24 Eylül 2013 Salı

Senin İsmail'in Kim?


Senin İsmail'in Kim?

"İkra!" "Oku!"

İleri yaşına rağmen İbrahim Peygamber'in hiç çocuğu olmamıştı. İbrahim Peygamber dualarında Allah' a yakarıp, O'ndan O'na bir erkek evlat vermesini istedi ve O'na bir erkek evlat verirse, 6 yaşına geldiğinde kurban edeceğini söyledi. 

İbrahim Peygamber'in sınavı böyle başladı. İbrahim'in Allah’ı engelleyebilecek sevgisi, oğluydu. Bu yüzden Hz. İbrahim hayatta en sevdiği, tutkusu olma ihtimali olan İsmailini kurban sunmuştur. O, aslında İsmailini kurban etmiştir! 

İbrahim’in oğlunu kurban etmeye yeltenmesi ile biricik oğlunun canını feda etmeye hazır olması ile somutlaşan kurban, özünde Allah ile kul arasına girebilecek ve Allah'ı unutturacak her dünyevi canlı ve cansız varlığı temsil eder.

Günümüz İsmailleri paraya ve mülk sahibi olmaya düşkün, açgözlü, ihtiyacından fazla yiyen-içen-alan ve başka canlılara hükmetmek için gözü iktidar hırsı bürümüş olmaktır. 

Kurban kelimesi Arapça k-r-b (Kaf-Ra-Be) kökünden türemiş ve yaklaşmak, yakınlığı sağlamak, Allah'ın rızasını kazanarak O'na yakın olmak anlamında kullanılmaktadır. Kurban hayvan kafası uçurmak, kan dökmek değildir. Tasavvuf ilminin önde gelenleri et yemeyi ve öldürülmeden önce nefes alan bir canlıya ait, ölü bedeni diyetlerine sokmayarak "riyazet"(şehvetlerle ve nefs-i emmâre ile mücadele planı, az yemek, mideyi doldurmamak ve bu suretle ruhu inceltmek ve rahat çalışabilmek için yapılan beden ve ruh terbiyesi) adı verilen ve bir nevi nefis terbiyesi yaparlar. 

Hiçbir canlı öldürülsün, işkence görsün diye yaratılmış olamaz. 

Bir canlının hayatını, nefesini elinden almak yerine yapabileceğiniz birçok hayır vardır. Bunlar; başında maddi durumu yetersiz olan kişilere erzak yardımı yapmak, okuyan çocukların eğitimlerine ve okul ihtiyaçlarına yardımcı olmak, ihtiyaç sahiplerinin geçimine yardım etmek, yaşlı ve kimsesizlere bir tas sıcak çorba götürmek ve soğuktan donmasınlar, yağmurdan ıslanmasınlar diye sokak hayvanlarının sığınacakları ufak bir baraka bile inşaa etmek olabilir. Bu gibi ihtiyaç, yardımlaşma ve yakınlaşma durumları, yılda bir kere yapılan et dağıtma işinden daha yaşam sever ve daha makbul olması olası işlerdir. 

Kurban kıssasına göre sormamız gereken soru, Ali Şeriati’nin sorduğu gibi: “Benim İsmailim kim?” olmalıdır.

Günahların ve nefsin için can alma, kan dökme. Başka ibadet mümkün! 

Aşağıdaki yazı Eren Erdem'in "Kurban ‘hayvan kesmek’ değildir!(1-2-3-4)" yazısından alıntılanmıştır:

Hac Suresi Ayet 37: Onların etleri de kanları da Allah’a asla ulaşmaz; fakat sizin takvanız O’na ulaşır. Onları size bu şekilde boyun eğdirir ki, sizi hidayete erdirdiği için Allah’ı yücelterek anasınız. Güzel düşünüp güzel davrananlara müjde ver.

Büyük dilbilimci Ragıp El İsfehani’ye göre bu kök, “doluya yaklaşmak” manasına geldiğinden, Allah’a yaklaşma babındadır. Ve dolaylı olarak, “Allah dışında ki tüm ilahlardan uzaklaşma” anlamı kazanır. Yani, insanlığın kaderine yön veren, Allah dışındaki tüm totemleri reddetme, onların siyasi, ekonomik, politik ve felsefi dayatmalarından uzaklaşmak sureti ile Allah’a yaklaşmak. Kurban kelimesinin “politik” anlamı bu şekildedir.

Bu hususta Bakara suresinin 87. ayetine bir göz atalım;

“Ve iz ehazna misaka beni israile la ta’büdune illellahe ve bil valideyni ihsanev ve izl kurba vel yetam vel mesakini ve kulu lin nasi husnev ve ekiymus salate ve atüz zekah, sümme tevelleytüm ila kalilem minküm ve entüm mu’ridun”

Biz İsrailoğullarından, Allah’ın dışında kimseye kulluk etmeyecek/O’na yakın olacak (1), ana babaya, yetim ve yoksullara yardım edecek, herkese iyilik yapıp, “salat-ı uygulayacak”, mal biriktirmeyip topluma dağıtacaksınız diye söz almıştık. Ancak pek azı müstesna, sözlerinden döndüler, hala dönmekteler...

Yukarıdaki çeviride (1) ile ifade ettiğim kısım, “kurba”nın anlam bütünlüğünü akseden bölümdür. Kuran’ı yapısı gereği, ayetin devamı da, “kurba” eyleminin uygulanış biçimini tarif etmektedir. Yani, halka yardım etme, sermaye yığmaktan kaçınma, sevdiğiniz şeyleri Allah yolunda harcama gibi bir bütünlük göze çarpmaktadır.

“Kur’an-ı Kerim’i” açıp, Arapça orjinalini incelediğinizde, “kurba vel yetam vel mesakini” ifadesini her zaman yan yana göreceksiniz. Yetam ve Mesakin, yetim ve miskin/fakir demektir. Kurba ise, Allah’a yaklaşma olarak göze çarpar. Yani Allah’a yaklaşmanın yolu, yetim ve miskinlerden geçmektedir.

Yani yetim ve miskine yaklaşarak, “Allah dışında ki belirleyici totemlerin dayatmalarından uzaklaşıyor, dolayısı ile Allah’a yaklaşıyorsunuz.” Bu yaklaşma, bedensel değil, ideolojik bir yaklaşmadır.

Kurban kelimesinin direk geçtiği bir diğer ayet ise “Ahkaf suresi 28. ayettir”

“Fe lev la nesarahümlezinettehazu min dunillahi kurbanen aliheh bel dallu anhüm ve zalike ifkühüm ve ma kanu yefterun”

Allah’ın yanında yakınlık sağlamak için edindikleri ilahlar, onlara yardım etseydi ya! Tam aksine, onlardan uzaklaşıp kayboldular. Bu, onların yalanları, uydurup durduklarıydı.

Kurban’ın hayvan kesmek olduğu iddiasını besleyen surelerden birinin de Kevser suresi olduğu iddia edilir. Malum, Kevser suresi bir namaz suresidir. Surenin ikinci cümlesinde “fe salli li rabbike venhar” ifadesi, Rabbin için namazı kıl ve kurbanı kes biçiminde çevrilir. Bu çeviri tamamen bir katliamdır.

Ayette geçen “salli” kalıbı, salat kelimesinin bir veznidir. Bu kalıp, şu ayetteki kalıp ile hemen hemen aynı manaya gelir. “Allah ve melekleri o resule salli ederler.” Eğer buradaki salli kelimesini “namaz” diye çevirirsek, Allah ve melekleri peygambere namaz kılmış olur. Ki bu saçma ve hatalı bir yakıştırma olacaktır.

Dolayısı ile buradaki salli, “destekleme” anlamıyla çevrilir. Allah ve melekleri peygamberi desteklerler...

O halde Kevser suresinde ki salli kelimesi de “desteklemektir.”

Ve gelelim venhar kelimesine. Venhar, nahr kökünden türemiş bir kelime olup, boğazına bıçak dayanmış devenin göğsünü ileri attırması manasına gelir. Yani “bir işi göğüslemektir.”

(SÂFFÂT suresi 102. ayet) Çocuk onunla birlikte koşacak yaşa gelince, İbrahim dedi “Yavrucuğum, uykuda/düşte görüyorum ki ben seni boğazlıyorum. Bak bakalım sen ne görürsün/sen ne dersin?” “Babacığım, dedi, emrolduğun şeyi yap! Allah dilerse beni sabredenlerden bulacaksın.

Ayette “ne kurban kelimesi geçer, ne de iması yapılır.” Kaldı ki ısrarcı bir dille anlatmaya çalıştığım şu gerçeği de ele alalım, kurban kelimesi hakkında bildiğiniz her şeyi unutmanız gerekmektedir. Kurban, yani yaklaşmak kelimesi Arapçadır. Yaklaşmak anlamına gelir. Oğlunu kurban etti diye bir cümle kurarsak, Oğlunu yakınlık etti gibi bir gariplik ortaya çıkar.

Hz.İbrahim’in yaptığı şey, kendisini mücadele şuurundan alıkoyan tüm imgelerden arınma fiilidir. Bütünüyle, Allah’a yaklaşma (kurbiyet kurma), Allah dışında ki her şeyden uzaklaşma temelinde bir eylemdir. Bu eylem, mal, servet, makam, imtiyaz ve hatta evlat ve eş sevgisinden dahi bağımsızlaşma ile mümkündür.

Bu bir imtihandı

Hz.İbrahim kıssasına dönelim;

Evlat sevgisi, özellikle de erkek evlat istemesi ve bu isteğe olan bağlılığı anlatılan İbrahim Peygamber ile ilgili şu bölüme dikkat ediniz;

Bunun üzerine biz, İbrahim’e yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik.

Evet görüldüğü gibi, İbrahim Resul’ün çok istediği şey, yani evlat kendisine verilmiştir. Sonrasında ise, Allah’a yakınlığı test edilmek sureti ile, “en çok sevdiğini feda edip edemeyeceği sorgulanmıştır’’...

“Bu, hiç kuşkusuz apaçık imtihanın ta kendisiydi.” (Saffat suresi 106)

İmtihanın amacı, kişinin sevdiklerinden Allah yolunda vaz geçip geçememesi noktasındadır. Yani kurbanın temel amacı budur. Aksi bir mana, hayvan satın alıp kesme gibi bir ritüel uygulaması bu noktada gözlemlenememektedir.

Dinsel hassasiyetleri yüksek gibi görünen kitlelerin, esasında Allah’a “kanlı sunaklarda ego tatmin eden tahta putlara yapılmış muamelenin aynısını yapması” ve kesilen hayvanların kanlarıyla arınma kültürünü, İslam’a monte etmesi gariptir.

Bir hayvanın gırtlağını keserek yapılan ibadet, tarihsel pagan kültünün dışavurumudur. İslami değildir.

İnsanın kendisine yani doğaya yabancılaşmasına neden olan etkenlerden arınması ile birlikte çözülen toplumsal sorunlar, kurban ibadetidir.

Dolayısı ile kurban ibadeti belirli bir hafta ya da zaman dilimine sıkışması mümkün olmayan, yaşayan bir ibadettir. Mezbahalarda, eli kanlı kasapların ağzından çıkan arapça dualar eşliğinde yapılan iş, Hz.Muhammed’in hayatı boyunca hiç vuk’u bulmamış bir uygulama olması hasebi ile dindışıdır. Ortadoğu’da hemen hemen hiçbir ülkede böyle bir uygulama yapılmamaktadır.

Eğer diyorsanız ki, ben “Kurban Bayramı’nda” hayırlı bir iş üretmek isterim, gidin ihtiyaç sahiplerine destek olun, elinizden avucunuzdan artanı yoksullarla bölüşün, hastaları ziyaret edin, sokak çocuklarının başını okşayın, küskünleri barıştırın derim. Allah’ın nezdinde ibadet olarak makbul olan davranış budur. Hatta o boğazına bıçak dayanan sevimli koyunların özgürce yaşayabilmesi için çevreyi katleden kapitalist kodaman bozgunculuğa karşı bir ses yükseltin. Doğayı, insanı ve toplumları sevin, koruyun.

Aslolan ibadet böyledir. İbadet hayatta, ritüel tapınakta yapılır. İslam bir ritüel dini değildir. Dolayısı ile yeryüzü Allah’ın mescididir. Allah’ın mescidlerini ticarethaneye çeviren engerek soyu ruhban aklı ile mücadele, Allah’a yaklaşma vesilesidir. Allah’a yaklaşma gayreti de kurbanın ta kendisidir.

Aksi halde kaçan danaların ardına düşmüş kasapların doğradığı hayvanlardan akan kanlarla ıslatılmış toprağın üzerinde, kan ve gözyaşına mahkum edilmiş mazlumların feryadı dinmeyecektir.

Dicle Ürünay

Senin İsmail'in Kim?

"İkra!" "Oku!"

İleri yaşına rağmen İbrahim Peygamber'in hiç çocuğu olmamıştı. İbrahim Peygamber dualarında Allah' a yakarıp, O'ndan O'na bir erkek evlat vermesini istedi ve O'na bir erkek evlat verirse, 6 yaşına geldiğinde kurban edeceğini söyledi.

İbrahim Peygamber'in sınavı böyle başladı. İbrahim'in Allah’ı engelleyebilecek sevgisi, oğluydu. Bu yüzden Hz. İbrahim hayatta en sevdiği, tutkusu olma ihtimali olan İsmailini kurban sunmuştur. O, aslında İsmailini kurban etmiştir!

İbrahim’in oğlunu kurban etmeye yeltenmesi ile biricik oğlunun canını feda etmeye hazır olması ile somutlaşan kurban, özünde Allah ile kul arasına girebilecek ve Allah'ı unutturacak her dünyevi canlı ve cansız varlığı temsil eder.

Günümüz İsmailleri paraya ve mülk sahibi olmaya düşkün, açgözlü, ihtiyacından fazla yiyen-içen-alan ve başka canlılara hükmetmek için gözü iktidar hırsı bürümüş olmaktır.

Kurban kelimesi Arapça k-r-b (Kaf-Ra-Be) kökünden türemiş ve yaklaşmak, yakınlığı sağlamak, Allah'ın rızasını kazanarak O'na yakın olmak anlamında kullanılmaktadır. Kurban hayvan kafası uçurmak, kan dökmek değildir. Tasavvuf ilminin önde gelenleri et yemeyi ve öldürülmeden önce nefes alan bir canlıya ait, ölü bedeni diyetlerine sokmayarak "riyazet"(şehvetlerle ve nefs-i emmâre ile mücadele planı, az yemek, mideyi doldurmamak ve bu suretle ruhu inceltmek ve rahat çalışabilmek için yapılan beden ve ruh terbiyesi) adı verilen ve bir nevi nefis terbiyesi yaparlar.

Hiçbir canlı öldürülsün, işkence görsün diye yaratılmış olamaz.

Bir canlının hayatını, nefesini elinden almak yerine yapabileceğiniz birçok hayır vardır. Bunlar; başında maddi durumu yetersiz olan kişilere erzak yardımı yapmak, okuyan çocukların eğitimlerine ve okul ihtiyaçlarına yardımcı olmak, ihtiyaç sahiplerinin geçimine yardım etmek, yaşlı ve kimsesizlere bir tas sıcak çorba götürmek ve soğuktan donmasınlar, yağmurdan ıslanmasınlar diye sokak hayvanlarının sığınacakları ufak bir baraka bile inşaa etmek olabilir. Bu gibi ihtiyaç, yardımlaşma ve yakınlaşma durumları, yılda bir kere yapılan et dağıtma işinden daha yaşam sever ve daha makbul olması olası işlerdir.

Kurban kıssasına göre sormamız gereken soru, Ali Şeriati’nin sorduğu gibi: “Benim İsmailim kim?” olmalıdır.

Günahların ve nefsin için can alma, kan dökme. Başka ibadet mümkün!

Aşağıdaki yazı Eren Erdem'in "Kurban ‘hayvan kesmek’ değildir!(1-2-3-4)" yazısından alıntılanmıştır:

Hac Suresi Ayet 37: Onların etleri de kanları da Allah’a asla ulaşmaz; fakat sizin takvanız O’na ulaşır. Onları size bu şekilde boyun eğdirir ki, sizi hidayete erdirdiği için Allah’ı yücelterek anasınız. Güzel düşünüp güzel davrananlara müjde ver.

Büyük dilbilimci Ragıp El İsfehani’ye göre bu kök, “doluya yaklaşmak” manasına geldiğinden, Allah’a yaklaşma babındadır. Ve dolaylı olarak, “Allah dışında ki tüm ilahlardan uzaklaşma” anlamı kazanır. Yani, insanlığın kaderine yön veren, Allah dışındaki tüm totemleri reddetme, onların siyasi, ekonomik, politik ve felsefi dayatmalarından uzaklaşmak sureti ile Allah’a yaklaşmak. Kurban kelimesinin “politik” anlamı bu şekildedir.

Bu hususta Bakara suresinin 87. ayetine bir göz atalım;

“Ve iz ehazna misaka beni israile la ta’büdune illellahe ve bil valideyni ihsanev ve izl kurba vel yetam vel mesakini ve kulu lin nasi husnev ve ekiymus salate ve atüz zekah, sümme tevelleytüm ila kalilem minküm ve entüm mu’ridun”

Biz İsrailoğullarından, Allah’ın dışında kimseye kulluk etmeyecek/O’na yakın olacak (1), ana babaya, yetim ve yoksullara yardım edecek, herkese iyilik yapıp, “salat-ı uygulayacak”, mal biriktirmeyip topluma dağıtacaksınız diye söz almıştık. Ancak pek azı müstesna, sözlerinden döndüler, hala dönmekteler...

Yukarıdaki çeviride (1) ile ifade ettiğim kısım, “kurba”nın anlam bütünlüğünü akseden bölümdür. Kuran’ı yapısı gereği, ayetin devamı da, “kurba” eyleminin uygulanış biçimini tarif etmektedir. Yani, halka yardım etme, sermaye yığmaktan kaçınma, sevdiğiniz şeyleri Allah yolunda harcama gibi bir bütünlük göze çarpmaktadır.

“Kur’an-ı Kerim’i” açıp, Arapça orjinalini incelediğinizde, “kurba vel yetam vel mesakini” ifadesini her zaman yan yana göreceksiniz. Yetam ve Mesakin, yetim ve miskin/fakir demektir. Kurba ise, Allah’a yaklaşma olarak göze çarpar. Yani Allah’a yaklaşmanın yolu, yetim ve miskinlerden geçmektedir.

Yani yetim ve miskine yaklaşarak, “Allah dışında ki belirleyici totemlerin dayatmalarından uzaklaşıyor, dolayısı ile Allah’a yaklaşıyorsunuz.” Bu yaklaşma, bedensel değil, ideolojik bir yaklaşmadır.

Kurban kelimesinin direk geçtiği bir diğer ayet ise “Ahkaf suresi 28. ayettir”

“Fe lev la nesarahümlezinettehazu min dunillahi kurbanen aliheh bel dallu anhüm ve zalike ifkühüm ve ma kanu yefterun”

Allah’ın yanında yakınlık sağlamak için edindikleri ilahlar, onlara yardım etseydi ya! Tam aksine, onlardan uzaklaşıp kayboldular. Bu, onların yalanları, uydurup durduklarıydı.

Kurban’ın hayvan kesmek olduğu iddiasını besleyen surelerden birinin de Kevser suresi olduğu iddia edilir. Malum, Kevser suresi bir namaz suresidir. Surenin ikinci cümlesinde “fe salli li rabbike venhar” ifadesi, Rabbin için namazı kıl ve kurbanı kes biçiminde çevrilir. Bu çeviri tamamen bir katliamdır.

Ayette geçen “salli” kalıbı, salat kelimesinin bir veznidir. Bu kalıp, şu ayetteki kalıp ile hemen hemen aynı manaya gelir. “Allah ve melekleri o resule salli ederler.” Eğer buradaki salli kelimesini “namaz” diye çevirirsek, Allah ve melekleri peygambere namaz kılmış olur. Ki bu saçma ve hatalı bir yakıştırma olacaktır.

Dolayısı ile buradaki salli, “destekleme” anlamıyla çevrilir. Allah ve melekleri peygamberi desteklerler...

O halde Kevser suresinde ki salli kelimesi de “desteklemektir.”

Ve gelelim venhar kelimesine. Venhar, nahr kökünden türemiş bir kelime olup, boğazına bıçak dayanmış devenin göğsünü ileri attırması manasına gelir. Yani “bir işi göğüslemektir.”

(SÂFFÂT suresi 102. ayet) Çocuk onunla birlikte koşacak yaşa gelince, İbrahim dedi “Yavrucuğum, uykuda/düşte görüyorum ki ben seni boğazlıyorum. Bak bakalım sen ne görürsün/sen ne dersin?” “Babacığım, dedi, emrolduğun şeyi yap! Allah dilerse beni sabredenlerden bulacaksın.

Ayette “ne kurban kelimesi geçer, ne de iması yapılır.” Kaldı ki ısrarcı bir dille anlatmaya çalıştığım şu gerçeği de ele alalım, kurban kelimesi hakkında bildiğiniz her şeyi unutmanız gerekmektedir. Kurban, yani yaklaşmak kelimesi Arapçadır. Yaklaşmak anlamına gelir. Oğlunu kurban etti diye bir cümle kurarsak, Oğlunu yakınlık etti gibi bir gariplik ortaya çıkar.

Hz.İbrahim’in yaptığı şey, kendisini mücadele şuurundan alıkoyan tüm imgelerden arınma fiilidir. Bütünüyle, Allah’a yaklaşma (kurbiyet kurma), Allah dışında ki her şeyden uzaklaşma temelinde bir eylemdir. Bu eylem, mal, servet, makam, imtiyaz ve hatta evlat ve eş sevgisinden dahi bağımsızlaşma ile mümkündür.

Bu bir imtihandı

Hz.İbrahim kıssasına dönelim;

Evlat sevgisi, özellikle de erkek evlat istemesi ve bu isteğe olan bağlılığı anlatılan İbrahim Peygamber ile ilgili şu bölüme dikkat ediniz;

Bunun üzerine biz, İbrahim’e yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik.

Evet görüldüğü gibi, İbrahim Resul’ün çok istediği şey, yani evlat kendisine verilmiştir. Sonrasında ise, Allah’a yakınlığı test edilmek sureti ile, “en çok sevdiğini feda edip edemeyeceği sorgulanmıştır’’...

“Bu, hiç kuşkusuz apaçık imtihanın ta kendisiydi.” (Saffat suresi 106)

İmtihanın amacı, kişinin sevdiklerinden Allah yolunda vaz geçip geçememesi noktasındadır. Yani kurbanın temel amacı budur. Aksi bir mana, hayvan satın alıp kesme gibi bir ritüel uygulaması bu noktada gözlemlenememektedir.

Dinsel hassasiyetleri yüksek gibi görünen kitlelerin, esasında Allah’a “kanlı sunaklarda ego tatmin eden tahta putlara yapılmış muamelenin aynısını yapması” ve kesilen hayvanların kanlarıyla arınma kültürünü, İslam’a monte etmesi gariptir.

Bir hayvanın gırtlağını keserek yapılan ibadet, tarihsel pagan kültünün dışavurumudur. İslami değildir.

İnsanın kendisine yani doğaya yabancılaşmasına neden olan etkenlerden arınması ile birlikte çözülen toplumsal sorunlar, kurban ibadetidir.

Dolayısı ile kurban ibadeti belirli bir hafta ya da zaman dilimine sıkışması mümkün olmayan, yaşayan bir ibadettir. Mezbahalarda, eli kanlı kasapların ağzından çıkan arapça dualar eşliğinde yapılan iş, Hz.Muhammed’in hayatı boyunca hiç vuk’u bulmamış bir uygulama olması hasebi ile dindışıdır. Ortadoğu’da hemen hemen hiçbir ülkede böyle bir uygulama yapılmamaktadır.

Eğer diyorsanız ki, ben “Kurban Bayramı’nda” hayırlı bir iş üretmek isterim, gidin ihtiyaç sahiplerine destek olun, elinizden avucunuzdan artanı yoksullarla bölüşün, hastaları ziyaret edin, sokak çocuklarının başını okşayın, küskünleri barıştırın derim. Allah’ın nezdinde ibadet olarak makbul olan davranış budur. Hatta o boğazına bıçak dayanan sevimli koyunların özgürce yaşayabilmesi için çevreyi katleden kapitalist kodaman bozgunculuğa karşı bir ses yükseltin. Doğayı, insanı ve toplumları sevin, koruyun.

Aslolan ibadet böyledir. İbadet hayatta, ritüel tapınakta yapılır. İslam bir ritüel dini değildir. Dolayısı ile yeryüzü Allah’ın mescididir. Allah’ın mescidlerini ticarethaneye çeviren engerek soyu ruhban aklı ile mücadele, Allah’a yaklaşma vesilesidir. Allah’a yaklaşma gayreti de kurbanın ta kendisidir.

Aksi halde kaçan danaların ardına düşmüş kasapların doğradığı hayvanlardan akan kanlarla ıslatılmış toprağın üzerinde, kan ve gözyaşına mahkum edilmiş mazlumların feryadı dinmeyecektir.


DDicle Ürünay

Hiç yorum yok: