Nilüfer Göle
İktidar partisi,
devletin tüm güçlerini arkasına almış, ama iktidarda değilmiş gibi davranıyor.
Film geriye sarıldı. Ergenekon davası, Cumhuriyet mitingleri, 28 Şubat, 27
Mayıs, Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar gidiyoruz, geri adımlarla gidiyoruz. Film geri sarılıyor.
Müslümanlar ve
Cumhuriyet arasında onarıldığı düşünülen yara yeniden kaşınıyor. Hem de cumhuriyet sınıflarının yaralandığı, kırılganlaştığı,
mağdur olduğu bir ortamda. Müslümanlara mazlum kimliği biçiliyor. Ötekilere
terörist muamelesi reva görülüyor.
Cumhuriyet aydınları, laik kesimler, solcular,
muhafazakarlar arasından çok kişi, düşünür, “biz - öteki” ayrımlarının aşılmasına
katkıda bulundular. AKP iktidara gelmeden çok öncesine giden demokrasi sınavı
verdiler.
Otoriter laikliğin,
Kemalizmin eleştirileri, milliyetçiliğin, baskıcı devletin çözümlemeleri,
demokrat düşünce tarihinin mirası zengindir. Gezi hareketi etrafında oluşan
protestolar bu geleneğin ve demokrasi anlayışının derinleştirilmesini ifade
etmektedir, derin devleti değil.
İçki, kadın, faiz,
Alevilik üzerinden, mutaassıp Sünni çoğunluk anlayışı dayatılmak isteniyor.
Ahlaki temalar “muhafazakar demokratlık”
değil, geçmişin tutucu, “yobaz”
kategorisini çağrıştırıyor. Kendi yarattığı yeni Müslüman sınıfların yeni hayat
tarzlarını hiçe sayıyor.
Toplum olarak yeni
bir eşikteyiz. Gezi bir fırsattı, hepimiz için, gönüllerin alınması, öfkelerin
dinmesi, mizahın çoğaltılması, daha çoğulcu, daha yaratıcı bir Türkiye için.
Gezi'nin yerle bir
edilmesi, genç, kadın, çocuk, doktor, avukat tanımadan uygulanan şiddet, otel
lobilerine kadar süren kovalamaca, tutuklamalar, iktidarın inkar sarmalına
girdiğini gösteriyor. Türkiye demokrasisi kötü bir görüntü veriyor. Bu
görüntüyü iktidarın kendisi veriyor. Sağır ve zalim bir iktidar görüntüsü
kalabalıkla, sandıkla, seçimle silinemez.
İktidar partisi,
devletin tüm güçlerini arkasına almış, ama iktidarda değilmiş gibi davranıyor.
Film geriye sarıldı. Ergenekon davası, Cumhuriyet mitingleri, 28 Şubat, 27
Mayıs, Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar gidiyoruz, geri adımlarla gidiyoruz.
Film geri sarılıyor.
Müslümanlar ve
Cumhuriyet arasında onarıldığı düşünülen yara yeniden kaşınıyor. Hem de
cumhuriyet sınıflarının yaralandığı, kırılganlaştığı, mağdur olduğu bir
ortamda. Müslümanlara mazlum kimliği biçiliyor. Ötekilere terörist muamelesi
reva görülüyor.
Birbirine yabancı
iki Türkiye’nin en yakınlaştığı, aradaki duvarların kalktığı, seküler ve dini
sınırların törpülendiği bir dönemde laiklik ve İslamcılık karşıtlığı yeniden
gündeme oturtuluyor. Birbirine karşı kuşku, derin güvensizlik bizi hızla
bölünme, çatışma ortamına sürüklüyor. Eski Türkiye’nin refleksleri bumerang
gibi gelip yüzümüze çarpıyor.
Tüm bu olanlar
adalet duygusunu zedeliyor, gerçeklik algısını bozuyor.
AKP öncesinde
verilen demokrasi sınavı
Doğru değil, adil değil. Cumhuriyet aydınları,
laik kesimler, solcular, muhafazakarlar arasından çok kişi, düşünür, “biz -
öteki” ayrımlarının aşılmasına katkıda bulundular. AKP iktidara gelmeden çok
öncesine giden demokrasi sınavı verdiler. Otoriter laikliğin, Kemalizmin
eleştirileri, milliyetçiliğin, baskıcı devletin çözümlemeleri, demokrat düşünce
tarihinin mirası zengindir. İdris Küçükömer’den Cemil Meriç’e kadar uzanan
miras bugünün Türkiye’sini şekillendirmiştir.
Gezi hareketi
etrafında oluşan protestolar bu geleneğin ve demokrasi anlayışının
derinleştirilmesini ifade etmektedir, derin devleti değil.
Bugünkü İslamileşen
siyasi söylem filmi geriye sarıyor.
Doğru değil, adil
değil. İslamcılık bugün dönüştü, kendi seçkinlerini yarattı. Müslüman aydınlar,
İslami burjuvazi, örtülü gazeteciler, solcu Müslümanlar, İslamcılığın yeni
yüzlerini, sınıflarını, seçkinlerini oluşturdular.
İçki, kadın, faiz,
Alevilik üzerinden, mutaassıp Sünni çoğunluk anlayışı ve İslami hayat tarzı
dayatılmak isteniyor. Ahlaki temalar, “muhafazakar demokratlık” değil, geçmişin dar, tutucu, “yobaz” kategorisini,
yani dayatmacı ahlak anlayışını çağrıştırıyor. Kendi yarattığı yeni Müslüman
sınıfların yeni hayat tarzlarını hiçe sayıyor.
Gezi hareketi
etrafında oluşan protestolar çoğulcu hayat tarzlarına saygıyı talep etti.
Müslüman kalemlerden destek geldi.
Aralarında birçok
tanınmış Müslüman aydının olduğu “Ey Müslümanlar” diye seslenen metin, her bir
başlığı manifesto niteliğinde önem taşıyor. “Yoksulların ağaçlarını korumaya
çalışanlar kibrin en sert yüzüyle karşılaştı... Yeniden dindar - laik
çatışmasının yükseltilmesini kınıyoruz... Her şeyin zenginlik ve güçle
değerlendirilmesi Müslüman ahlakını yansıtmaz, bir zaman mazlum olmak zalimin
yanında yer almamızı gerektirmiyor...” diye yazarak yeni eşikteki yatay karşılaşmalara,
etik dayanışmalara öncü oldular.
Ve de en önemlisi
“eğer ibadetimize, başörtümüze, mabedimize dokunulacağından korktuğumuz için,
adalet ölçüsünden ayrılan yöneticileri her şartta haklı görmeye meylediyorsak
bilmeliyiz ki, bir devlet ya da parti dinimizi koruyamaz” diyerek kendi iman ve
adalet duygularına dayanmaları gerektiğini hatırlattılar.
Laikçi İslamcı
karşıtlığını kullanmak filmi geri sarıyor. Meydan demokrasisi yerine sokak
demokrasisi, vatandaş yerine seçmen, muhafazakarlık yerine yobazlığa prim
veriyor.
İşte geldiğimiz yeni
eşikte AKP dinle, Müslümanlık anlayışıyla sınanıyor. Öncelikle, İslam’ın
siyasallaşmasına karşı duran, dinin bölücülüğe alet olmasını istemeyen
müminler, aydınlar tarafından.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder