Sokrates
demiş ki;Kendin pahasına olduktan sonra tüm dünyayı kazansan eline ne geçer?
25 Eylül 2013 Çarşamba
24 Eylül 2013 Salı
Senin İsmail'in Kim?

Senin
İsmail'in Kim?
"İkra!"
"Oku!"
İleri
yaşına rağmen İbrahim Peygamber'in hiç çocuğu olmamıştı. İbrahim Peygamber
dualarında Allah' a yakarıp, O'ndan O'na bir erkek evlat vermesini istedi ve
O'na bir erkek evlat verirse, 6 yaşına geldiğinde kurban edeceğini söyledi.
İbrahim
Peygamber'in sınavı böyle başladı. İbrahim'in Allah’ı engelleyebilecek sevgisi,
oğluydu. Bu yüzden Hz. İbrahim hayatta en sevdiği, tutkusu olma ihtimali olan
İsmailini kurban sunmuştur. O, aslında İsmailini kurban etmiştir!
İbrahim’in
oğlunu kurban etmeye yeltenmesi ile biricik oğlunun canını feda etmeye hazır
olması ile somutlaşan kurban, özünde Allah ile kul arasına girebilecek ve
Allah'ı unutturacak her dünyevi canlı ve cansız varlığı temsil eder.
Günümüz
İsmailleri paraya ve mülk sahibi olmaya düşkün, açgözlü, ihtiyacından fazla
yiyen-içen-alan ve başka canlılara hükmetmek için gözü iktidar hırsı bürümüş
olmaktır.
Kurban
kelimesi Arapça k-r-b (Kaf-Ra-Be) kökünden türemiş ve yaklaşmak, yakınlığı
sağlamak, Allah'ın rızasını kazanarak O'na yakın olmak anlamında kullanılmaktadır.
Kurban hayvan kafası uçurmak, kan dökmek değildir. Tasavvuf ilminin önde
gelenleri et yemeyi ve öldürülmeden önce nefes alan bir canlıya ait, ölü bedeni
diyetlerine sokmayarak "riyazet"(şehvetlerle ve nefs-i emmâre ile
mücadele planı, az yemek, mideyi doldurmamak ve bu suretle ruhu inceltmek ve
rahat çalışabilmek için yapılan beden ve ruh terbiyesi) adı verilen ve bir nevi
nefis terbiyesi yaparlar.
Hiçbir
canlı öldürülsün, işkence görsün diye yaratılmış olamaz.
Bir
canlının hayatını, nefesini elinden almak yerine yapabileceğiniz birçok hayır
vardır. Bunlar; başında maddi durumu yetersiz olan kişilere erzak yardımı
yapmak, okuyan çocukların eğitimlerine ve okul ihtiyaçlarına yardımcı olmak,
ihtiyaç sahiplerinin geçimine yardım etmek, yaşlı ve kimsesizlere bir tas sıcak
çorba götürmek ve soğuktan donmasınlar, yağmurdan ıslanmasınlar diye sokak
hayvanlarının sığınacakları ufak bir baraka bile inşaa etmek olabilir. Bu gibi
ihtiyaç, yardımlaşma ve yakınlaşma durumları, yılda bir kere yapılan et dağıtma
işinden daha yaşam sever ve daha makbul olması olası işlerdir.
Kurban
kıssasına göre sormamız gereken soru, Ali Şeriati’nin sorduğu gibi: “Benim
İsmailim kim?” olmalıdır.
Günahların
ve nefsin için can alma, kan dökme. Başka ibadet mümkün!
Aşağıdaki
yazı Eren Erdem'in "Kurban ‘hayvan kesmek’ değildir!(1-2-3-4)"
yazısından alıntılanmıştır:
Hac
Suresi Ayet 37: Onların etleri de kanları da Allah’a asla ulaşmaz; fakat sizin
takvanız O’na ulaşır. Onları size bu şekilde boyun eğdirir ki, sizi hidayete
erdirdiği için Allah’ı yücelterek anasınız. Güzel düşünüp güzel davrananlara
müjde ver.
Büyük
dilbilimci Ragıp El İsfehani’ye göre bu kök, “doluya yaklaşmak” manasına
geldiğinden, Allah’a yaklaşma babındadır. Ve dolaylı olarak, “Allah dışında ki
tüm ilahlardan uzaklaşma” anlamı kazanır. Yani, insanlığın kaderine yön veren,
Allah dışındaki tüm totemleri reddetme, onların siyasi, ekonomik, politik ve
felsefi dayatmalarından uzaklaşmak sureti ile Allah’a yaklaşmak. Kurban
kelimesinin “politik” anlamı bu şekildedir.
Bu
hususta Bakara suresinin 87. ayetine bir göz atalım;
“Ve iz
ehazna misaka beni israile la ta’büdune illellahe ve bil valideyni ihsanev ve
izl kurba vel yetam vel mesakini ve kulu lin nasi husnev ve ekiymus salate ve
atüz zekah, sümme tevelleytüm ila kalilem minküm ve entüm mu’ridun”
Biz
İsrailoğullarından, Allah’ın dışında kimseye kulluk etmeyecek/O’na yakın olacak
(1), ana babaya, yetim ve yoksullara yardım edecek, herkese iyilik yapıp,
“salat-ı uygulayacak”, mal biriktirmeyip topluma dağıtacaksınız diye söz
almıştık. Ancak pek azı müstesna, sözlerinden döndüler, hala dönmekteler...
Yukarıdaki
çeviride (1) ile ifade ettiğim kısım, “kurba”nın anlam bütünlüğünü akseden
bölümdür. Kuran’ı yapısı gereği, ayetin devamı da, “kurba” eyleminin uygulanış
biçimini tarif etmektedir. Yani, halka yardım etme, sermaye yığmaktan kaçınma,
sevdiğiniz şeyleri Allah yolunda harcama gibi bir bütünlük göze çarpmaktadır.
“Kur’an-ı
Kerim’i” açıp, Arapça orjinalini incelediğinizde, “kurba vel yetam vel
mesakini” ifadesini her zaman yan yana göreceksiniz. Yetam ve Mesakin, yetim ve
miskin/fakir demektir. Kurba ise, Allah’a yaklaşma olarak göze çarpar. Yani
Allah’a yaklaşmanın yolu, yetim ve miskinlerden geçmektedir.
Yani
yetim ve miskine yaklaşarak, “Allah dışında ki belirleyici totemlerin
dayatmalarından uzaklaşıyor, dolayısı ile Allah’a yaklaşıyorsunuz.” Bu
yaklaşma, bedensel değil, ideolojik bir yaklaşmadır.
Kurban
kelimesinin direk geçtiği bir diğer ayet ise “Ahkaf suresi 28. ayettir”
“Fe lev
la nesarahümlezinettehazu min dunillahi kurbanen aliheh bel dallu anhüm ve
zalike ifkühüm ve ma kanu yefterun”
Allah’ın
yanında yakınlık sağlamak için edindikleri ilahlar, onlara yardım etseydi ya!
Tam aksine, onlardan uzaklaşıp kayboldular. Bu, onların yalanları, uydurup
durduklarıydı.
Kurban’ın
hayvan kesmek olduğu iddiasını besleyen surelerden birinin de Kevser suresi
olduğu iddia edilir. Malum, Kevser suresi bir namaz suresidir. Surenin ikinci
cümlesinde “fe salli li rabbike venhar” ifadesi, Rabbin için namazı kıl ve
kurbanı kes biçiminde çevrilir. Bu çeviri tamamen bir katliamdır.
Ayette
geçen “salli” kalıbı, salat kelimesinin bir veznidir. Bu kalıp, şu ayetteki
kalıp ile hemen hemen aynı manaya gelir. “Allah ve melekleri o resule salli
ederler.” Eğer buradaki salli kelimesini “namaz” diye çevirirsek, Allah ve
melekleri peygambere namaz kılmış olur. Ki bu saçma ve hatalı bir yakıştırma
olacaktır.
Dolayısı
ile buradaki salli, “destekleme” anlamıyla çevrilir. Allah ve melekleri
peygamberi desteklerler...
O halde
Kevser suresinde ki salli kelimesi de “desteklemektir.”
Ve
gelelim venhar kelimesine. Venhar, nahr kökünden türemiş bir kelime olup,
boğazına bıçak dayanmış devenin göğsünü ileri attırması manasına gelir. Yani
“bir işi göğüslemektir.”
(SÂFFÂT
suresi 102. ayet) Çocuk onunla birlikte koşacak yaşa gelince, İbrahim dedi
“Yavrucuğum, uykuda/düşte görüyorum ki ben seni boğazlıyorum. Bak bakalım sen
ne görürsün/sen ne dersin?” “Babacığım, dedi, emrolduğun şeyi yap! Allah
dilerse beni sabredenlerden bulacaksın.
Ayette
“ne kurban kelimesi geçer, ne de iması yapılır.” Kaldı ki ısrarcı bir dille
anlatmaya çalıştığım şu gerçeği de ele alalım, kurban kelimesi hakkında
bildiğiniz her şeyi unutmanız gerekmektedir. Kurban, yani yaklaşmak kelimesi
Arapçadır. Yaklaşmak anlamına gelir. Oğlunu kurban etti diye bir cümle
kurarsak, Oğlunu yakınlık etti gibi bir gariplik ortaya çıkar.
Hz.İbrahim’in
yaptığı şey, kendisini mücadele şuurundan alıkoyan tüm imgelerden arınma
fiilidir. Bütünüyle, Allah’a yaklaşma (kurbiyet kurma), Allah dışında ki her
şeyden uzaklaşma temelinde bir eylemdir. Bu eylem, mal, servet, makam, imtiyaz
ve hatta evlat ve eş sevgisinden dahi bağımsızlaşma ile mümkündür.
Bu bir
imtihandı
Hz.İbrahim
kıssasına dönelim;
Evlat
sevgisi, özellikle de erkek evlat istemesi ve bu isteğe olan bağlılığı
anlatılan İbrahim Peygamber ile ilgili şu bölüme dikkat ediniz;
Bunun
üzerine biz, İbrahim’e yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik.
Evet
görüldüğü gibi, İbrahim Resul’ün çok istediği şey, yani evlat kendisine
verilmiştir. Sonrasında ise, Allah’a yakınlığı test edilmek sureti ile, “en çok
sevdiğini feda edip edemeyeceği sorgulanmıştır’’...
“Bu, hiç
kuşkusuz apaçık imtihanın ta kendisiydi.” (Saffat suresi 106)
İmtihanın
amacı, kişinin sevdiklerinden Allah yolunda vaz geçip geçememesi noktasındadır.
Yani kurbanın temel amacı budur. Aksi bir mana, hayvan satın alıp kesme gibi
bir ritüel uygulaması bu noktada gözlemlenememektedir.
Dinsel
hassasiyetleri yüksek gibi görünen kitlelerin, esasında Allah’a “kanlı
sunaklarda ego tatmin eden tahta putlara yapılmış muamelenin aynısını yapması”
ve kesilen hayvanların kanlarıyla arınma kültürünü, İslam’a monte etmesi
gariptir.
Bir
hayvanın gırtlağını keserek yapılan ibadet, tarihsel pagan kültünün
dışavurumudur. İslami değildir.
İnsanın
kendisine yani doğaya yabancılaşmasına neden olan etkenlerden arınması ile
birlikte çözülen toplumsal sorunlar, kurban ibadetidir.
Dolayısı
ile kurban ibadeti belirli bir hafta ya da zaman dilimine sıkışması mümkün
olmayan, yaşayan bir ibadettir. Mezbahalarda, eli kanlı kasapların ağzından
çıkan arapça dualar eşliğinde yapılan iş, Hz.Muhammed’in hayatı boyunca hiç
vuk’u bulmamış bir uygulama olması hasebi ile dindışıdır. Ortadoğu’da hemen
hemen hiçbir ülkede böyle bir uygulama yapılmamaktadır.
Eğer diyorsanız
ki, ben “Kurban Bayramı’nda” hayırlı bir iş üretmek isterim, gidin ihtiyaç
sahiplerine destek olun, elinizden avucunuzdan artanı yoksullarla bölüşün,
hastaları ziyaret edin, sokak çocuklarının başını okşayın, küskünleri
barıştırın derim. Allah’ın nezdinde ibadet olarak makbul olan davranış budur.
Hatta o boğazına bıçak dayanan sevimli koyunların özgürce yaşayabilmesi için
çevreyi katleden kapitalist kodaman bozgunculuğa karşı bir ses yükseltin.
Doğayı, insanı ve toplumları sevin, koruyun.
Aslolan
ibadet böyledir. İbadet hayatta, ritüel tapınakta yapılır. İslam bir ritüel
dini değildir. Dolayısı ile yeryüzü Allah’ın mescididir. Allah’ın mescidlerini
ticarethaneye çeviren engerek soyu ruhban aklı ile mücadele, Allah’a yaklaşma
vesilesidir. Allah’a yaklaşma gayreti de kurbanın ta kendisidir.
Aksi
halde kaçan danaların ardına düşmüş kasapların doğradığı hayvanlardan akan
kanlarla ıslatılmış toprağın üzerinde, kan ve gözyaşına mahkum edilmiş
mazlumların feryadı dinmeyecektir.
DDicle
Ürünay
17 Eylül 2013 Salı
ANLAMAKTAN ENGELLENENLER.
Bu haber için seçenekler
ANLAMAKTAN ENGELLENENLER.
Lütfen konuyla alakalı ayetleri iyice okuyalım ve düşünelim. Müslüman anne babadan doğmak bizleri müslüman yapmaz. Bizi müslüman yapan şey; doğru bir iman ve salih amellerimizdir. İman ve salih amel olmazsa, aşağıda verdiğimiz ayetlere muhatap olabiliriz!.. KURAN'I ANLAMAK İÇİN KİŞİLİĞİMİZİ DÜZELTMEK BAŞ ŞARTTIR:
27:80 Sen ölülere DUYURAMAZSIN, aynı şekilde arkalarını dönen sağırlara da çağrıyı DUYURAMAZSIN.
27:81 Körü de sapıklığından çıkarıp yola iletemezsin. Sen ancak, ayetlerimize inananlara duyurabilirsin; onlar (anlattığın gerçeği) kabul ederler.
KURAN’DAN YÜZ ÇEVİRENLERİN SONU:
20/124 "Kim mesajımdan yüz çevirirse sıkıntılarla dolu bir hayata mahkum olur. Diriliş günü de onu kör olarak meydana çıkarırız."
43:36 Kim Rahman'ın mesajına aldırış etmezse, ona bir şeytanı sardırırız da onun arkadaşı olur.
7:30 Bir grubu doğru yola iletti, bir grup da sapıklığı hakketti. Onlar, şeytanları ALLAH'tan başka dostlar edindiler ama KENDİLERİNİ DOĞRU YOLDA SANIYORLAR.
18:57 Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatıldığı halde, yaptıklarını unutarak ondan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Kalplerine, onu (Kuran'ı) ANLAMALARINA ENGEL OLACAK BİR ÖRTÜ, kulaklarına da bir ağırlık koymuşuzdur. Onları hidayete NE KADAR ÇAĞIRIRSAN ÇAĞIR, onlar asla doğruyu bulamaz.
KURAN’ın Hangi yönüne talipsiniz?
17:82 Kuran'ı, inananlar için bir şifa ve rahmet olarak indirdik. Zalimlerin ise ancak ZARARINI arttırır.
16:107 Çünkü onlar dünya hayatını ahirete tercih ettiler. İnkarcı topluluğu ALLAH doğru yola iletmez.
16:108 İşte onlar, ALLAH'ın KALPLERİNİ, İŞİTME VE GÖRÜŞLERİNİ MÜHÜRLEDİĞİ kişilerdir. Onlar gafillerdir.
45:23 Egosunu/hevasını tanrı edinen kimseye dikkat ettin mi? Nitekim ALLAH ONU BİLEREK SAPTIRMIŞ, İŞİTME DUYUSUNU VE BEYNİNİ MÜHÜRLEMİŞ VE GÖRÜŞÜNE PERDE KOYMUŞTUR. ALLAH'tan başka kim onu doğruya iletebilir? Öğüt almaz mısınız?
6:25 Onların bir kısmı seni dinler. Fakat, KALPLERİ ÜZERİNE ANLAMALARINA ENGEL OLACAK ÖRTÜLER, KULAKLARINA DA AĞIRLIK KOYARIZ. Her bir mucizeyi görseler de ona inanmazlar. Bundan ötürü sana geldiklerinde seninle tartışır ve inkarcılar, "Bu ancak bir efsanedir," der.
17:45 Kuran okuduğun zaman, SENİNLE AHİRETE İNANMAYANLAR ARASINA GÖRÜLMEZ BİR ENGEL yerleştiririz.
17:46 Ve onu anlamalarını engellemek için kalplerine kabuklar, kulaklarına da ağırlık koyarız. Rabbini yalnızca Kuran'da andığın zaman nefretle geriye dönerler.
47:16 Onlardan bazıları var ki seni dinlerler. Fakat senin yanından çıkınca, kendilerine bilgi verilmiş olanlara, "Bu, demin ne söyledi?" diye sorarlar. İşte bunlar, ALLAH'ın kalplerini damgaladığı kimselerdir ve onlar heveslerinin ardına düşmüşlerdir.
9:77 ALLAH'a VERDİKLERİ SÖZDEN CAYDIKLARI ve yalan söyledikleri için kendisiyle karşılaşacakları güne kadar kalplerine iki yüzlülük soktu.
13:31 Kendisiyle dağlar yürütülen, yahut yeryüzü parçalanan, YAHUT ÖLÜLER DİRİLTEN BİR KURAN OLSAYDI BİLE (onlar yine inanmazdı). TÜM İŞLER ALLAH'IN KONTROLÜNDEDİR. İnananlar hala anlamadılar mı ki ALLAH dileseydi tüm insanları doğruya ulaştırırdı. İnkar edenler, ALLAH'ın sözü yerine gelinceye kadar yaptıklarına karşılık olarak ya başlarına ya da yakınlarına konacak bir felakete uğrayıp duracaklardır. ALLAH sözünden dönmez.
DOĞRUYU BULMAK ALLAH’A BAĞLIDIR:
28:56 SEN SEVDİĞİNİ DOĞRUYA İLETEMEZSİN. Dilediğini DOĞRUYA İLETEN SADECE ALLAH'tır. Doğruya ulaşmayı hakedenleri en iyi bilen de O'dur.
2:272 ONLARI DOĞRUYA İLETMEK SANA DÜŞMEZ. Ancak ALLAH dilediğini doğruya iletir. Muhtaçlara ettiğiniz her iyilik kendi yararınızadır. Yardımlarınız yalnız ALLAH için olmalı. Yaptığınız her iyiliğin karşılığı size eksiksiz ödenecektir. Haksızlığa uğratılmayacaksınız.
DELİLSİZ TARTIŞMA YAPMA!..
40:35 ALLAH'ın ayet ve mucizelerine karşı, HİÇ BİR DELİLE SAHİP OLMADAN TARTIŞANLAR, hem ALLAH katında ve hem de inananlar katında büyük bir öfkeye muhataptır. ALLAH HER KİBİRLİ ZORBANIN KALBİNİ İŞTE BÖYLE MÜHÜRLER.
6:109 Kendilerine bir mucize gelse ona mutlaka inanacaklarına dair tüm güçleriyle ALLAH'a yemin ederler. De ki: "Mucizeler ALLAH'ın yanındadır." MUCİZE GELDİĞİ ZAMAN DA ONLARIN İNANMIYACAĞINI BİLMEZ MİSİNİZ?
Lütfen konuyla alakalı ayetleri iyice okuyalım ve düşünelim. Müslüman anne babadan doğmak bizleri müslüman yapmaz. Bizi müslüman yapan şey; doğru bir iman ve salih amellerimizdir. İman ve salih amel olmazsa, aşağıda verdiğimiz ayetlere muhatap olabiliriz!.. KURAN'I ANLAMAK İÇİN KİŞİLİĞİMİZİ DÜZELTMEK BAŞ ŞARTTIR:
27:80 Sen ölülere DUYURAMAZSIN, aynı şekilde arkalarını dönen sağırlara da çağrıyı DUYURAMAZSIN.
27:81 Körü de sapıklığından çıkarıp yola iletemezsin. Sen ancak, ayetlerimize inananlara duyurabilirsin; onlar (anlattığın gerçeği) kabul ederler.
KURAN’DAN YÜZ ÇEVİRENLERİN SONU:
20/124 "Kim mesajımdan yüz çevirirse sıkıntılarla dolu bir hayata mahkum olur. Diriliş günü de onu kör olarak meydana çıkarırız."
43:36 Kim Rahman'ın mesajına aldırış etmezse, ona bir şeytanı sardırırız da onun arkadaşı olur.
7:30 Bir grubu doğru yola iletti, bir grup da sapıklığı hakketti. Onlar, şeytanları ALLAH'tan başka dostlar edindiler ama KENDİLERİNİ DOĞRU YOLDA SANIYORLAR.
18:57 Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatıldığı halde, yaptıklarını unutarak ondan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Kalplerine, onu (Kuran'ı) ANLAMALARINA ENGEL OLACAK BİR ÖRTÜ, kulaklarına da bir ağırlık koymuşuzdur. Onları hidayete NE KADAR ÇAĞIRIRSAN ÇAĞIR, onlar asla doğruyu bulamaz.
KURAN’ın Hangi yönüne talipsiniz?
17:82 Kuran'ı, inananlar için bir şifa ve rahmet olarak indirdik. Zalimlerin ise ancak ZARARINI arttırır.
16:107 Çünkü onlar dünya hayatını ahirete tercih ettiler. İnkarcı topluluğu ALLAH doğru yola iletmez.
16:108 İşte onlar, ALLAH'ın KALPLERİNİ, İŞİTME VE GÖRÜŞLERİNİ MÜHÜRLEDİĞİ kişilerdir. Onlar gafillerdir.
45:23 Egosunu/hevasını tanrı edinen kimseye dikkat ettin mi? Nitekim ALLAH ONU BİLEREK SAPTIRMIŞ, İŞİTME DUYUSUNU VE BEYNİNİ MÜHÜRLEMİŞ VE GÖRÜŞÜNE PERDE KOYMUŞTUR. ALLAH'tan başka kim onu doğruya iletebilir? Öğüt almaz mısınız?
6:25 Onların bir kısmı seni dinler. Fakat, KALPLERİ ÜZERİNE ANLAMALARINA ENGEL OLACAK ÖRTÜLER, KULAKLARINA DA AĞIRLIK KOYARIZ. Her bir mucizeyi görseler de ona inanmazlar. Bundan ötürü sana geldiklerinde seninle tartışır ve inkarcılar, "Bu ancak bir efsanedir," der.
17:45 Kuran okuduğun zaman, SENİNLE AHİRETE İNANMAYANLAR ARASINA GÖRÜLMEZ BİR ENGEL yerleştiririz.
17:46 Ve onu anlamalarını engellemek için kalplerine kabuklar, kulaklarına da ağırlık koyarız. Rabbini yalnızca Kuran'da andığın zaman nefretle geriye dönerler.
47:16 Onlardan bazıları var ki seni dinlerler. Fakat senin yanından çıkınca, kendilerine bilgi verilmiş olanlara, "Bu, demin ne söyledi?" diye sorarlar. İşte bunlar, ALLAH'ın kalplerini damgaladığı kimselerdir ve onlar heveslerinin ardına düşmüşlerdir.
9:77 ALLAH'a VERDİKLERİ SÖZDEN CAYDIKLARI ve yalan söyledikleri için kendisiyle karşılaşacakları güne kadar kalplerine iki yüzlülük soktu.
13:31 Kendisiyle dağlar yürütülen, yahut yeryüzü parçalanan, YAHUT ÖLÜLER DİRİLTEN BİR KURAN OLSAYDI BİLE (onlar yine inanmazdı). TÜM İŞLER ALLAH'IN KONTROLÜNDEDİR. İnananlar hala anlamadılar mı ki ALLAH dileseydi tüm insanları doğruya ulaştırırdı. İnkar edenler, ALLAH'ın sözü yerine gelinceye kadar yaptıklarına karşılık olarak ya başlarına ya da yakınlarına konacak bir felakete uğrayıp duracaklardır. ALLAH sözünden dönmez.
DOĞRUYU BULMAK ALLAH’A BAĞLIDIR:
28:56 SEN SEVDİĞİNİ DOĞRUYA İLETEMEZSİN. Dilediğini DOĞRUYA İLETEN SADECE ALLAH'tır. Doğruya ulaşmayı hakedenleri en iyi bilen de O'dur.
2:272 ONLARI DOĞRUYA İLETMEK SANA DÜŞMEZ. Ancak ALLAH dilediğini doğruya iletir. Muhtaçlara ettiğiniz her iyilik kendi yararınızadır. Yardımlarınız yalnız ALLAH için olmalı. Yaptığınız her iyiliğin karşılığı size eksiksiz ödenecektir. Haksızlığa uğratılmayacaksınız.
DELİLSİZ TARTIŞMA YAPMA!..
40:35 ALLAH'ın ayet ve mucizelerine karşı, HİÇ BİR DELİLE SAHİP OLMADAN TARTIŞANLAR, hem ALLAH katında ve hem de inananlar katında büyük bir öfkeye muhataptır. ALLAH HER KİBİRLİ ZORBANIN KALBİNİ İŞTE BÖYLE MÜHÜRLER.
6:109 Kendilerine bir mucize gelse ona mutlaka inanacaklarına dair tüm güçleriyle ALLAH'a yemin ederler. De ki: "Mucizeler ALLAH'ın yanındadır." MUCİZE GELDİĞİ ZAMAN DA ONLARIN İNANMIYACAĞINI BİLMEZ MİSİNİZ?
8 Eylül 2013 Pazar
Hazreti Muhammed muhafazakâr değil devrimciydi
Hazreti
Muhammed muhafazakâr değil devrimciydi
Aslı
Barış-Fotoğraf:Levent Arslan8
Eylül
2013
Hazreti
Muhammed muhafazakâr değil devrimciydi
Daha
piyasaya çıkmadan sosyal medyayı sallayan ‘Devrim Ayetleri’ kitabı iktidarı,
muhafazakâr burjuvaziyi ve mevcut düzeni Kuran’daki ayetlere dayanarak eleştiriyor.
Yazar Eren Erdem eserini anlattı. İşte öne çıkan yedi çarpıcı konu...
1-Çokeşlilik,
muhafazakâr zamparaların uydurmasıdır: Kuran ‘Kadınlar toplumun kültürüdür’
diyor. Bugün kadınlarımıza baktığımız zaman, bir tür ‘Stockholm sendromu’
yaşayan bir muhafazakâr kadın tipolojisi ortaya çıktı. Kendisi dışında bir
kadınla yaşamayı, kendisine meşru olarak kabul ettiren erkeklerle beraber
oluyorlar. Birileri çıkıyor ‘çokeşlilik’ diyerek ‘Muhafazakâr zamparalığı’
dayatmaya çalışıyor. Zamparalığa abdest aldırmaya çalışıyorlar. Kuran-ı
Kerim’in ilgili ayetleri geldiğinde, o dönemde o toplumda bir erkek 20-30 kadın
alıyordu. Bu ayet indiğinde bu ilişki modeli tamamen reddedildi. “Aralarında
eşitliği sağlayabiliyorsanız eğer, onlarla evlenin” deniyor bir ayette. Başka
bir ayette ise “Hiçbir zaman eşitliği sağlayamazsınız” diyor. Dolayısıyla bu
tasfiye ediliyor. Nisa Suresi’nde geçen
(1-2-3) ‘mesna’ ‘sülase’ ve ‘rüba’ şeklinde terimler vardır. “Onları
ikişer ikişer, üçer, üçer, dörder dörder nikâhlandırın” vurgusu vardır. Burada
bahsi geçen üçerli, dörderli nikâhlamak, hızlı şekilde toplu nikâh töreni
anlamına gelir. Dönemde Bedir ve Uhud savaşları vardı. Bu yüzden pek çok kişi
yetim ya da dul kalırdı. “Yetimleri ya da yetime bakmakla yükümlü kadınları,
kendi özelliklerine uygun kişilerle
evlendirin” deniyor, üçer-dörder evlenin demiyor. Ayrıca Ebu Davud’da
geçen Peygamberimizin bir hadisinde de, “Âdemoğluna bir ev, katıksız bir ekmek
ve saliha bir eşten fazlası israftır” deniyor. Orada bahsedilen âdemoğlu da ‘insan’
anlamına gelmektedir, kadını da erkeği de kapsar. Dolayısıyla kadının da erkeğin de bir eşle
akitli olması gerekir, ondan fazlası sarf yani haramdır.
2-Suriye’ye
saldırmak, ne dine ne akla mantığa sığar: Kuran-ı Kerim’de ‘Hucurât Suresi’nde
9’uncu ve 10’uncu ayetlerde çok kritik bir vurgu vardır: “İki Müslüman toplum
savaşıyorsa, kim haklı, kim haksız diye bakmayın, arayı bulun. Arayı bulduğunuz
halde, bir taraf diğerine saldırıyorsa, ona karşı savaş açın” der. Saldıran
haklıya karşı bile olsa, karşısında savaşmayı öngörür. Ancak bu savaşın haklı
tarafı yok. Başbakan’ın “Suriye bizim iç meselemiz” yaklaşımı son derece
doğruydu. Suriye sorunu, Müslüman dünya içinde çözülmelidir. NATO’nun,
Amerika’nın, uluslararası silahlı güçlerin oraya girmesi için birtakım
çalışmalar yürütmek, hiç meşru karşılanamaz. Sürekli Suriye’de bir azınlık
rejimi olduğundan bahsediliyor. Suriye’de 30 bakan vardır. 27’si Sünni’dir,
Esad’da dahil üçü Nusayri’dir. Laik bir
devlet olmasına rağmen, diktatörlüktür. Ama Türkiye’de 20 milyon Alevi olmasına
rağmen kabinede tek bir Alevi de olmamasına rağmen, demokratiktir. Bu nasıl bir
çelişkidir? Amerikan atına binerek Osmanlı kılıcı sallamak bu tür sorunlar
yaratacak. Biz Başbakan’ı böylesine saçma bir düellonun içinde görmektense, Ortadoğu’da
barışı tesis eden bir noktada görmek isterdik.
3-Kuran-ı
Kerim, devrimciliği savunur, muhafazakârlığa karşıdır: Neden iktidara karşı
herhangi bir eleştiride bulunduğumuz zaman, Allah’ın kitabını eleştirmiş
muamelesi görüyoruz? İktidarı eleştirmek benim görevim. Ben Peygamber’i örnek
alıyorum. Peygamber, Mekke’deki iktidarı eleştirmiştir ve o iktidarı da bir
halk devrimiyle yıkmıştır. Peygamberin yolunu izlediğini söyleyenler bugün
statükonun ve durağan bir muhafazakâr siyasetin ağzına düşüyorlar. Peygamber
muhafazakâr değildi. Peygamber devrimciydi. Muhafazakârlık İslam düşmanlığıdır.
İslam durağan değildir. ‘Emr-i maruf nehy-i münker’: Türkçesi ‘kesintisiz
devrim’ demektir. Sürekli olarak iyinin ayakta kalmasını sağlamak demektir. “O
zalimler nasıl bir devrimle devrileceklerini görecekler” diyor ayet-i kerime.
Yani dünyadaki zalimleri bir devrimle tehdit ediyor Kuran-ı Kerim. Nasıl bir
devrimdir bu? Halk devrimidir. Kasas Suresi, beşinci ayet bunun nasıl olacağını
anlatır: “Biz ezilenleri yeryüzüne önderler kılacağız.” Muhafazakârları önder
yapacağız demiyor, ezilenleri diyor. Ezilenler fabrika işçileridir,
evsizlerdir, yoksullardır, tüm alttakilerdir. Şatafat ve görkeme boğulanlar
değildir. Onların önderi olacağını söylüyor, inancını sormuyor. Önemli değil, hangi dine inanırsa inansın,
isterse ateist olsun. Yeter ki kendine yabancılaşmasın. Bana göre Che Guevara
bu sürecin başını çekenlerden çok daha Müslüman’dır. Yaptığı siyaset ve insana
bakış biçimi açısından Hugo Chavez bugün İslam’ı farkında olmadan yaşayan ender
isimlerden biridir.
4-Kuran-ı
Kerim eşitlikçidir, temel ideallerde Marksizmle benzerlikler gösterir: Eşitlikçi tabirler kullandığımızda bizi
Marksistlikle, komünistlikle, Leninistlikle suçluyorlar. Biz kitaplarımızı
Kuran’a, Hazreti Muhammed’in hadislerine dayandırıyoruz. Kelime-i Tevhid,
otoriteyi itiraz bakımından Marksizmi de geçtik, anarşizme daha yakındır.
Anarşizm nedir? Otoritesizlik. ‘La ilahe illallah’ yani ‘Hiçbir otoriteyi kabul
etmiyorum, Allah’tan başka’ demektir. Dolayısıyla siz aslında tüm o beşeri
otoriteleri reddetmiş oluyorsunuz.
5-Nurjuvazi,
dinimizi kirletiyor: Türkiye’de son derece çarpık, son derece sapkın bir
muhafazakâr burjuva sınıfı ortaya çıkıyor: Cipe binen, villada oturan, modayı
takip eden, yatlarda doğum günü kutlayan ‘Muhafazakâr burjuvazi’, diğer bir
deyişle ‘Nurjuvazi.’ 28 Şubat darbesiyle muhafazakâr kesimin baskılanması
sonrasında, muhafazakârlık bir tür küresel siyasete adapte olma arayışı içine
girdi. Bunun sonucunda kafası liberal, belden aşağısı muhafazakâr tipler ortaya
çıktı. “Allah’a iman, kapitalizmle amel eden” perspektif üzerinden hareket
ettiler. Bir dönemin mücahitleri, bugün müteahhit oldular. Eleştirdikleri
kavramlarla barışık hale geldiler.
6-İslamda
faşizm olamaz: Medine Vesikası, peygamberimizin ilk devlet modelidir. Ve o
vesikada, ‘İslam devleti’ ibaresi yoktur. ‘Adalet toplumu’ ibaresi vardır.
Yahudilerle, Nasranîlerle, Sabîlerle birlikte ortak bir yaşam idealini
kurgularken, çok temel bir prensip ortaya koyar: “Üretim yapılan bahçelerin
çevresinde çit olmayacak.” Çitleri kaldırmak yerine, daha fazla çit çevirdiniz.
Yani insanların kapitalizmle daha fazla uyumlu hale gelmesini, daha fazla
borçlanarak köleleşmesini sağladınız. Kuran-ı Kerim “La ikrahe fiddin” diyor,
yani dinde faşizm yoktur. ‘Dinde zorlama yoktur’ diye çevriliyor ama aslında
oradaki ‘ikrah’ ibaresi, bugün faşizme karşılık gelir.
7-Kira
geliri de faiz gibi haramdır: Kuran çok açık bir şekilde ihtiyaçtan fazlasının
tamamının dağıtılmasını emrediyor. 40’ta 1 zekât denilen şey, tamamen bir
uydurmadır. Kuran, 40’ta 1 zekâtı eleştirir. Bu dini zengin eğlencesi haline
getirenlerin uydurmasıdır. Necm suresi 34’üncü ve 39’uncu ayetlere bakarsak
“Azını verirler, çoğuna cimrice sarılırlar” diye bu durumu eleştirir. Sadece
buradan yola çıkarsak, asgari zekat yüzde 51 olur. Ayrıca faiz de haram
edilmiştir, aynı mantıkla yürüyen kira da. Mantığı basit: Ha 100 bin yatırıp
yüzde 10 faiz elde ediyorsunuz, ha 100 bine ev alıp 1000 lira gelir elde
ediyorsunuz aynı şey. Kuran’a göre paradan para kazanılamaz. Osmanlı’da evini
kiraya vermek haramdı. Kuran-ı Kerim de “Müslümanlar üç şeye ortaktır. Hava, su
ve ateş” der. Burada ateş ısınma,
barınma anlamına gelir.
Gezi
eylemlerine bir sûre yüzünden katıldık
İslam ve
sosyal adalet konusunda 1000’in üzerinde makalesi olan ve sekiz kitap yazan
Eren Erdem, aynı zamanda Gezi Parkı eylemlerinde önemli rol oynayan Devrimci
Müslümanlar’ın önde gelen isimlerinden. Erdem, eylemlere aktif biçimde katılma
nedenlerini şöyle anlatıyor: “Kuran-ı Kerim’de yer alan Rahman Suresi’ndeki bir
ayet bizi harekete geçirdi: “Ağaçlar Allah’a secde ederler. Ve bir ağacı
hırslarınız yüzünden kesmekle, namaz kılarken bir adamın boynunu kesmek
eşdeğerdir.” Nasıl bir cami bombalandığında tepki göstereceksek, çok saçma bir
hırs uğruna ağaçların kesilmesine de tepki göstermek istedik.”
6 Eylül 2013 Cuma
Bu Memleket Bizim
Vatan
Sizin Evinizdi Biz Vatan Haini,
Vatan
Size Emanet Edilmişti, Satan Biz Yapılmıştık
Hep Biz
Kötüydük, Hep Siz Cennetlik
Ölümler
Bize Yakıştı, Mağdurluk Hikayeleri Size
Bizlere
17 Yaşlarımızı Çok Gördünüz,
Sizler 96
Yaşlarında Apoletlerinizle Tuvale Çizdiniz zulümlerinizi.
Bizlere
İşkenceler, Sürgünleri Reva Gördünüz,
Sizler Bu
Günleri Gördünüz.
Ama!
Bizler Hala Öldürüle Öldürüle Çoğaldık
Sizler
Yaşaya Yaşaya Memeleketi Ne Hale Getirdiniz..
Biz Yine
Aynı Sözlerle,
Aynı
Türkülerle,
Aynı
Sevdalarla Buralardayız.
Ve Haykırıyoruz!
Kahrolsun
Emperyalizm, Kahrolsun Faşizm
Bu
Memleket Bizim
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


.jpg)