BİZ Mİ ÇOK SAFIZ...
fikrisaglar@birgun.net / 28 Ağustos 2010
Hayır!
Diyorum ki…
Biz mi çok safız, Yoksa onlar mı madrabaz?..
Biz mi iyi niyetliyiz, yoksa onlar mı cin?..
Herhalde bizle alay etmeyi seviyorlar!…
Ya da biz dalga geçilmeye müstahakız!..
Aylardır meydanlarda, “12 Eylül” döneminin kapatılması için 82 Anayasası’nın 26 maddesinin değiştirilmesine “evet” deyin diyorlar..
“Hayır” diyenlerin Ergenekoncu, Bölücü, vesayetçi olduğunu da ekleyerek, kampanyayı sürdürüyorlar…
Üzüldüğüm nokta; solcular,eski solcular, “faşist darbe mağdurları”, aydınlar, emekçiler az da olsalar bu talebe “evet” diyerek cevap veriyorlar..
Aldatıldıklarının, kandırıldıklarını, en iyi deyimle istismar edildiklerinin farkında olamıyorlar!..
Öncelikle;
1982 yılında bu Anayasa’ya “hayır” diyen bir 78 li olarak, yine “hayır” dediğimi peşinen söylemeliyim..
Hatta daha iyi anlaşılsın diye onların dili ile tekrarlayayım.
“Hayır’da hayır vardır!.”
12 Eylül darbecilerinin zihinlerindeki faşist anlayışı yerleştirdikleri bu anayasa;
Demokrasinin önünde sadece bir engel değil, demokratik yaşamı yok eden, çağdaşlığı, hakları, özgürlüğü ve eşitliği kabul etmeyen, kimlikleri tekleştiren, insanları yalnızlaştıran, yemesine, giymesine ve düşüncesine karışan bir ruhu taşır!..
O günkü düşüncelerimden, özlemlerimden, ideallerimden, kısaca çizgimden sapmadan, bu Anayasaya karşı çıkıyorum.
Önümüze konan “bu değişimlerin” bir aldatmaca olduğunu görüyorum.,
Hatta
Ruhu, dili ve hedefi bilinen darbecilerin anayasanın da ”gerisinde” olduğunu,
Cuntanın bile cesaret etmeği bir “hevesi” bulunduğunu görüyorum.
Değiştirilen 26 maddenin 24 dü zaten,
Uluslar arası sözleşmelere “çekince” koyularak, demokrasi,insan hakları,özgürlük ve eşitlik ilkelerini kabul etmeyen devlet anlayışının düzeltilmesidir...
Bu hakların alınamaması AB’ye kabul edilene kadar sorundu.
Ancak, şimdi sorun değil..
Sözleşmelere konulan “şerhler ”ortadan kaldırılırsa sorun çözülmüş olur!....
Yani İktidarın bir tek kararla yapabileceklerini anayasa maddeleri değişiklikleri ile yapması en iyi tabirle “abartıdır.”
Aslında bir iş yaptım görüntüsünden daha çok, gerçek amacını gizlediği “şirin bir örtüdür!”
Üstelik bu maddeler “aldatmacalarla” dolu!.
Örnek mi?
Memura “toplu sözleşme hakkı veriliyor” deniliyor…
Ama grev hakkı yok..
Böyle “toplu sözleşme” olur mu?
Bir de anlaşılamadığı takdirde “Bakanlar Kurulu karar vermeyecek, uyuşma kurulu nihai kararı verecek” diyorlar..
Peki bu kurulu kim seçecek!..
Verdiği karar iktidarın yaptığı bütçenin dışında mı olacak?..
İşçiler birden fazla sendikaya üye olabilecek…
İyi de İşveren hangi sendikayla toplu sözleşmeyi yapacak?..
Kendi kurdurduğu “sarı sendikayı” seçerse ne olacak?..
Kadınlara “pozitif ayırımcılık yapılacak” diyen Başbakan “Ben kadın erkek eşitliğine inanmıyorum” diyerek maddeyi daha yürürlüğe sokmadan yok sayıyor…
Diğer maddelerde de bu anlayış açıkça görülüyor….
AKP’nin hedefi;
Yasama ve yürütme erklerini ele geçirdikten sonra yargıyı da ele geçirmektir.
Cumhurbaşkanlığı aracılıyla devleti istediği gibi yönetmesinde tek engel yargıdır…
Yasama organındaki keyfiliğini Anayasa Mahkemesi, idaredeki keyfiliğini Danıştay ve hukuktaki keyfiliği de Yargıtay engellemektedir.
Yani yargı, her türlü adaletsiz, usulsüz, haksız ve taraflı uygulamaların, kamunun aleyhine, yandaş kesimlerin ve ideolojilerin lehine hareket eden iktidarı frenliyor..
AKP bunu istemiyor..
O nedenle, HSYK ele geçirmek istiyor...
Tıpkı YÖK’te olduğu gibi adamlarını bu kuruma yerleştirmeği amaçlıyor..
Bunu şiddetle ve hırsla yapıyor..
O kadar ki karşısında olanları her yolla sindirmeye çalışıyor..
Hatta “hainlikle” itham ediyor..
Dengeyi o kadar kaçırdı ki adeta karşıtlarına “sille tokat” saldırıyor..
Söylendiği gibi yargıyı “tarafsız ve bağımsız” yapmak istemiyor.
Madde değişikliğinde;
“Adalet Bakanı HSYK’yı yönetir ve temsil eder” diyerek baştan yargının yerini belirliyor.
Yürütmenin emrinde olduğunun altını çiziyor. Adalet Bakanı HSYK na bağlı gibi görülen müfettişlerin onay mercii.
Genel Sekreteri seçen kişi.
Oluşan 3 dairenin aldığı kararları onaylayan kişi..
HSYK’nın İşleyiş şekli, çıkarılacak “yasa” ile belirleneceğine göre, AKP’nin bu Kurumu rahatça işgal etme imkana sahip olacak!..
Yargıçların, savcıları, kısaca adaletin oluşması için hukukun üstünlüğünü sahiplenen bir yargı yerine, siyasilerin gücü altında,siyasetin yönlendireceği bir yargı ortaya çıkarılacaktı..
Her fırsatta bu baskıcı anayasanın yerine “özgürlükleri” içeren demokratik bir Anayasası için mücadele ettim.
Aynı çizgimde devam ediyorum...
Geçmişime ters düşmemek için!..
Cuntanın yasaklarını daha da derinleştiren, baskıyı daha da arttıran, özgürlükleri daha da kısıtlayan, gençleri, emekçileri yok sayan, askerlerin vesayetini alıp, siyasetçilerin vesayeti kuran bu anayasaya, bu anlayışları ifade eden anayasaya, hayır demek gerekir..
82 anayasasının “ruhu”,”amacı” katlanarak, halkı yok sayarak devam edecek..
Bunu bile bile nasıl evet denir?..
İşkenceyi gören, ölen, kaybolan,faili meçhulde yok olan, fakir bırakılan, emeği sömürülen, geleceği yok edilen ve gerçek özgürlük isteyen herkes aklını başına devşirmeli..
Hata yapmamalı..
Yaptırmamalı!..
Diyorum ki…
Biz mi çok safız, Yoksa onlar mı madrabaz?..
Biz mi iyi niyetliyiz, yoksa onlar mı cin?..
Herhalde bizle alay etmeyi seviyorlar!…
Ya da biz dalga geçilmeye müstahakız!..
Aylardır meydanlarda, “12 Eylül” döneminin kapatılması için 82 Anayasası’nın 26 maddesinin değiştirilmesine “evet” deyin diyorlar..
“Hayır” diyenlerin Ergenekoncu, Bölücü, vesayetçi olduğunu da ekleyerek, kampanyayı sürdürüyorlar…
Üzüldüğüm nokta; solcular,eski solcular, “faşist darbe mağdurları”, aydınlar, emekçiler az da olsalar bu talebe “evet” diyerek cevap veriyorlar..
Aldatıldıklarının, kandırıldıklarını, en iyi deyimle istismar edildiklerinin farkında olamıyorlar!..
Öncelikle;
1982 yılında bu Anayasa’ya “hayır” diyen bir 78 li olarak, yine “hayır” dediğimi peşinen söylemeliyim..
Hatta daha iyi anlaşılsın diye onların dili ile tekrarlayayım.
“Hayır’da hayır vardır!.”
12 Eylül darbecilerinin zihinlerindeki faşist anlayışı yerleştirdikleri bu anayasa;
Demokrasinin önünde sadece bir engel değil, demokratik yaşamı yok eden, çağdaşlığı, hakları, özgürlüğü ve eşitliği kabul etmeyen, kimlikleri tekleştiren, insanları yalnızlaştıran, yemesine, giymesine ve düşüncesine karışan bir ruhu taşır!..
O günkü düşüncelerimden, özlemlerimden, ideallerimden, kısaca çizgimden sapmadan, bu Anayasaya karşı çıkıyorum.
Önümüze konan “bu değişimlerin” bir aldatmaca olduğunu görüyorum.,
Hatta
Ruhu, dili ve hedefi bilinen darbecilerin anayasanın da ”gerisinde” olduğunu,
Cuntanın bile cesaret etmeği bir “hevesi” bulunduğunu görüyorum.
Değiştirilen 26 maddenin 24 dü zaten,
Uluslar arası sözleşmelere “çekince” koyularak, demokrasi,insan hakları,özgürlük ve eşitlik ilkelerini kabul etmeyen devlet anlayışının düzeltilmesidir...
Bu hakların alınamaması AB’ye kabul edilene kadar sorundu.
Ancak, şimdi sorun değil..
Sözleşmelere konulan “şerhler ”ortadan kaldırılırsa sorun çözülmüş olur!....
Yani İktidarın bir tek kararla yapabileceklerini anayasa maddeleri değişiklikleri ile yapması en iyi tabirle “abartıdır.”
Aslında bir iş yaptım görüntüsünden daha çok, gerçek amacını gizlediği “şirin bir örtüdür!”
Üstelik bu maddeler “aldatmacalarla” dolu!.
Örnek mi?
Memura “toplu sözleşme hakkı veriliyor” deniliyor…
Ama grev hakkı yok..
Böyle “toplu sözleşme” olur mu?
Bir de anlaşılamadığı takdirde “Bakanlar Kurulu karar vermeyecek, uyuşma kurulu nihai kararı verecek” diyorlar..
Peki bu kurulu kim seçecek!..
Verdiği karar iktidarın yaptığı bütçenin dışında mı olacak?..
İşçiler birden fazla sendikaya üye olabilecek…
İyi de İşveren hangi sendikayla toplu sözleşmeyi yapacak?..
Kendi kurdurduğu “sarı sendikayı” seçerse ne olacak?..
Kadınlara “pozitif ayırımcılık yapılacak” diyen Başbakan “Ben kadın erkek eşitliğine inanmıyorum” diyerek maddeyi daha yürürlüğe sokmadan yok sayıyor…
Diğer maddelerde de bu anlayış açıkça görülüyor….
AKP’nin hedefi;
Yasama ve yürütme erklerini ele geçirdikten sonra yargıyı da ele geçirmektir.
Cumhurbaşkanlığı aracılıyla devleti istediği gibi yönetmesinde tek engel yargıdır…
Yasama organındaki keyfiliğini Anayasa Mahkemesi, idaredeki keyfiliğini Danıştay ve hukuktaki keyfiliği de Yargıtay engellemektedir.
Yani yargı, her türlü adaletsiz, usulsüz, haksız ve taraflı uygulamaların, kamunun aleyhine, yandaş kesimlerin ve ideolojilerin lehine hareket eden iktidarı frenliyor..
AKP bunu istemiyor..
O nedenle, HSYK ele geçirmek istiyor...
Tıpkı YÖK’te olduğu gibi adamlarını bu kuruma yerleştirmeği amaçlıyor..
Bunu şiddetle ve hırsla yapıyor..
O kadar ki karşısında olanları her yolla sindirmeye çalışıyor..
Hatta “hainlikle” itham ediyor..
Dengeyi o kadar kaçırdı ki adeta karşıtlarına “sille tokat” saldırıyor..
Söylendiği gibi yargıyı “tarafsız ve bağımsız” yapmak istemiyor.
Madde değişikliğinde;
“Adalet Bakanı HSYK’yı yönetir ve temsil eder” diyerek baştan yargının yerini belirliyor.
Yürütmenin emrinde olduğunun altını çiziyor. Adalet Bakanı HSYK na bağlı gibi görülen müfettişlerin onay mercii.
Genel Sekreteri seçen kişi.
Oluşan 3 dairenin aldığı kararları onaylayan kişi..
HSYK’nın İşleyiş şekli, çıkarılacak “yasa” ile belirleneceğine göre, AKP’nin bu Kurumu rahatça işgal etme imkana sahip olacak!..
Yargıçların, savcıları, kısaca adaletin oluşması için hukukun üstünlüğünü sahiplenen bir yargı yerine, siyasilerin gücü altında,siyasetin yönlendireceği bir yargı ortaya çıkarılacaktı..
Her fırsatta bu baskıcı anayasanın yerine “özgürlükleri” içeren demokratik bir Anayasası için mücadele ettim.
Aynı çizgimde devam ediyorum...
Geçmişime ters düşmemek için!..
Cuntanın yasaklarını daha da derinleştiren, baskıyı daha da arttıran, özgürlükleri daha da kısıtlayan, gençleri, emekçileri yok sayan, askerlerin vesayetini alıp, siyasetçilerin vesayeti kuran bu anayasaya, bu anlayışları ifade eden anayasaya, hayır demek gerekir..
82 anayasasının “ruhu”,”amacı” katlanarak, halkı yok sayarak devam edecek..
Bunu bile bile nasıl evet denir?..
İşkenceyi gören, ölen, kaybolan,faili meçhulde yok olan, fakir bırakılan, emeği sömürülen, geleceği yok edilen ve gerçek özgürlük isteyen herkes aklını başına devşirmeli..
Hata yapmamalı..
Yaptırmamalı!..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder