
Senin
İsmail'in Kim?
"İkra!"
"Oku!"
İleri
yaşına rağmen İbrahim Peygamber'in hiç çocuğu olmamıştı. İbrahim Peygamber
dualarında Allah' a yakarıp, O'ndan O'na bir erkek evlat vermesini istedi ve
O'na bir erkek evlat verirse, 6 yaşına geldiğinde kurban edeceğini söyledi.
İbrahim
Peygamber'in sınavı böyle başladı. İbrahim'in Allah’ı engelleyebilecek sevgisi,
oğluydu. Bu yüzden Hz. İbrahim hayatta en sevdiği, tutkusu olma ihtimali olan
İsmailini kurban sunmuştur. O, aslında İsmailini kurban etmiştir!
İbrahim’in
oğlunu kurban etmeye yeltenmesi ile biricik oğlunun canını feda etmeye hazır
olması ile somutlaşan kurban, özünde Allah ile kul arasına girebilecek ve
Allah'ı unutturacak her dünyevi canlı ve cansız varlığı temsil eder.
Günümüz
İsmailleri paraya ve mülk sahibi olmaya düşkün, açgözlü, ihtiyacından fazla
yiyen-içen-alan ve başka canlılara hükmetmek için gözü iktidar hırsı bürümüş
olmaktır.
Kurban
kelimesi Arapça k-r-b (Kaf-Ra-Be) kökünden türemiş ve yaklaşmak, yakınlığı
sağlamak, Allah'ın rızasını kazanarak O'na yakın olmak anlamında kullanılmaktadır.
Kurban hayvan kafası uçurmak, kan dökmek değildir. Tasavvuf ilminin önde
gelenleri et yemeyi ve öldürülmeden önce nefes alan bir canlıya ait, ölü bedeni
diyetlerine sokmayarak "riyazet"(şehvetlerle ve nefs-i emmâre ile
mücadele planı, az yemek, mideyi doldurmamak ve bu suretle ruhu inceltmek ve
rahat çalışabilmek için yapılan beden ve ruh terbiyesi) adı verilen ve bir nevi
nefis terbiyesi yaparlar.
Hiçbir
canlı öldürülsün, işkence görsün diye yaratılmış olamaz.
Bir
canlının hayatını, nefesini elinden almak yerine yapabileceğiniz birçok hayır
vardır. Bunlar; başında maddi durumu yetersiz olan kişilere erzak yardımı
yapmak, okuyan çocukların eğitimlerine ve okul ihtiyaçlarına yardımcı olmak,
ihtiyaç sahiplerinin geçimine yardım etmek, yaşlı ve kimsesizlere bir tas sıcak
çorba götürmek ve soğuktan donmasınlar, yağmurdan ıslanmasınlar diye sokak
hayvanlarının sığınacakları ufak bir baraka bile inşaa etmek olabilir. Bu gibi
ihtiyaç, yardımlaşma ve yakınlaşma durumları, yılda bir kere yapılan et dağıtma
işinden daha yaşam sever ve daha makbul olması olası işlerdir.
Kurban
kıssasına göre sormamız gereken soru, Ali Şeriati’nin sorduğu gibi: “Benim
İsmailim kim?” olmalıdır.
Günahların
ve nefsin için can alma, kan dökme. Başka ibadet mümkün!
Aşağıdaki
yazı Eren Erdem'in "Kurban ‘hayvan kesmek’ değildir!(1-2-3-4)"
yazısından alıntılanmıştır:
Hac
Suresi Ayet 37: Onların etleri de kanları da Allah’a asla ulaşmaz; fakat sizin
takvanız O’na ulaşır. Onları size bu şekilde boyun eğdirir ki, sizi hidayete
erdirdiği için Allah’ı yücelterek anasınız. Güzel düşünüp güzel davrananlara
müjde ver.
Büyük
dilbilimci Ragıp El İsfehani’ye göre bu kök, “doluya yaklaşmak” manasına
geldiğinden, Allah’a yaklaşma babındadır. Ve dolaylı olarak, “Allah dışında ki
tüm ilahlardan uzaklaşma” anlamı kazanır. Yani, insanlığın kaderine yön veren,
Allah dışındaki tüm totemleri reddetme, onların siyasi, ekonomik, politik ve
felsefi dayatmalarından uzaklaşmak sureti ile Allah’a yaklaşmak. Kurban
kelimesinin “politik” anlamı bu şekildedir.
Bu
hususta Bakara suresinin 87. ayetine bir göz atalım;
“Ve iz
ehazna misaka beni israile la ta’büdune illellahe ve bil valideyni ihsanev ve
izl kurba vel yetam vel mesakini ve kulu lin nasi husnev ve ekiymus salate ve
atüz zekah, sümme tevelleytüm ila kalilem minküm ve entüm mu’ridun”
Biz
İsrailoğullarından, Allah’ın dışında kimseye kulluk etmeyecek/O’na yakın olacak
(1), ana babaya, yetim ve yoksullara yardım edecek, herkese iyilik yapıp,
“salat-ı uygulayacak”, mal biriktirmeyip topluma dağıtacaksınız diye söz
almıştık. Ancak pek azı müstesna, sözlerinden döndüler, hala dönmekteler...
Yukarıdaki
çeviride (1) ile ifade ettiğim kısım, “kurba”nın anlam bütünlüğünü akseden
bölümdür. Kuran’ı yapısı gereği, ayetin devamı da, “kurba” eyleminin uygulanış
biçimini tarif etmektedir. Yani, halka yardım etme, sermaye yığmaktan kaçınma,
sevdiğiniz şeyleri Allah yolunda harcama gibi bir bütünlük göze çarpmaktadır.
“Kur’an-ı
Kerim’i” açıp, Arapça orjinalini incelediğinizde, “kurba vel yetam vel
mesakini” ifadesini her zaman yan yana göreceksiniz. Yetam ve Mesakin, yetim ve
miskin/fakir demektir. Kurba ise, Allah’a yaklaşma olarak göze çarpar. Yani
Allah’a yaklaşmanın yolu, yetim ve miskinlerden geçmektedir.
Yani
yetim ve miskine yaklaşarak, “Allah dışında ki belirleyici totemlerin
dayatmalarından uzaklaşıyor, dolayısı ile Allah’a yaklaşıyorsunuz.” Bu
yaklaşma, bedensel değil, ideolojik bir yaklaşmadır.
Kurban
kelimesinin direk geçtiği bir diğer ayet ise “Ahkaf suresi 28. ayettir”
“Fe lev
la nesarahümlezinettehazu min dunillahi kurbanen aliheh bel dallu anhüm ve
zalike ifkühüm ve ma kanu yefterun”
Allah’ın
yanında yakınlık sağlamak için edindikleri ilahlar, onlara yardım etseydi ya!
Tam aksine, onlardan uzaklaşıp kayboldular. Bu, onların yalanları, uydurup
durduklarıydı.
Kurban’ın
hayvan kesmek olduğu iddiasını besleyen surelerden birinin de Kevser suresi
olduğu iddia edilir. Malum, Kevser suresi bir namaz suresidir. Surenin ikinci
cümlesinde “fe salli li rabbike venhar” ifadesi, Rabbin için namazı kıl ve
kurbanı kes biçiminde çevrilir. Bu çeviri tamamen bir katliamdır.
Ayette
geçen “salli” kalıbı, salat kelimesinin bir veznidir. Bu kalıp, şu ayetteki
kalıp ile hemen hemen aynı manaya gelir. “Allah ve melekleri o resule salli
ederler.” Eğer buradaki salli kelimesini “namaz” diye çevirirsek, Allah ve
melekleri peygambere namaz kılmış olur. Ki bu saçma ve hatalı bir yakıştırma
olacaktır.
Dolayısı
ile buradaki salli, “destekleme” anlamıyla çevrilir. Allah ve melekleri
peygamberi desteklerler...
O halde
Kevser suresinde ki salli kelimesi de “desteklemektir.”
Ve
gelelim venhar kelimesine. Venhar, nahr kökünden türemiş bir kelime olup,
boğazına bıçak dayanmış devenin göğsünü ileri attırması manasına gelir. Yani
“bir işi göğüslemektir.”
(SÂFFÂT
suresi 102. ayet) Çocuk onunla birlikte koşacak yaşa gelince, İbrahim dedi
“Yavrucuğum, uykuda/düşte görüyorum ki ben seni boğazlıyorum. Bak bakalım sen
ne görürsün/sen ne dersin?” “Babacığım, dedi, emrolduğun şeyi yap! Allah
dilerse beni sabredenlerden bulacaksın.
Ayette
“ne kurban kelimesi geçer, ne de iması yapılır.” Kaldı ki ısrarcı bir dille
anlatmaya çalıştığım şu gerçeği de ele alalım, kurban kelimesi hakkında
bildiğiniz her şeyi unutmanız gerekmektedir. Kurban, yani yaklaşmak kelimesi
Arapçadır. Yaklaşmak anlamına gelir. Oğlunu kurban etti diye bir cümle
kurarsak, Oğlunu yakınlık etti gibi bir gariplik ortaya çıkar.
Hz.İbrahim’in
yaptığı şey, kendisini mücadele şuurundan alıkoyan tüm imgelerden arınma
fiilidir. Bütünüyle, Allah’a yaklaşma (kurbiyet kurma), Allah dışında ki her
şeyden uzaklaşma temelinde bir eylemdir. Bu eylem, mal, servet, makam, imtiyaz
ve hatta evlat ve eş sevgisinden dahi bağımsızlaşma ile mümkündür.
Bu bir
imtihandı
Hz.İbrahim
kıssasına dönelim;
Evlat
sevgisi, özellikle de erkek evlat istemesi ve bu isteğe olan bağlılığı
anlatılan İbrahim Peygamber ile ilgili şu bölüme dikkat ediniz;
Bunun
üzerine biz, İbrahim’e yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik.
Evet
görüldüğü gibi, İbrahim Resul’ün çok istediği şey, yani evlat kendisine
verilmiştir. Sonrasında ise, Allah’a yakınlığı test edilmek sureti ile, “en çok
sevdiğini feda edip edemeyeceği sorgulanmıştır’’...
“Bu, hiç
kuşkusuz apaçık imtihanın ta kendisiydi.” (Saffat suresi 106)
İmtihanın
amacı, kişinin sevdiklerinden Allah yolunda vaz geçip geçememesi noktasındadır.
Yani kurbanın temel amacı budur. Aksi bir mana, hayvan satın alıp kesme gibi
bir ritüel uygulaması bu noktada gözlemlenememektedir.
Dinsel
hassasiyetleri yüksek gibi görünen kitlelerin, esasında Allah’a “kanlı
sunaklarda ego tatmin eden tahta putlara yapılmış muamelenin aynısını yapması”
ve kesilen hayvanların kanlarıyla arınma kültürünü, İslam’a monte etmesi
gariptir.
Bir
hayvanın gırtlağını keserek yapılan ibadet, tarihsel pagan kültünün
dışavurumudur. İslami değildir.
İnsanın
kendisine yani doğaya yabancılaşmasına neden olan etkenlerden arınması ile
birlikte çözülen toplumsal sorunlar, kurban ibadetidir.
Dolayısı
ile kurban ibadeti belirli bir hafta ya da zaman dilimine sıkışması mümkün
olmayan, yaşayan bir ibadettir. Mezbahalarda, eli kanlı kasapların ağzından
çıkan arapça dualar eşliğinde yapılan iş, Hz.Muhammed’in hayatı boyunca hiç
vuk’u bulmamış bir uygulama olması hasebi ile dindışıdır. Ortadoğu’da hemen
hemen hiçbir ülkede böyle bir uygulama yapılmamaktadır.
Eğer diyorsanız
ki, ben “Kurban Bayramı’nda” hayırlı bir iş üretmek isterim, gidin ihtiyaç
sahiplerine destek olun, elinizden avucunuzdan artanı yoksullarla bölüşün,
hastaları ziyaret edin, sokak çocuklarının başını okşayın, küskünleri
barıştırın derim. Allah’ın nezdinde ibadet olarak makbul olan davranış budur.
Hatta o boğazına bıçak dayanan sevimli koyunların özgürce yaşayabilmesi için
çevreyi katleden kapitalist kodaman bozgunculuğa karşı bir ses yükseltin.
Doğayı, insanı ve toplumları sevin, koruyun.
Aslolan
ibadet böyledir. İbadet hayatta, ritüel tapınakta yapılır. İslam bir ritüel
dini değildir. Dolayısı ile yeryüzü Allah’ın mescididir. Allah’ın mescidlerini
ticarethaneye çeviren engerek soyu ruhban aklı ile mücadele, Allah’a yaklaşma
vesilesidir. Allah’a yaklaşma gayreti de kurbanın ta kendisidir.
Aksi
halde kaçan danaların ardına düşmüş kasapların doğradığı hayvanlardan akan
kanlarla ıslatılmış toprağın üzerinde, kan ve gözyaşına mahkum edilmiş
mazlumların feryadı dinmeyecektir.
DDicle
Ürünay
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder