DEMEK Kİ DİRENEN KAZANIRMIŞ
Bağımsız Maden-İş sendikasına üye Doruk maden işçileri, yalnızca haklarını değil, aynı zamanda onurlarını da savundular. Direne direne, geri adım atmadan ve “hak alınır” gerçeğini pratiğe dökerek kazandılar. Bu kazanım tesadüf değil; örgütlü iradenin, kararlılığın ve doğru stratejinin sonucudur.
Başta sendika başkanı Gökay Çakır ve örgütlenme uzmanı Başaran Aksu olmak üzere, bu sürecin her anında emeğin haysiyetini savunan tüm işçileri selamlamak gerekir. Onların mücadelesi sadece bir ücret ya da hak meselesi değil, sınıf bilincinin ete kemiğe bürünmüş halidir.
Bu direnişin önemi büyüktür. Çünkü sadece kendi kazanımlarıyla sınırlı kalmayacak; Türkiye’deki diğer sendikalara, hatta örgütsüz emekçilere dahi yol gösterecek bir örnek oluşturacaktır. Yıllardır etkisizleşen, mücadeleden uzaklaşan sendikal anlayışlara karşı somut bir cevap verilmiştir. “Ölü taklidi yapan” DİSK ile "Görmezden gelen" Türk - İş gibi yapıların artık sorgulanacağı, tabanın harekete geçeceği bir dönemin kapısı aralanmıştır.
Kazanımın arkasında akılcı ve disiplinli bir mücadele hattı vardır.
Tek sıra halinde Ankara’ya yürüyüş, sadece bir eylem biçimi değil aynı zamanda toplumla bağ kurmanın, görünür olmanın ve meşruiyet üretmenin güçlü bir aracıdır. Gidilen her yerde halkın desteğinin alınması, mücadelenin yalnızca işçilerin değil, toplumun ortak meselesi haline geldiğini göstermiştir.
Ankara’da Enerji Bakanlığı önünde gerçekleştirilen oturma eylemi ise mücadelenin hedefini netleştirmiştir. Sorumlular bellidir ve hesap vermelidir. Sadece bir bakanlık değil, bu düzenin tüm aktörleri teşhir edilmiştir. Holdinglerin emekçileri birer “derebeyi düzeni” içinde köleleştirdiği gerçeği açıkça ortaya konmuştur.
“İşçi değiliz, kölelikten işçiliğe geçmedik.” sözü, direnişin en az eylemleri kadar çarpıcıdır.
Bu söz, içinde bulunulan koşulları ve dayatılan düzeni teşhir eden güçlü bir politik ifadedir. Aynı zamanda muhalefetin edilgenliğine de dolaylı bir eleştiridir.
Kurtuluş Parkı’nda açlık grevi çağrısı ve halkı doğrudan sürece dahil etme iradesi, mücadelenin kitleselleşme potansiyelini büyütmüştür. Bu artık sadece bir işçi direnişi değil, halkın sahiplenebileceği bir adalet arayışına dönüşmüştür.
Ve kritik an:
Başaran Aksu’nun yaptığı çağrı…
Ankara’da holding önüne, İstanbul’da TMSF önüne halkı davet eden o çıkış, iktidarın ve sermayenin korku eşiğini tetiklemiştir. Çünkü mesele artık birkaç yüz işçinin değil, belki de kontrol edilemeyebilecek bir toplumsal dalganın habercisi olmuştur.
İktidarın çaresizliği burada açığa çıkmıştır. Olası bir yayılma, ülke genelinde büyüyebilecek bir direniş ihtimali karşısında geri adım atmak zorunda kalmışlardır.
Sonuç olarak, İşçilerin hakları verilmiştir.
Bu mücadele, "Hak verilmez, alınır." gerçeğini yeniden hatırlatmıştır:
Ve en önemlisi,
Direnenlerin kazanabilir taraf olmasıdır.
Ozan
28 Nisan 2026


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder