27 Kasım 2021 Cumartesi

ATATÜRK'ÜN, LENİN'E MEKTUBU VE KAPİTALİZME BAKIŞI

 


1923-1938 arası devrimci Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e saldıranlar, nefesinizi dinci faşizme yöneltmeniz  ve "Atatürk'ün Lenin'e" yazdığı mektubun tam metnini okumanız dileğimle...

Sosyalist, Komünist, Devrimci, Demokrat her zaman Atatürk'e ve devrimlerine saygı duymuştur

Ayrıca Mahir Çayan ve Deniz Gezmiş'ten;

Deniz Gezmiş savunmasında “Bütün Mazlum milletler, zalimleri bir gün mahv-ü perişan edecektir” sözünü aktardıktan sonra Atatürkçü geçinenlere onun sözlerinin okunmasının gereğini belirtir. (S.57-58)

"29 Ekim 1923 tarih olarak Türk Devrimi’ nin bir Cumhuriyete varlığıyla yepyeni, niteliksel olarak geçmişi aşan bir devlet yapısını oluşturmuştur. "

"bizlerin elli sene önce Mustafa Kemal’ in hakkında gıyabi idam kararı verilmesi gibi idamımız isteniyor. "

"Mustafa Kemal Atatürk’ ün öncülüğünde ve dehasının ürünü olarak gerçekleşen bu sürecin, toplumsal-sınıfsal-tarihsel ve uluslararası (dünya durumu) ilişkiler bağlamında varlığını modernleşme-çağdaşlama araçlarıyla sürdürme kararlılığını devrimci bir tutumla gerçekleştirdiğini görürüz."

( Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının THKO Davasında 16 Temmuz 1971 tarihinde Ankara Altındağ Veteriner Okulu binasında savunması)

Mahir Çayan da savunmasında 20 Eylül 1921 tarihli Aydınlık’ta Şefik Hüsnü’ nün yazdığı yazıda Marksistlerin Kemalistlerle olan ittifakına gönderme yaparak bu ittifakın doğruluğunu belirtmektedir. Ve ilave ediyor,

“…bugün olduğu gibi I.Kurtuluş Savaşı sıralarında da Milli Kurtuluşcular ile – aynı zamanda Milli Kurtuluşçu olan- Marksistler arasında zıtlık yoktur, tam tersine, aynı hedef doğrultusunda bir güç birliği vardır.

” O dönemde ki mücadelenin hedefiyse bugün olduğu gibi “ Tam Bağımsızlıktır”, görüşüyle 1920’ lerin mücadelesiyle  1970’ lerin mücadelesinin ortak paydasını vurgulamaktadır.

 Kuvayı Milli için de tam bağımsızlığı hedef alan ve bunun için, Tam Bağımsız Türkiye kurulana kadar savaşan, öngördüğü rejimin milli, laik cumhuriyet olduğunu belirten Mahir Çayan..

Atatürk‘ün 4 Ocak 1922’de Lenin‘e yazdığı mektubun düzeltilmis tam metni.

“Memleketimizi düşmandan kurtardıktan sonra, kamusal ehemmiyet taşıyan büyük işletmeleri devlet eliyle yönetme niyetindeyiz. Böylece gelecekte büyük kapitalist sınıfların efendiliğinin ülkede hâkim olmasının önüne geçmiş oluruz.

”Ankara, 4 Ocak 1922.

Değerli Başkanım,

Ankara’da genel bir saygı ve sempati kazanan yoldaş Frunze’nin, ülkemizden ayrılısı vesilesinden istifade ederek, şahsi his ve fikirlerimden başka, gizli olarak, Türk siyaseti konusundaki görüşlerimi ve bilhassa, Türk-Rus münasebetlerini, size, kısaca açıklamak isterim.

Bildiğiniz gibi, Türk ve Rus halkları, yüzyıllarca sürdürülmüş boyunduruk zincirini bir hamlede silkip attıktan sonra, kendi halklarının da bu yolu takip edeceklerinden dolayı büyük korkuya kapılan büyük Batılı emperyalist ve kapitalist kuvvetlerin saldırısına uğradığından, halklarımız arasındaki yakınlık ve anlaşma, kendiliğinden gelişmiştir.

Hatırlayacağınız gibi, müşterek umutların ve benzer şartların neticesi olarak ortaya çıkan fikirlerin gelişmesi, hükümetlerimiz arasında resmi münasebetlerin kurulmasına yol açmış ve bilhassa bu münasebetlerde tayin edici bir rol oynamıştır.

Türkler ve Ruslar, tarihleri, yüzyıllarca sürdürülmüş kanlı savaşlarla doldurulduktan sonra, hemen anlaşmış ve uzlaşmışlardır. Bu vaziyet, öteki ulusları şaşkınlığa uğratmıştır.

Pek çoğu, dostluğun geçici olduğu ve şartların zoruyla sağlandığı konusunda bir inanca sahip olmuşlardır. Hâlâ da bu inançtadırlar. Fakat, iki halkın hangi şartlarla ve ne ölçüye kadar birbirlerini anlayıp sevdiğini ve eski kavgaların, zalim yöneticilerin kışkırtmaları ile çıkmış olduğunu, son savaşta asker ve subayların birbirleriyle nasıl isteksizce savaştığını görmüş olanlar, birkaç sene önce oluşan yeni vaziyetin sürekli ve istikrarlı olduğunu kabul etmekte gecikmeyeceklerdir. Çünkü bu vaziyet tabii olandır ve eski istihdafı ayakta tutan suni düşmanlık ise son nefesini vermiştir. Türkiye’nin rejim değiştirmesi, Rusya’da olduğu gibi, sosyal bir devrimle ortaya çıkmış olmayıp, yabancı devletlerin saldırı ve hâkimiyetlerine karşı bir başkaldırma türünde olduğundan, dünya kamuoyunun dikkatini çekmemiştir. Bu başkaldırış, canlı ve gerçek olarak dile getirilmemiştir. Yüzeysel de olsa, ülkemiz hakkında bir bilgiye sahip olanlar, 1918 Mütarekesi’nden, özellikle 16 Mart 1920’den beri alınan yolun çok büyük olduğunu kabul edeceklerdir.

Yüzyıllardan beri her şeyde efendilerine ve saraylılara ve daha sonra oligarşiye bağlı kalan Türk halkı, 1919 yazında girişilen savaşla, kendi kaderinin sahibi olmayı başarmıştır.

Açık konuşuyorum. Erzurum ve arkasından Sivas kongrelerinde bir araya gelen delegeler, halkların kendi kaderlerini tayin hakkını öngören bir hükme varmışlardır.

Siz, değerli Başkanım, daha Dünya Savaşı’ndan önce, bu hususu müdafaa etmekteydiniz. Bu kongrelerde kabul edilen kararlarla, İstanbul’un yetersiz ve yeteneksiz ellerdeki iktidarı tasfiye edilecek ve yeni yöneticileri, bizzat milletin kendisi seçecektir. Büyük Millet Meclisi’nde bulunanlar, Türkiye’de yeni bir dönemin başladığını ve Türk halkının artık uzun süreden beri olduğu gibi kendi yöneticilerinin himayesi altında değil, efendisiz yaşayabileceklerini ilan ettiler. 16 Mart 1920 darbesinden sonra 23 Nisan’da Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nde toplanan halk temsilcileri, milletin iradesini ve kaderini bağımsız ve hâkim bir varlık olarak tayin etme arzusunu ilan ettiğinde, bu isteğin, bütünüyle gerçekleşmesi milli bir gaye olmuştur.

Şimdi, bütün bunlar gerçekleşiyor. Halk tarafından seçilmiş olan temsilciler, sadece yasama kuvvetini değil, aynı zamanda, yürütme kuvvetini de doğrudan, kendi seçtikleri ve her hareketlerinde onlara hesap verecek vekâletler aracılığıyla ellerinde bulundurmaktadırlar. istisnai olarak, milletin bağımsızlık ve güvenliğinin söz konusu olduğu fevkalade hallerde, halk temsilcileri, yargı vazifesini İstiklal Mahkemeleri aracılığıyla yerine getirmektedir. Görüldüğü gibi, bizde iktidarın üç fonksiyonunun ayrılığı mevcut değil. Batı’da kapitalist sistemin bütün milletin üzerindeki efendiliğini güçlendirmek ve bu sınıfın iktidarı istismar etmesi için özenle hazırlanan bu sistem, nefret uyandırmaktadır. Bu bakımdan, biz kapitalist sistemden daha çok, Sovyet sistemine yakınız.

Sosyal alanda da, memleketimizde benzer değişimler olmuştur. Yeni vaziyetimizin ve ekonomik şartların gereği olarak, toplumun, artık istismara baş eğmemek konusundaki kararının neticesi olarak, herhangi bir çaba göstermeksizin, başkalarının emeği ile yaşayan parazitler sınıfı bütünüyle ortadan kalkmamışsa bile, bu sınıfa girenlerin sayısında büyük bir azalma olmuştur. Modern Türkiye’de, imparatorluk döneminin efsanevi zengin sınıfı artık yoktur. Büyük arazi sahiplerinin gelirleri artık düşmüştür. Şimdi, Türkiye’de herkes düzenli çalışmak zorundadır.

Sonuç olarak, bugünün Türkiye’sinde atılan adımlar herkes içindir. Türkiye, Batı Avrupa’ya olduğundan çok, bir bakıma Rusya’ya, özellikle son birkaç ayın Rusya’sına daha yakındır.

Sonra, memleketlerimiz arasında bir başka mühim benzerlik, bizim, kapitalist ve emperyalist düzene karşı savaşmamızdır.

Kapitalizm Türkiye’de, Avrupa’da ve eski Rusya’da olduğundan daha zayıf gelişti. Fakat vaziyet, büyük teşebbüslerdeki hemen bütün kapitalin yabancılar tarafından yatırılmış olmasıyla şiddetlenmiştir. Halkımızın istismarını kolaylaştırmak için kurulmuş olan kapitülasyon sistemi, gelişmemizi engellemiş ve bizi bu sömürüye tahammül etmeye mahkûm etmiştir.

Bu rejimi ortadan kaldırma hedefine sahip bugünkü mücadelemiz her şeyden önce kapitalizme karşı yönelmiştir. Biz memleketimizi düşman istilasından kurtardıktan sonra, kamusal ehemmiyet taşıyan büyük işletmeleri devlet eliyle yönetme niyetindeyiz. Böylece gelecekte büyük kapitalist sınıfların efendiliğinin ülkede hâkim olmasının önüne geçmiş oluruz.

Türkiye’nin büyük devletler ve onların uyduları tarafından hâlâ açık veya kapalı olarak çılgınca saldırılara hedef olmasının nedeni, bütün mazlum milletlere kurtuluş yolunu göstermiş olmasıdır.

Bütün bunlar, Türkiye’nin bütün müesseseleriyle ve bugünkü hükümetiyle sadece Sovyet Rusya’da güven hissi yaratabileceğini, Batı’nın ise, bize düşman gözüyle bakmasını gerektireceği gerçeğini ortaya koyar.

Milletlerarası siyaset alanında Türk-Fransız anlaşması, Rus-İngiliz ticaret anlaşması gibi, şartların zoruyla vücut bulmuştur. Bu anlaşma, gelecekte imzalayabileceğimiz anlaşmalar gibi, ideallerimizden vazgeçtiğimiz anlamını taşımaz.

Sizi kesin surette temin ederim ki, her halükârda Büyük Millet Meclisi’nin Türkiye’si bugüne kadar Sovyet Rusya’ya karsı takip ettiği siyasetten vazgeçmeyecektir ve bu konuya dair yayılmış bütün söylentilerin hepsi yalandır.

Yine aynı şekilde sizi temin ederim ki, Sovyet Rusya’ya karşı doğrudan veya dolaylı olarak asla hiçbir anlaşma yapmayacağız ve hiçbir koalisyona girmeyeceğiz. Son zamanlarda meydana gelen aramızdaki bütün yanlış anlaşılmalar, her şeyden önce Ankara- Moskova arasındaki yazışmaların oldukça yavaş olmasından kaynaklanmaktadır.

Değerli Başkanım, bu içten açıklamaların iki halkımız ve hükümetimiz arasındaki dostane ve kardeşçe münasebetleri daha da kuvvetlendireceği ümidiyle samimi kardeşlik hislerimi kabul etmenizi dilerim.

Mustafa Kemal

Not:

Sovyet arşivinde yapılan çalışmalar, bir gerçeği daha ortaya çıkardı. Atatürk’ün bundan 99 yıl önce, 4 Ocak 1922 tarihinde Lenin’e yazdığı mektup, Türk basınında sansürlenerek yayımlandı.

Bu mektup, ilk kez, 26 Mayıs 1969 tarihli Akşam gazetesinin 5. sayfasında çıktı. Ali Kemal Meram’ın hazırladığı “Devlet Kurulurken Mustafa Kemal’den Sovyetler’e,  Sovyetler’den  Mustafa Kemal’e Mektuplar ve Milli Mücadele” başlıklı yazı dizisi içinde yayımlanan mektubun belirli paragrafları ne hikmetse yok olmuştu. Anlayacağınız gibi yok olan kısımlar Atatürk’ün Kapitalizm hakkında söyledikleri idi!

Ozan Ozan'ca 

26 Kasım 2021 Cuma

KİMSEYİ BULAMIYORSAN YALNIZ YÜRÜYECEKSİN



Bu ülke de "Yoldaş", "Yoldaşlık" tanımı bile kirletildi, ucuzlatıldı, sıradanlaştırıldı. Tüm önemli değerler itibarsızlaştırıldığı gibi..

Ben uzun yıllardır "Yoldaş" tanımını kullanmam, çünkü kullandığım kişi o tanıma uygun ve layık olmalı diye düşünürüm...

Bugün ki "Yoldaş" kanka, kanki vs benzer tanımlamayla benzer oldu ki hiç haz almıyorum,  ideolojilerin oyuncak olduğu bir çağda herşeyin yozlaştığını düşünerek üzülüp, kendime çekiliyorum..

Yoldaşlık, bana göre çok önemli ve herkesin  düşünmesi gereken tanımlamadır.

Yoldaşlık ne demektir?..

Deniz Gezmiş, yoldaşı Taylan Özgür'ün mezarına gömülmek istemektir.

Yoldaşlık Deniz Gezmiş'in, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın beraber ölüme beraber gitmesidir.

Yoldaşlık, Mahir Çayan'ın, Deniz'ler hapisteyken onları kurtarmak uğruna Kızıldere'de can vermektir.

Yoldaşlık, İbrahim Kaypakkaya'nın sır vermeyip cesedinin parçalanması demektir.

Yoldaşlık, Necdet Adalı'nın idama küfrü, Erdal Eren'in çocuk yaşta direncidir..

İçini boşalttığınız yoldaşlık tanımı; içinde acılar, direnç, kavga da, barikatta arkana bakmadan yürüyeceğin insanları tanımlar....

Geçmişten,  ideolojik saygımızdır yoldaş olmak ve yoldaşlığımız kaldı lütfen kirletmeyin..

Kendi adıma yüreğimden üzülüyorum, bilmeyen ağızlar söylenince..

Yıllar önce idamla yargılanan bir arkadaşım Bandırma ÖDP örgütlenmesi için ısrarla benim de dahil olmamı istedi, ben de her defasında aynı siyasi ve ideolojik örgütlenmeden gelmediğimi belirterek geri çevirdim.Ancak bir gün "ÖDP'yi boş ver bu bir Akp dinci faşizmine karşı devrimci dayanışmadır ve seni bu dayanışmaya destek olmaya çağırıyorum" dedi.

Ben de her zaman dayanışmanın içinde bulunduğum için kabul ettim.

Ancak beraber hareket ettiğimiz İbrahim ve Mustafa'yla,  Bandırma ÖDP eski yöneticileri hatta Bandırma'dan sorumlu Parti yöneticisi Şaban isimli birisi ile yalan ve entirikalarına katlanamadık ve ayrıldık. (Bandırma Barış Manço Kültür evine  Sevinç Eratalay, Grup Haziran ve Hakan Gülseven'in katılım yaptığı etkinliğimizi eski ÖDP Bandırma  örgütlenmesi yalan haberlerle sabote etmesi gibi)

Bizler ayrılınca davet eden arkadaş aradı ve neden ayrıldığımızı sorunca ben de; Yalan,entirikanın devrimci dayanışmada olamayacağını ve böyle bir eylem, söylemlerin zaten devrimcilikle bağdaşmayacağı ilkesiyle ayrıldığımızı belirttik. Baktık ki idamla yargılanan devrimci sandığımız, yoldaş bildiğimiz bize sinkaflı konuşmaya başladı.

Ben de, uyarmak adına İ.... hocam, biz yoldaşlık bilinciyle yetiştik söylediklerin yakışmıyor deyince verdiği yanıt ilginçti;

"Dostluk, arkadaşlık feodal bir ilişkidir"...  dedi ve ben şoka girdim.

Bu adama en güzel yanıt, konuşmamaktır dedim ve o gün bugün selam vermem...

Kendimce şu sorunun yanıtını arıyorum : Sosyalistler nasıl örgütlenebilir?..

Ve söz ne kadar doğru,

Eğer birlikte yürüyecek iyi bir yoldaş bulamıyorsan, ormanda gezinen bir fil misali yalnız yürü. İlerlemene engel olacak biriyle olmaktansa, yalnız olmak yeğdir.

Gautama Buddha

Ozanca


25 Kasım 2021 Perşembe

EGOLU İNSANLAR, YAVAŞ YAVAŞ ÖLÜRLER!..





İnsanoğlu, naturası gereği herşeyi bilemez, herşeyi doğru yapamaz, bildikleri vardır öne çıkarır, bilmedikleri vardır dinleyerek, araştırarak öğrenir.

Yedi milyar yaşayan dünya da, tapındıkları dinler vardır, inandıkları tabuları, yaşam biçimlerini şekillendiren gelenekleri, başka inançları vardır tüm bunlar da sosyolojik tabanı yani toplumun değer yargılarını oluşturur. Tüm bu yaşanmışlar da yaşam koşullarının oluşumunun temel ideolojilerini belirler.

Kimi kişi yada toplum kapitalist sisteme uygun, kimi toplum sosyalist sisteme uygun, kimi toplum ise karma ekonomik sisteme uygun taleplerini belirler ve öyle yaşamayı önceler.

İnsan özeline gelirsek,

Kimi insan hedeflerini, araştırmış, sorgulamış ve kendi beklentilerini belirlemiştir.

Kimi insan bu öğrendiklerini diğer insanlarla paylaşır, bir başkası paylaşmaz gereksiz tepkilerden çekindiği yada uğraşmak istemediği için susmayı tercih eder.



Ama bazı insanlar vardır ki, her konuyu bilir, sosyoloji, teoloji felsefe, her türlü ideoloji hakkında ahkam keser, mutlak iki de yancısı vardır. Etrafınıza bakın bu insanlar her yerde varlar.

Kimi zaman işçi mitinginde en önde, kimi zaman kadın sorunlarına en destek veren, kimi zaman kent STK'ların da görev alan, yada bir partinin başkanı yada yönetimde varolarak fotoğraf karesine giren birileridir bunlar.

Bu insanların en büyük sorunu, Egodur.

Ben buna Ego tetiklemesi, güç zehirlenmesi diyorum 

Egonun tetiklediği hırs,  insanı güçlü yapmaz aksine güç kazandığınızı sanıp beyninizi yakarsınız. Kısaca güç zehirlenmesi deriz biz buna cancağızım!..



Bütün gücün(?) kendisinde olduğunu zannedip, düşünmesi ya da hissetmesi gerçekten iyi değil...

Her şeyin en iyisini o bilir, en güzelini o yapar, en güzel o yönetir ve mutlak bir koltuğu olmalıdır...

O Başbakan olmalıdır, 

Olmadı mı?.. en azından Bakan olmalıdır, 

Nazara mı geldi, kesin  Milletvekili olmalı, 

Ayağını mı kaydırdılar, Belediye Başkanı olmalıdır

Olmazsa Müsteşar, Vali, Kaymakam vs. diye devam eder...

En sonunda parti il yada ilçe başkanı, yöneticisi olmalıdır

Ama mutlak bir koltuğu olmalıdır...

Emirler talimatlar vermeli ve şak diye yerine getirilmelidir.

Unutmadan, çevresinde mutlak yağdanlıklar yaratılır ve her söylediği, her yaptığı alkışlanmalıdır..

Zordur mirim güç zehirlenmesi hem de çok zor,

İnsanı sarhoş eder, gözleri kör, kulakları sağır eder, kalpleri kara, vicdanı cüzdan eder, çünkü güç zehirlenmesi yavaş yavaş zehirler. İlk önce akıl tutulmasıyla başlar, sonra mantık, vicdan, duygu ince ince yok olur. 

Sonrasın da; katmanlı bir kibir bulutu oluşur ve güneşin önünü kapatır...

Sonrası mı?..

Pablo Neruda'nın, "Yavaş yavaş ölürler" şiirini okumalarını tavsiye ederim...

Vesselam

Ozanca

23 Kasım 2021 Salı

AKP SEBEP, DÖVİZİN YÜKSELMESİ VE HALKIN FAKİRLEŞMESİ SONUÇTUR.



Asgari ücret,

Çin 340 $

Arnavutluk 275 $

Türkiye 209 $

15 Ocak 2021 tarihinde Serbest piyasada 7,37 liradan alınan dolarla 2.825 TL. asgari ücret 383 dolar yapıyordu.

Bugün 23 Kasım 2021 günü dolar 13.46 liraya kadar yükseldi yani 2.825 TL. asgari ücret  209 dolara kadar geriliyerek 2.813.TL kaybı olmuştur. 

Yani dolara kuruna göre % 82 oranında devüalasyon olmuştur, gıdadan-et'e, samandan-mercimeğe, petrol türevlerinden-doğalgaza kadar ithal etmek zorunda bırakılan ülkem.Üretemeyen ülke konumundayız ve ithal edilen malların alıcısı olan bizlerin faturalarımıza yansıtılacaktır. 



Yansıtılmaya da başlanmıştır, Kasım ayı içerisinde LPG’ye beşinci kez zam gelmiş oldu. Ekim ayında 93 kuruş zamlanan LPG'ye 2 Kasım'da 49 kuruş, 16 Kasım'da 25 kuruş, 19 Kasım’da ise 45 kuruşluk, 23 Kasım'da 19 KRŞ/LT pompa satış fiyatlarına yansıyacak şekilde artış yapılarak bir ay içerisinde 2.71.TL. artış olmuştur. Benzin ve mazot zamları da aynı tarihlerde artışa gidilmiştir.



Ben ekonomistim diyen;

"Faiz sebep enflasyon sonuç." diyor.

Ben ekonomist değilim,

Açlık sınırın altında maaş alan, işçiyim,

Açlık sınırın altında maaş alan, emekliyim.

Üniversite mezunu, işsizim.

Ev kirasını ödeyemeyen, memurum.

Sattığı malı yerine koyamayan, esnafım.

Mazot, gübre alamadığı için tarlayı ekemeyen, köylüyüm.

Ve dolar 13 lira

Bir hafta da 3 defa akaryakıta zam yapıldı.

Şeker, yağ, kahve, çay kısıtlı.

Un karaborsada, ekmekle beslenen yurdum insanın bir ekmeği almakta zorlanırken zamlanacak fiyatlarıyla ekmeğe ulaşmakta zorluk yaşayacak olup resmen açlığa sürüklenmektedir.

Kış aylarında, % 50'den fazla zam yapılan doğalgaz, elektrik, su faturaları nasıl ödeyecek?.

Evet...Ben ekonomist değilim ama biliyorum ki,

"AKP sebep, dövizin yükselmesi ve halkın fakirleşmesi sonuçtur." diyorum.

Bu ülke yedi düvele, kurtuluş savaşı verip yeniden kuruldu, yüzlerce fabrikalar kurdu yetmedi ecdadımız dediğiniz Osmanlı'nın borçlarını ödedi ancak cumhuriyetin tüm değerlerini üç kuruşa sattınız ve hiç bir dönemde böylesine zor günler yaşamadı, hem ekonomik olarak hem de devlet olarak itibarının düştüğünü görmedi...

Asıl önemlisi;  1994 krizinde yanlış yöneten Tansu Çiler  yargılansaydı bugünkü devlet yönetim bu kadar  cüretkar olamayacaktı.

"Kurşun atan da, yiyen de bizdendir" diyerek mafyatik yöntemle  gayrimeşru olarak insanların öldürülmesi yargılansaydı bugün ki yönetim yargılanacağı bilip bu kadar fütursuzca davranmazdı...


Ozanca

20 Kasım 2021 Cumartesi

CEHAPE DÖNEMİNDEN, AKAPE DÖNEMİNE TÜRKİYE!

 



Yıl 1940, 2.dûnya savaşı vardı, İnönü; ekmeksiz bıraktım ama babasız bırakmadım diyordu.

2002 yılında İktidar olan AKP her sıkıştığında,

 "Cehape döneminde ekmeği karneyle veriyorlardı" diye söylemde bulunmaktadır.

Yıl 2021, TÜİK tarafından gizlenen enflasyon ancak % 19,98 oranında gösterilebiliyor, dünyada eşi benzeri bulunmayacak "Faiz sebep, enflasyon sonuç teoremiyle faizleri % 15 puana çekerek doların an itibariyle 11.27.-TL.ye yükselten Akape döneminde,   

Un, Yağ, Şeker karaborsa da, marketlerde birer kg ve litre olarak satılmakta.

***

Cehape döneminde,

2002 yılında devletin 103,6 milyar dolar dış borcu ve GSYH'sı 56.1 milyar doları olarak varken,

Akape döneminde,

2020 yılı bilançosunda 450 milyar dolar dış borç ve GSYH'sı 62.8 milyar dolar olan bir Türkiye





https://www.dunya.com/kose-yazisi/dis-borcta-son-otuz-yil-nereden-nereye/616428

***


Akape döneminde,

Ocak ayından bugüne 6 milyon icra dosyası ve 30 milyon insan icralık, insan çaresiz

https://www.birgun.net/haber/icra-dosya-sayisi-patladi-6-milyon-yeni-dosya-geldi-366306

***

Cehape dönemin de,

Cumhuriyetle birlikte ise, 1924’te Adana Bölge Pamuk Araştırma Enstitüsü, Bilecik Deneme ve Üretme İstasyonu, Rize Çay Araştırma Enstitüsü;

1926’ta Eskişehir Tarımsal Araştırma Enstitüsü, Adapazarı Zirai Araştırma Enstitüsü açılmıştır. Bunların yanı sıra,

1927’de Orta Anadolu Zirai Araştırma Enstitüsü, Tekel Enstitüsü açılmıştır.

1929’da ise Malatya Sultansuyu Veteriner Zootekni Araştırma Enstitüsü ile Ankara’da Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü kurulmuştur.

Bu yıllarda yükseköğretim kurumları henüz üretici durumda değildir. Bu kurumların dışında, Cumhuriyet Dönemi’nde bilimsel ve teknik araştırma yapmak ve uzman yetiştirmek amacıyla açılan Muskirat İdaresi’nin şarap ve rakı laboratuvarlarının dönemin ilgi çeken araştırma merkezlerinden olduğu söylenmektedir.

Cehape döneminde,

Emperyalizme karşı kurtuluş savaşıyla ümmetten millet- milletten Cumhuriyet yaratmış yeni bir ülke ve sonrasında 2. dünya savaşı yaşamışken 1923- 1950 yılları arasında yüzlerce fabrika yapan

Akape döneminde,

Kapatılan ve satılan fabrikaların yerine istihdam yaratacak tek fabrika yapılmadı.

http://blog.milliyet.com.tr/cumhuriyet-donemi-ve-chp-yonetiminde--1923-1950-arasi--yapilanlar/Blog/?BlogNo=376601

***

Cehape döneminde,

1924 - Ankara ilk planlı şehir olarak tanzim edildi.

Akape döneminde tarihi şehirlere çok katlı gecekondular yapıldı.

Cehape döneminde,

1924 - Bursa'da Karacabey Harası kuruldu.(‘hara’ aynı zamanda büyük bir çiftlik arazisi. Büyükbaş hayvancılık, köpek çiftliği gibi alanlarının dışında en dikkat çeken tarafı paha biçilmez atlara da ev sahipliği yapması.)

Akape döneminde tarım arazileri imara açıldı.

***

Cehape döneminde,

1925 - Türk Hava Kurumu (Türk Tayyare Cemiyeti) kuruldu.

Akape döneminde,

THK'nın kurumsal özerke yapısı bozularak kayyum atandı. 2021 yaz ayında çıkan yangınlarda  THK uçakları hangara atılıp çürütüldüğü için yangınlar kendi kaderine terk edildi.

***

Cehape döneminde,

1925 - 1920'de Atatürk tarafından kurulan Anadolu Ajansı bir anonim şirkete dönüştürüldü.

Akape döneminde yalan haber üretme merkezine dönüştürüldü.

***

Cehape döneminde

1925 - Gazi Orman Çiftliği kurulmaya başlandı.

Akape dönemin de kaçakSARAY inşa edildi.

***

Cehape döneminde,

1925 - Tayyare Cemiyeti'nin katkılarıyla Ankara'da Türk yapımı ilk planör uçuruldu.

1926 - Kayseri Uçak ve Motor Fabrikası açıldı.

1950'li yıllarda Adnan Menderes hükümetince kapatılana kadar bu fabrikada toplam 112 savaş uçağı üretildi.

1933 - İstanbul - Ankara arasında düzenli uçak seferleri başladı.

Akape dönemin de bir tek motor üretilemediği gibi  2018 yılında göklerde olacağı söylenen ama hala görünmeyen uçak üretildi

Cehape döneminde,

1928 - Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü kurularak aşı üretildi.

Akape döneminde kapatılarak Kovid19 pandemisinde yabancıların ürettiği aşı beklendi.

https://tr.linkedin.com/pulse/1923-1950-aras%C4%B1nda-chpnin-in%C5%9Fa-ettikleri-deniz-kite-g%C3%BCner

***

Cehape döneminde,

Dünya da, tarım ürünlerinde kendine yeten 7 ülkeden biri iken,

Akape döneminde bugün saman dahil her şeyi ithal ediyoruz

https://www.yesilodak.com/bir-zamanlar-tarimda-kendi-kendine-yeten-bir-ulkeydik

Cehape döneminde,

Osmanlı'nın cahil bıraktığı halkı %2 okuryazarlığı % 98'e çıkardığını, Akape döneminde pisa değerlendirmesine göre okuduğunu anlamayan eğitim sistemi yaratıldı.




https://www.dogrulukpayi.com/bulten/turkiye-nin-pisa-karnesi-ne-durumda

***

Cehape döneminde kurulan ODTÜ ve HACETTEPE Üniversitesiyle, Özel KOÇ Üniversitesi dünyada 100 üniversite sıralamasına girerken.

Akape döneminde kurulan apartman üniversiteleri ilk 1000 üniversite arasında yok.

https://www.aa.com.tr/tr/egitim/dunya-super-ligine-giren-turk-universiteleri-aciklandi/2172279

 Yani Cehape dönemi böyledir...

Ozanca

17 Kasım 2021 Çarşamba

SİZ HELALLEŞİN, BİZ HESAPLAŞACAĞIZ!

SİZ HELALLEŞİN, BİZ HESAPLAŞACAĞIZ



CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 13 Kasım 2021 hafta sonu yaptığı "helalleşme" açıklaması yaptığı Mektubunda, "Helalleşme yüzleşmek, barışabilmek, devam edebilmek demektir. Bunu yarası olan topluluklarla yapacağız" ifadelerini kullanan Kılıçdaroğlu, 

"28 Şubatçıların açtığı yaraları kapatıp, helalleşeceğiz. 

İkna odalarına sokulan başı kapalı kızlarımızla helalleşeceğiz. 

Roboski ile helalleşeceğiz. Bakın hukuk başka, helalleşme başka. Bu insanlara devlet tazminat ödeyecek. Ama bir taraftan da helalleşeceğiz. 

Sivas, Kahramanmaraş mağdurları ile helalleşeceğiz. 

Diyarbakır hapishanesi mahkûmları ile helalleşeceğiz.

 Varlık vergileri altında inim inim inlemiş azınlıklar, 6-7 Eylül olaylarının mağdurları ile helalleşeceğiz.

Mahkemelerde süründürülen askerlerimiz ve aileleri ile helalleşeceğiz. 

Bugün Londra'ya göç etmiş en parlak genç beyinlerimiz ile helalleşeceğiz. 

Ali İsmail Korkmaz'ın ailesi ile helalleşeceğiz. 

Soma ile helalleşeceğiz. 

Darbeciler tarafından bir sağdan, bir soldan gencecik çocuklarımız asıldı bu ülkede. Bir sağdan, bir soldan o insanlarımızla helalleşeceğiz. 

9 yaşındaki oğlu Oğuz Arda Sel'i kaybeden ve mahkemelerde süründürülen Mısra Öz ile helalleşeceğiz.

Ahmet Kaya ile helalleşeceğiz" satırlarına yer verdi.

Siz helalleşin.

***

BİZ HESAPLAŞACAĞIZ

Helalleşmeyeceğiz, hesaplaşacağız!

Ülkenin kaynaklarını soydukları için,

Halkı yoksul bıraktıkları için,

Ülkeyi ve kaynaklarını sattıkları için,

128 milyarın hesabını vermedikleri için,

Milletin a..na koyarız diyen beşli çete ve avaneleriyle hesaplaşacağız,

Mesela, Atatürk'e lanet okuyan DİP başkanına soracağız Lanet okumanın ne olduğunu?

Alevilerle evlenilmez diyen, Hayrettin Karaman'a soracağız Alevileri hedef almasını?

Hani "Cumhuriyeti devre arası gören" Balıkesir milletvekili bir kadın vardı soracağız devre arasını?

Mesela, Melih Gökçek'le parsel parsel fetöye verdiklerini?

Kadir Topbaş'ın mesela damadıyla 13 milyona aldığı araziyi tekrar belediyeye 300 milyona nasıl sattığını?

Karaman'da çocuklara tecavüz edenlerle, bir kereden bir şey olmaz diyen Bakan kadına?

Mesela, Ensar vakfına soracağız çocuk tecavüzlerini ve çaresiz oldukları için yurtlarında yanan çocukları?

Soma'da maden de ölen 303 işçinin ölümünü ve işçileri tekmeleyen Yusuf Yerkel'e hesabını soracağız?

Saatçi Zafer'e, Önüne yatarım Muammer'e, Bakara-makaracı Egemen'e soracağız ayakkabı kutularını?

İmam hatip yaptıracağız dediği paraları ayakkabı kutusunda saklayan Halk Bankasının Süleyman'na hangi imam hatip diye?

Derelerin talanını, ormanların yakılarak imara açılmasını, dağların kazılmasının hesabını biz soracağız .

Sormamız gereken, geçmişte kendi kendine yeten bir ülkeden tarımı, hayvancılığın neden bitirildigini?

1970 yılından bugüne gelişmiş 16.ülke olup, G20 üyesi iken, bugün G20 çıkıp 22. ülke durumuna gelmemizin nedenini?.

Sanayi de uretemedigimizin nedenini?

Neden bilimsel Eğitimden uzaklaştığını, sağlıkta saklanan bilgileri, TÜİK'in yalan verilerini soracağız.

Kılıçdaroğlu: “Helalleşmeyle hukuku karıştıranlar oldu, kim ne suç işlediyse hukuk onun hesabını soracak”  demiş ancak helalleşme listesinde yer bulan,

Çorum'da ki , Sivas'ta ki, Maraş'ta ki katliamı biz yapmadık,

Ali İsmail, Ethem, Berkin'i vs. biz öldürmedik,

Neyi helalleşeciğiz ?

Siz helalleşin,

Bizler;

Bağımsız mahkemelerde hesaplaşacağız.

Kılıçdaroğlu: “Helalleşmeyle hukuku karıştıranlar oldu, kim ne suç işlediyse hukuk onun hesabını soracak”  demiş.

Evet bizim de söylediğimiz bu... 


Ozanca