5 Eylül 2018 Çarşamba

Türkiye 1945'ten itibaren adım adım Amerikan uydusu haline getirilmiştir.




1* Türkiye 1945'ten itibaren adım adım Amerikan uydusu haline getirilmiştir. Önce askeri ardından eğitim alanında sonra medya, istihbarat, siyaset, cemaat... Aklınıza ne geliyorsa her anlamda Amerikancı bir memleket haline getirilmiştir.

2* Şubat 1945'ten itibaren ABD ile imzalanan ikili anlaşmalarla birlikte Türkiye bu duruma düşmüştür. İlk anlaşma buydu. Amerikan askeri yardımı için imzalanan bu anlaşmayı, Şubat 1946 tarihli kredi anlaşması takip etti. üçüncü anlaşma ise Temmuz 1947'de imzalandı.

3* İlk anlaşma ile Amerikan yardımını kabul ettik. İkinci anlaşma ile Amerikan yardımını karşılamak için Amerika'dan borç aldık. Bu borcu ödeyebilmek için -ne alakaysa- eğitim anlaşması yaptık. Askeri yardımı finanse etmek için imzalanan kredi ile eğitimin ne ilgisi vardı?

4* Üçüncü anlaşma, alınan kredi doğrultusunda yardımın nasıl yapılacağının tespiti için imzalandı. Bu anlaşmanın girişinde yer alan cümleler Atatürk "Ya İstiklal Ya Ölüm" prensibine taban tabana tersti. Devlet, bağımsızlığını korumak için ikinci bir devletten yardım istiyordu!


5* Anlaşmaya göre bir Amerikan askeri heyeti kurulacak. Heyet Türkiye'ye gelecek. Türk ordusunu inceleyip, neye ihtiyacı olduğunu anlayacak. Heyete her türlü kolaylık gösterilecek. Hatta bu heyete rapor bile verilecek. Bir ülke, ordusunu yabancı bir heyete açar mı?


6* Bu anlaşmadan kısa süre sonra Amerikan subayları askeri heyet adı altında Türkiye'ye geldi. Türk Silahlı Kuvvetleri karargahına girip çıkmaya başladılar. Verilen eğitimlerle Türk ordusunu baştan ayağa değiştirdiler.

7* Türkiye çok daha kötü zamanlarda, işgal döneminde bile Ankara'ya yabancı bir asker sokmamıştır. Atatürk, Lozan'ın en kritik zamanlarında bile dost ülke Sovyetler Birliği askerlerinin Türkiye'de bulunması fikrini reddetmiştir.

8* Üçüncü maddeye göre Türkiye Hükümeti bu anlaşma hakkında devamlı yayın yapmak zorundadır. Bu madde ile birlikte hükümet "Amerikancı yayınlar yapmayı" kabul etmiştir. Hangi bağımsız hükümet kendini bu duruma düşürmeyi kabul eder?



9* Bitti mi, hayır? Yine aynı maddeye göre hükümet Türkiye'deki Amerikan basınının yardımlar hakkında yayınlar yapmasına müsaade etmek zorundadır. Böylece halka devamlı bir "Amerikan hayranlığı" pompalanmaya başlanmıştır.


10* Devlet bu anlaşma nedeniyle bizzat kendisi Amerikancı olmak durumunda kalmıştır. Memlekette herkes ABD'yi övmeye başlamış, ABD'yi eleştirenler ayıplanmış hatta komünist ilan edilmiştir.




11* Dördüncü maddeye göre ABD yardımları asla başka ülkelere verilemeyecek ve ABD izni olmadan kullanılamayacaktır. Yani Türkiye, başka bir memleketle savaşa girmesi halinde, ABD istemediği taktirde yardımları kullanamayacaktır.



12* Nitekim 1964 yılında Türkiye Kıbrıs'a girmeye niyetlendiğinde, Başkan Johnson Türkiye'yi tehdit etmiş, verilen silahların kullanımına müsaade etmemiştir. İsmet İnönü bu nedenle müdahaleden vazgeçmek zorunda kalmıştır.





13* Altıncı maddeye göre ABD başkanı istediği zaman yardımları kesebilecek, yardımların kullanılmamasına karar verebilecektir. Hangi bağımsız ordu, mukadderatını başka bir ülkenin eline bu şekilde bırakabilir? Bu maddeler Türk ordusunu ABD'ye bağımlı hale getirmiştir.


14* Anlaşmayı Türkiye adına dışişleri bakanı Hasan Saka imzalarken, ABD adına büyükelçi imzalamıştır. Anlaşma 5 Eylül 1947'de Resmi Gazete'de yayınlanmış, Hasan Saka 10 Eylül'de Başbakan yapılmıştır. kaynak:

,

15* Bugün, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni bir kaç ABD'li askerin eline düşüren o rezil anlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihin yıl dönümüdür. Türk genci, başarıları gibi tarihindeki rezil hadiseleri de bilmek zorundadır.

16* Bu anlaşmadan sonra ABD yardım heyeti Türkiye'ye adeta çöktü. Türk ordusunu yeniden şekillendirip, kurumlar kurdular. Kurumlarda çalışacak askerleri ABD'ye götürüp eğittiler. Kurumları CIA tarafından finanse ettiler. Bazı kurumlar gizliydi. Başbakanların bile haberi yoktu.

17* Gizli kurumun bünyesindeki istihbarat elemanları ve askerler bilinmiyordu. Bu kurum, Türkiye çapında denetimsiz şekilde eylem yapbiliyordu. Talimnamesi ABD'deki talimnameden çevrilerek yazılmıştı.

18* Kurum, 1950-1979 yılları arasında 19 bin 193 eleman eğitti. Sağ sol olayları, 6-7 Eylül olayları, Kanlı 1 Mayıs olayları hatta belki de Maraş, Çorum katliamları. Bir çok suikast... Aydınlanamayan hemen her hadise altında aynı kurum olabilir.

19* Türkiye ile ABD 1974 yılında bozuşunca, kurum parasız kaldı. Çünkü ödenek CIA'dan geliyordu. Genelkurmay Başkanı, Başbakan Ecevit'e başvurdu ve örtülü ödenekten para istedi. Ecevit nedenini sorduğunda adını hiç duymadığı kurum hakkında ilk kez bilgi sahibi oldu.


20* ABD Türkiye'de ülkenin başbakanının dahi bilmediği bir kurum tasarlamış, kurmuş, eğitmiş, kullanmış, finanse etmişti. Ecevit'ten istenen para ise "örtülü ödeneğin neredeyse tamamına" tekabül ediyordu. Türkiye böyle böyle bu hale geldi.

21* Ecevit kurum hakkında ayrıntılı bilgi istedi. Genelkurmay başkanı ve kurumu yöneten "paşa" ile bir iki subay Ecevit'i bilgilendirdi. Ecevit bu işin peşine düşmek istediyse de başbakanlığı kaybedince mesele sekteye uğradı.

22* Ecevit 1978 yılında yeniden başbakan olunca ilk iş bir savcıya talimat vermek oldu. Savcı derhal işe koyuldu. Kurum ve daha fazlası hakkında rapor hazırladı. Rapora göre kökü dışarıda bir örgüt Genelkurmay ve MİT'e sızmıştı.

23* Yine rapora göre kökü dışarıda bu örgüt, CIA ve (ikili anlaşmalar neticesinde kurulan) Amerikan yardım heyeti tarafından hem yönetiliyor hem de finanse ediliyordu. Savcı çok ileri gitmişti. Öldürüldü.



24* Örgüt önceki yıl Ecevit'e de suikast girişiminde bulunmuştu. Ecevit tesadüfen kurtulmuştu. ABD'nin ülkedeki bu gizli faaliyetleri kovalanırken, Türkiye de ekonomik krize düşüyor, sokaklar kan gölüne dönüyor, memleket adım adım iç savaşa sürükleniyordu.


24* Dönemin Başbakanı Ecevit, bizzat anlatıyor. İyi dinleyin.

25* Ecevit kurumun peşine düşmeye başladıktan sonra suikaste uğradığında kullanılan silah TSK'da örneği olmayan bir silahtı. Çünkü CIA tarafından ikili anlaşma kapsamında verilmişti.


26* Ecevit uyanmaya ve çabalamaya başladıkça ülkeyi yönetemez hale geldi. Ekonomik kriz, sağ sol olayları, katliamlarla birlikte memleket rayından çıktı. Önce hükümeti kaybetti. Sonra 12 Eylül'de darbe geldi.



27* Ecevit yeterince güçlü değildi. Devlet kurumları kontrolünde bulunmuyordu. Halk tarafından yeterince destek görmedi. Buna karşında ABD hemen her devlet kurumunda, sağ ve solda, istihbaratta, medyada bulunuyordu. ABD için Ecevit'i aradan çıkarmak kolay olmuştu.


28* ABD tüm bu kontrolü, gücü 1945'ten itibaren imzalanan ikili anlaşmalar sayesinde elde etmiştir. Bu nedenle "ikili anlaşmaların" üzerinde sık duruyorum. Her şey anlaşmalarla başladı. TSK'da, MİT'te, eğitimde, siyasette, cemaatlerde.. Bu ikili anlaşmaları bilmek zorundayız.

29* Kurum sadece istihbarat ve orduda etkili değildi. Aynı kurum, 1965 yılında Malatya ve Erzurum'da dernek kurdurdu. Bu dernekler sayesinde dini çevrelere sızmaya başladı. ABD kontrolünde kurulan derneklerin kurucularından biri:


























30* Bu adam Fetullah Gülen'dir. Bu adam ABD güdümlü Kurum gözetiminde devlete bulaştırılmış bir virüstür! 31* Gülen'i uluslararası çevrelere entegre eden isim ise, başka bir partinin genel sekreteridir. ABD, güdümündeki tiplerle Türkiye'yi örümcek gibi ağlarla örmüştür. Sağda, solda, orduda, istihbaratta, cemaatlerde her yerde!



32* Hemen arkalarında bulunan genç ise Tuncay Güney'dir. Güney, Ergenekon operasyonlarında tanıklık yapan ve şerefli Türk askerlerini Gülenci savcılarla birlikte hapse tıktıran kilit isimdir. Yıllar sonra hepsinin kurgu olduğunu açıklamıştır.



33* Uğur Mumcu, çok defa bu konulara girmişti. Öldürüldü.



35* Yıllar sonra 15 Temmuz'da yeni bir girişimle Türkiye'yi ele geçirmeyi deneyenler bu defa başarısız oldu. 1945'ten sonra memlekete çöken yapılanma ve onun emrinde çalışan ordu-cemaat-istihbarat elemanları hapse tıkıldı.


36* Kavgada taraflar hep belliydi. Particilik, siyaset, sağ, sol, türban gibi ayrımlarla birbirine düşürülmüş toplum bunu görememiştir. Oysa Gülenci Zaman gazetesi ve Altanlar, Uğur Mumcu'ya saldırdığında her şey çok basit ve netti.




37* Türkiye'yi yönetenler "ne olursa olsun" 1945 ve devamında memlekete yerleşen ABD hegemonyasını "onlarla anlaşmadan" ittifak yapmadan, stratejik müttefik olmadan, tamamen yok etmek ve ona hizmet eden yerli tipleri süpürmek zorundadır. Aksi halde tüm çabalar boşa gitmiş olur.



38* Unutmayın! Her şey 1945'te başladı. 1947'de gelişti. Tüm melanetin, belanın kökü buradadır. Bilin istedim. Bugün yıl dönümüzdeyiz.


39* Son söz: Bu denklemde en önemli şey "parti, seçim, iktidar vs" değildir. En önemlisi toplumun uyanmasıdır. Toplum uyanırsa karşısında kimse duramaz. Bu nedenle en çok korkulan şey toplumun uyanmasıdır. UYANIN!


Uyanmış bir milleti durdurmak mümkün değildir. Bu nedenle kimse bir milleti karşısına almaya cesaret edemez. Türk milleti uyandığı vakit, onu hiç bir güç durduramayacaktır.

Hiç yorum yok: