girdi. Bunun sonucunda kafası liberal, belden aşağısı muhafazakâr tipler ortaya çıktı. “Allah’a iman, kapitalizmle amel eden” perspektif üzerinden hareket ettiler. Bir dönemin mücahitleri, bugün müteahhit oldular. Eleştirdikleri kavramlarla barışık hale geldiler.
6-İslamda faşizm olamaz: Medine Vesikası, peygamberimizin ilk devlet modelidir. Ve o vesikada, ‘İslam devleti’ ibaresi yoktur. ‘Adalet toplumu’ ibaresi vardır. Yahudilerle, Nasranîlerle, Sabîlerle birlikte ortak bir yaşam idealini kurgularken, çok temel bir prensip ortaya koyar: “Üretim yapılan bahçelerin çevresinde çit olmayacak.” Çitleri kaldırmak yerine, daha fazla çit çevirdiniz. Yani insanların kapitalizmle daha fazla uyumlu hale gelmesini, daha fazla borçlanarak köleleşmesini sağladınız. Kuran-ı Kerim “La ikrahe fiddin” diyor, yani dinde faşizm yoktur. ‘Dinde zorlama yoktur’ diye çevriliyor ama aslında oradaki ‘ikrah’ ibaresi, bugün faşizme karşılık gelir.
7-Kira geliri de faiz gibi haramdır: Kuran çok açık bir şekilde ihtiyaçtan fazlasının tamamının dağıtılmasını emrediyor. 40’ta 1 zekât denilen şey, tamamen bir uydurmadır. Kuran, 40’ta 1 zekâtı eleştirir. Bu dini zengin eğlencesi haline getirenlerin uydurmasıdır. Necm suresi 34’üncü ve 39’uncu ayetlere bakarsak “Azını verirler, çoğuna cimrice sarılırlar” diye bu durumu eleştirir. Sadece buradan yola çıkarsak, asgari zekat yüzde 51 olur. Ayrıca faiz de haram edilmiştir, aynı mantıkla yürüyen kira da. Mantığı basit: Ha 100 bin yatırıp yüzde 10 faiz elde ediyorsunuz, ha 100 bine ev alıp 1000 lira gelir elde ediyorsunuz aynı şey. Kuran’a göre paradan para kazanılamaz. Osmanlı’da evini kiraya vermek haramdı. Kuran-ı Kerim de “Müslümanlar üç şeye ortaktır. Hava, su ve ateş” der. Burada  ateş ısınma, barınma anlamına gelir.

Gezi eylemlerine bir sûre yüzünden katıldık


İslam ve sosyal adalet konusunda 1000’in üzerinde makalesi olan ve sekiz kitap yazan Eren Erdem, aynı zamanda Gezi Parkı eylemlerinde önemli rol oynayan Devrimci Müslümanlar’ın önde gelen isimlerinden. Erdem, eylemlere aktif biçimde katılma nedenlerini şöyle anlatıyor: “Kuran-ı Kerim’de yer alan Rahman Suresi’ndeki bir ayet bizi harekete geçirdi: “Ağaçlar Allah’a secde ederler. Ve bir ağacı hırslarınız yüzünden kesmekle, namaz kılarken bir adamın boynunu kesmek eşdeğerdir.” Nasıl bir cami bombalandığında tepki göstereceksek, çok saçma bir hırs uğruna ağaçların kesilmesine de tepki göstermek istedik.”

6 Eylül 2013 Cuma

Bu Memleket Bizim

Vatan Sizin Evinizdi Biz Vatan Haini,
Vatan Size Emanet Edilmişti, Satan Biz Yapılmıştık
Hep Biz Kötüydük, Hep Siz Cennetlik
Ölümler Bize Yakıştı, Mağdurluk Hikayeleri Size
Bizlere 17 Yaşlarımızı Çok Gördünüz,
Sizler 96 Yaşlarında Apoletlerinizle Tuvale Çizdiniz zulümlerinizi.
Bizlere İşkenceler, Sürgünleri Reva Gördünüz,
Sizler Bu Günleri Gördünüz.
Ama! Bizler Hala Öldürüle Öldürüle Çoğaldık
Sizler Yaşaya Yaşaya Memeleketi Ne Hale Getirdiniz..
Biz Yine Aynı Sözlerle,
Aynı Türkülerle,
Aynı Sevdalarla Buralardayız.
Ve Haykırıyoruz!
Kahrolsun Emperyalizm, Kahrolsun Faşizm

Bu Memleket Bizim