Birkaç gündür “Ağca dosyası”nın askeri savcısı Ahmet Koç’un 30 yıl sonra anlattıklarını sizlerle paylaşıyorum.
Medyanın gözü Ağca’nın üzerinde... Oysa Ağca’dan çok daha fazlasını bilen, konuşması gereken o kadar çok tanık var ki...
Görüyorsunuz işte; dönemin tanıkları konuştukça, bu dosyanın neden tamamlanamadığı, neden böyle bir örgütlü suçun bir tetikçinin üstüne yıkılıp “taammüden adam öldürmek” suçlamasıyla geçiştirildiği, neden arkasındaki örgütlenmenin ortaya çıkarılamadığı daha iyi anlaşılıyor.
Olayı aydınlatma yönündeki her adım, hemen engellenmiş çünkü...
Savcıya ne oldu?
Yüzlerce örnek var; ama ben bugün Askeri Savcı Ahmet Koç’un engellenmesi örneğiyle yetineceğim.
Sonra o savcıya ne oldu; biliyor musunuz?
Ağca için bir iddianame yazdı.
Şöyle dedi:
“Abdi İpekçi olayı Türkiye’de tırmanışını sürdüren terör salgınında bir aşamayı vurgulamaktadır. Çünkü bu cinayette İpekçi, Milliyet gibi büyük tirajlı bir gazetenin Genel Yayın Müdürü ve Başyazarı olması, sevilen kişiliği, anarşi ve teröre karşı tutumu ve zaman zaman sağduyu sahiplerini ortak bir noktada birleşmeye çağıran makaleleriyle bazı çevreleri rahatsız etmiş ve bu nedenle kurban seçilmiştir. Bu eylemdeki amaç, terörün yarattığı yılgınlıkla kitlelerde zora dayalı, özgürlükleri yok eden rejimleri onaylamaya sevk eden olayları yaratmak, karşı görüş sahiplerini susturmak, baskı altına almak ve terörün hangi aşamaya geldiğini göstermektir.”
Aşırı sağcılar kullanıldı
Şu cümleler de esas hakkındaki mütalaasından:
“Türkiye’de gizli veya örtülü birçok örgütün devletin içine dal budak salarak devletin temel nizamına ve yurt bütünlüğüne karşı eylemlere kalkıştıkları herkesçe bilinmektedir. (..) Ayrıca aşırı sol eylemlere karşı güvenlik kuvvetlerinin yanında, aşırı sağ unsurlara yer verilmiş ve aşırı sağa karşı tavizkâr bir tutum takınılmıştır.”
Savcı görevden alınıyor
“12 Eylül öncesi ülkücüler polis ve askerle birlikte çalışıyordu” iddiası ve devlet içinde örtülü bir örgütün dal budak salması, bir askeri savcının mütalaasında yer alıyordu.
Tabii bu mütalaa rahatsızlık yarattı.
Dönemin Sıkıyönetim Başsavcısı Refik Karaa o dönem görevden alındı; yerine Süleyman Takkeci getirildi.
Takkeci, mütalaayı okuyunca Ahmet Koç’u çağırdı:
“Böyle mütalaa olmaz, bundan sonra yazdıklarınızı ben incelemek istiyorum” dedi.
Koç, bunun meslek anlayışına uygun olmadığını söyledi.
Bir müddet sonra soruşturmadan çekildiğini öğrendi. Görevden alındı.
Elinde Ağca’nın arkasındaki asıl ismin, Mehmet Şener’in dosyası vardı. Yurtdışına kaçan Şener’i Türkiye’ye getirtmeye çalışıyordu. Suikastın parti bağlantılarını araştırıyordu.
Koç’a “Şener Dosyası ne oldu?” diye sordum.
“Bir havacı binbaşıya verildi. O da üzerine düşmedi. Öylece kaldı” dedi.
Vicdanlar rahatsız
Son sözü Ahmet Koç’a vereyim:
“Biz görevimizi yaptık. En azından tetikçiyi yargılayıp idama mahkûm ettik. Ben idam cezasına karşıyım, ama bir idam mahkûmunun 10 yıl yatıp çıkması, mağdur aileyi de rahatsız eder, toplumun vicdanını da... Bu, devletin ayıbıdır.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder