24 Haziran 2025 Salı

KEMAL KILIÇDAROĞLU VE TİLKİNİN ORUCU HİKAYESİ

 KEMAL KILIÇDAROĞLU VE TİLKİNİN ORUCU HİKAYESİ



Hiçbir zaman CHP’li olmadım. Ama yıllardır bu ülkenin aklını, vicdanını, laikliğini, hukukunu korumaya çalışan biri olarak sandık başına her gidişimde, çaresizlikten elim CHP’ye gitti. Çünkü karşısında devlet aklını yok eden bir iktidar vardı. Tarikatlara teslim edilen eğitim, piyasaya peşkeş çekilen sağlık, lağvedilmiş adalet sistemi, çökmüş ekonomi ve inanç sömürüsüyle yönetilen bir Türkiye gerçeği vardı.

İşte böyle bir ortamda, Atatürk'ün kurduğu parti yeniden bir umut olmuşken; bu umudu içeriden boğmaya çalışan bir figür sahneye çıkıyor: Kemal Kılıçdaroğlu.

Seçimi kaybetmiş, halk nezdinde inandırıcılığını yitirmiş, partiyi yıllarca dar bir kadro mantığıyla yöneten biri… Hâlâ perde arkasından ipleri çekerek, halkın iradesiyle seçilmiş genel başkanı “emanetçi” gibi gösterme çabasında. Bu, sadece siyasi etikle değil, akılla da bağdaşmaz. Bu anlayış, halkın umudunu kendi kişisel ajandasına kurban eden bir “saray muhalefeti” zihniyetidir.

Evet, açık konuşalım: Saray’ın karşısında değil, gölgesinde muhalefet yapanlarla bu ülke değişmez!

Kılıçdaroğlu’nun bugünkü tavrı, iktidarı değiştirmeye değil, partiyi kontrol altında tutmaya yöneliktir. Bu, yıllardır süren bir senaryonun yeni perdesidir. Kimi zaman “helalleşme” adıyla, kimi zaman “birleştirici lider” maskesiyle sahneye konan bu senaryo, halkın yoksulluğunu, gençlerin umutsuzluğunu, kadınların direnişini bir pazarlık malzemesine çevirme senaryosudur. Kusura bakmayın ama bu artık muhalefet değil, muhalefeti iktidara pazarlama operasyonudur.

Aklıma o hikâye geliyor yine: Tilkinin Orucu Hikâyesi:

Tilki ormanda gezinirken, bir ağacın dalına asılmış mis gibi bir geyik budu görür. Karnı açtır ama dikkatlidir. Etrafı kolaçan eder. Tuzak olduğunu fark eder: But, ince bir iple bir bombaya bağlıdır.

Tilki, usulca uzaklaşır ve kendini yere bırakır. Biraz sonra kurt gelir. Tilkiyi görür, yanı başındaki budu da fark eder.

— Ne yapıyorsun burada, der kurt.
Dinleniyorum, der tilki sakince.
— Burada nefis bir but var. Neden yemedin? Bugün oruçluyum, der tilki pişkinlikle.

Kurt, fırsatı kaçırmaz. “O zaman ben yiyeyim” der. Tilki alaycı bir tavırla “Buyur, afiyet olsun” der. Kurt budu kaptığı anda bomba patlar. Ortalık toz duman olur. Kurt ağır yaralı, perişan vaziyette metrelerce ötede can çekişirken, tilki yaklaşır ve budu afiyetle yemeye başlar.

Kurt son nefesiyle bağırır: — Ulan şerefsiz, hani oruçtundun?
Tilki hiç bozmaz: Top patladı ya, duymadın mı?

**

Şimdi yeniden soralım:

Bu hikâyede tilki kimdir? Kurt kim? But neyin sembolü?

Kılıçdaroğlu, partiyi bir tuzak gibi kurgulayıp “oruçluyum” diyerek kenara çekilmişti. Ama top patlayınca tekrar geri gelip budu mideye indirmek istiyor. Bu halkı ahmak yerine koymaktır. Bu, umutla değişim bekleyen milyonların gözünün içine baka baka dalga geçmektir.

Artık yeter!
Uzun bir süredir CHP ve Belediye Başkanları için itibar suikastı yapıldığı bir dönemde, CHP'yi “aile yadigârı” gibi gören, halka rağmen halkçılık taslayan, değişimi içeriden boğan bu anlayışla ne demokrasi olur, ne iktidar.

Kılıçdaroğlu ve temsil ettiği zihniyet, artık bu partinin değil, bu partinin önündeki engelin adıdır.

Ya çekilip gidersiniz…

Ya da bu halk, sizi göndermesini bilir!

Ozan
24 Haziran 2025


Hiç yorum yok: