15 Aralık 2022 Perşembe

Siyasi Mühendislik: CHP ve Kılıçdaroğlu'na operayon



Siyasi mühendislikle, Tayyip Erdoğan'a  rağmen yeni bir Tayyip Erdoğan olarak İmamoğlu'nu cumhurbaşkanı yapacaklar. 

Kemal Kılıçdaroğlu, sağ siyasete çok güvendi, oysaki sağ siyaset oportünist olduğunu çıkarı uğruna ilk virajda kendisini terk edebileceğini hesaplamadı.

"Beşli çete benle görüşmek istiyor, görüşmem, hesap soracağım" dedi, ancak beşli çetenin, Kılıçdaroğlu'nun adaylığına sıcak bakmayan Meral Akşener'in Rize'li kocası vasıtasıyla İmamoğlu'yla pazarlık yapabileceğini hesaplamadı.

Canan Kaftancıoğlu'nun, Ekrem İmamoğlu'na tavrını iyi okuyamadı

Meral Akşener, Kemal Kılıçdaroğlu hakkında söyledikleri



SIRAYLA  GELİŞMELEER

1-Küresel ve yerli sermaye böyle söylemden rahatsız olmuşlardır. Ne demek "Neo Liberalizm iflas etmiştir" sermaye iflas etmeyi kabul etmez.


2- Sosyalistleri adres göstermesi

3- Toprağımızda yabancı asker istemiyoruz, Nato'dan çıkmak istemesi.




4- Beşli çetenin mallarına ve haksız kazançlarına el koyacağım ve aracılık edenlere  pişman olursunuz 


5- Sermayeyi ve beşli çeteyi ürküttü, her zaman sermayenin emrinde olan sağ partiler yani İYİP sermayeye selam çaktı, Hukuka aykırı olarak halkın parasını çalarak zengin olan  beşli çete  "Hukuka aykırı bir eylem uygulamayız" diyerek güvence verdi.

6- Kartlar yeniden karılmaya, CHP ve Kılıçdaroğlu'na operasyon çekilme kararı İYİP tarafından alındı.
7- CHP'nin 15 milletvekili vermesiyle partileşme sürecine giren İYİP, Anadolu'da bir tabir vardır "Biti kanlandı" diye İYİP'te aynen biti kanlanmış ki; "Borçlarımızı 31 Mart'taki seçimlerde ödedik" diyebilecek kadar ileriye gitmiştir. Hangi adayla hangi seçmen tabanıyla Belediyeleri kazanacaklar. Tüm güçleri aşağıdaki ilçe ve beldeleri alacak düzeyde olup, kazandıkları  tek bir il bulunmamaktadır.

İYİ Parti'nin kazandığı belediyeler şu şekilde:

Antalya Demre- Antalya Elmalı-Aydın İncirliova-Aydın Nazilli-Balıkesir Susurluk- Burdur Kocaeliler (Belde)-Çanakkale Eceabat-Çanakkale Gökçeada-Çorum Sungurlu-Edirne İpsala-Isparta Uluborlu-İzmir Tire-Karaman Ermenek-Kayseri İncesu-Kırıkkale Kesgin-Manisa Yunusemre-Samsun İlkadım-Trabzon Yomra-Yozgat Yenifakılı-Yozgat Yerköy-Zonguldak Gökçebey


8-Masayı kuran Kılıçdaroğlu, masadan kovulmak istenen yine Kılıçdaroğlu


Ekrem İmamoğlu'nun karar verileceği duruşma öncesi  Kemal Kılıçdaroğlu'nu, Almanya programı sunan, erteleneceğine inandıran danışmanı kimdir ki, bu operasyonun tam göbeğinde o yada onlar vardır. Ve koskocaman CHP'nin liderine bu fotoğrafı çektiren yada çektirenler...




9- Canan Kaftancıoğlu'nun Saraçhane mitinginde yüz ifadesi.


10-Sanki mahkemeden ceza ve siyasi yasak kararı alınmadı da, beraat etmişcesine sevinç içindeler. Televizyonlara servis ettikleri videoda daha istinaf ve yargıtaydan karar çıkmasına 1,5 yıl var diyerek Ekrem İmamoğlu'nun Cumhurbaşkanı adaylığını açıklıyor Meral Akşener.


11- İşin garibi ise, İYİP rozetiyle CHP mitinginde CHP'li seçmene seslendi.


12-Ekrem İmamoğlu konuşuyor, İYİP Gen.Bşk. Meral Akşener şovunu yapmanın gülümsemesinde  ve CHP İstanbul İl Bşk. Canan Kaftancıoğlu ellerini bağlamış Ekrem İmamoğlu- Meral Akşener şovunu üzüntüyle izliyor.


13- Kemal Kılıçdaroğlu "Neo Liberalizm iflas etti" derken aynı partinin İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu "Liberalizmi savunuyor."


Unutulmasın ki, Erdoğan kurt politikacıdır Ekrem İmamoğlu'na böyle bir ceza verdirdiyse mutlak hesabı vardır. İstinaf mahkemesinden ve Yargıtaydan istediği zaman istediği kararı çıkartır ve Ekrem İmamoğlu'nu seçilmez olarak yapabilir.
Burada önemlisi, İYİP, Meral Akşener'in beşli çete ve sermaye adına hareket ederken oyuna gelen Ekrem İmamoğlu'nun, Kemal Kılıçdaroğlu'na çekilen operasyona alet edilmesidir yada oyunun içinde olmasıdır.
Önemlisi ise Erdoğan rakibini İmamoğlu olarak belirleyip saf dışı yaparken, devleti tanıyan, arkasında hırsızlık ve yolsuzluk etiketi olmayan, sıradan vatandaş gibi yaşayan, demokrat ve tüm düşüncelere aynı derecede saygı duyan  Kılıçdaroğlu'nun  kazanabileceği gerçeğini ıskalıyor..
Kılıçdaroğlu'nun çıkmazı ise;
Ekmeleddin İslamoğlu yerine neden kendisi aday olmadı yada olamadı.
Muharrem İnce'yi yerine neden kendisi aday olmadı da, şimdi neden aday olmak istiyor.
Tamam, 11 Büyükşehir Belediye Başkanlığını, özellikle İstanbui ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanmak başarıdır ve bu başarının karşılığı Cumhurbaşkanlığı seçimine aday olmaktır demekle de dolmuyor...


ÖNERİ

Bence 6'lı masa Kemal Kılıçdaroğlu'nu Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olarak göstermesi, Eğer ki Ekrem İmamoğlu'na verilen ceza kesinleşirse Mitingleri beraber yapıp Ekrem İmamoğlu meydanlarda mağduriyetini anlatarak Kemal Kılıçdaroğlu ile dayanışma yaparak seçimler kazanılabilir....
Ozan

Bandırma - 15.12.2022



29 Kasım 2022 Salı

SİZLER DE BİR ARA GENÇTİNİZ



Gençlere empati,

Şimdi ki gençler bizler gibi doğal yaşamıyor.

Bizler toprakta oynayıp, ağaçlara tırmanan bir nesilken,
Bugün gençler betonların arasında sıkışıp kalmış durumda.

Bizler katkısız, doğal sağlıklı gıdalarla beslenen bir nesiliz.
Bugün gençler genetiği ile oynanmış gıdalara bile ekonomik kriz nedeniyle ulaşamıyor. Yani sağlıklı beslenemiyorlar.

Bizler örgün öğretim görerek hem sosyalleşiyorduk, hemde kaliteli eğitim alıyorduk.
Bugün gençler, ya imam hatip ya açık lise seçeneğiyle sosyalleşmeden sistemin dışına çıkmak zorunda kalıyorlar.

Bizim zamanımızda konser, tiyatro, sinemaya v.s gitmek hem kolaydı, hem de ucuz.
Şimdi ise, konserler yasak, sinema ve tiyatro büyük kentlerin dışında yok yada kısıtlı. Olsa da ekonomik değil, ucuz değil.

Gençler, hikaye biriktiremiyor.
Gençler, laptop ile cep telefonuna sıkıştırılmış ve internette gördüğü yaşamı önceliyor.

Gençler duygusal varlık olmaktan çıkıyor, robotlaştırılıyor.
Gençler, üniversite bitirmiş olsa da işsiz, iş bulamıyor.

Gençler, enerjilerini artabileceği sosyal, spor, kültür merkezleri yok. Olanlar ise paralı.
Gençler de zaten para yok...

Gençler, arkadaşlarıyla bir iki kadeh içki ile sarhoş olup deşarj olamıyor.
İçki pahalı...

Gençler, kız yada erkek arkadaşıyla bir kafede oturamıyor.
Cebinde para yok...

Gençliğin özgürlük alanları kapatılmış, konsere, sinemaya, tiyatroya gidemiyor ya yasaklanmış, ya yaşadığı yerde yok, yada parası olamadığı için ulaşamıyor.

Lütfen gençlere karşı empati yapalım..
Mutsuz, neredeyse dünyayla bağını kesmek üzere olan bir gençlik geliyor.
Bu gençler ileride devlet yada özel sektörde yönetici veya yönetime yardımcı olabilecek kadroları oluşturacaktır.
Ozan

25 Kasım 2022 Cuma

SUAT DERVİŞ VE 25 KASIM KADIN HAKLARI



Neşet Ertaş'ın güzel bir türküsü vardır "Kendim ettim, kendim buldum" diye, kadınlar için söylenmiş diye düşünüyorum..

Eril dil, erkek egemen toplum; kadınların çocuklarını eşitlememesinden kaynaklıdır.
Kız çocuklarını susturup,erkek çocuklarının özgürlüğünü sınırsız saymanız sonucudur.
Erkekleri kutsallaştıran da sizler!
Kız çocuklarınıza " Kocandır döverde, severde" diyen sizler!
Kocalar, kadınları öldürünce veya şiddet uyguladığında karşı çıkan yine sizler!
Kendinizin yetiştiriyorsunuz cellatları!
Erkek çocuklarınızın pipisiyle õvünüp, muhteşem sünnet düğünü yapan sizlersiniz! Kız çocuklarınızın regli olmasını ayıp sayarak saklanmasını isteyen de sizler!
Anadolu'nun kadim uygarlığı kadınla erkeği eşitlerken şöyle ki;
Osmanlı imparatorluğunun kurucusu Osman bey bile Hatun Sultan'a (Malhun Hatun) sormadan karar alamazken.
Sizler, mirasta iki kadının ancak bir erkeğin payı kadar mal alabilecek diyen kitaplara inanıp, tapınan 1300 yılında yaşayan Hatun Sultan (Malhun Hatun) bile olamayan yine sizler!
Anadolu topraklarında her zaman en başta kadınlar söz söyleyendir, danışılmadan karar alınmayandı oysa ki...
Bir Sümer atasözü der ki, "Kasapların tartışmasında, koyunların taraf tutması koyunların kaderini değiştirmez."
Birilerinin vermesiyle değil, Kadınlar kendi haklarını kendileri alırsa anlamlı olur...

25 Mart 2022 tarihinde Bandırma'da yapılan "Kadına yönelik şiddete dur" eylemde isteklerinin/ protesto pankartını
erkeğin eline verirseniz ve siz sadece alkışlarsanız, "pankartı tutan erkek" size haklarınızı vermez/veremez.
Sümer atasözü ne diyordu, "Kasapların tartışmasında, koyunların taraf tutması koyunların kaderini değiştirmez."
Kadınlar önce kendinizi sorgulayın!..
***
SUAT DERVİŞ

1903 yılında İstanbul'un Moda semtinde dünyaya geldi. Varlıklı bir ailenin ortanca çocuğu idi.Ailesi ona Hatice Suat adını koydu ancak Suat erkek ismi olduğundan kayıtlara Hatice Saadet olarak geçti. Babası, Darülfünûn’un kurucularından kimyager Müşir Derviş Paşa’nın oğlu tıp profesörü İsmail Derviş Bey, annesi Abdülmecid’in mabeyncilerinden Kamil Bey’in kızı Hesna Hanım’dır. Osmanlı'da Telefon İdaresi'nde çalışmaya başlayan ilk kadınlardan Hamiyet Hanım’ın kardeşidir.

Çocukluk çağında dedesi Kamil Bey'in ısrarı ile okula gitmek yerine Hamiyet Hanım ile birlikte evde özel eğitim gördü; Fransızca ve Almanca öğrendi. Eğitimine Kadıköy Numune Rüştiyesi’ne, ardından Darülfünun’a devam etti.

Çocukluğundan itibaren yazmaya ilgi duydu. Hezeyan başlıklı mensur şiirini, çocukluk arkadaşı Nâzım Hikmet 1918’de Alemdar gazetesinin edebiyat ekine göndererek yayımlattı. Bu, onun yayımlanan ilk eseridir. Henüz çocuk yaşta olan Suat Derviş edebiyat dünyasına Mehmet Rauf tarafından “hassas bir ruha sahip ve olgun bir müellifin habercisi" olarak tanıtıldı.

Bu yıllarda Nâzım Hikmet ile arkadaşlığının şairin ona duyduğu tek taraflı bir aşka dönüştüğü iddia edilir.[Şair Nazım Hikmet, 1920’de Gölgesi adlı şiirini Suat Derviş’e ithafen yazmıştır.

Suat Derviş’in ilk romanı olan Kara Kitap 1921 yılında basıldı. Edebiyat dünyasında hayret ve şaşkınlıkla karşılanan bu eserde ölüme mahkûm güzel ve hassas bir genç kızın son nefesine kadarki yaşama arzusunu belirten iç seslerini ve duygularını anlattı. 1923'te yazdığı Hiç Biri romanını, Ne Ses Ne bir Nefes (1923), Bir Buhran Gecesi (1924), Fatma'nın Günahı (1924), Gönül Gibi (1928) ve Latin harfleri ile yazdığı ilk eser olan Emine (1931) romanları izledi. Bu romanlarında İstanbul’un üst düzey yaşamından kesitler sundu; ilişkileri anlattı; kadının toplumsal konumunu özgürlük talebini irdeledi. Ne Bir Ses Ne Bir Nefes romanı Ahmet Haşim ve Mehmet Rauf’tan büyük övgüler aldı. 

Ozan

ORTA DOĞU İNSANI OLMAK



Lübnanlı yazar Amin Maalouf, tüm dinlerin çıktığı coğrafyanın yani Orta Doğu insanını tanımlarken şöyle der;

“Her şeye üzülen ama hiç bir şeyle ilgilenmeyen insanlardır” diye tanımlar.
Kolaycıdır, tevekküle inanır, doğruları yoktur işine yarayan doğrudur, güce tapar, kutsal kitabına inanır ama yazdıklarını uygulamaz. Namus önemlidir ama ahlak yoktur.
Özellikle, Üretmek gibi kaygısı yoktur.
"Silahı da, ilacı da başkalarından satın alır."
Çünkü kadercidir, kendisinden sonrasını düşünmek gibi derdi yoktur.
Cumhuriyetin onca zorluklarla kurduğu tank palet fabrikasının satılması da,
Aşı üreten Refik Saydam enstitü merkezinin kapatılması da orta doğu insanının kafa yapısına uygun yapılan işlerdir.
Çünkü;
"Silahı da, ilacı da başkalarından satın alır."
Ne demişti biri; "Fıtrat"
Evet, Orta Doğu insanlarının yaşamlarında fıtrat var.
Çıkar var, devletten avanta pay almak var, çocuklarına yönetimden iş garantisi var,

Çalışmak yok,üretim yok, bilim yok, teknoloji yok, rasyonelite yok, demokrasi yok, laiklik yok,
Kadının adı bile yok...
Ozan

29 Ekim 2022 Cumartesi

ATATÜRK VE ATATÜRK SONRASI



Avcı toplayıcı toplumu,

Din tarım toplumu,

Endüstri(Sanayi) toplumu,

Bilişim ve Dijital toplumu,

diye 4 aşamalı gelişme gösterir toplumlar.
Osmanlı imparatorluğu din-tarım toplumundan ötesine geçemediği için batmıştır. Çünkü endüstrileşen batı, üretime, fabrikaya, pazarlamaya yatırım yaparken Osmanlı imparatorluğu, egemenliğini kaybettikçe dine yatırım yapıyordu.
Mustafa Kemal Atatürk'ün 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyeti kurduktan sonra, batının 300-400 yılda başardığı endüstri devrimini yakalamak için 15 yılda sanayileşme hamlesiyle büyük ölçüde yakalamış ve başarmıştır.
Aynı zamanda demokrasi, laiklik, eğitim seferberliği, kadına seçme seçilme hakkı vs. ile de kültürel devrimi hızlandırmıştır.
1938 yılında Atatürk'ün ölümü sonrası 2.dünya savaşının çıkması ve İnönü'nün başında olduğu Türkiye Cumhuriyeti, savaşan Almanya'ya gizli destek vermesi nedeniyle savaşın galibi Sovyetler Birliği'nin gücünden çekinerek Nato'ya girebilmek uğruna Amerika'ya sığınmıştır.
1945 yılından sonra Atatürk'ün devrimlerinden hızla uzaklaştı. İlk uygulamaları ise 1946 yılında köy enstitülerinin kapatılma kararı olmuş, yerlerini hızla imam hatip okulları almıştır, 1954 yılında toprak ağası olan Adnan Menderes'in DP iktidarında kapatılma kararı uygulanmıştır.
Sonrasında;
1960-1966 arası Genelkurmay Başkanı olan, 1966-1973 arası Cumhurbaşkanlığı yapan Cevdet Sunay, 1969'da verdiği demecinde;
"Bugün ki ( 1968-1969 ) Laik okullar birer anarşi yuvası haline geldi. Bu laik okullardan yetişen gençlere memleket idaresi teslim edilemez. 10 Yıl sonra bunların hepsi iş başına geçecekler. Onlara nasıl güvenebiliriz. Hem biz laik okullara karşı imam hatip okullarını bir alternatif olarak düşünüyoruz. Devletin kilit mevkilerine yerleştireceğimiz kişileri bu imam hatip okullarında yetiştireceğiz." diyordu.
Ve dedikleri gibi de oldu...

HANGİ DEVRİMİ KAÇIRDIK, HANGİ DEVRİMLERİ KAÇIRIYORUZ!
Endüstri devrimini kaçırdığımız gibi son evresi olan Endüstri 4.0 diğer adıyla 4.sanayi devrimi, akıllı fabrika sisteminin temelinin oluşturulmasında büyük rolü olan çağdaş otomasyon sistemlerini, veri alışverişini, üretim teknolojilerinin bir arada bulunduğunu dönemi yaşanmaktadır ve biz kaçırıyoruz.
Ne kaçırdıklarımıza örnek ise;
Modüler yapılı akıllı fabrikalarda, fiziksel işlemleri siber-fiziksel sistemler ile izleyerek, nesnelerin birbirleriyle ve insanlarla iletişime geçmesini ve bu sayede de merkezi olmayan kararların verilmesi hedeflenmektedir.)
Nano teknoloji ürünleri (bilgisayar, tablet, gözlük, telefon ekranları, kamera lensleri, cam yüzeylerde toz veya su tutmayan, yansıma önleyici, kendisini temizleme özelliği olan ürünler, ultraviyole korumalı ve buhardan etkilenmeyen ürünler, çizilmeye karşı dayanıklı olan ürünler)
Bir sonrası, bilginin toplanmasında, işlenmesinde, depolanmasında, ağlar aracılığıyla bir yerden bir yere iletilip kullanıcıların hizmetine sunulmasında kullanılan iletişim ve bilgisayarlar dâhil bütün teknolojileri kapsayan Bilişim teknolojisine geçiş yapmaktadır. Dijital dönüşüm, toplumsal ve sektörel ihtiyaçlara dijital teknolojilerin entegrasyonuyla çözüm bulmanın ve buna bağlı olarak iş akışlarının ve kültürün gelişmesi ve değişmesi sürecini tanımlayan bir kavramdır. Yaratıcılığı ve inovasyonu merkeze alan dijital dönüşüm, geleneksel metodlardan daha verimli sonuçlar elde etmek için ortaya çıkmıştır. Dijital Dönüşüm, insan ve çevre odağında, teknolojinin sosyolojiyle etkileşiminden ortaya çıkan “yaratıcı yıkımla”, toplumsal olarak yeni bir yönetim, üretim ve yaşam sürecine değişerek dönüşümü olarak da ifade edilebilir.
Şimdi sıra "Bilişim ve Dijital Devrimini" kaçırma zamanı, yazık ülkeme...


Aşağıda ki gazete haberine dikkat edin; İsviçre hükümetinin bütçesi fazla verince halka dağıtmak istedi ve referanduma gidildi, halk "Koşulsuz maaş verilirse çalışmamak özendirilir ve işsizlik artar" diye kabul etmedi. Aslında test edilmek istenen oyunu bozdu. Teknolojik gelişmeler nedeniyle üretimin artması, iş gücünün düşmesi nedeniyle fazla veren bütçesi için test yapılmıştı....


Ozan
29 Ekim 2022

12 Ekim 2022 Çarşamba

TEĞMEN ÇELEBİ'YE BENZER TÜRKİYE'NİN GERÇEK YÜZÜ


Teğmen Çelebi’ye Benzer Türkiye’nin Gerçek Yüzü

Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin yaşadıkları, Türkiye’nin gerçek yüzünü anlamak isteyenlere önemli bir aynadır. Bu ayna, toplumun değerleriyle güç ilişkilerinin çeliştiği, vicdanla çıkarların çatıştığı ve kavramların içinin boşaltıldığı bir gerçeklik sunar.
Teğmen Mehmet Ali Çelebi TSK da görev yaptığı dönemde iktidarda bulunan AKP' ve ortağı Fetönün kumpasları neticesinde hapishaneye atılmış, davasını savunan CHP ve genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hapishanede nikah şahidi olmuş, sonrasında CHP İzmir milletvekili yapılmıştır. CHP'den istifa gerekçesini ise "CHP, HDP ile iş birliği içinde" diyerek bir nevi CHP'yi teröristlerle iş birliği yapıyor diyerek AKP saflarına katıldı ve milletvekili olarak mecliste bulunmakta olup bugünlerde milletvekili olduğu AKP ise MHP'nin önerdiği "Terörist başı Abdullah Öcalan'a 'Umut hakkı' tanınmasını, serbest bırakılmasını ve mecliste konuşma yapmaya davet etmesini" olumlu karşılamakta ve destek vermektedir. Teğmen Mehmet Ali Çelebi’ye benzer bu ülkenin gerçekleri, vicdanları, insanları...
Teğmen Mehmet Ali gibiler bu topraklarda o kadar çok, teğmen Mehmet Ali çarpıklığın en bariz örneklerinden biridir. Halkın kendilerinden beklediği kararlılığı sergilemek yerine, suskunluklarıyla düzenin devamını sağlayan aktörler olarak tarihe geçtiler.

12 Eylülün Paşaları ve Ordunun İçindeki Çelişkiler

Orduda FETÖ’cüler kök salarken, koltuğunu kaybetme korkusuyla sessiz kalan Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ gibidir...

Gençler iş güvenliği ve ekonomik nedenlerden dolayı ülkeden ayrılırken Amerika’da büyük bir şirketin genel müdürünün babası, şaibeli 15 temmuz darbesinin Genel kurmay başkanı olmak demektir Hulusi Akar...

Beraber görev yaptığı asker arkadaşlarını ihbar edip sonrasında "Kasapta ki ete soğan doğranmaz"  diyerek herşeyden sıyrılmaktır Genel kurmay başkanı Hilmi Özkök gibi olmak...

Amerika’da  oğlu büyük bir şirkette yüksek maaşlı yönetici yapılırken, Anti-Amerikancı söylemleriyle nara atabilmektir Emekli Oramiral Cem Gürdeniz gibi olmak....
Olaylar, söylem ile gerçek arasındaki uçurumdur...

Adalet, Ahlak ve Çıkar İlişkileri

Baro başkanlığı döneminde AKP karşıtı, seçimleri kaybettikten sonra AKP' nın Kıbrıs’a elçi olarak atadığı Metin Feyzioğlu gibidir adaleti savunmak... 

TSK özel kuvvetlerde efsane komutan diye bir dönem kahraman ilan edilen ancak  Fetöye karşı çıktığı ve yapılanmasını kitaplaştıran akademisyen Necip Hablemitoğlu cinayetine adı karışan, Albay Levent Göktaş gibidir çıkar ilişkilerini milliyetçilikten üstün tutan...



Katil Levent Göktaş



Sünni İslamcılara şirin görünmek için AKP listelerinden milletvekili yapılan Reha Çamuroğlu gibidir Alevilikleri....

“Emevi Camii’nde namaz kılacağız” diyen Ahmet Davutoğlu’nun danışmanlığını yapan Ermeni kökenli Etyen Mahçupyan gibidir barışı savunmak....

Cumhuriyet mitinglerinde en önde yürüyüp, daha sonra profesör olabilmek için AKP’yi televizyon ekranlarında savunan Yaşar Karasalihoğlu gibidir akademisyenlik, akademi bağımsızlığı ve bilimsel ahlak...

İnandıkları kitap faizi haram kılarken, “caiz” diye fetva veren Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş gibidir din adamlığı....

Bu çelişkiler, yalnızca bireylerle sınırlı kalmıyor.  köksüzlüğün ve yozlaşmanın kökenini anlatıyor:

“Yavuz Sultan Selim’den bu yana gelen Araplaştırma,
Araplaştıkça oryantalist bozulma.
Bozuldukça güce tapma.
Güce tapma uğruna eğitimden uzaklaşıp cahillik.
Cahilliğinden cesaret bulma.
Cahil cesaretinin vücut bulmuş halidir bugün yaşananlar."

Kültürel ve Tarihsel Çürüme

Bu çelişkiler, yalnızca bireylerle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda toplumsal yozlaşmanın ve çürümenin köklerini de açığa çıkarıyor. Yavuz Sultan Selim döneminden itibaren başlayan Araplaştırma politikaları, oryantalist bozulmayı beraberinde getirmiş; bu bozulma, güce tapmayı, eğitimden uzaklaşmayı ve cehaleti artırmıştır. Cehalet ise kişisel hırs, para, şöhret ve koltuğun memleket sevgisinden daha değerli olduğu bir düzen yaratmıştır.

Ego, kişisel hırs, para, şöhret ve koltuk... Bu unsurlar, birçok kişi için memleketten daha önemli hale geldi. Bugün “Vatan, millet, bayrak, Sakarya” nidaları atanların, yarın aynı güce taparak tüm söylediklerini unutacaklarını biliyoruz. Halkın genetik kodlarını çözmüş olanlar, bu durumu kendi çıkarları için ustalıkla kullanıyor.Bu çelişkiler, toplumu içten içe çürüten bir yapı inşa etmektedir. 

Sonuç mu? Çürüyen beyinler, çürüyen vicdanlar ve çürüyen egolar, çürüyen bir ülke yaratıyor. Adı: Türkiye.

Bu tabloyu değiştirmek için ise, öncelikle bu çürümüşlükle yüzleşmemiz gerekiyor. Aksi halde, Nazım Hikmet’in dediği gibi, “Akrep gibisin kardeşim.”

Ozan
12 Ekim 2022


5 Ekim 2022 Çarşamba

KİME NE





Kemal Kılıçdaroğlu, "Selçuklu ve Osmanlı devlet belgelerine göre dinî silsile olarak Hz. Muhammed'in neslinden seyyid ve aynı zamanda soy olarak da Oğuzların Beğdili boyuna mensup Kureşan ocağından bir Türkmen'dir."

Şimdi bunun belgesi varmı bilmiyorum.
Ancak, bu söyleme göre; Hz. Muhammed'i de Türk yapmış mı oluyorlar, yoksa Kılıçdaroğlu'nun Arap soyundan geldiğini mi ispatlamak istiyorlar.
Unutulmasın ki, Osmanlı "Seyyid" lik makamlarını satıyordu.
1500 yıl önce yaşamış Arap Muhammed'i Türk soyuna bağlayıp, bugün yaşayan Kılıçdaroğlu'nu Araplaştırmak ancak bizim gibi geri bırakılmış ve yüzünü Ortadoğu'ya dönmüş toplumlarda olur.
Avrupa Birliğine girmek istendiğinde İsa'ya, İsrail'le işbirliği için Musa'ya, Hindistan'la ilişkilerde inekle akraba yapabilme potansiyeli var bu toplumun.
Kime ne Muhammed'in soyundan gelmiş telaşı.
Ahlaksız ve kompleksli bir toplum her şeyi her sıfata sokabilir ancak bir tek insan olmayı, insanca yaşamı beceremez.
Ozan

4 Ekim 2022 Salı

CUMHURİYET VE LAİKLİK İLKESİNİ ÇİĞNEYENE OY ÇIKMAZ BAY KEMAL

 


Bugün kadınlara eşit birey olması için hazırlanan Medeni Kanun'un yürürlüğe girmesinin 96. yılı.
Ve bugün Atatürk'ün kurduğu, cumhuriyetin temellerini atan parti CHP, hem Atatürk'ün, hemde kuruluş felsefesine aykırı kararlar almaktadır.
Laiklik, Din işlerini devlet işlerine karıştırmayan, devlet işlerini dinden ayrı tutan hassas bir çizgidir.
Bugün gelinen durum, dinin devletin tüm kurum ve kuruluşlarına, hatta referans değer olarak kabul edilip kadrolastığı gerçeği varken, CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun devlet kadrolarında türbanı yasalaştırması kuruluş ilkelerine aykırı olduğu gibi akıllara ziyan bir durumdur.
Akp 20 yıldır cumhuriyeti yıkıp kendi rejimini kuramadıysa, cumhuriyet değerlerine bağlı,laik, seküler ve çağdaş değerlere sahip çıkanların direnmesi sayesindedir.
Devlet, tarafsızlığın güvence yeridir... İran'da olanlar gözümüz önünde yaşanırken Kılıçdaroğlu'nun açıklaması tam bir aymazlıktır.
Düşünebiliyor musunuz türbanlı savcı,hakim karşısında solcu, Marksist, ateist birinin yargılandığını, savunma yaptığını. Karşısında muhtemelen Sünni İslam'a inanan ve taraflı bir savcı yada hakim vereceği karar ne kadar adil olur yada ne kadar karşı tarafa güven verir. Bunu tüm devlet kadrolarında görebilirsiniz.
Ayrıca türban kadınları köleleştirme sembolü olup, kadınların özgürlüğünün önündeki birincil engeldir.
Kimsenin bireysel özgürlüklerine karışmayalım ama devlet, bireylerin çatı örgütlenme şeklidir ve din, dil, cinsiyet, giyim şekli gibi üniforma sembolleri olmadan eşit hizmet vermelidir. Memurun kıyafet serbestisi denilerek, devlet organlarının tarikatların örgütlendiği bir yer yapamazsınız. Yarın başka bir kadının bikiniyle, mini etekle, tayt benzeri kıyafetlerle görev yapamayacağı gibi başörtüsüyle de devlet dairelerinde çalışamaz...
CHP ve genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu çok büyük hatayla 100.yılında telafisi olmayacak şekilde cumhuriyetin temellerini yaralamaktadır.
Cumhuriyet ilkelerine aykırı karar alan CHP'ye, laikliğe ve cumhuriyet değerlerine inanan biri neden seçimlerde oy versin?
Şahsen ben oy vermem..
Ayrıca, aslı Akp varken dinciler, türbanlılar size neden oy versin.20 yıldır oranın ekmeğini yiyip nemalanıyor.
İnanın ki bekliyordum CHP ne zaman zırvalayacak diye ve beklediğim gibi oldu.
Ne demişti zamanında,
"Tıpış tıpış gidip oy vereceksiniz."
Sanki oy verenler Kılıçdaroğlu'nun kuluydu.
"Ekmek için Ekmeleddin" dedi ne oldu.
Akıl ile akil arasında fark vardır.
Akıl, rasyonel fikirler üretendir, akil ise rasyonel fikirleri hayata geçirendir. Kopukluk olursa her ikiside çöp olur.
Bu halk CHP'siz mutlaka çıkış yolu ve adayı bulacaktır.
Yaşasın tam bağımsız, laik cumhuriyet...
***
20 yıldır cumhuriyet ve laiklik için direnen kadınlar sözüm size;

96 yıl önce Medeni kanunla erkeklerle eşitlendiğiniz günün yıl dönümde, laikliğin temel kuralını yok sayan CHP ve Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na oy vermeyin.

Akp sizlerin direnciyle kendi rejimini kuramadı, bundan sonra da kuramayacaktır, o kadar zayıfladı ki, ilk seçimde kazansa bile yönetemez, kadroları ve kapasiteleri yetersiz. İlk iki yıl içerisinde seçime gitmek zorunda kalacaktır.

Bu ülke kendisiyle yüzleşmek ve doğruları bulmak zorundadır. Bizim de içinde bulunduğumuz bir nesil yok olacaktır ama ülke ve gelecek nesiller kurtulacaktır.

ABD'ye gitmeden önce "Yeşil İslam" yada "Ilımlı İslam" projesini ben hayata geçiririm diye icazet almaya giden CHP ve Kılıçdaroğlu'na oy vermeyin.

Türkiye Cumhuriyeti ve kurucu Mustafa Kemal Atatürk'ün laiklik ilkesini, ilkesiz insanlara çiğnetmeyin.
Mustafa Kemal Atatürk ne diyor.
” Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sade din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz.
– Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir.
Ozan