Cuntanın kuklası
ozgurmumcu@birgun.net / 14:27 11 Eylül 2009
Bir ülke işgal edildiği zaman, işgalci kuvvetin önünde iki seçenek vardır. İşgal edilen ülkeyi idare etmek için ya doğrudan bir askeri hükümet kurar ya da yerel işbirlikçilerine bir kukla hükümet kurdurur. Uluslararası hukuk açısından kurdurulan kukla hükümetin ayrı bir hukuki varlığından söz edilmez. İşgal ordusunun bir organı olarak değerlendirilir.
Bir ordunun kendi ülkesini işgal etmesine “Askeri Darbe” denir. Bu durumda da işgalci askeri kuvvet ya idareyi doğrudan ele alır ya da darbe işbirlikçilerine sivil görünümlü bir hükümet kurdurur. Bu kukla hükümetlerde yer alanlar cunta idaresinin kuklalarıdır. Her dönemde her memlekette askerin silahıyla ahlaksızca gasp ettiği iktidardan kendine siyasi ve maddi çıkar kotarmaya çalışacak fırsatçılar çıkacaktır. Tuhaf olan bu insanların varlığı değil, bu fırsatçı kuklaların yıllar sonra sivilliğin savunucusu olarak anılması.FIRSATÇI KUKLA
29 sene evvel bugün, 11 Eylül 1980’de asker yönetime el koymak için son hazırlıklarını yaparken dönemin başbakanının bir bürokratının talihi dönüyordu. 12 Eylül’den sonra bu memleketi 3 seneye yakın kuklalardan oluşan bir kukla hükümet idare etti.
Bugün sanki meşru bir hükümetmişçesine “44. Hükümet” adı verilen kukla cunta hükümeti Bülend Ulusu başbakanlığında kuruldu. Ulusu’nun en önemli yardımcılarından biri Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı unvanıyla Turgut Özal’dı.Turgut Özal, insanlara bok yediren, makatlarına cop sokan, gencecik çocukları ipe çeken, döve döve öldüren, gencecik kızlara tecavüz eden askeri rejimin kukla hükümetinin bakanının adıdır.
Daha önce de yazdım ve fakat tekrar etmekte fayda var. Sonradan cumhurbaşkanı olan Turgut Özal, kendine genel sekreter olarak 12 Eylül Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanı General Kemal Yamak’ı seçmiş bir büyük sivildir.
Bu gayri meşru kukla, asker maşası 44. Hükümetin bakanı olan Özal daha sonra ANAP’ı kurdu. Travmaya uğramış ve süngü altında bir halkın verdiği oylarla Başbakan oldu. Kaçak dövüşüyordu. Siyasi yasaklar sürerken, yani kimin seçime gireceğine bakanlığını yaptığı cunta hükümetinin efendileri karar verirken ‘seçim zaferi’ kazandı. 12 Eylül paşalarından icazetli adaylar arasında yapılan göstermelik bir seçimle iktidara geldi.MAVİ, YUNAN RENGİDİR
Sanılmasın ki memlekete demokrasi getirmek için askere karşı takiye yapıyordu. 12 Eylül rejimi Demirel, Ecevit, Erbakan ve Türkeş başta olmak üzere birçok siyasetçiye siyaset yasağı getirmişti. Bu yasakların kaldırılması 1987’de bir referandumla sağlandı. Demokrasinin ve sivilliğin babası Özal o vakte kadar rakipleri yasaklıyken seçimleri kazanmıştı. Referandumdan önce demokratlığını gösterdi. Yasaklar kalksın diyenler mavi, kalsın diyenler turuncu oy pusulasını sandığa atacaktı. Turgut Özal meydanlarda “Mavi, Yunan rengidir” diye siyasi yasakların devam etmesi için bağırıyordu. Amacı kendisinin de parçası olduğu cuntanın kararlarının sürmesiydi.
Siyasi yasaklar kendisine rağmen kalktıktan sonra da 12 Eylül’ü öven yaklaşımları bırakmadı Turgut Özal. Her açık oturumda 12 Eylül öncesinin kargaşasından dem vurup, kendisi 12 Eylül 1980’de doğmuş gibi davrandı.
Bunları şu sebeple yazdım. Bu memlekette tarihi yeniden yazıyorlar. Özal-Erdoğan çizgisinin bir ‘Sivillik ve Demokratlık Tarihi’ olduğunu ileri sürüyorlar. O kadar çok tekrar ediyorlar ki nüfusu bunca genç bir memleketin zamanla buna ikna olması işten değil. Mesela geçenlerde bir köşe yazısında şuna rastladım:
“Bir solcu şehir efsanesidir: 12 Eylül darbesi aslında Özal’ın 24 Ocak kararlarını uygulamak için yapıldı.”
Bu bir solcu şehir efsanesi değildir. Özal’ın kariyeri ortada. Kendi ülkesini işgal eden bir ordunun kukla hükümetinin bakanı. Siyasi yasaklar devam etsin diye ırkçı sloganlar atan bir demokrasi düşmanı. Ankara Sıkıyönetim Eski Komutanı Darbeci General Recep Ergun’u milletvekili ve parti sözcüsü yapan, cumhurbaşkanıyken en yakınına darbeci bir generali alan bir militarist.
Şortla asker denetleyerek antimilitarist ve sivil olunmaz. 12 Eylül yargılanabilseydi sanık sandalyesine oturacak bir asker kuklasından demokrasi neferi çıkmaz.Özal bir darbe memurudur,tarihede öyle geçecektir.
Bir ordunun kendi ülkesini işgal etmesine “Askeri Darbe” denir. Bu durumda da işgalci askeri kuvvet ya idareyi doğrudan ele alır ya da darbe işbirlikçilerine sivil görünümlü bir hükümet kurdurur. Bu kukla hükümetlerde yer alanlar cunta idaresinin kuklalarıdır. Her dönemde her memlekette askerin silahıyla ahlaksızca gasp ettiği iktidardan kendine siyasi ve maddi çıkar kotarmaya çalışacak fırsatçılar çıkacaktır. Tuhaf olan bu insanların varlığı değil, bu fırsatçı kuklaların yıllar sonra sivilliğin savunucusu olarak anılması.FIRSATÇI KUKLA
29 sene evvel bugün, 11 Eylül 1980’de asker yönetime el koymak için son hazırlıklarını yaparken dönemin başbakanının bir bürokratının talihi dönüyordu. 12 Eylül’den sonra bu memleketi 3 seneye yakın kuklalardan oluşan bir kukla hükümet idare etti.
Bugün sanki meşru bir hükümetmişçesine “44. Hükümet” adı verilen kukla cunta hükümeti Bülend Ulusu başbakanlığında kuruldu. Ulusu’nun en önemli yardımcılarından biri Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı unvanıyla Turgut Özal’dı.Turgut Özal, insanlara bok yediren, makatlarına cop sokan, gencecik çocukları ipe çeken, döve döve öldüren, gencecik kızlara tecavüz eden askeri rejimin kukla hükümetinin bakanının adıdır.
Daha önce de yazdım ve fakat tekrar etmekte fayda var. Sonradan cumhurbaşkanı olan Turgut Özal, kendine genel sekreter olarak 12 Eylül Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanı General Kemal Yamak’ı seçmiş bir büyük sivildir.
Bu gayri meşru kukla, asker maşası 44. Hükümetin bakanı olan Özal daha sonra ANAP’ı kurdu. Travmaya uğramış ve süngü altında bir halkın verdiği oylarla Başbakan oldu. Kaçak dövüşüyordu. Siyasi yasaklar sürerken, yani kimin seçime gireceğine bakanlığını yaptığı cunta hükümetinin efendileri karar verirken ‘seçim zaferi’ kazandı. 12 Eylül paşalarından icazetli adaylar arasında yapılan göstermelik bir seçimle iktidara geldi.MAVİ, YUNAN RENGİDİR
Sanılmasın ki memlekete demokrasi getirmek için askere karşı takiye yapıyordu. 12 Eylül rejimi Demirel, Ecevit, Erbakan ve Türkeş başta olmak üzere birçok siyasetçiye siyaset yasağı getirmişti. Bu yasakların kaldırılması 1987’de bir referandumla sağlandı. Demokrasinin ve sivilliğin babası Özal o vakte kadar rakipleri yasaklıyken seçimleri kazanmıştı. Referandumdan önce demokratlığını gösterdi. Yasaklar kalksın diyenler mavi, kalsın diyenler turuncu oy pusulasını sandığa atacaktı. Turgut Özal meydanlarda “Mavi, Yunan rengidir” diye siyasi yasakların devam etmesi için bağırıyordu. Amacı kendisinin de parçası olduğu cuntanın kararlarının sürmesiydi.
Siyasi yasaklar kendisine rağmen kalktıktan sonra da 12 Eylül’ü öven yaklaşımları bırakmadı Turgut Özal. Her açık oturumda 12 Eylül öncesinin kargaşasından dem vurup, kendisi 12 Eylül 1980’de doğmuş gibi davrandı.
Bunları şu sebeple yazdım. Bu memlekette tarihi yeniden yazıyorlar. Özal-Erdoğan çizgisinin bir ‘Sivillik ve Demokratlık Tarihi’ olduğunu ileri sürüyorlar. O kadar çok tekrar ediyorlar ki nüfusu bunca genç bir memleketin zamanla buna ikna olması işten değil. Mesela geçenlerde bir köşe yazısında şuna rastladım:
“Bir solcu şehir efsanesidir: 12 Eylül darbesi aslında Özal’ın 24 Ocak kararlarını uygulamak için yapıldı.”
Bu bir solcu şehir efsanesi değildir. Özal’ın kariyeri ortada. Kendi ülkesini işgal eden bir ordunun kukla hükümetinin bakanı. Siyasi yasaklar devam etsin diye ırkçı sloganlar atan bir demokrasi düşmanı. Ankara Sıkıyönetim Eski Komutanı Darbeci General Recep Ergun’u milletvekili ve parti sözcüsü yapan, cumhurbaşkanıyken en yakınına darbeci bir generali alan bir militarist.
Şortla asker denetleyerek antimilitarist ve sivil olunmaz. 12 Eylül yargılanabilseydi sanık sandalyesine oturacak bir asker kuklasından demokrasi neferi çıkmaz.Özal bir darbe memurudur,tarihede öyle geçecektir.
Darbe memurunu demokrat diye övüp,kenan evreni cennetlik ilan eden ,fethullah paşayı siviltoplumcu sananların darbe karşıtlığına neden nasıl inanalım?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder