13 Nisan 2015 Pazartesi

DİNLER BİR GÜN ORTADAN KALKAR MI?

Yeryüzünde milyonlarca insan hayatın ölümle son bulacağına, 
ölümden öte yaşamın ve tanrının olmadığına inanıyor. Bazı 
ülkelerde açıktan ateizm hiç bugünkü kadar revaçta olmamıştı. 
Dünyada bu eğilimin devam ettiğini varsayarsak dinler bir gün 
tümüyle ortadan kalkacak diyebilirmiyiz?

Dinler bir gün ortadan kalkar mı?












California Pitzer College’den sosyoloji profesörü Phil Zuckerman, bugün 

hem toplam sayı olarak hem de nüfus yüzdesi olarak her zamankinden çok 
daha fazla ateist olduğunu söylüyor. Gallup’un 57 ülkede 50 bin kişiyle 
yaptığı bir kamuoyu anketine göre, 2005-2011 yılları arasında kendisini 
dinci olarak tanımlayanların oranı yüzde 77’den 68’e düşerken, ateist olarak 
tanımlayanların oranı yüzde 3’lük artış göstererek toplam nüfusun yüzde 13’üne tırmanmıştı.
Ateistlerin henüz çoğunlukta olmadığı kesin de, bu rakamlar 
gelecekteki eğilimlerin mi habercisi? 
Gelecek hakkında öngörülerde bulunmak mümkün olmasa da, ilk nasıl ortaya 
çıktığı ve bazıları inanmayı seçerken diğerlerinin neden yüz çevirdiğine dair
din hakkındaki bilgilermizi kullanarak kutsal olanla ilişkimizin önümüzdeki 
yıllarda nasıl gelişeceğinin ipuçlarını bulabiliriz.
Bilim insanları hâlâ bireyleri ya da toplumları ateizme yönlendiren karmaşık
faktörleri tespit etmeye çalışırken, bazı ortak noktaların olduğu söylenebilir. 
Dinin cazip yanlarından biri belirsizliklerle dolu dünyada insana güvence 
sunmasıdır. Bu nedenle yurttaşlarına göreceli olarak daha iyi ekonomik ve 
siyasal istikrar sağlayan ülkelerde ateist eğilimlerin güçlü olması şaşırtıcı değildir. Zuckerman, “Toplumda güven sağlanması dini inançların azalmasına neden 
oluyor,” diyor. Kapitalizm, teknolojik gelişkinlik ve eğitimin de bazı toplumlarda
dini inançların törpülenmesine yol açtığını belirtiyor. 

Dinler bir gün ortadan kalkar mı?

İnanç krizi
Japonya, İngiltere, Kanada, Güney Kore, Hollanda, Çek Cumhuriyeti, 
Estonya, Almanya, Fransa ve Uruguay (yurttaşlarının çoğu Avrupa kökenli)
 yüz yıl önce dinin önem taşıdığı ülkeler iken, bugün dini inançların en 
zayıf olduğu ülkeler arasında yer alıyor. Göreceli olarak zengin olan bu 
ülkelerde eğitim ve sosyal güvenlik sistemi güçlü, eşitsizlik oranı düşük. 
Auckland Üniversitesi’nden psikolog Quentin Atkinson bu durumu, 
“insanlar başlarına gelebilecek olaylardan korkmuyorlar,” şeklinde ifade 
ediyor.
Fakat Brezilya, Jamaika ve İrlanda gibi dinin güçlü olduğu ülkelerde de 
dini inançların zayıflaması söz konusu. “40-50 yıl öncesine kıyasla bugün 
daha fazla dine sarılmış toplum pek yok. Tek istisna İran olabilir; ama oradaki 
durumu net görmek zaten zor,” diyor Zuckerman.
Dinler bir gün ortadan kalkar mı?
ABD de istisnalardan birini oluşturuyor. Dünyanın en zengin ülkeleri arasında 
yer almasına rağmen dinin hâlâ güçlü olduğu bir ülke. Fakat yakın zamanda 
yapılan bir ankette, orada bile ateistlerin oranının 2007’den 2012’ye
yüzde 1,6’dan 2,4’e yükseldiği görülmüştür. Fakat Vancouver’deki British 
Columbia Üniversitesi’nden sosyal psikolog Ara Norenzayan, bunun dini 
inançların ortadan kalkması anlamına gelmediğini, insanların varoluşsal 
güvenlik arzusunun güçlü bir duygu olduğunu belirtiyor. “İnsanlar acı 
çekmek istemiyor; ama bu konuda ellerinden bir şey gelmiyorsa 
olaylarda bir anlam bulmak istiyorlar. Din de insanların acıya anlam vermesinde bildiğimiz diğer laik inanç ve ideallerden daha fazla işe
yarıyor görünüyor,” diyor.
Bu olgu hastalık ve felaket karşısında sürekli ortaya çıkıyor. Örneğin, 2011’de
Yeni Zelanda’nın Christchurch bölgesinde meydana gelen şiddetli depremin
ardından, tümüyle laik özelliklere sahip bölge halkının dini inançlarında ani 
bir tırmanma görülmüştü. Bunun istisnaları da var elbette. Örneğin 2. Dünya 
Savaşı’nın ardından Japonya’da dini inançlar inişe geçmişti. Fakat Zuckerman, 
Christchurch modelinin esas olduğunu söylüyor. “İnsanın başına kötü olaylar 
geldiğinde herkes ateizme yöneliyor olsaydı, hepimiz ateist olurduk,” diyor.
Dinler bir gün ortadan kalkar mı?
Tanrı fikri
Dünyadaki bütün sorunlar mucizevi bir biçimde çözülmüş olsaydı ve insanlar
barış ve eşitliğin hakim olduğu bir yaşam sürüyor olsaydı da belki din hâlâ
varlığını sürdürürdü. Evrimdeki bir gariplik yüzünden insanın nöropsikolojisinde 
tanrı fikrinin doldurduğu bir boşluk var sanki. Bunu anlamak için “ikili süreç 
teorisi”ne bir göz atmak gerekiyor. Psikolojinin temelinde yer alan bu olgu, 
düşüncenin iki biçimine dikkat çeker: Sistem 1 ve Sistem 2.
Sistem 2 göreceli olarak daha yakın bir zamanda gelişmiştir; hiç durmak bilmeyen kafamızdaki sestir; plan yapmamızı ve mantıklı düşünmemizi sağlar. Sistem 1 ise otomatiktir, içgüdüseldir. İnsanın nerede doğduğundan bağımsız olarak herkeste 
gelişen özelliklerdir. İnsanın hayatta kalmasını sağlayan mekanizmalardır. Örneğin 
kokmuş etten tiksinti duymamızı, hiç düşünmeden ana dilimizde konuşmamızı, 
bebekken ebeveynimizi tanımamızı, canlı ve cansız nesneleri birbirinden 
ayırmamızı sağlar. İnsanı, dünyayı daha iyi anlamak için bir düzen bulmaya,
doğal felaketler ya da sevdiklerimizin ölmesi gibi tesadüfi görünen olaylarda anlam 
aramaya yöneltir.
Bazı sosyal bilimciler, etrafımızdaki tehlikeleri algılayıp aşmada, eş bulmada bize 
yardımcı olan Sistem 1’in ayrıca dinlerin gelişmesini de sağladığına inanıyor.
Örneğin bu sistem gittiğimiz her yerde, görmesek de etrafımızda bir varlığın olduğu 
hissini duymamıza neden olur. Binlerce yıl önce belki bu duyu, otlar arasına saklanmış aslana ya da zehirli yılana karşı tetikte olmamızı sağlamıştır. Fakat ister bizi sürekli gözetleyen koruyucu bir tanrı, ister kuraklıkla cezalandıran hoşnutsuz bir ata ruhu, 
ister gölgede bekleyen canavar biçiminde olsun, bizi görünmez şeylerin varlığına 
anlam yükleme konusunda zayıf da düşürmüştür. Bu sistem olguları ikili bir şekilde görmeye de yöneltir bizi. Yani aklı ve bedeni bir tek bir birimde bütünleşmiş görmekte sıkıntı yaşarız. Bu algı birçok dinde de yansımasını bulur.
ABD’deki Emory Üniversitesi’nden Robert McCauley, sosyal bilimcilerin, tüm bu nedenlerden dolayı dinin “bilişsel eğilimlerimizin bir yan ürünü” olarak ortaya 
çıktığına inandığını söylüyor. “Dinler insanlardaki bu doğal özelliklerden 
yararlanarak gelişen kültürel ,” diyo. 
Dinler bir gün ortadan kalkar mı?
Kırılması zor alışkanlıklar                                                                          
Ateistler işte bu kültürel ve evrimsel birikime karşı savaş vermek durumunda.
İnsanlar doğal olarak daha büyük bir şeyin parçası olduklarına, yaşamın tümüyle 
boşa olmadığına inanmak ister. Aklımız bir amaç ve açıklama peşinde koşar. 
Norenzayan’a göre “Eğitim, bilim ve eleştirel düşünme yoluyla insanlar içgüdülerine güvenmekten vazgeçebilir, ama bu içgüdüler var.”
Öte yandan birçok ateistin ve dini inancı olmayanların dünyayı anlamak için 
başvurduğu bilim de kolay anlaşılır bir şey değil. McCauley, bilimin Sistem 1’in 
yarattığı taraflılık durumunu düzeltmeye çalıştığını söylüyor. “Bilişsel bakımdan 
bilim doğal değildir, zordur. Din ise çoğunlukla öğrenilmesi gereken bir şey değildir, 
zaten biliyoruzdur onu,” diyor.
California’daki Fuller Teoloji Okulu’ndan Justin Barrett’a göre “Dinden 
kurtulmak için insanoğlunda köklü değişikliklerin olması gerekiyor.”

Dinler bir gün ortadan kalkar mı?

Dünyada tanrıya inanmadığını söylediği halde batıl eğilimleri olan, örneğin 
hayaletlere, astrolojiye, telepatiye ya da reenkarnasyona inanan birçok insan var. 
Ayrıca hayatımızdaki değerlere rehberlik eden spor takımları, yoga, meslek 
kuruluşları, Tabiat Ana gibi dini inançlara yakın yorumlanabilecek inançlar 
söz konusu. Örneğin Amerika’da büyücülük, İngiltere’de ise paganizm tırmanışa 
geçmiştir.
Antropolog Ryan Hornbeck, World of Warcraft (WoW) internet oyununun 
Çin’deki takipçileri arasında manevi bir önem kazandığını, belli ahlaki kuralların geliştirildiğini belirtiyor. “Öyle görünüyor ki WoW modern toplum yaşamının 
sunmadığı belli ahlaki özellikleri yaratma olanağı sunuyor, diyor Barrett. 
“İnsanlarda sanki dini inançlar için bilişsel bir alan var ve bu alan
dinle doldurulmuyorsa şaşırtıcı biçimler alabiliyor.” 
İşbirliği faktörü
Din ayrıca grup uyumu ve işbirliğini teşvik ediyor. Bizi her an gözetleyen her 
şeye kadir tanrı tehdidi antik toplumlarda düzenin sağlanmasına yardım etmiş
olmalı. Atkinson bunun “doğaüstü cezalandırma hipotezi” olduğunu söylüyor. 
“Herkes bu cezalandırmanın gerçek olduğuna inanırsa gruplar açısından işlevli 
hale geliyor.” Yine burada da insanlar arasında güvensizlik ve acı çekme durumu, 
katı ahlaki kurallarla dinleri teşvik etmede rol oynuyor olabilir.
Dünyadaki 600’e yakın geleneksel toplumun inanç sistemini inceleyen 
bir araştırmada, Wellington Üniversitesi’nden Joseph Bulbulia ve ekibi, 
sert iklim koşullarına ve doğal afetlere açık bölgelerde ahlak dersi veren tanrıların ortaya çıkma ihtimalinin daha yüksek olduğu sonucuna vardı
Din bu bağlamda kamu düzeni açısından önem taşıyan bir olgu olarak gelişti.
“Bu kadar hızlı gelişen, farklı kültürlerde bu kadar yer edinen bir olgunun toplumda işbirliğini sağlama işlevi gördüğü yönündeki açıklama akla yatkın geliyor,” diyor 
Bulbulia.
Bir de işin matematiksel yanı var tabii. Bütün toplumlarda, dini inançları 
olan insanlar daha fazla sayıda çocuk sahibi olma eğilimi taşıyor. Böyle bir
aileye doğmuş çocukların da yetişkinlikte aynı eğilimleri göstermesi doğaldır. Yani 
tümüyle dinden arınmış bir toplum olası görünmüyor.

Dinler bir gün ortadan kalkar mı?

Kalıcı inançlar
Tüm bu psikolojik, nörolojik, tarihsel, kültürel ve lojistik nedenlerden dolayı 
uzmanlar dinin ortadan kalkmayacağı tahmininde bulunuyor. İster korku, ister
sevgi kaynaklı olsun din kendi devamını sağlamada oldukça başarılı görünüyor.
Hristiyan, Müslüman, Hindu ya da başka tanrıları bir tarafa bıraksak 
bile batıl inançlar ve ruhiyatçılık var olmaya devam edecektir. Daha 
yerleşik dinler ise bir iki doğal afet sonrasında yeniden canlanmaya hazır görünüyor.
“En iyi laik devletler bile sizi her şeyden koruyamaz,” diyor McCauley. Herhangi bir ekolojik kriz, nükleer savaş ya da göktaşı tehlikesi 
karşısında tanrılar ortaya çıkacaktır.
“İnsanlar acı karşısında teselliye ihtiyaç duyuyor; çoğu insan ayrıca ölümden 
sonra da yaşamın devam ettiğine, görünmez bir varlık tarafından sevildiklerine
inanmak istiyor,” diyor Zuckerman. “Her zaman inanan insanlar olacaktır; bunlar çoğunlukta olmaya devam ederse de şaşırmam.”
Kaynak:www.bbc.com/future

Hiç yorum yok: