21 Mart 2010 Pazar

Türkiye'de darbe ve karşı darbe

   
Ezbere o kadar  alışmışız ki, ezber bozalım derken ezber bozmayı ezberlemeye başladık.
Bugün Türkiye’nin kimliğini tanımlamakta kullanılan ezberlerden başlıcası New York Times gazetesinden gelmişti. ‘Türkiye uzmanı’ gazetecileri yazdı, yerli takım Türkçeye çevirip yıllarca temcit pilavı gibi sundu. Geçen hafta Financial Tımes aynı şeyleri yazdı. Tekrarlana tekrarlana ‘gerçeğimiz’ oldu.
12 Eylül cuntasının hocaların kadro ve terfilerini denetleyen YÖK’üyle yıllardır sindirilen üniversitedeki sosyal bilimciler, anketler dışında toplumumuzu açıklamaktan korktuğu için boş kalan meydanda Türkiye yaz boz tahtasına dönüştü. Zaten Mahmut Makal, Cumhuriyet’in ‘Orada bir köy var uzakta’ romantisizmini yıkan, tezekli  ‘Bizim Köy’ü yazdığından beri Türkiye’yi incelemek tehlikeliydi. Düşünün Atatürk, İnönü, Demirel, Ecevit, Özal ya da herhangi bir Genel Kurmay, Anayasa Mahkemesi başkanı doğru dürüst biyografinin, akademik çalışmanın konusu bile olamamış. Vefasız toplumumuzun adını unuttuğu İsmail Beşikçi, başka bir Türkiye gerçeğini, Kürtler’i araştırdı diye akademik kariyerinin önemli  kısmını cezaevlerinde geçirmişti.   
Cumhuriyet tarihi ezberini bozarken birinci yeni ezberimiz, Anadolu kökenli ‘yeni bir elit’in iktidara geldiği. Geçmişin cehaletinde,  uyduruk yakıştırmalarla çabuk şartlanıyoruz! Demokrat Partinin iktidara gelişine ‘Anadolu ihtilali’ dendiğini kimse hatırlamıyor mu? Temelsiz yakıştırmalarla deniyor ki,  Türkiye’yi bugüne kadar ‘Beyaz Türkler,’ ‘Kemalistler’, ‘İstanbul burjuvazisi’ vs. yönetiyormuş! İlk iktidar döneminde, Isparta’da çocukluğuna atfen ‘Çoban Sülü’ denilen, Türkiye’de yıllarca başbakanlık, cumhurbaşkanlığı yapan, askerin iki kez darbeyle devirdiği Demirel yukardaki sıfatlardan birine uyuyor mu? Ya ‘Takunyalı’ diye isim takılan Turgut Özal? Adana ve Ankara’dan gelen Koçlarla Sabancıların, bugün iktidar partisiyle sarmaş dolaş olan ‘Anadolu kaplanlarından’ kökeni farklı mı? Peki, elit olduğu söylenen ordunun sınıfsal kökeni ne? Türkiye’de askerlik, babadan oğula geçen elit bir grubun tekelinde değil ki. Albaylar,  generaller, Anadolu çocuğu, paşa torunu değil. Yurt dışından gelen ve Türkiye’de tekrarlanan bu cahilce yakıştırmalar sınıf ve ideolojinin temel nosyonlarından yoksun.
AKP’yi, Menderes’in  DP’sinden, Demirel’in AP’sinden, Özal’ın ANAP’ından farklı kılan  yeni bir elit oluşu mu, siyasetinde din ağırlıklı bir ideoloji benimsemesi mi? 
İkinci ezberin arkasında,  “Bugün Türkiye’de ne değişti de asker yargılanıyor? Sorusu var. 12 Eylül faili cunta üyelerinin ve işbirlikçilerinin devlet töreniyle kaldırılan cenaze törenlerinde ön sırada yer alan iktidar partisi, aynı kişilerin yargılanmasına, tabandan yıllardır gelen taleplere, kendileri de o rejimin mağduru olduğu halde, kulaklarını tıkarken, şimdi ne oluyor da darbeye iddiasıyla askerler yargılanıyor? 12 Eylül yargılanmazken, yargılanamazken, kim bu gücü nereden alıyor?                
Hepsi soğuk savaş döneminde olan askeri darbeleri, ABD hükumetlerinin desteklemese de yeşil ışık yaktığı, ordunun ABD’ye bağımlılığı, Kıbrıs’da olduğu gibi ABD’nin istediğinde orduya silah ambargosu koyabileceği bilinirken, bugün darbe iddiasıyla yargılananlar
yola çıkmadan bunu bilmiyor muydu? Yoksa yanıp sönen bir ışığa mı aldandılar? Türkiye’de
ordu içinde, darbe-karşı darbe döneminin yaşandığı,  darbe heveslilerinin önce teşvik edilip sonra kapana kıstırıldığı,  9 ve 12 Mart’ta olanlar bugüne ışık tutuyor mu?
Son ezber, Türkiye’de yeni bir çığır açıldığı, demokrasiye kavuşulacağı. Öyle mi, yoksa demokrasinin olmazsa olmazı,  yargı, yürütme ve yasama, giderek tek bir görüşle örtüşen tek bir partinin elinde mi toplanıyor?
Bu arada, bunca kararlı demokrat arasinda vicdani red hakkından söz eden niye yok diye sormadan da kendimi alamıyorum.

Hiç yorum yok: