29 Haziran 2025 Pazar

MATTEOTTİ CİNAYETİ




Giacomo Matteotti


Giacomo Matteotti 1920’lerin geleceği parlak sosyalist düşünce sahibi bir politikacı oluyor. Bologna Üniversitesi’inde hukuk okuyor. Bologna Üniversitesi'nde hukuk okuduğu dönemde ‘’Sosyalist Birlik Partisi’’ (Partito Socialista Unitario) (PSU)’ne giriyor. Askere gitmek istemeyince Sicilya’ya bir çalışma kampına gönderiliyor.

Matteotti, PSU içinde üyelerin kibirli davranışlarını aşırı eleştirdiği için parti içinde fazla sevilmiyor. Ancak iyi bir hatiptir. Bu nedenle de oldukça fazla sayıda taraftarı bulunuyor.

Matteotti, Ferrara bölgesinden 1919, 1921 ve 1924 yıllarında milletvekili seçiliyor. Partinin genel sekreterliğine kadar yükseliyor. 1924’te “Faşist Tahakkümün İlk Yılı” adlı bir kitap yayınlayarak, başta faşist iktidarın işlediği 150 cinayet olmak üzere iktidarın, cinayetlerini, hırsızlıklarını ve yolsuzluklarını anlatıyor.

1924 yılında İtalya

İtalya’da yapılan 1924 yılı parlamento seçimleri iktidardaki Mussoli’nin baskısı, terörü ve hilekarlığı altında yapılıyor. Mussolini ve partisi seçim öncesi açık açık yasaları çiğniyor, gazetelere el koyuyor, basımevlerini yağmalıyor, sendikaları ateşe veriyor, her gün sokaklarda muhalifler faili meçhule kurban gidiyor.

6 Nisan 1924 tarihinde yapılan parlamento seçimlerinde seçime katılım % 63 oluyor. Mussolini’nin seçim öncesi baskı ve hilelerine rağmen Mussolini ve partisi toplam 535 sandalyeli mecliste ancak 355 sandalye kazanıyor. Seçim kanunu gereği paralel listelerdeki 19 milletvekili de bu sayıya dâhil edildiğinde, Mussolini 374 milletvekili ile İtalya Parlamentosu’nda ezici çoğunluğa sahip oluyor. Bu, bir önceki seçimde yalnızca 37 milletvekili çıkarmayı başaran bir parti için muazzam bir başarı oluyor. 

Parlamento açıldığında muhalif partiler Mussolini’yi, anayasaya aykırı davranmakla ve seçimleri baskı altında yürütmekle suçluyor. 

29 Mayıs 1924 tarihinde sosyalist milletvekili Giacomo Matteotti mecliste yaptığı coşkulu konuşmada seçim sonuçlarına itiraz ederek seçimlerde yapılan yolsuzlukları bir bir açıklıyor. Oyların çalındığını, sandıkların yok edildiğini söylüyor. Matteotti, meclisteki bu iki saat süren konuşmasında seçimlerdeki hileleri bizzat Mussolini’nin yaptığını söyleyerek meclisin yasadışı olduğunu ilan ederek seçimlerin yenilenmesini talep ediyor. Matteotti’nin konuşmasına Mussolini taraftarı milletvekilleri küfürlerle, hakaretlerle ve tehditlerle müdahale ediyor. Meclisten çıkarken, Matteotti, arkadaşı Giovanni Cosattini’ye şunları söylüyor: “İşte şimdi cenazemde yapacağın konuşmayı hazırlayabilirsin.” Yazımın girişinde bahsettiğim film Matteotti’nin işte bu konuşması ile başlıyor. Filmin tamamı izlenmese bile en azından filmin bu başlangıç sahnesinin, siyaset erbabının aynı zamanda nasıl bir iyi hatip olması gerektiği konusunda güzel bir örnek olduğu için izlenmesi gerekiyor.

Daha sonra yapılan oylamada 07 Haziran 1924 tarihinde Mussolini hükumeti güvenoyu alıyor.

Matteotti’nin öldürülmesi

Mussolini hükümetinin güvenoyu almasından üç gün sonra, 10 Haziran 1924’te Roma’nın merkezindeki evinden çıkan Matteotti evinin önünden kaçırılıyor. Görgü tanıklarının ifadeleriyle,  Matteotti’nin kaçırılması olayında kullanılan arabanın izini süren polis, aracın Mussolini’nin partisine ait olduğunu belirliyor. Araçta kan izleri vardır ama ortada bir ceset bulunmuyor.

Matteotti’nin cesedi iki ay bulunamıyor. Bu dönemde Matteotti’nin kaçırılmasından ve kaybolmasından Mussolini sorumlu tutulduğundan muhalefet tarafından faşist iktidarın safça her an düşmesi bekleniyor. Bunalımlı ve gerilimli bir bekleyiş oluyor. Sonunda Matteotti’nin cesedi, 18 Ağustos’ta Roma’nın 23 km. uzağındaki Ouartarella Ormanı’nda bulunuyor. Bu bunalımlı döneme bu nedenle de ‘’Ouartarella’’ adı veriliyor. Matteotti’nin cesedi Roma dışında, Riano Flamino yakınlarında defnediliyor.

Matteotti’nin öldürülmesi, başlangıçta bütün İtalya’da büyük bir nefret dalgasının yayılmasına yol açıyor. İtalyan parlamentosunda, cinayetten, hükümet ve Mussolini sorumlu tutuluyor. Mussolini ise, cinayeti düşmanlarının hazırladığını ve kendisinin olayla bir ilgisinin bulunmadığını ileri sürüyor.

Kamuoyunun tepkisi dindikten sonra Mussolini karşı atağa geçerek 3 Ocak 1925'te mecliste bir konuşma yapıyor. Bu konuşmasında Mussolini, Faşist Parti'nin lideri sıfatıyla cinayetin bütün sorumluluğunu üstlendiğini açıklayarak muhalefeti cinayet suçlamasıyla hakkında dava açmaya çağırıyor. Ama muhalefet bunu yapacak güçte olmadığından söz konusu dava hiçbir zaman açılmıyor.

Matteotti’nin yakalanan katillerinin duruşması 1926 yılında sonuçlanıyor: Karara göre, öldürme olayında bir kasıt bulunmuyor! Matteotti, karşılıklı dövüş sırasında öldürülüyor. Sonunda Mussolini temize çıkartılıyor.  Katilleri, Faşist Partisi sekreteri Farinacci savunuyor ve katiller beş yıl hapis cezası ile kurtuluyor. Ardından katiller iki ay hapis yattıktan sonra İtalya Kralı Victor Emmanuel tarafından affedilip cezaevinden çıkarılıyor. Ancak İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle birlikte bu dava 1947'de tekrar görülüyorr ve o zaman henüz hayatta olan üç katil 30'ar yıla mahkûm ediliyor.

Antifaşist cephenin basiretsiz politikaları

Matteotti cinayetinde zayıflayan Mussolini parlamentodaki iki liberali ve milliyetçilerin önderi Federzioni’yi kabinesine alarak durumunu güçlendiriyor. Ve parlamentodan tekrar güvenoyu alarak iktidarda kalıyor.  

İtalyan sosyalistleri her fırsatta romantik bir şekilde anayasaya ve yasalara bağlı kaldıklarını tekrarlayarak hükümetin istifasını, milislerin kaldırılmasını ve yeni seçimlere gidilmesini istiyor. Ancak bölünmüş muhalefetin tepkisi örgütlü ve sürekli olmuyor. Sosyalistler, Mussolini yanlısı krala hala güven duyuyor, kralı Mussolini’den uzak tutmaya çalışıyorlar. Kralı ve kamuoyunu aydınlatmak için gazetelerde yazı üstüne yazı yazıyorlar. Kralı, Mussolini’yi görevden almaya ikna etmeye çalışıyorlar.

Bu sırada komünistlerin dışında kalan muhaliflerin yaptığı tek eylem de meclisi boykot ederek oturumlara katılmamak oluyor. Ayrıca Milano gibi şehirlerde faşizm karşıtı parlak gösteriler yapılıyor. Ancak bu gösteriler faşistlerin müdahalesi neticesinde çok sayıda insanın yaralanması ve dövülmesi ile sonuçlanıyor.

Sonuçta muhalefet, protesto eylemlerinden öteye gidemiyor. Muhalefet güçlü bir antifaşist bir cephe oluşturamıyor. Ayrıca muhalefetin parlamentodan çekilmesiyle, Mussolini parlamentoda her istediğini yapabilecek duruma geliyor. Bu şekilde faşizm kendini toplama ve yeniden saldırıya geçme imkânı kazanıyor.

Diktatörlüğe giden yol

Artık zaman, Mussolini için diktatörlüğe gitmenin tam zamanı oluyor. 

3 Ocak 1925’te Mussolini mecliste verdiği ünlü söylevinde gerçek niyetini açığa vuruyor. Polis, Mussolini’ye karşı bir dizi uydurma suikastlar (!) düzenliyor. Mussolini de bu suikast girişimlerine dayanarak “olağanüstü durum” yasası çıkarıyor. Mussolini bu yasaya dayanarak da ‘’kanun gücünde kararname’’ler çıkarma imkânı elde ediyor. Sonunda da bu kararnamelerle muhaliflerini eziyor, demokratik partileri, sendikal örgütleri kapatıyor, bütün özgürlükleri ortadan kaldırıyor.

22 Haziran 1925’te Mussolini, Augusteo’da toplanan faşist kongre önünde “faşizmin yırtıcı totaliter iradesinin erişmek istediği devleti” şöyle tanımlıyor: “Ulusu faşistleştirmek istiyoruz, tüm iktidarı faşistlere vermek istiyoruz.”

1925-1926 yıllarında çıkarılan faşist yasalarla İtalya’da artık yalnızca faşizmin sözü geçiyor. Yeni yasalar ile örgütlenme özgürlüğü, siyasi partiler ve basın özgürlüğü ortadan kaldırılıyor. İtalyan ‘’Ulusal Faşist Partisi’’ tek yasal parti yapılıyor. Mussolini’nin gizli polis teşkilatı OVRA kuruluyor. Faşist olmayan ya da anti-faşist olan tüm gazetelerin idarecileri işten çıkarılıyor. Siyasi suçları yargılamak için özel bir mahkeme kuruluyor.

1926 yılında aralarında İtalyan düşünür, siyasetçi ve sosyalist kuramcı, İtalyan Komünist Partisi kurucu üyesi Antonio Gramsci’nin de bulunduğu 2000 komünist tutuklanıyor.

1927 yılında yandaş gazeteler birleşerek ‘’Faşist Gazeteciler Birliği’’ kuruluyor. 1928’de ‘’Ulusal İtalyan Gazeteciler listesi’’ oluşturuluyor.

1928 yılında 37 komünist önder ömür boyu hapis cezasına çarptırılıyor. Matteotti Krizi sırasında muhalefet eden bazı burjuva politikacılar da kovuşturmaya uğruyor, tutuklanıyor ve öldürülüyor veya bu politikacılar başka bir ülkeye sığınmak zorunda bırakılıyor.

1928 yılına gelindiğinde İtalya’da artık parlamenter görünümlü faşizm sona eriyor! Bu tarihten sonra artık Mussolini’nin açık terör diktatörlüğü resmen kurulmuş oluyor.

Sonuç

Haziran 1924 tarihinde Matteotti’nin öldürülmesi sonrasında gelişen olaylar, muhalefetin basiretsizliği, dağınıklığı ve romantikliğinin de katkısıyla İtalya’da Mussolini’nin mutlak bir terör diktatörlüğüne yol açıyor.

''Tarih, ders almak isteyenlere laboratuvar gibidir'' diye, ''Geleceğe ilişkin öngörüler kökleri tarihte olan ve buradan beslenen bitkiler gibidir'' diye, ''Tarih sadece geçmişte ne olduğunu değil, aynı zamanda gelecekte de ne olacağını anlatır'' diye hemen hemen yer yazımda söylüyorum, hep tekrar tekrar yazıyorum.

Neyse biz şimdi tarihi aklımıza takmayalım. Masallar, destanlar bizim nemize yetmiyor değil mi, biz masalllarla, detanlarla oyanalım, değil mi?

Romantik muhalefet hakkında 

İtalyan Sosyalist Partisi Genel Sekreteri (Mussolini’den sonra lideri) Pietro Nenni’nin 1930 yılında yayınlanan, İtalya'da Mussolini önderliğinde yükselen faşizm hakkındaki röportajında (‘’Todeskampf der Freiheit’’, Berlin Verlag, 1930) bahsettiğim İtalyan romantik muhalefeti hakkında şunları söylüyor:

“Geldikleri ve ait oldukları dünya batarken yaptıkları sadece; gözleri bağlı felakete yönelmek, gerçekleri görüp asla tartışmamak, güç dengelerini hiç ölçmemek, sözcüklerle oynamak ve cümlelerden binalar inşa edip oyalanmak…”

1926 yılında Mussolini faşistlerince tutuklanan Gramsci, 20 yıl hapse mahkum ediliyor. Mussolini’nin, '’bu beynin çalışmasını yirmi yıl durdurmalıyız'’ diyerek 1926'dan 1937'ye dek hapiste tuttuğu Gramsci ise hapiste de boş durmuyor, otuz üç defteri dolduracak, 3000 sayfalık notlar tutuyor. (Antonio Gramsci, ‘’Hapishane Defterleri’’, Belge Yayınları, 2014). Bu notlarında Gramsci, böylesi bir muhalefetin olmaması için şunları yazıyor:

''Aklın kötümserliği, iradenin iyimserliğidir."

“Her yenilgi entelektüel ve moral düzensizliği beraberinde getirir. En kötü korkuların karşısında umutsuzluğa kapılmayacak ve aptallığın coşkusuna düşmeyecek ciddi ve sabırlı insanları yaratmak gereklidir. Aklın kötümserliği, iradenin iyimserliğidir." Aynı notlarında (Hapishane Defterleri) Gramsci şunu da yazıyor; "Olup bitenler" diyor Gramsci, "Olup bitenler, az sayıda insan öyle istediği için değil, kitleler sorumluluk almadığı için gerçekleşir."

Ve son sözü Matteotti’ye bırakayım isityorum: 

"Özgürlük içinde yanlışlık yapılabilir, ancak tutsaklık bir ulusu ölüme sürükler."  

Arz ederim

Osman AYDOĞAN

‘’Matteotti Cinayeti’’ (IL delitto Matteotti) Filmi (Tamamı):
https://www.youtube.com/watch?v=UY_POy2laiU

24 Haziran 2025 Salı

KEMAL KILIÇDAROĞLU VE TİLKİNİN ORUCU HİKAYESİ

 KEMAL KILIÇDAROĞLU VE TİLKİNİN ORUCU HİKAYESİ



Hiçbir zaman CHP’li olmadım. Ama yıllardır bu ülkenin aklını, vicdanını, laikliğini, hukukunu korumaya çalışan biri olarak sandık başına her gidişimde, çaresizlikten elim CHP’ye gitti. Çünkü karşısında devlet aklını yok eden bir iktidar vardı. Tarikatlara teslim edilen eğitim, piyasaya peşkeş çekilen sağlık, lağvedilmiş adalet sistemi, çökmüş ekonomi ve inanç sömürüsüyle yönetilen bir Türkiye gerçeği vardı.

İşte böyle bir ortamda, Atatürk'ün kurduğu parti yeniden bir umut olmuşken; bu umudu içeriden boğmaya çalışan bir figür sahneye çıkıyor: Kemal Kılıçdaroğlu.

Seçimi kaybetmiş, halk nezdinde inandırıcılığını yitirmiş, partiyi yıllarca dar bir kadro mantığıyla yöneten biri… Hâlâ perde arkasından ipleri çekerek, halkın iradesiyle seçilmiş genel başkanı “emanetçi” gibi gösterme çabasında. Bu, sadece siyasi etikle değil, akılla da bağdaşmaz. Bu anlayış, halkın umudunu kendi kişisel ajandasına kurban eden bir “saray muhalefeti” zihniyetidir.

Evet, açık konuşalım: Saray’ın karşısında değil, gölgesinde muhalefet yapanlarla bu ülke değişmez!

Kılıçdaroğlu’nun bugünkü tavrı, iktidarı değiştirmeye değil, partiyi kontrol altında tutmaya yöneliktir. Bu, yıllardır süren bir senaryonun yeni perdesidir. Kimi zaman “helalleşme” adıyla, kimi zaman “birleştirici lider” maskesiyle sahneye konan bu senaryo, halkın yoksulluğunu, gençlerin umutsuzluğunu, kadınların direnişini bir pazarlık malzemesine çevirme senaryosudur. Kusura bakmayın ama bu artık muhalefet değil, muhalefeti iktidara pazarlama operasyonudur.

Aklıma o hikâye geliyor yine: Tilkinin Orucu Hikâyesi:

Tilki ormanda gezinirken, bir ağacın dalına asılmış mis gibi bir geyik budu görür. Karnı açtır ama dikkatlidir. Etrafı kolaçan eder. Tuzak olduğunu fark eder: But, ince bir iple bir bombaya bağlıdır.

Tilki, usulca uzaklaşır ve kendini yere bırakır. Biraz sonra kurt gelir. Tilkiyi görür, yanı başındaki budu da fark eder.

— Ne yapıyorsun burada, der kurt.
Dinleniyorum, der tilki sakince.
— Burada nefis bir but var. Neden yemedin? Bugün oruçluyum, der tilki pişkinlikle.

Kurt, fırsatı kaçırmaz. “O zaman ben yiyeyim” der. Tilki alaycı bir tavırla “Buyur, afiyet olsun” der. Kurt budu kaptığı anda bomba patlar. Ortalık toz duman olur. Kurt ağır yaralı, perişan vaziyette metrelerce ötede can çekişirken, tilki yaklaşır ve budu afiyetle yemeye başlar.

Kurt son nefesiyle bağırır: — Ulan şerefsiz, hani oruçtundun?
Tilki hiç bozmaz: Top patladı ya, duymadın mı?

**

Şimdi yeniden soralım:

Bu hikâyede tilki kimdir? Kurt kim? But neyin sembolü?

Kılıçdaroğlu, partiyi bir tuzak gibi kurgulayıp “oruçluyum” diyerek kenara çekilmişti. Ama top patlayınca tekrar geri gelip budu mideye indirmek istiyor. Bu halkı ahmak yerine koymaktır. Bu, umutla değişim bekleyen milyonların gözünün içine baka baka dalga geçmektir.

Artık yeter!
Uzun bir süredir CHP ve Belediye Başkanları için itibar suikastı yapıldığı bir dönemde, CHP'yi “aile yadigârı” gibi gören, halka rağmen halkçılık taslayan, değişimi içeriden boğan bu anlayışla ne demokrasi olur, ne iktidar.

Kılıçdaroğlu ve temsil ettiği zihniyet, artık bu partinin değil, bu partinin önündeki engelin adıdır.

Ya çekilip gidersiniz…

Ya da bu halk, sizi göndermesini bilir!

Ozan
24 Haziran 2025


2 Haziran 2025 Pazartesi

BANDIRMASPOR BAŞKANI ÖNUR GÖÇMEZ'E MEKTUP

 



Değerli Başkanım Sayın Onur Göçmez,

Biliyorum, yoruldunuz. Biliyorum, kalbinizde kırgınlıklar, zihninizde kızgınlıklar birikti. Biliyorum, bu kentin dinamikleri sizi omuzlamak yerine sırtınızı dayadığınız duvarı çekti altınızdan.Ama şunu da çok iyi biliyorum ki sizin yorgunluğunuz ne bu şehre, ne bu topraklara. Sizin kırgınlığınız şehre değil, insan suretinde dolaşan nankörlüklere.

Siz bu şehirde doğdunuz, bu şehrin sokaklarında büyüdünüz, bu kentin rüzgarını ciğerinize çektiniz. Şehrinizi sevdiniz, onun için gecenizi gündüzünüze kattınız. Kim inkâr ederse etsin, vicdanı kurusun. Çünkü siz, bir kentin yalnızca taşını toprağını değil, ruhunu da sahiplendiniz.

Bu şehirde sizi seven çok insan var Başkanım. Çünkü siz, bu kente aidiyeti öğrettiniz. Sadece kulak değil, yürek verdiniz insanlara. Onların abisi oldunuz, yol gösterdiniz. Bazen bir baba gibi nasihat ettiniz, korudunuz.

Peki, niye kırgınsınız Sayın Başkan?

Çünkü siz, dürüst bir insandınız. Risk almaktan çekinmeyen, özverili bir liderdiniz. Bu şehri bir adım ileri taşımanın bedelini ödediniz, ama asla geri durmadınız.

Size karşı olanlar, bu şehri hiç sevmediler ki… Onlar sadece kendilerini, kendi küçük çıkarlarını sevdiler. Bu yüzden samimi olamadılar, bu yüzden kimsenin abisi de, babası da olamadılar. Çünkü samimiyet, yürekte başlar; onların yüreği hiç bu şehirle atmadı.

Sayın Başkanım, eğer bu şehirden sevginizi eksiltirseniz, inanın bana, bu şehir önce size, sonra sizi gerçekten seven tüm insanlara küser. Bu küskünlük zamanla kansere döner; yayılır, çürütür ve sonunda koca bir kenti yok eder.

Sizi bilerek yıldırmaya çalışanlar var. Çünkü biliyorlar ki siz giderseniz, geriye boş bir alan kalacak. O alanı dolduracak irade ve vicdan ise onlarda yok. Onlar, sizin emek emek büyüttüğünüz Bandırmaspor’u mirasyedi gibi talan etmeye hazır bekliyorlar. Tarihin çöplüğü, işte böyle adamlarla dolu.

Ama siz, Sayın Onur Göçmez... Siz bu şehre adınız gibi onurlu bir hikâye yazdınız. Üç yaşındaki çocuk da biliyor bunu, doksan yaşındaki teyze de.

Lütfen, bu hikâyeyi yarım bırakmayın. Sonuna kadar yazın. Çünkü bu hikâyeyi tamamlayacak olan, sizsiniz. Ve inanın bana, yalnız değilsiniz. Ben ve benim gibi düşünen, Bandırma'yı gerçekten seven herkes yanınızda.

Her ne karar alırsanız alın, bir Bandırmalı, bir Bandırmasporlu olarak size sonsuz saygı duyuyoruz. Yolunuz açık, alnınız ak olsun.

Emekleriniz için minnettarız.

Ozan
02 Haziran 2025