12 Nisan 2011
Yıllarca CHP çatısı altında çalışmış, milletvekili olmuş yöneticilik yapmış isimlere bakıyorum.
Konuşan konuşana, saldıran saldırana.
Siyasette eleştirmek konuşmak muhalefet yapmak elbette doğaldır.
Ama böyle mi olmalı?
İşte Mustafa Özyürek. Bir televizyon kanalına çıkmış ağzına geleni sayıyor.
Ya da çok sevgili dostum Ercan Karakaş. CHP’nin CHP’lilikten uzaklaştığından tutun da eksen kaymasına kadar her türlü eleştiriyi yapıyor.
Listeyi uzatabilirim.Berhan Şimşek’ten, Canan Arıtman’a kadar bir “küskünler muhalefeti” işliyor.
İşte ben onu ayıplıyorum.
Niye mi?
Cevabı şu soruyla vereyim:
-Acaba Ercan Karakaş seçilebilir bir listenin ilk sıralarında olsaydı bu eleştirileri yapacak mıydı?
Ya da Mustafa Özyürek böyle televizyon televizyon gezip Kılıçdaroğlu’nu eleştirecek miydi?
Elbette hayır.
İşte bu yüzden ayıplıyorum.
Bu, tamamıyla bir “makam-sandalye muhalefeti”dir.
“Madem beni Meclis’e almadın, ben de saldırırım” siyasetidir.
Bu saldırılar onların neden alınmadığının cevabıdır.
Alınmamalarının haklılığını göstermektedir.
Düşünsenize, diyelim ki bu isimler liste başı oldu.Yılmaz Ateş, Mustafa Özyürek, Berhan Şimşek, Ercan Karakaş seçilebilir sıralara yerleştiler.
Ve seçildiler.
Meclis Genel Kurulu’ndaki CHP Grubu’nun ilk günkü muhtemel manzarası şu olurdu:
CHP sıralarına Önder Sav ya da Baykal’ın etrafında bir gruplaşma.
Bunu nereden mi çıkarıyorum?
Hatırlayın, Kılıçdaroğlu Genel Başkan adaylığını ilan ettiği günlerde Genel Merkez ikiye bölünmüştü.
Hatırlayın Kılıçdaroğlu Genel Başkan’dı.Önder Sav ve heyeti ondan habersiz Parti Meclisi’ni toplamıştı.
Hatta Genel Merkez’de iki ayrı katta iki ayrı yönetim toplantısı yapılıyordu.
Bunu yapan bir zihniyetin seçildikten sonra meclis grubunda yapacaklarını siz tahmin edin.
Meclis Genel Kurulu’nda iki ayrı CHP Grubu’nun oluşması sürpriz olmazdı.
Nitekim şimdi listeye giremediği için, “makam-sandalye muhalefeti”ne başlayanların bu tavrı, seçilmeleri halinde Meclis Genel Kurulu’nda ne yapacaklarını göstermektedir.
Bu yaşananları görüp de ayıplamamak mümkün mü?
fcekirge@hurriyet.com.tr
Konuşan konuşana, saldıran saldırana.
Siyasette eleştirmek konuşmak muhalefet yapmak elbette doğaldır.
Ama böyle mi olmalı?
İşte Mustafa Özyürek. Bir televizyon kanalına çıkmış ağzına geleni sayıyor.
Ya da çok sevgili dostum Ercan Karakaş. CHP’nin CHP’lilikten uzaklaştığından tutun da eksen kaymasına kadar her türlü eleştiriyi yapıyor.
Listeyi uzatabilirim.Berhan Şimşek’ten, Canan Arıtman’a kadar bir “küskünler muhalefeti” işliyor.
İşte ben onu ayıplıyorum.
Niye mi?
Cevabı şu soruyla vereyim:
-Acaba Ercan Karakaş seçilebilir bir listenin ilk sıralarında olsaydı bu eleştirileri yapacak mıydı?
Ya da Mustafa Özyürek böyle televizyon televizyon gezip Kılıçdaroğlu’nu eleştirecek miydi?
Elbette hayır.
İşte bu yüzden ayıplıyorum.
Bu, tamamıyla bir “makam-sandalye muhalefeti”dir.
“Madem beni Meclis’e almadın, ben de saldırırım” siyasetidir.
Bu saldırılar onların neden alınmadığının cevabıdır.
Alınmamalarının haklılığını göstermektedir.
Düşünsenize, diyelim ki bu isimler liste başı oldu.Yılmaz Ateş, Mustafa Özyürek, Berhan Şimşek, Ercan Karakaş seçilebilir sıralara yerleştiler.
Ve seçildiler.
Meclis Genel Kurulu’ndaki CHP Grubu’nun ilk günkü muhtemel manzarası şu olurdu:
CHP sıralarına Önder Sav ya da Baykal’ın etrafında bir gruplaşma.
Bunu nereden mi çıkarıyorum?
Hatırlayın, Kılıçdaroğlu Genel Başkan adaylığını ilan ettiği günlerde Genel Merkez ikiye bölünmüştü.
Hatırlayın Kılıçdaroğlu Genel Başkan’dı.Önder Sav ve heyeti ondan habersiz Parti Meclisi’ni toplamıştı.
Hatta Genel Merkez’de iki ayrı katta iki ayrı yönetim toplantısı yapılıyordu.
Bunu yapan bir zihniyetin seçildikten sonra meclis grubunda yapacaklarını siz tahmin edin.
Meclis Genel Kurulu’nda iki ayrı CHP Grubu’nun oluşması sürpriz olmazdı.
Nitekim şimdi listeye giremediği için, “makam-sandalye muhalefeti”ne başlayanların bu tavrı, seçilmeleri halinde Meclis Genel Kurulu’nda ne yapacaklarını göstermektedir.
Bu yaşananları görüp de ayıplamamak mümkün mü?
fcekirge@hurriyet.com.tr
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder