Hazreti
Muhammed muhafazakâr değil devrimciydi
Aslı
Barış-Fotoğraf:Levent Arslan8
Eylül
2013
Hazreti
Muhammed muhafazakâr değil devrimciydi
Daha
piyasaya çıkmadan sosyal medyayı sallayan ‘Devrim Ayetleri’ kitabı iktidarı,
muhafazakâr burjuvaziyi ve mevcut düzeni Kuran’daki ayetlere dayanarak eleştiriyor.
Yazar Eren Erdem eserini anlattı. İşte öne çıkan yedi çarpıcı konu...
1-Çokeşlilik,
muhafazakâr zamparaların uydurmasıdır: Kuran ‘Kadınlar toplumun kültürüdür’
diyor. Bugün kadınlarımıza baktığımız zaman, bir tür ‘Stockholm sendromu’
yaşayan bir muhafazakâr kadın tipolojisi ortaya çıktı. Kendisi dışında bir
kadınla yaşamayı, kendisine meşru olarak kabul ettiren erkeklerle beraber
oluyorlar. Birileri çıkıyor ‘çokeşlilik’ diyerek ‘Muhafazakâr zamparalığı’
dayatmaya çalışıyor. Zamparalığa abdest aldırmaya çalışıyorlar. Kuran-ı
Kerim’in ilgili ayetleri geldiğinde, o dönemde o toplumda bir erkek 20-30 kadın
alıyordu. Bu ayet indiğinde bu ilişki modeli tamamen reddedildi. “Aralarında
eşitliği sağlayabiliyorsanız eğer, onlarla evlenin” deniyor bir ayette. Başka
bir ayette ise “Hiçbir zaman eşitliği sağlayamazsınız” diyor. Dolayısıyla bu
tasfiye ediliyor. Nisa Suresi’nde geçen
(1-2-3) ‘mesna’ ‘sülase’ ve ‘rüba’ şeklinde terimler vardır. “Onları
ikişer ikişer, üçer, üçer, dörder dörder nikâhlandırın” vurgusu vardır. Burada
bahsi geçen üçerli, dörderli nikâhlamak, hızlı şekilde toplu nikâh töreni
anlamına gelir. Dönemde Bedir ve Uhud savaşları vardı. Bu yüzden pek çok kişi
yetim ya da dul kalırdı. “Yetimleri ya da yetime bakmakla yükümlü kadınları,
kendi özelliklerine uygun kişilerle
evlendirin” deniyor, üçer-dörder evlenin demiyor. Ayrıca Ebu Davud’da
geçen Peygamberimizin bir hadisinde de, “Âdemoğluna bir ev, katıksız bir ekmek
ve saliha bir eşten fazlası israftır” deniyor. Orada bahsedilen âdemoğlu da ‘insan’
anlamına gelmektedir, kadını da erkeği de kapsar. Dolayısıyla kadının da erkeğin de bir eşle
akitli olması gerekir, ondan fazlası sarf yani haramdır.
2-Suriye’ye
saldırmak, ne dine ne akla mantığa sığar: Kuran-ı Kerim’de ‘Hucurât Suresi’nde
9’uncu ve 10’uncu ayetlerde çok kritik bir vurgu vardır: “İki Müslüman toplum
savaşıyorsa, kim haklı, kim haksız diye bakmayın, arayı bulun. Arayı bulduğunuz
halde, bir taraf diğerine saldırıyorsa, ona karşı savaş açın” der. Saldıran
haklıya karşı bile olsa, karşısında savaşmayı öngörür. Ancak bu savaşın haklı
tarafı yok. Başbakan’ın “Suriye bizim iç meselemiz” yaklaşımı son derece
doğruydu. Suriye sorunu, Müslüman dünya içinde çözülmelidir. NATO’nun,
Amerika’nın, uluslararası silahlı güçlerin oraya girmesi için birtakım
çalışmalar yürütmek, hiç meşru karşılanamaz. Sürekli Suriye’de bir azınlık
rejimi olduğundan bahsediliyor. Suriye’de 30 bakan vardır. 27’si Sünni’dir,
Esad’da dahil üçü Nusayri’dir. Laik bir
devlet olmasına rağmen, diktatörlüktür. Ama Türkiye’de 20 milyon Alevi olmasına
rağmen kabinede tek bir Alevi de olmamasına rağmen, demokratiktir. Bu nasıl bir
çelişkidir? Amerikan atına binerek Osmanlı kılıcı sallamak bu tür sorunlar
yaratacak. Biz Başbakan’ı böylesine saçma bir düellonun içinde görmektense, Ortadoğu’da
barışı tesis eden bir noktada görmek isterdik.
3-Kuran-ı
Kerim, devrimciliği savunur, muhafazakârlığa karşıdır: Neden iktidara karşı
herhangi bir eleştiride bulunduğumuz zaman, Allah’ın kitabını eleştirmiş
muamelesi görüyoruz? İktidarı eleştirmek benim görevim. Ben Peygamber’i örnek
alıyorum. Peygamber, Mekke’deki iktidarı eleştirmiştir ve o iktidarı da bir
halk devrimiyle yıkmıştır. Peygamberin yolunu izlediğini söyleyenler bugün
statükonun ve durağan bir muhafazakâr siyasetin ağzına düşüyorlar. Peygamber
muhafazakâr değildi. Peygamber devrimciydi. Muhafazakârlık İslam düşmanlığıdır.
İslam durağan değildir. ‘Emr-i maruf nehy-i münker’: Türkçesi ‘kesintisiz
devrim’ demektir. Sürekli olarak iyinin ayakta kalmasını sağlamak demektir. “O
zalimler nasıl bir devrimle devrileceklerini görecekler” diyor ayet-i kerime.
Yani dünyadaki zalimleri bir devrimle tehdit ediyor Kuran-ı Kerim. Nasıl bir
devrimdir bu? Halk devrimidir. Kasas Suresi, beşinci ayet bunun nasıl olacağını
anlatır: “Biz ezilenleri yeryüzüne önderler kılacağız.” Muhafazakârları önder
yapacağız demiyor, ezilenleri diyor. Ezilenler fabrika işçileridir,
evsizlerdir, yoksullardır, tüm alttakilerdir. Şatafat ve görkeme boğulanlar
değildir. Onların önderi olacağını söylüyor, inancını sormuyor. Önemli değil, hangi dine inanırsa inansın,
isterse ateist olsun. Yeter ki kendine yabancılaşmasın. Bana göre Che Guevara
bu sürecin başını çekenlerden çok daha Müslüman’dır. Yaptığı siyaset ve insana
bakış biçimi açısından Hugo Chavez bugün İslam’ı farkında olmadan yaşayan ender
isimlerden biridir.
4-Kuran-ı
Kerim eşitlikçidir, temel ideallerde Marksizmle benzerlikler gösterir: Eşitlikçi tabirler kullandığımızda bizi
Marksistlikle, komünistlikle, Leninistlikle suçluyorlar. Biz kitaplarımızı
Kuran’a, Hazreti Muhammed’in hadislerine dayandırıyoruz. Kelime-i Tevhid,
otoriteyi itiraz bakımından Marksizmi de geçtik, anarşizme daha yakındır.
Anarşizm nedir? Otoritesizlik. ‘La ilahe illallah’ yani ‘Hiçbir otoriteyi kabul
etmiyorum, Allah’tan başka’ demektir. Dolayısıyla siz aslında tüm o beşeri
otoriteleri reddetmiş oluyorsunuz.
5-Nurjuvazi,
dinimizi kirletiyor: Türkiye’de son derece çarpık, son derece sapkın bir
muhafazakâr burjuva sınıfı ortaya çıkıyor: Cipe binen, villada oturan, modayı
takip eden, yatlarda doğum günü kutlayan ‘Muhafazakâr burjuvazi’, diğer bir
deyişle ‘Nurjuvazi.’ 28 Şubat darbesiyle muhafazakâr kesimin baskılanması
sonrasında, muhafazakârlık bir tür küresel siyasete adapte olma arayışı içine
girdi. Bunun sonucunda kafası liberal, belden aşağısı muhafazakâr tipler ortaya
çıktı. “Allah’a iman, kapitalizmle amel eden” perspektif üzerinden hareket
ettiler. Bir dönemin mücahitleri, bugün müteahhit oldular. Eleştirdikleri
kavramlarla barışık hale geldiler.
6-İslamda
faşizm olamaz: Medine Vesikası, peygamberimizin ilk devlet modelidir. Ve o
vesikada, ‘İslam devleti’ ibaresi yoktur. ‘Adalet toplumu’ ibaresi vardır.
Yahudilerle, Nasranîlerle, Sabîlerle birlikte ortak bir yaşam idealini
kurgularken, çok temel bir prensip ortaya koyar: “Üretim yapılan bahçelerin
çevresinde çit olmayacak.” Çitleri kaldırmak yerine, daha fazla çit çevirdiniz.
Yani insanların kapitalizmle daha fazla uyumlu hale gelmesini, daha fazla
borçlanarak köleleşmesini sağladınız. Kuran-ı Kerim “La ikrahe fiddin” diyor,
yani dinde faşizm yoktur. ‘Dinde zorlama yoktur’ diye çevriliyor ama aslında
oradaki ‘ikrah’ ibaresi, bugün faşizme karşılık gelir.
7-Kira
geliri de faiz gibi haramdır: Kuran çok açık bir şekilde ihtiyaçtan fazlasının
tamamının dağıtılmasını emrediyor. 40’ta 1 zekât denilen şey, tamamen bir
uydurmadır. Kuran, 40’ta 1 zekâtı eleştirir. Bu dini zengin eğlencesi haline
getirenlerin uydurmasıdır. Necm suresi 34’üncü ve 39’uncu ayetlere bakarsak
“Azını verirler, çoğuna cimrice sarılırlar” diye bu durumu eleştirir. Sadece
buradan yola çıkarsak, asgari zekat yüzde 51 olur. Ayrıca faiz de haram
edilmiştir, aynı mantıkla yürüyen kira da. Mantığı basit: Ha 100 bin yatırıp
yüzde 10 faiz elde ediyorsunuz, ha 100 bine ev alıp 1000 lira gelir elde
ediyorsunuz aynı şey. Kuran’a göre paradan para kazanılamaz. Osmanlı’da evini
kiraya vermek haramdı. Kuran-ı Kerim de “Müslümanlar üç şeye ortaktır. Hava, su
ve ateş” der. Burada ateş ısınma,
barınma anlamına gelir.
Gezi
eylemlerine bir sûre yüzünden katıldık
İslam ve
sosyal adalet konusunda 1000’in üzerinde makalesi olan ve sekiz kitap yazan
Eren Erdem, aynı zamanda Gezi Parkı eylemlerinde önemli rol oynayan Devrimci
Müslümanlar’ın önde gelen isimlerinden. Erdem, eylemlere aktif biçimde katılma
nedenlerini şöyle anlatıyor: “Kuran-ı Kerim’de yer alan Rahman Suresi’ndeki bir
ayet bizi harekete geçirdi: “Ağaçlar Allah’a secde ederler. Ve bir ağacı
hırslarınız yüzünden kesmekle, namaz kılarken bir adamın boynunu kesmek
eşdeğerdir.” Nasıl bir cami bombalandığında tepki göstereceksek, çok saçma bir
hırs uğruna ağaçların kesilmesine de tepki göstermek istedik.”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder