Deprem bir doğa olayı. Bir doğa olayını engelleyemeyiz ama gerekli önlemleri alırsak vereceği zararı, hasarları, yaratacağı rant kayıplarını en aza indirgeyebiliriz.
Deprem ve benzeri afetlerin açacağı zararları en aza indirgemenin bir tek yolu vardır.
Yer seçiminden başlayarak, içinde yaşadığımız binaların hasarların inşa ve denetim süreçlerinde kamusal denetimin mutlaka sağlanılması deprem öncesi deprem esnası ve sonrası yapılacakların planlanması ve bu planların gereklerinin harfiyen yerine getirilmesidir.
Sağlıklı güvenlikli yapılarda yaşam hakkı en temel insan haklarından birisidir. Bu nedenle deprem ve benzeri afetlerin yol açacağı zararları hasarları en aza indirmek devletin asli görevlerinden birisidir. Deprem ve benzer afetleri en aza indirmek için halkanın bir bütün olarak gerekliliklerin yerine getirilmesi gerekir. Deprem öncesi deprem esnası ve sonrası yapılacaklardan herhangi birisinde bir aksaklık olması bu tür acı sonuçların yaşanmasının temel nedenidir. Deprem ve benzeri afetlere hazırlık, bir devlet politikasının kararlı bir şekilde uygulanacak devlet politikasını zorunlu kılmaktadır.
Deprem doğal afettir, bir nevi doğanın kendisini temizlemesidir. Ancak, asıl önemlisi Anadolu toprakları kırılgan fayların üzerinde olup, her an deprem üretebileceği gerçeği bilindiği halde zemin etüdü yapılmadan tarım alanlarını, dere yataklarını imara açanlar, dikey yapılaşmayla depreme uygun olmayan binaların yapılmasına göz yuman, izin veren akıllar depremden daha tehlikelidir...
İzmir İnşaat Mühendisleri Odasının hazırladığı "30 Ekim 2020 İzmir Depremi İlk Gözlem Raporu"nu incelediğimizde
"Kalın alüvyonel tabakalar(Bayraklı özeli 260 m.) özelinde basen(ova) etkisi, depremin merkezi bu alanlara uzak olsa da, İzmir özelinde asıl yıkıcılığı sağlayan zemin davranışının yapıya etkisi olarak görülmektedir. 19.09.1985 tarihinde gerçekleşen Mexico City depremi bunların örneklerinden biridir. Gerekli önlemlerin alınmaması veya durumun anlaşılamaması ile Şehir merkezi içerisinde kendisini gösteren Tuzla ve İzmir faylarında oluşacak benzer veya daha büyük bir deprem, bu bölgeye bu kapsamda daha büyük zararlar verebilecektir.
Güvenli yapı tasarımında zemin parametrelerinin önemi yadsınamaz. Bayraklı İlçesinin bazı mahalleleri büyük oranda kalın alüvyon tabakaları üzerinde yer almaktadır. Parsel bazında düzgün etüdler dışında spesifik davranışın etkisi yerel olarak mutlaka incelenmeli ve yapı etkileşimi baştan sorgulanmalıdır. Yine zemin etüdlerinde tüm aşamaların kamusal denetimiyapılması önem arz etmektedir." (S.6)
"Sonuçlar" Bölümde ise deprem gibi doğal afetlerde zarar görmemek için yapılması gerekenleri ve önerilerine sunuyor.
Yer seçiminden başlayarak imar planlarının afet riskine göre hazırlanması önem arz etmektedir. İçinde yaşadığımız binaların tasarım, inşaa, denetim ve bakım süreçlerinin rant amaçlı yaklaşımlarla sürdürülmesi, depremlerin yıkıcı sonuçlarla karşımıza çıkmasına neden olmaktadır.
Depreme dayanıklı yerleşim alanları ve yapılar tasarlamanın, üretmenin, deprem hasarları ve can kayıplarının azaltılmasının bilinen tek yolu, mühendis, mimar ve şehir plancılığı hizmetlerinin eksiksiz bir şekilde uygulanmasıdır. Bu çerçevede;
Denetimsiz ve kaçak yapılaşmaya derhal son verilmelidir.
İmar afları yasaklanmalıdır.
İmar barışı adı altında ruhsatlandırılan tüm ruhsatlar iptal edilmelidir.
Mevcut yapı denetim sistemi, zeminle ilgili mühendislik çalışmalarının arazi denetimlerini kapsamalıdır.
2011 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla uygulamaya konulan “Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı” geciktirilmeden uygulamaya konulmalıdır.
Başta Hastaneler, Okullar ve Kamu binaları olmak üzere kentimizdeki tüm kaçak, imara aykırı ve deprem riski içeren yapıları tespit etmek için il genelinde bir envanter çalışması yapılmalıdır.
İzmir Deprem Master Planı yenilenmelidir.
Tüm paydaşlarla birlikte il genelinde öncelikli risk grubunda yer alan yapıları belirleyerek, bu yapıların güçlendirilmesi veya yıkılıp yeniden yapılması sağlanmalıdır.
Yapı tasarım, üretim ve denetim süreçlerinde TMMOB’a bağlı meslek odalarını devre dışı bırakan uygulamalara son verilmelidir.
Odaların mesleki denetim faaliyetleri üzerine konulan engeller kaldırılmalı, Yerel Yönetimler bu konuda üzerlerine düşenleri eksiksiz yerine getirmelidir.
İstanbul'da olası bir deprem beklendiği halde 1999 yılından bugüne hükümetlerin, çevre ve şehircilik bakanlığının, ilgili diğer bakanlıkların ve İstanbul B. Belediye Başkanlığının bırakın Bizans, Roma ve Osmanlı gibi imparatorlukları barındıran bir kente çivi çakması izne tabi tutulması gerekirken, betonlaşmayı kalkınma ve çağdaşlık göstergesi sayan akıl, olası depreme önlem almadığı gibi yapı stoğunu saptayıp, güçlendirmesini yapmayıp dikey yapılaşmaya izin vererek deprem anında can ve mal kaybına davetiye çıkarmıştır...
***
İnşaat Mühendisliğinin birinci kuralı der ki;
"Sağlıklı bir bina ve afet nedeniyle insanların zarar görmemesi için.
İnşaat yapılacak zeminin çeşitliğine göre, kat sayısının 4/1 kadar temel olmalı, Örnek verecek olursak: Yirmi katlı bir binanın temel perde betonu beş katı kadar olmalı ve burası depo, sığınak vs. olarak değil binanın depreme karşı sizi koruyabilecek temel betonu olmalıdır."
Kısaca yapılması gerekenler;
1.) Zemin Etütleri yapılmalı ve tarım arazileri imara açılmamalıdır.
2.) İmar barışı uygulamasından vazgeçilerek, yapı stoğunun depreme dayanıklılığı test edilmeli ve maliyeti % 40 geçen binalar derhal yıkılmalıdır.
3.) Dikey yapılaşma yerine yatay yapılaşma tercih edilmelidir.
4.) İnşaat ruhsatı verilirken teknik eleman yeterliliğine dikkat edilmeli.
5.) Kullanılan malzeme ve inşaat yapımının her aşaması denetlenmedir.
6.) Tarım arazisi, dere yatağı vs. yapılmış yapılar denetlenerek depreme dayanıklılığı test edilmelidir..
Deprem değil akılsızlık öldürür...
***
Ayrıca deprem, rasyonel ve bilimsel akılla yönetilen ülkeler için,
depremin başlıca üç yararı vardır.
1.) Ülkemizdeki madenlerin nerede ise tamamı fay hatları nedeniyle oluşmaktadır. Ülkemizin dünyada bor madeni zenginliği açısından birincisi olmasını deprem fay hatlarına borçluyuz. Endüstriyel ham madde açısından ülkemiz çok zengindir. Madenlerimizi uygun bir şekilde kullanabilirsek, bunun geliri ülkenin her türlü ihtiyacını karşılayabilir.
2.) Doğal maden sularının deprem fay hatları nedeniyle oluşmasıdır. Maden suları içinde bulundurduğu çeşitli mineraller ve iz elementleriyle vücudumuz için yararlıdır. Beypazarı doğal maden suyu bunun en güzel örneğidir.
3.) Ülkemizin içilecek kaynak suları ve ılıcalar açısında zengin olmasının nedeni de benzer şekilde deprem fay hatlarıdır.
Depreme yol açan fay hatlarının bu kadar önemli yararları olduğuna göre: “Dünyadaki her şeyin iyi ve kötü tarafı vardır.” fikrini bir kez daha güçlendiriyor.
Ozanca - 02.11.2020

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder