SAFLAR GİDEREK NETLEŞİYOR MONARŞİ Mİ DEMOKRASİ Mİ
Bugün Türkiye'de yaşanan mücadele yalnızca siyasi partiler arasındaki bir iktidar yarışı değildir. Asıl çatışma, devletin halk için mi var olduğu yoksa halkın devlet için mi var olduğu sorusu etrafında şekillenmektedir.
Bir tarafta devleti halkın iradesinin üzerinde gören, merkeziyetçi ve otoriter bir yönetim anlayışını savunanlar bulunmaktadır. Diğer tarafta ise egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu, devletin gerçek sahibinin halk olduğunu savunanlar yer almaktadır.
Saflar giderek netleşmektedir. Tartışma artık kişilerin, makamların veya partilerin ötesine geçmiş; Türkiye'nin nasıl yönetileceği, egemenliğin kim adına ve hangi anlayışla kullanılacağı sorusuna dönüşmüştür. Bu nedenle yaşananlar yalnızca CHP'nin iç meselesi değildir. Mesele, demokrasi ile vesayet; halk egemenliği ile otoriter yönetim anlayışı arasındaki tarihsel mücadelenin günümüzdeki yansımasıdır.
TÜRKİYE SİYASETİNDE KUŞAK DEĞİŞİMİ VE BUNA DİRENENLERİN MÜCADELESİ
CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in şu sözleri aslında Türkiye siyasetinde yaşanan dönüşümün özetidir:
"Eski nesil köhneleşen siyaseti geride bıraktık. Yeni nesil bir siyaseti kuruyoruz. Ama bunu yalnızca gençlerle değil, Onuncu Yıl Marşı'ndaki gibi her yaştan gençlerle birlikte kuruyoruz."
Bugün Recep Tayyip Erdoğan 72 yaşında, Devlet Bahçeli 78 yaşında, Kemal Kılıçdaroğlu ise 78 yaşındadır. Bu isimler son 20-30 yılın Türkiye siyasetine damga vurmuş aktörleridir.
Buna karşılık Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu 51 yaşındadır. Yerel yönetimlerde görev yapan çok sayıda belediye başkanı da siyasette yeni bir kuşağı temsil etmektedir. Örneğin Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş 45 yaşındadır.
Demografik veriler de bu değişimin yönünü açıkça göstermektedir. Türkiye'de her yıl yaklaşık 1,2 milyon genç 18 yaşına girerek ilk kez seçmen olmaktadır. 18-24 yaş arasında yaklaşık 9 milyon seçmen bulunurken, 24-45 yaş aralığında yaklaşık 26-27 milyon vatandaş oy kullanmaktadır.
Bu tablo, Türkiye'nin siyasal geleceğinin giderek genç kuşakların tercihleri doğrultusunda şekilleneceğini göstermektedir. Gençler yalnızca seçmen sayısını artıran bir istatistik değildir; aynı zamanda dijital çağın, teknolojik dönüşümün ve küresel değişimin taşıyıcılarıdır.
"Devlet aklı" söylemiyle devleti kutsallaştıranlar da bu gerçeği görmektedir. Önümüzdeki on yılda Endüstri 4.0'dan Endüstri 5.0'a geçileceğini biliyorlar. Kuantum bilgisayarların ekonomiyi, güvenliği, üretimi ve günlük yaşamı köklü biçimde değiştireceğini de biliyorlar. Ancak değişimin yönünü belirleyemeyenler, geleceği inşa etmek yerine mevcut düzeni korumaya çalışmaktadır.
Bu nedenle baskıyı artırıyor, özgürlük alanlarını daraltıyor, hukuku siyasallaştırıyor ve toplumu denetim altında tutarak iktidarlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Çünkü biliyorlar ki gençleşen toplum, bilgiye daha hızlı ulaşan nesiller ve değişen dünya düzeni, eski siyaset kalıplarını her geçen gün daha fazla aşındırmaktadır.
Bugün Türkiye'de yaşanan mücadele yalnızca iktidar ile muhalefet arasındaki bir mücadele değildir. Aynı zamanda geçmiş ile gelecek, statüko ile değişim, vesayet ile halk egemenliği arasındaki mücadeledir.
Ve tarih, çoğu zaman değişime direnenleri değil, değişimi yönetenleri hatırlar.
Ozan
09 Haziran 2026


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder