06 Şubat 2012 - 02:30
“Dindar gençler yetiştirmek” başka... “Dindar gençlik” başka... “Dindar gençler” yetiştirmek için AKP ve Gülen Hareketi koalisyonu, kendi içinde tutarlı, örgütlü ve koordineli bir faaliyeti uzun yıllardır yürütüyor zaten...
Cami, okullar, medya, cemaat ve partinin sosyal örgütlenme ağı, belediyeler ve kamu kuruluşları, Adliye, Emniyet, bu sistemli muhafazakârlaştırma faaliyetinin mükemmel araçlarıdır.
Lakin “gençlik” kavram olarak bir toplumsal bütünü kategorize ediyor. “Dindar gençlik” demek de öyle... Bütünün tekçi bir anlayış doğrultusunda koşullandırılmasıdır.
Ama Türkiye söz konusu olduğunda parçalı bir toplam çıkıyor karşımıza... Aleviler var, Sünni kökenli de olsa sekülerleşmiş kentli orta sınıflar var...
Bu kesimlerin çocuklarını nasıl yetiştirmek isteyecekleri ne kadar kendi bilecekleri bir iş ise, Sünni muhafazakâr aileler için de aynısı geçerlidir. Sünni ve muhafazakâr arka plana mensupturlar diye bu çocukların Sayın Başbakan ve iktidarının ideolojik ve teolojik meşrep ve vesayetine göre yetiştirileceği gibi bir ön kabullenme kimseye dayatılamaz.
Çünkü demokrasilerde toplumun, mezhep ve cemaat esasına göre farklı muameleye tabi grupların yekûnu olmaktan ziyade, özgür yurttaşlardan müteşekkil olduğu varsayılır.
Dolayısıyla, “dindar gençlik” hedefine nişan almak, totaliter bir yaklaşım oluyor.
Yakın tarihte, gençliğin beyni ve ruhunu ideolojik haddelerden geçirerek, ilelebet sürmesini umdukları bir istibdadın taşıyıcı nesillerini yaratmaya kalkışanlar hep diktatörler, otoriter ve totaliter rejimler olmuştur.
“Atatürkçü gençlik” yetiştirmek sevdası böyle bir iştir mesela...
Bunun en uç örneği ise Nazi Almanyası’ndaki “Hitler Gençliği”dir.
Bazen en uç örnekleri vermek lafızdaki vahametin idrak edilmesi açısından iyi ve doğru olabilir.
Politikacılara daha dün başkalarına söyledikleriyle bugün nasıl çeliştiklerini hatırlatmak da öyle...
Geçen eylülde Arap Baharı ülkesi Mısır’ı ziyaretinde konuk olduğu bir televizyon programında Başbakan Erdoğan’ın söylediklerinden kısaltarak alıntılıyorum...
Erdoğan, Mısırlılar karşısında “laik devlet”i ve anayasal laikliği savunuyor:
“Laik bir devlet yapısı dinsizliğin değil, herkesin dinini inandığı gibi yaşamasının teminatıdır. (...) Anayasayı hazırlayacak olanlar da bunu orada teminat altına alması lazım. Demesi lazım ki, ‘Devlet tüm inanç gruplarının inancını teminat altına alır. Hepsine eşit mesafededir. (...) Bu şekilde başlar ve bu şekilde devam ederse o toplum huzur bulacaktır. Müslüman’ıyla, Kıpti’siyle hepsi, hatta daha ileri gidiyorum dinsizin bile, ateistin bile inancına devlet saygı duyacaktır. Onu da güvence altına alacaktır. Laik devlet budur.”
Laikliği inanç özgürlüğüne indirgeyen son derece sığ ve dar bir anlayış... Ama konumuz bu değil.
Gerçi “dindar gençlik” sloganından sonra biz artık bu kadarına da razıyız. Yani Başbakan Erdoğan’ın Mısırlılara layık gördüğü laikliğe...
Çünkü orada toplumsal huzurun anahtarı olarak laikliği gösteriyor. “Ateistin bile inancına devlet saygı duyacaktır” diyor. “Devlet eşit mesafededir” diyor.
“Dindar gençlik” sloganında, “eşit mesafe, saygı ve huzur” vaadi var mı?
Yok...
“Dindar gençlik yetiştireceğiz” meydan okuması, maazallah kuvveden fiile geçirilirse, “demokrasinin mütemmim cüzü” laikliğin yanı sıra bugün demokrasi namına elimizde ne varsa o da güme gider. Çünkü sadece gençliğin değil tüm toplumun üzerine tam saha, yasakçı, özgürlük düşmanı, totaliter bir pres uygulamadan bu menzile varmak mümkün değildir.
“Dindar gençlik”, Türkiye’yi yerele ve içe kapanmaya zorlayan, sorumsuz, imaj bozucu bir slogandır.
Uygulanmaya kalkışılırsa muhtemel sonuçları, AKP’nin temsil ettiği iktidar konfigürasyonunun en önemli parçası olan “muhafazakâr Anadolu burjuvazisi”ni, küresel meşruiyet ve aktivizm hedeflerinden de açığa düşürecektir. Dolayısıyla bu sınıfın çıkarlarına da aykırıdır.
Cami, okullar, medya, cemaat ve partinin sosyal örgütlenme ağı, belediyeler ve kamu kuruluşları, Adliye, Emniyet, bu sistemli muhafazakârlaştırma faaliyetinin mükemmel araçlarıdır.
Lakin “gençlik” kavram olarak bir toplumsal bütünü kategorize ediyor. “Dindar gençlik” demek de öyle... Bütünün tekçi bir anlayış doğrultusunda koşullandırılmasıdır.
Ama Türkiye söz konusu olduğunda parçalı bir toplam çıkıyor karşımıza... Aleviler var, Sünni kökenli de olsa sekülerleşmiş kentli orta sınıflar var...
Bu kesimlerin çocuklarını nasıl yetiştirmek isteyecekleri ne kadar kendi bilecekleri bir iş ise, Sünni muhafazakâr aileler için de aynısı geçerlidir. Sünni ve muhafazakâr arka plana mensupturlar diye bu çocukların Sayın Başbakan ve iktidarının ideolojik ve teolojik meşrep ve vesayetine göre yetiştirileceği gibi bir ön kabullenme kimseye dayatılamaz.
Çünkü demokrasilerde toplumun, mezhep ve cemaat esasına göre farklı muameleye tabi grupların yekûnu olmaktan ziyade, özgür yurttaşlardan müteşekkil olduğu varsayılır.
Dolayısıyla, “dindar gençlik” hedefine nişan almak, totaliter bir yaklaşım oluyor.
Yakın tarihte, gençliğin beyni ve ruhunu ideolojik haddelerden geçirerek, ilelebet sürmesini umdukları bir istibdadın taşıyıcı nesillerini yaratmaya kalkışanlar hep diktatörler, otoriter ve totaliter rejimler olmuştur.
“Atatürkçü gençlik” yetiştirmek sevdası böyle bir iştir mesela...
Bunun en uç örneği ise Nazi Almanyası’ndaki “Hitler Gençliği”dir.
Bazen en uç örnekleri vermek lafızdaki vahametin idrak edilmesi açısından iyi ve doğru olabilir.
Politikacılara daha dün başkalarına söyledikleriyle bugün nasıl çeliştiklerini hatırlatmak da öyle...
Geçen eylülde Arap Baharı ülkesi Mısır’ı ziyaretinde konuk olduğu bir televizyon programında Başbakan Erdoğan’ın söylediklerinden kısaltarak alıntılıyorum...
Erdoğan, Mısırlılar karşısında “laik devlet”i ve anayasal laikliği savunuyor:
“Laik bir devlet yapısı dinsizliğin değil, herkesin dinini inandığı gibi yaşamasının teminatıdır. (...) Anayasayı hazırlayacak olanlar da bunu orada teminat altına alması lazım. Demesi lazım ki, ‘Devlet tüm inanç gruplarının inancını teminat altına alır. Hepsine eşit mesafededir. (...) Bu şekilde başlar ve bu şekilde devam ederse o toplum huzur bulacaktır. Müslüman’ıyla, Kıpti’siyle hepsi, hatta daha ileri gidiyorum dinsizin bile, ateistin bile inancına devlet saygı duyacaktır. Onu da güvence altına alacaktır. Laik devlet budur.”
Laikliği inanç özgürlüğüne indirgeyen son derece sığ ve dar bir anlayış... Ama konumuz bu değil.
Gerçi “dindar gençlik” sloganından sonra biz artık bu kadarına da razıyız. Yani Başbakan Erdoğan’ın Mısırlılara layık gördüğü laikliğe...
Çünkü orada toplumsal huzurun anahtarı olarak laikliği gösteriyor. “Ateistin bile inancına devlet saygı duyacaktır” diyor. “Devlet eşit mesafededir” diyor.
“Dindar gençlik” sloganında, “eşit mesafe, saygı ve huzur” vaadi var mı?
Yok...
“Dindar gençlik yetiştireceğiz” meydan okuması, maazallah kuvveden fiile geçirilirse, “demokrasinin mütemmim cüzü” laikliğin yanı sıra bugün demokrasi namına elimizde ne varsa o da güme gider. Çünkü sadece gençliğin değil tüm toplumun üzerine tam saha, yasakçı, özgürlük düşmanı, totaliter bir pres uygulamadan bu menzile varmak mümkün değildir.
“Dindar gençlik”, Türkiye’yi yerele ve içe kapanmaya zorlayan, sorumsuz, imaj bozucu bir slogandır.
Uygulanmaya kalkışılırsa muhtemel sonuçları, AKP’nin temsil ettiği iktidar konfigürasyonunun en önemli parçası olan “muhafazakâr Anadolu burjuvazisi”ni, küresel meşruiyet ve aktivizm hedeflerinden de açığa düşürecektir. Dolayısıyla bu sınıfın çıkarlarına da aykırıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder